Beyaz Yalanlar kitap kapağı

12. bölüm / 60

Beyaz Yalanlar

12. Bölüm🕯️

Vaveyla Yazarı: Amaya Xxxx

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 60Şu an: 12. Bölüm🕯️
  1. 1 1. Bölüm🕯️1.871 kelime
  2. 2 2. Bölüm🕯️2.023 kelime
  3. 3 3. Bölüm🕯️2.374 kelime
  4. 4 4. Bölüm🕯️1.879 kelime
  5. 5 5. Bölüm🕯️1.555 kelime
  6. 6 6. Bölüm🕯️2.034 kelime
  7. 7 7. Bölüm🕯️1.732 kelime
  8. 8 8. Bölüm🕯️2.089 kelime
  9. 9 9. Bölüm🕯️2.396 kelime
  10. 10 10. Bölüm🕯️1.408 kelime
  11. 11 11. Bölüm🕯️1.350 kelime
  12. 12 12. Bölüm🕯️1.886 kelime · Okuduğun bölüm
  13. 13 13. Bölüm 🕯️1.910 kelime
  14. 14 14. Bölüm🕯️1.592 kelime
  15. 15 15. Bölüm🕯️1.803 kelime
  16. 16 16. Bölüm🕯️1.023 kelime
  17. 17 17. Bölüm🕯️1.795 kelime
  18. 18 18. Bölüm 🕯️1.132 kelime
  19. 19 19. Bölüm🕯️1.331 kelime
  20. 20 20. Bölüm🕯️1.156 kelime
  21. 21 21. Bölüm 🕯️1.301 kelime
  22. 22 22. Bölüm🕯️1.354 kelime
  23. 23 23. Bölüm🕯️1.366 kelime
  24. 24 24. Bölüm🕯️1.869 kelime
  25. 25 25. Bölüm🕯️1.206 kelime
  26. 26 26. Bölüm🕯️978 kelime
  27. 27 27. Bölüm🕯️1.144 kelime
  28. 28 28. Bölüm🕯️1.003 kelime
  29. 29 29. Bölüm🕯️990 kelime
  30. 30 30. Bölüm🕯️1.157 kelime
  31. 31 31. Bölüm🕯️820 kelime
  32. 32 32. Bölüm🕯️722 kelime
  33. 33 33. Bölüm🕯️826 kelime
  34. 34 34. Bölüm🕯️1.488 kelime
  35. 35 35. Bölüm🕯️1.207 kelime
  36. 36 36. Bölüm🕯️1.200 kelime
  37. 37 37. Bölüm🕯️2.059 kelime
  38. 38 38. Bölüm🕯️1.401 kelime
  39. 39 39. Bölüm🕯️1.269 kelime
  40. 40 40. Bölüm🕯️1.807 kelime
  41. 41 41. Bölüm🕯️1.496 kelime
  42. 42 42. Bölüm🕯️1.735 kelime
  43. 43 43. Bölüm🕯️2.130 kelime
  44. 44 44. Bölüm🕯️1.619 kelime
  45. 45 45. Bölüm🕯️1.524 kelime
  46. 46 46. Bölüm🕯️2.238 kelime
  47. 47 47. Bölüm🕯️1.905 kelime
  48. 48 48. Bölüm🕯️1.405 kelime
  49. 49 49. Bölüm🕯️1.392 kelime
  50. 50 50. Bölüm🕯️1.440 kelime
  51. 51 51. Bölüm🕯️1.436 kelime
  52. 52 52. Bölüm🕯️2.180 kelime
  53. 53 53. Bölüm🕯️2.009 kelime
  54. 54 54. Bölüm🕯️2.328 kelime
  55. 55 55. Bölüm🕯️2.731 kelime
  56. 56 56. Bölüm🕯️1.696 kelime
  57. 57 57. Bölüm🕯️1.391 kelime
  58. 58 58. Bölüm🕯️2.640 kelime
  59. 59 59. Bölüm🕯️2.044 kelime
  60. 60 FİNAL 🕯️2.688 kelime

Güne gözlerimi açtığımda kendimi çok yorgun hissediyordum. Bütün bedenim şiddetli bir ağrı tarafından ele geçirilmişti. Sofia'nın henüz kapıma dayanmamasını fırsat bilerek belimin altına kadar gelen örtüyü kavradığım gibi çenemin altına kadar çekiştirdim. Bedenim örtünün altında olmasına rağmen tir tir titriyordu. Çenem üşümenin verdiği etkiyle titriyor ve dişlerimin birbirine çarpmasına sebep oluyordu. Açmak için gücümün bile olmadığı gözlerimi sıktım. Çok üşüyordum.

Örtünün altında bulunan çıplak ayaklarımı birbirine sürterek onları ısıtmaya çalıştım. Ancak bunu yaptığım anda pişman olmuştum. Sabaha kadar kabuk bağlayan birkaç yara ayaklarımı birbirine sürtmem sonucunda acımıştı. Bedenimde ki ağrı yetmiyormuş gibi bir de bunun acısı vardı. Dizlerimi kırarak karnıma kadar çektim. Örtüyü çenemin altına sıkıştırdım, kollarımı sıkıca birbirine doladım. "Akasiya!" Bir anda kapının çalınmaya başlamasıyla irkilsem de gözlerimi dahi açamadım.

Kapının ardından bir süre daha Sofia'nın seslenmelerini dinlemek zorunda kaldım. Sesinin kesilmesi ile rahat bir nefes almışken odanın kapısından büyük bir ses geldi. O kadar çok üşüyordum ki sese rağmen gözlerimi açıp ne olduğuna bile bakamadım. "Akasya?" Bu sefer bana seslen Sofia değil, Alex'in ta kendisiydi. Dudaklarımın arasından bir mırıltı kaçtı. Alex'in elini bir anda alnımda hissetmem ile homurdandım. Eli soğuktu. Başımı onun aksi tarafına çevirerek soğuk elinden kaçmaya çalıştım. "Ateşi var." Alex'in elinin alnımdan çekildiğine içten içe sevinirken bu sefer yüzümün her tarafında hissettim. Her iki eliyle de yanaklarımdan tutmuştu. "Alex..."

Sofia'nın Alex'e bir şeyler söylediğini hatta Alex'in sesini yükselttiğini bile işittim ancak ne hakkında olduğunu tam olarak anlayamamıştım. Çeneme kadar çektiğim örtünün bir anda üzerimden sıyrılması ile üşüyen bedenime şiddetli bir soğuk çarptı. Dudaklarımın arasından küçük bir çığlık kaçtı. Güçsüz kalan kollarımı uzatarak örtüyü arandım ancak bulamadım. "Gel bakalım." Bacaklarıma ve belime dolanan kollar ile havalanmam bir olmuştu. Bedenimin yaslandığı göğsün sıcaklığını hissetmem ile Alex'in göğsüne iyice sokuldum. "Bunu yapamasın!" Arkadan Sofia'nın bağırdığını bu sefer çok net duyabilmişim. Kaşlarım anlamamanın verdiği düşünce ile çatıldı.

Alex'in ona cevap vermesini ya da bağırmasını bekledim ama o cevap dahi vermeden yürümeye devam etti. "Alex?"
"Malyshka?" Kollarının arasında küçücük bedenimin titremesi saniyeler aktıkça daha da şiddetleniyordu sanki. Mümkünmüş gibi iyice göğsüne doğru sokuldum. "Üşüyorum." Alex'ten herhangi bir cevap gelmemişti. Bilincimin uykuya yenik düşmesinden hemen önce son hatırladığım şey sırtımın yumuşak bir yerle buluşmuş olduğuydu.

Gözlerimi yavaş yavaş araladığım sırada odanın içerisinde ilk önce birkaç adım sesi ardından da küçük tonda tıkırdılar işittim. Göz kapaklarımı yavaşça kaldırdığımda ilk başta görüntüm bulanıktı. Gözlerimi birkaç kez arka arkaya kırpmanın ardından görüntüm netleşince başımı hafifçe odamda gezinen kişiye bakmaya çalıştım. Büyük bir ihtimalle Sofia beni uyandırmadan önce bugün giyeceğim kıyafetleri falan ayarlıyor olmalıydı. Yavaşça yattığım yatakta doğrulmaya çalıştığımda sağ taraftan bir şey engelledi. Gözlerim şaşkınlıkla sağ tarafıma döndüğünde ilk gördüğüm serum torbasının asılı olduğu demir askılıktı.

Gözlerim şaşkınlıkla daha da açılırken dirseklerimden destek alarak yatakta oturur bir pozisyona geçtim. Ben odamda falan değildim. Hayatımda daha önce bulunmadığım, hiç görmediğim bir yerdeydim. Odanın içerisinde bir o yana bir bu yana dolanıp duran Sofia değil de Marco'nun ta kendisiydi. Sırtı bana dönüktü. Odanın bir diğer köşesinde bulunan büyük giysi dolabını kurcalamakta meşguldü. Hala uyuduğumu düşünüyor olmalıydı ki arkasını döndüğünde gözlerimi açık bir şekilde görünce hareket etmeyi kesti.

Yüzünde tek bir mimik bile oynamazken bana kısa bir bakış attı. Onun bakışlarının altında ezildiğimi hatta ufalanıp yok olduğumu hissettim. Bakışları keskin, sert ve deliciydi. Aynı zamanda da ürkütücü. Ellerimi her iki yanımdan yastığa bastırarak doğrulmaya çalıştım. Ancak kendimi o kadar yorgun hissediyordum ki kollarımda bulunan minik güç kırıntıları doğrulamamda yardımcı dahi olmadırlar.

Anlık olarak Marco'nun odadaki varlığını unutarak küçük bir çığlık atarak bedenimin geri yatağa düşmesine izin verdim. Sinirle gözlerimi sıkıca yumduğum sırada yattığım yerden havalandırılmış gibi hissedince korkuyla sadece birkaç saniye önce kapadığım gözlerimi açtım. Yatak yavaş yavaş oturur bir konuma geçerken gözlerim elindeki kumanda ile yatağı hareket ettiren Marco'nun yüzünde takılı kaldı. Bunu yapmak benim aklıma gelmemişti. Ne kadar salaktım.

Marco elindeki kumandayı yatağın ayak ucunda bulunan minik ayaklı masanın üzerine bırakırken bakışları hala üzerimdeydi. Yanaklarıma yaşadığım utançtan kaynaklı bir sıcaklık hücum ederken ondan gözlerimi kaçırmak istedim. Dudaklarımı aralamadan hemen önce sertçe yutkundum ve kurumuş olan dudaklarımı zorlayarak gülümsemeye çalıştım. "Teşekkürler."

Ettiğim teşekküre karşılık olarak yalnızca başını sallayarak geçiştirdi. Başımı geriye doğru atarak yastığa dayadım. İçinde bulunduğum hastane odasına bakındım. En son, yanlış hatırlamıyorsam, on yaşındayken falan hastaneye gelmiştim. O zamanı ve yaşananları tam olarak hatırlamıyordum. Aklımda kalan yalnızca ateşler içerisinde anne diye ağlayışım ve babamın çaresiz kalarak beni hastaneye getirmek zorunda kalmasıydı. Hatta ertesi gün biz hastaneden çıkıp eve gittiğimiz de ilk defa o gün Sofia ile tanışmıştım.

Dudaklarımın arasından sıkıntılı bir nefes kaçtı. Başımı yavaşça omzumun üzerinden kapının yanında dikilmekte olan Marco'ya çevirdim. Neden burada olduğum hakkında ona sormak istediğim birçok soru vardı. Ancak hem çok merak ediyordum hem de bunu, özellikle Marco'ya sormakta, çekiniyordum. "Şey..." cümleye nasıl girmem gerektiğini bilememiştim. Avcumuzdaki alnıma vurmak istesem de son anda elimi yumruk yaparak buna engel olabildim. "Neden buradayım?" Cebinden telefonunu çıkartması üzerine soruma cevap verip vermeyeceğini tam olarak anlayamamıştım. "Hey!" Elimi havaya kaldırarak sallamaya başladım.

Bana bakmak şöyle dursun telefonunu kulağına dayayarak telefonun öbür ucunda konuşan kişiyi dinlemeye koyuldu. Oflayarak elimi indirmek zorunda kalmıştım. "Ya ni ponimayu." Marco'nun sesinde ilk defa bir tepki sezmenin verdiği heyecanla ona döndüm. Karşıda ki kişi her ne dediyse kaşları çatıldı. Anlamıyorum, demişti yalnızca.

"Da," gözlerini bana çevirdiğinde hızla bakışlarımı ondan kaçırma gereği duydum. "Sdelay eto, poka ne pozdno." Son kurduğu cümleden tek anladığım karşıdaki kişiye geç kalmaması gerektiğini söylemesiydi. Son cümlesinin ardından bir daha konuşmayınca telefon görüşmesinin son bulduğunu anlamıştım. "Vy ponimayete minya?" İşittiğim cümle ile başımı ondan tarafa çevirdim. Elbette onu anlayabiliyordum. Babamın yabancı dile olan düşkünlüğü sayesinde. "Pogovori so mnoy." Marco'nun benimle tam olarak derdi neydi bilmiyorum. Şimdi de onunla Rusça konuşmamı istiyordu.

Aklıma gelen dahiyane bir fikirle hafifçe sırttım. "Certo che posso capirti." Benimle Rusça konuşmasına karşılık ona İtalyanca cevap vermiştim. Tam olarak ne dediğimi anlamış mıydı bilmiyorum. Dudakları yavaşça yukarıya doğru kıvrıldı. Bu onda yakaladığım bir diğer insani tepkiydi. "C'est bon a savoir." Dudaklarım şaşkınlıkla aralandı. Benim ona İtalyanca verdiğim karşılığı, elbette seni anlayabiliyorum, cümlesini anlamış üstüne bana Fransızca olarak cevap vermişti.

Belki de şaşırmamam gerekirdi. Sonuçta babam için çalışan birisinde elbette bu özellikler olmalıydı. Değilse babam için çalışabiliyor olamazdı değil mi? "Kaç dil biliyorsun?" Dayanamamış ve aramızdaki dil savaşını bırakarak geri Türkçeye dönmüştüm. Ellerini cebine yerleştirdi, omzunu beyaz hastane duvarına yasladı. "En az senin bildiğin kadar." Yüzümde gördüğü şaşkınlık ifadesinin onu memnun ettiğini fark edince anında o ifadeden kurtuldum. Tepkisiz bir ifadeye bürünmeye çalışırken yavaşça arkamdaki yastığı düzelttim. Diğer kolumda takılı olan serum borusunun içerisinde ki bir miktar kanı görmem ile korkuyla durakladım. "Bunda neden kan var?" Gözlerim ardına kadar açılmış bir halde kana bakıyordum. "Bu ne demek oluyor? Kötü bir şey mi?" Sebebini bilmemek beni daha çok korkutuyordu.

"Hey," Marco yüzümdeki ifadeden kaynaklı mı bilmiyorum ama bana karşı olan tutumu bir anda yumuşamış gibi olmuştu. Yanıma kadar yaklaştı, serum borusunu iri parmaklarıyla sarmaladı. Hafifçe yukarı aşağı oynatırken nefesimi tutmuş bir şekilde ona bakıyordum. "Kolunda serum takılı olduğunda o kolunu hareket ettirmemek gerekir. Hareket ettirdiğin zaman bu şekilde ters yöne kan gider. Korkulacak bir şey yok." Saçma bir şey yüzünden korktuğuma mı şaşırsam, kendi salaklığıma mı şaşırsam yoksa Marco'nun beni ciddiye alarak açıklaması bir yana uzun uzun cümleler kurmasına mı şaşırsam bilemedim.

"Ben... teşekkür ederim." Parmaklarının arasında eski haline dönen serum borusunu bırakarak benden birkaç adım uzaklaştı. "Rica ederim Akasya Hanım." Cümlesinin sonunda işittiğim hitap şekli üzerine istemsizce kaşlarım çatıldı. "Hanım?" Dudaklarımın arasından sorgularcasına dökülen bu kelime üzerine tek kaşı havalandı. "Buna gerek var mı?"

"Kediciği mi tercih ederdiniz?" Küçük hatırlatması üzerine anında yanaklarıma doğru bir sıcaklık nüfuz etmeye başladı. "Şey, galiba. Bilemedim." Başımı çevirerek gözlerimi ondan kaçırdım. Şu anda yüzündeki o ifadeyi görerek moralimi bozmasını istemiyordum. Daha fazla utanmak istemiyordum.

Gözlerimi kapatarak uyumayı düşünürken odamın kapısı hafifçe tıklatıldı ardından da yavaşça aralandı. Islak gözleri, hafif kızarmış yanakları ve burnu ile İnci'nin başı gözüktü. "Gelebilir miyim?" Onun bu halini görünce hızlıca yattığım yerden doğruldum. Odaya girince arkasındaki açık kalan kapıyı kapatırken gözleri yavaşça odanın diğer köşesinde bulunan Marco'ya döndü. Marco, ne bana ne de İnci'ye bakmıyordu. Dakikalar öncesindeki halinin aksine bir heykel gibi kıpırdamadan karşısında kişi duvara bakıyordu.

İnci minik adımlarla bana doğru gelirken kollarımı iki yana açarak ona sarılmak için hazırdım. Kollarımın arasına girdiği gibi başını omzuma gömerek yeniden ağlamaya başlamasıyla kendimi çok kötü hissettin. Sanki birisi elindeki bıçağı defalarca kez hiç acımadan kalbime saplıyordu. İnci kolay kolay ağlamazdı. Hassas bir karaktere sahip olması bir yana bu özelliğinin aksine oldukça güçlü de bir yapısı vardı. Onu ağlatmak gerçekten zordur.

Sırtında bulunan elimle sırtını sıvazlarken odamın kapısının yeniden açılmasıyla gözlerim o tarafa doğru kaydı. Kapının ardından ir cüssesiyle beliren Alex, çatık kaşları ve sert bakışları ile odaya girdi. İçimdeki dürtüye karşı çıkamadım, bana bakıyor olmasına rağmen göz devirdim. Onu görünce içimden sadece göz devirmek geliyordu. Bir yanım acayip bir şekilde ona gıcık kapıyordu. Bu duygu ve düşüncelerim beni bir çocuk gibi hissettirse de engel olamıyorum. "Özür dilerim Akasya, bu yaptığım çok bencilce." Kollarımın arasından çıktı. Yumruk yaptığı elleriyle ıslak yanaklarını silerken kaşlarımı çatarak ona ters ters bakmayı ihmal etmedim. "Saçmalıyorsun İnci." Ellerimi omuzlarına koyarak yavaşça sıktım. "Bir daha bunları duymak istemiyorum."

Ellerini yüzünden indirdiğinde başını kaldırıp gözlerime baktı. "Teşekkür ederim." Ona anlayışla gülümserken gözlerim onun arkasında kalan iki tane koca adama takıldı. Dudaklarımın arasından ılık bir nefes kaçarken bakışlarımı yeniden İnci'ye çevirdim. "Sorun şu bana adını vermediğin adam mı?" Adını bildiğim o adam. Sadece birkaç ay önce İnci ile çok tatsız bir şekilde ayrılmak zorunda kalmışlardı. Sorum üzerine İnci'nin bedeni gerildi. Gözleri anlamsızca yüzümde dolaştı. Ne yapmaya çalıştığımı anlayamıyordu ama ben ne yaptığımı gayet iyi biliyordum. "Evet."

"Bana adını ya da kim olduğunu söylemiyorsun, anlayışla karşılıyorum ama en azından bir adres falan veremez misin?" İnci'nin sırtı Marco ile Alex'e dönük olduğundan rahatlıkla tepki verebiliyordu. "Akasya..." bakışlarımı İnci'nin omzunun üzerinden Marco'ya çevirdim. Zamanında yaptıklarını hatırlamam üzerine ona karşı olan bakış açım anında değişmişti. O, İnci'nin kalbini kırmıştı. Onu ağlatmıştı. Bir kez bile İnci'yi dinlemeyi seçmemişti. Ortada minicik bir durum vardı aslında, eğer Marco ile İnci el ele vermiş birbirlerine tam manasıyla güvenmiş olsalardı önlerine çıkan o engeli çok kolay bir şekilde atlatabilirlerdi. Ancak onlar bunu başaramamıştı. "Adresi ben sana versem Marco, sen bir güzel o adamın yüzünü benzetebilir misin?"

Marco'nun yüzünde saniyelik bir duygu belirdi. Ancak ben bu duygunun ne olduğunu anlayamadan ortadan kayboldu. "Elbette Akasya Hanım." Ona sahteden de olsa memnuniyetle gülümsedim. "Teşekkür ederim Marco. Sana minnettarım." Ona son bir bakış daha attıktan sonra İnci'ye döndüm. "Bak sorun çözüldü. Eminim Marco onu mahvedecektir. Bırak seni üzmeyi bir daha yanına yaklaşmayacak. Böyle adam mı olur? Zaten neden tam olarak ayrıldığınızı anlamadım. Bana tam detaylarını da anlatmıyorsun," İnci'nin yüzünde yer edinen o şok olmuşluk ifadesine karşın kahkaha atmak istesem de rolüme devam etmek zorundaydım.

"Anlıyorum, ailen yüzünden. Dedenin bu saçma mirası yüzünden ailen sana istemediğin şeyleri dayatıp duruyorlar. Seninde elinden bir şey gelmediğinden onlara karşı çıkamıyorsun. Aslında haklısında. Seni tam anlamıyla bir tek ben anlıyorum. Ama böyle anlayışsız geri kafalı bir adamın ardından da üzülmeye değmez." İnci yavaşça yutkundu. "Ben bir elimi yüzümü yıkayıp geliyorum."

Adeta kaçarcasına yataktan kalkıp odayı terk ettiğinde yavaşça arkama yaslandım. Her şeyden, her detaydan haberim vardı. Bazı yerlerde salak rolünü oynamak gerçekten insanın işine yarayabiliyordu. Başımı karşımda duran ikiliye çevirdim. Alex, ters ters yanında duran Marco'ya bakarken Marco bir anda ona döndü. Birkaç saniye birbirlerine sessizce baktıktan sonra Marco sert adımlarla odayı terk etti.

Keyifle arkamdaki yastığı düzeltirken gözlerim bana bakan Alex'e takıldı. "Ne?"

"Bakıyorum da hastalık sayesinde bayağı çenen açıldı." Onun İnci ile Marco arasında zamanında yaşanan şeylerden haberi var mıydı bilmiyordum. Bu yüzden ağzımı sıkı tutmak zorundaydım. Cümlesi karşısında omuz silkmekle yetindim ve keyifle arkama yaslanarak gülümsedim.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

310okunma 6beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.