15. bölüm / 60
Beyaz Yalanlar15. Bölüm🕯️
Bölümler 60Şu an: 15. Bölüm🕯️
- 1 1. Bölüm🕯️1.871 kelime
- 2 2. Bölüm🕯️2.023 kelime
- 3 3. Bölüm🕯️2.374 kelime
- 4 4. Bölüm🕯️1.879 kelime
- 5 5. Bölüm🕯️1.555 kelime
- 6 6. Bölüm🕯️2.034 kelime
- 7 7. Bölüm🕯️1.732 kelime
- 8 8. Bölüm🕯️2.089 kelime
- 9 9. Bölüm🕯️2.396 kelime
- 10 10. Bölüm🕯️1.408 kelime
- 11 11. Bölüm🕯️1.350 kelime
- 12 12. Bölüm🕯️1.886 kelime
- 13 13. Bölüm 🕯️1.910 kelime
- 14 14. Bölüm🕯️1.592 kelime
- 15 15. Bölüm🕯️1.803 kelime · Okuduğun bölüm
- 16 16. Bölüm🕯️1.023 kelime
- 17 17. Bölüm🕯️1.795 kelime
- 18 18. Bölüm 🕯️1.132 kelime
- 19 19. Bölüm🕯️1.331 kelime
- 20 20. Bölüm🕯️1.156 kelime
- 21 21. Bölüm 🕯️1.301 kelime
- 22 22. Bölüm🕯️1.354 kelime
- 23 23. Bölüm🕯️1.366 kelime
- 24 24. Bölüm🕯️1.869 kelime
- 25 25. Bölüm🕯️1.206 kelime
- 26 26. Bölüm🕯️978 kelime
- 27 27. Bölüm🕯️1.144 kelime
- 28 28. Bölüm🕯️1.003 kelime
- 29 29. Bölüm🕯️990 kelime
- 30 30. Bölüm🕯️1.157 kelime
- 31 31. Bölüm🕯️820 kelime
- 32 32. Bölüm🕯️722 kelime
- 33 33. Bölüm🕯️826 kelime
- 34 34. Bölüm🕯️1.488 kelime
- 35 35. Bölüm🕯️1.207 kelime
- 36 36. Bölüm🕯️1.200 kelime
- 37 37. Bölüm🕯️2.059 kelime
- 38 38. Bölüm🕯️1.401 kelime
- 39 39. Bölüm🕯️1.269 kelime
- 40 40. Bölüm🕯️1.807 kelime
- 41 41. Bölüm🕯️1.496 kelime
- 42 42. Bölüm🕯️1.735 kelime
- 43 43. Bölüm🕯️2.130 kelime
- 44 44. Bölüm🕯️1.619 kelime
- 45 45. Bölüm🕯️1.524 kelime
- 46 46. Bölüm🕯️2.238 kelime
- 47 47. Bölüm🕯️1.905 kelime
- 48 48. Bölüm🕯️1.405 kelime
- 49 49. Bölüm🕯️1.392 kelime
- 50 50. Bölüm🕯️1.440 kelime
- 51 51. Bölüm🕯️1.436 kelime
- 52 52. Bölüm🕯️2.180 kelime
- 53 53. Bölüm🕯️2.009 kelime
- 54 54. Bölüm🕯️2.328 kelime
- 55 55. Bölüm🕯️2.731 kelime
- 56 56. Bölüm🕯️1.696 kelime
- 57 57. Bölüm🕯️1.391 kelime
- 58 58. Bölüm🕯️2.640 kelime
- 59 59. Bölüm🕯️2.044 kelime
- 60 FİNAL 🕯️2.688 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Aşağı kata indiğimde olduğum yerde durdum. Ayaklarım geri gitmek istiyordu. Omzumun üzerinden arkamda kalan dış kapıya bir bakış attım. Keşke şu an o kapıdan çıkıp gitme özgürlüğüne sahip olabilseydim. Bunu her şeyden ve herkesten çok istiyordum. Ama imkansızdı. Merdivenlerden gelen ayak sesleriyle sertçe yutkunarak o tarafa döndüm. Alex, yalnızca birkaç basamak yukarıda durmuş bana bakıyordu. Bakışlarından tam olarak bir şey anlaşılmıyordu. Önüme dönmeden önce kendi kendine bir şeyler mırıldandığını fark ettim.
Benimle birlikte salona giriş yaptı. Salona girdiğimde Kevin ikili koltuklardan birisinde oturuyordu. Onun hemen yanında bulunan tekli koltukta da Çınar bulunuyordu. Benim salona girmemle aralarında ne konuşuyorlarsa son vermişlerdi. Çınar, Kevin görmeden başıyla öbür tarafında bulunan tekli koltuğa oturmamı işaret etti. Onun bu hareketine gülsem mi yoksa göz mü devirsem tam olarak bilemedim. Onun bu koruyucu tavırlarını seviyordum. Bir kardeşim yoktu. Ne beni koruyacak bir abim ya da ablam ne de benim korumak için bütün gücümü harcayacağım küçük bir kardeşim yoktu. Ama Çınar vardı. Ve o hepsinin yerine yetiyordu. Yeri geldiğinde benim için abi yeri geldiğinde küçük bir kardeş oluyordu. Onun dediğini geri de çevirmedim. Açıkçası benim işime gelirdi.
"Hoş geldiniz." Arkamdan gelen Alex ile beraber Çınar'ın dediği koltuğa oturdum. "Hoş buldum." Kırık Türkçesiyle verdiği yanıta karşılık nezaketen gülümsedim. Bakışları hemen yan tarafımda ayaklara dikilen Alex'e döndü. Onu görünce yüz ifadesi tamamen değişti. Yüzüne yansıttığı ifadenin farkında mıydı bilmiyorum ama Alex'e tiksinmiş gibi bakıyordu. İstemsizce başımı hafifçe çevirerek Alex'e baktım. O ise ifadesiz yüzü ve dik bakışlarıyla direkt Kevin'e bakıyordu. Çınar ortamdaki sessizlikten rahatsız olmuş olacak ki gürültülü bir şekilde öksürdü. Onun öksürüğü ile Kevin, Çınar'a döndü. "Hangi rüzgar attı sizi buralara kadar?" Çınar'ın sorusuyla Kevin yanında duran siyah çantayı bana uzattı.
Uzattığı çantayı almak için ayaklanıyordum ki Alex benden önce davrandı. Kevin'in uzattığı çantayı ellerinin arasından çekip aldı. Kevin, Alex'in umurunda olmayan sert bir bakış attı. Ama Çınar olduğu için ağzın açıp bir şey diyemedi. Bakışları Çınar'a kayınca gülümsedi. Çınar'dan bilmediğim bir sebepten ötürü çekiniyordu. Alex'in çantayı bana uzatmasıyla birlikte dikkatim ona kaydı. "Teşekkür ederim." Herhangi bir yanıt ya da ifade göstermeden çantayı kucağıma bıraktı ve eski yerine geçti. "Öncelikle geçen gün şirkette yaşanan talihsiz durum adına özür dilerim Akasya." İlk başta 'talihsiz durum' diye söz ettiği şeyi anlayamadım. Ancak saniye olmadan kafamın içerisinde o günün sonunda yaşanan olayın görüntüleri belirdi. İstemsizce yutkundum. Hafifçe başımı sallayarak karşılık verdim.
"Hangi talihsiz durum?" Çınar'ın sorusuyla başımı kaldırıp ona baktım. Kaşları çatılmış bir halde cevap alabilmek adına bir bana bir de Alex'e bakıyordu. Cevap vermek için dudaklarımı araladığım sırada başka bir ses benden önce davranarak bana izin vermedi. "Maskeli bir adam tarafında uğradı saldırıya. Sebebi bulamadık," Kevin bakışlarını bana çevirerek devam etti. "Ama araştırmaya devam ediyoruz." Çınar duyduklarında birlikte arkamda duran Alex'e sert bir bakış attıktan sonra önüne dönüş yaptı.
Kucağımda duran çantayı açtığımda karşımda bir sürü dergi çıktı. Ama en üstte duranı özellikle dikkatimi çekmişti. Ünlü moda dergilerinden bu ayın dergisinin kapağında Alex ile benim fotoğrafım bulunuyordu. Dudaklarım şaşkınlıkla aralandı. Dergiyi havaya kaldırarak Alex'in bakış açısına soktum. Başımı çevirip tepkisini merakla bekledim. Ama onun yaptığı tek şey gözünü kırpmadan fotoğrafa bakmak oldu. "Neymiş o? Bana da göster." Çınar'ın isteği üzerine dergiyi ona çevirdim. Birkaç saniye boyunca tepkisiz kaldı. Dudakların yerleştirdiği zoraki tebessümü gözümden kaçmamıştı. "Çok güzel çıkmışsın."
Tam olarak ne hoşuna gitmemişti anlamış değildim. Şimdilik bu konuyu ona başka bir zaman sormak için kafamın bir köşesine yazdım. "Çantanın içerisinde hazırlıklar için dergiler var." Kevin'in de fotoğrafın konusuna değinmemesi dikkatimden kaçmamıştı ancak bunu pek umursamadım. "Hazırlık? Ne hazırlığı?" Sorumla birlikte Kevin'in yüz hatları sertleşti. Oturduğu koltukta öne doğru eğildi. "Düğün hazırlıkları için. Victor Bey, düğünü en yakın zamanda yapmak istediğini söyleyerek tarihi öne çekti." Ellerimin arasında duran dergi neredeyse düşüyordu. "Haberin yok muydu?" Çınar'ın sorusuyla başımı iki yana salladım. Bozuntuya vermemek adına aklıma gelen ilk yalanı söyledim. "Babam haber etmeyi unutmuş olmalı. Değilse haberim olurdu."
Çınar söylediğim yalanı fark etmişti. Ağzının içinde duyamadığım birkaç şey mırıldandı. Gözlerim dolmaya başlamıştı. Kucağımdaki çantayı yakınımda bulunan boş koltuğa bırakarak ayaklandım. "Teşekkür ederim, buraya kadar gelmişsin. Ben biraz rahatsızın bir mahzuru yoksa odama geçebilir miyim?" Kevin ayaklanarak başını salladı. Hızlı adımlarla salonu terk ederek merdivenleri tırmandım. Odama girdiğim gibi kapıyı kilitledim ve kendimi yatağa attım. İşte o an tuttuğum gözyaşlarım tek tek akmaya başladı. Sıkıca kapattığım gözlerim kapımın tıklatılması üzerine korkuyla açıldı. "Akasya?" Çınar'ın sesini duymak beni bir tık daha rahatlasa da cevap vermedim.
"Aç hadi kapıyı." Beni ağlarken görmesini istemiyordum. Dudaklarımın arasından engel olamadığım bir hıçkırık kaçtığında hızla başımı yastığa gömdüm. "Hay ben bu işin..." diye başladığı cümlesinin devamında birkaç küfür sıraladığını duydum. Yavaş yavaş sesi ve adım sesleri uzaklaşmaya başladı sonra tamamen kesildi. Başımı yastıktan kaldırarak sırtı üstü uzandım. Gözümden akan yaşlar boynuma doğru yol aldıklarında silmeye tenezzül bile etmedim. Aradan ne kadar zaman geçtiğine dair hiçbir fikrim yok. Uykum gelmiş, uykuya dalmak amacıyla gözlerimi kapatmıştım.
Ağlamam durmuştu, hıçkırıklarım yerini derin iç kemiklere bırakmıştı. Her ne kadar ağlamaktan kaynakları gözlerim açıyor olsa da uyumak istiyordum. Birazcık uyuyup uzaklaşmak. Şu an tek istediğim buydu. "Akasya?" Kapının ardından gelen tiz sesle gözlerim açıldı. "Bana da mı açmayacaksın kapıyı?" İnci'nin sesini daha net duymamalı yattığım yerden kalkarak oturur pozisyona geçtim. "Hadi aç kapıyı en azından yüzünü göreyim." Aceleyle yataktan indiğim gibi kapıyı açtım. Göz göze gelmemizle üstüme atlayıp sarılması bile olmuştu. Sarılışına karşın hazırlıksız yakalanarak geriye doğru sendelesem de hızla kendimi toplamayı başararak ayaklarımın üzerinde kaldım. "Kapıyı açmayacaksın diye çok korktum."
Kollarını çözerek beni serbest bıraktı, birkaç adım gerileyerek yüzünü daha net görmemi sağladı. Onun arkasından Çınar'da odaya adım atarak içeriye girdiğinde hızla arkamı döndüm. "Benimle dalga mı geçiyorsun Çiçek Kız?" Saçlarımı yüzümün önüne getirerek kapatmaya çalıştım. "Beni bu halde görmeni istemiyorum." Sesimin çatlaması üzerine boğazımı temizledim. "Sen cidden benimle dalga geçiyorsun. Sanki küçükken sümüklerini az temizlememişim gibi." Omzumun üzerinden ona bir bakış attım.
"Hadi sen dışarıya Çınarişko." İnci, Çınar'ı yakalarından yakalayarak kapıya sürüklemeye çalıştı. Çınar, İnci'nin ona hitap ediş şekline karşın yüzünü buruşturmaktan çekinmedi. "Hala mı bu saçma sapan lakap?" İnci yalnızca gözlerini devirdi. "Çık dedim. Daha fazla bana maruz kalmak istemiyorsan hadi çık. Biz kız kıza konuşacağız." Çınar bana doğru bakınca istemsizce gözlerimi kaçırdım. "Of! Ne yaparsanız yapın! Ama yarın bir gün benim yanıma gelip zırlamayın!" Ayaklarını yere vura vura odadan çıktı. Ardından kapıyı sertçe kapatmayı da ihmal etmedi. Çınar'ın odadan çıkması beni kısmen rahatlatmıştı. Benim için endişeli olduğunun farkındaydım. Ama utanıyordum.
İnci ellerimi tutarak beni yatağa doğru çekiştirdi. Karşılıklı olarak yatağa oturduğumuzda bağdaş kurdum. "Ben yoldayken Çınar telefonda durumdan bahsetti. Anlatmak için kendini zorlama. Sadece bana ne hissettiğini anlat, içini dök."
"İçimi dökmem gereken bir konu yok İnci. Babam çoktan kararı vermişti. Sadece acılı son daha yakın. Tek fark bu." Dudaklarının arasından sesli nefes verdi. "Deme böyle. Henüz hiçbir şey için geç değil." Yalnızca omuz silktim. Öyleydi. Babam kararını vermişti. "Hem bak aklıma ne geldi." Tek kaşım sorgularcasına havalandı. "Belki baban bu Kevin'ın bir hareketini görür ve soğur?" Anlamadığım çatılan kaşlarımdan belliydi. "Bak şimdi soruma cevap ver: babanın asla kabul etmeyeceği şey nedir?" Birkaç saniye duraksadım. Aklıma bir şey gelmeyince ona bakmaya devam ettim. İnci benden istediği cevabı alamayınca gözlerini devirdi. "İhanet. Eğer Kevin ona ihanet ederse bu iş kökten çözülür."
"O nasıl olacakmış?" Omzunda bulunan bir miktar saç tutamını geriye attı. "İllaki herkesin bir sırrı bir açığı vardır değil mi? Bizde onu bulacağız?" Gözlerimi kısarak ona doğru eğildim. "Ya yoksa?" O da bana doğru eğildi. "Biz de meydana getiririz." Şaşkınlıkla irileşen gözlerimle geriye kaçtım. "Sen..." nutkum tutulmuş halde ona bakakaldım. "Sen hangi ara bu kadar zeki oldun? Nereden geliyor aklına bu tarz şeyler." Dememle bacağıma vurması bir oldu. "Bak geliyor bir beş kardeş daha. Böyle entrika dolu bir aile de büyürsen sonuç bu oluyor kızım ne yapayım? Var mı senin aklında daha iyi bir fikir?" Başımı iki yana sallayınca kollarını göğsünde bağladı. Kollarını tuttum. "Bulur muyuz dersin?" Sorumla birlikte gözleri parladı. "Hem de en alasından." Göz kırparak sırıttı. "Pek aklıma yatmadı. O nasıl olacak ki? Evden bile doğru düzgün çıkamıyorum." Elimle bulunduğumuz ortamı işaret ettim.
İnci umursamazca omuz silkti. Ardından yavaşça kafama vurdu. "Azıcık kafanı çalıştır. Biz geçen bu adamın şirketine gitmedik mi? Sen orada saldırıya uğramadın mı? Bir düşün. Biz yine bu adamın şirketine gitsek, sen daha büyük bir saldırıya uğrasan? Sence baban ne yapar?" Dudaklarım şaşkınlıktan açık kaldı. İşaret parmağımı ona doğru salladım. "Bu kadarı fazla." Bir anda ellerime yapıştı. "Bak gel evet de. Sonrasını bana bırak. Ben hepsini halledeceğim sen sadece oynamaya bak." Kınarcasına baktım. "Sen varya sen."
"Ne diyorsun?" Kararsız kalmıştım. Ya bunun arkasında bizim olduğumuz ortaya çıkarsa? İşler planladığımız gibi gitmezse o zaman İnci'yi de tamamen kaybederdim. "Düşüneceğim." Başını hafifçe sallayarak yataktan kalktı. "Bu da çözüldüğünü göre hadi salona inelim. Senin deli oğlan meraktan kudurmuştur." Yataktan kalktım. "Sen in, ben biraz hava alıp geleceğim." İnci baş parmaklarını havaya kaldırarak beni onayladıktan sonra odadan çıkarak beni bir başıma bıraktı. Ayaklarımı sürükleyerek balkona çıktım.
Hava neredeyse tamamen kararmak üzereydi. Dirseklerimi tırabzanlara dayayarak yaslandım. Gözlerimi kapatarak başımı geriye attım, ciğerlerime derin bir nefes çektim. Yan taraftan gelen kapı sesiyle irkilerek gözlerimi araladım. Az önce boş olan balkonda şimdi Alex vardı. Üzerinde bulunan ceketten kurtulmuş, beyaz gömleğinin kollarını dirseklerine kadar sıvamıştı. Cebinden çıkarttığı sigara paketinden bir dal adlı ve dudaklarının arasına çıkıştırdı. Ardından cebinden çıkarttığı çakmakla ucunu yaktı. Sigarasından derin bir nefes çekerken başını bana doğru çevirmesiyle göz göze geldik.
Gözlerimi kaçırmak istedim ama yapamadım. Dudaklarının arasında bulunan sigarayı işaret ve orta parmağının arasına aldı. "Hiç sana küçükken gizlice birisini izlemenin ayıp olduğunu öğretmediler mi?" Dudağının sağ tarafı alayla kıvrıldığında şaşırmadan edemedim. Bu adama çok nadir tepki gösteriyordu. Bu da o anlardan birisi olmalıydı. Önüme dönerek gözlerimi art arda kırptım. Normalde olsa ona cevap verirdim ancak şu an o havamda değildim. "İlk defa karşılık vermiyorsun?" Sigarasından bir nefes daha çektiğini işittim. Yavaşça başımı ondan tarafı çevirdim. Ona baktığımı fark edince gökyüzünde olan bakışlarını bana çevirdi. "Güvenli bölgedesin malyshka. Ağlayabilirsin, seni yargılamam." Onun son cümlesine kadar gözümden akan yaşın farkında değildim.
Elimin tersiyle sertçe sildim gözyaşını. "Senin yanın gerçekten güvenli mi dersin?" Sorumla birlikte tek kaşı havalandı. "Olmasaydı akar mıydı gözünden o yaş?" Verdiği karşılıkla burukça gülümsedim. "Peki sen?" Başını hafifçe yana eğdi. "Ben ne?" Kollarımı tırabzanların üstünde bağladım. "Ağladın mı hiç?" Sorum onu şaşırtmıştı. Gözlerinden anlayabiliyordum. O konuşmasada gözleri yetiyordu. Onun kelimeleri gözleriydi. "Yalnızca bir kere." Cevap vermesi bile şaşırtıcıydı. Bana anlatmayacağını biliyordum. O yüzden sormak gibi bir hata yapmayacaktım.
"Merak etme sormayacağım. Cevap vermeyeceğini biliyorum," başını hafifçe sallayarak dediğimi destekledi. Dudaklarımın arasından beklemediğim bir iç çekiş döküldü. "Ne kadar tuhaf. Sen benim hakkımda her şeyi bilirken ben senin yalnızca adını biliyorum." Sigarasından uzun bir nefes adlı, bir-iki saniye sonra dışarıya üfledi. "Aslına bakarsan merak edilecek bir şey yok." İstemsizce elim yanağımda gitti. Parmak uçlarımla hafifçe kaşıdım. Gözleri yanağıma kaydığında ne ima ettiğimi anlamıştı. "Eminim anlatacak hikayelerin vardır."
"Gözyaşı ve kan dolu hikayeler dinlemek için henüz küçüksün. Yatağına dön küçük kız." Elini havda rastgele sallayarak içeriye girmemi işaret etti. Benimle açık açık dalga geçiyordu. Hem de hiç çekinmeden. Elim yanağımda şaşkınlıkla kaldım. Parmaklarının arasında minicik kalan sigarasını sertçe tırabzanlara bastırarak söndürdü ardından aşağıya attı. Arkasını döndü ve beni o halde balkonda bir başıma bıraktı.
Bölüm etkileşimi
