Beyaz Yalanlar kitap kapağı

48. bölüm / 60

Beyaz Yalanlar

48. Bölüm🕯️

Vaveyla Yazarı: Amaya Xxxx

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 60Şu an: 48. Bölüm🕯️
  1. 1 1. Bölüm🕯️1.871 kelime
  2. 2 2. Bölüm🕯️2.023 kelime
  3. 3 3. Bölüm🕯️2.374 kelime
  4. 4 4. Bölüm🕯️1.879 kelime
  5. 5 5. Bölüm🕯️1.555 kelime
  6. 6 6. Bölüm🕯️2.034 kelime
  7. 7 7. Bölüm🕯️1.732 kelime
  8. 8 8. Bölüm🕯️2.089 kelime
  9. 9 9. Bölüm🕯️2.396 kelime
  10. 10 10. Bölüm🕯️1.408 kelime
  11. 11 11. Bölüm🕯️1.350 kelime
  12. 12 12. Bölüm🕯️1.886 kelime
  13. 13 13. Bölüm 🕯️1.910 kelime
  14. 14 14. Bölüm🕯️1.592 kelime
  15. 15 15. Bölüm🕯️1.803 kelime
  16. 16 16. Bölüm🕯️1.023 kelime
  17. 17 17. Bölüm🕯️1.795 kelime
  18. 18 18. Bölüm 🕯️1.132 kelime
  19. 19 19. Bölüm🕯️1.331 kelime
  20. 20 20. Bölüm🕯️1.156 kelime
  21. 21 21. Bölüm 🕯️1.301 kelime
  22. 22 22. Bölüm🕯️1.354 kelime
  23. 23 23. Bölüm🕯️1.366 kelime
  24. 24 24. Bölüm🕯️1.869 kelime
  25. 25 25. Bölüm🕯️1.206 kelime
  26. 26 26. Bölüm🕯️978 kelime
  27. 27 27. Bölüm🕯️1.144 kelime
  28. 28 28. Bölüm🕯️1.003 kelime
  29. 29 29. Bölüm🕯️990 kelime
  30. 30 30. Bölüm🕯️1.157 kelime
  31. 31 31. Bölüm🕯️820 kelime
  32. 32 32. Bölüm🕯️722 kelime
  33. 33 33. Bölüm🕯️826 kelime
  34. 34 34. Bölüm🕯️1.488 kelime
  35. 35 35. Bölüm🕯️1.207 kelime
  36. 36 36. Bölüm🕯️1.200 kelime
  37. 37 37. Bölüm🕯️2.059 kelime
  38. 38 38. Bölüm🕯️1.401 kelime
  39. 39 39. Bölüm🕯️1.269 kelime
  40. 40 40. Bölüm🕯️1.807 kelime
  41. 41 41. Bölüm🕯️1.496 kelime
  42. 42 42. Bölüm🕯️1.735 kelime
  43. 43 43. Bölüm🕯️2.130 kelime
  44. 44 44. Bölüm🕯️1.619 kelime
  45. 45 45. Bölüm🕯️1.524 kelime
  46. 46 46. Bölüm🕯️2.238 kelime
  47. 47 47. Bölüm🕯️1.905 kelime
  48. 48 48. Bölüm🕯️1.405 kelime · Okuduğun bölüm
  49. 49 49. Bölüm🕯️1.392 kelime
  50. 50 50. Bölüm🕯️1.440 kelime
  51. 51 51. Bölüm🕯️1.436 kelime
  52. 52 52. Bölüm🕯️2.180 kelime
  53. 53 53. Bölüm🕯️2.009 kelime
  54. 54 54. Bölüm🕯️2.328 kelime
  55. 55 55. Bölüm🕯️2.731 kelime
  56. 56 56. Bölüm🕯️1.696 kelime
  57. 57 57. Bölüm🕯️1.391 kelime
  58. 58 58. Bölüm🕯️2.640 kelime
  59. 59 59. Bölüm🕯️2.044 kelime
  60. 60 FİNAL 🕯️2.688 kelime

ALEX

Malikanenin ağır meşe kapısından çıkmadan hemen önce, koridorun loş ışığında beliren gölge adımlarımı yavaşlatmama yetti. Çınar, sırtını soğuk mermer duvara yaslamış, kollarını göğsünde kavuşturmuş bir halde tam geçiş yolumun üzerinde duruyordu.

Gözlerindeki o çaresiz ama bir o kadar da öfkeli ifadeyi tanıyordum. Bu evde, bu acımasız sistemin içinde beraber büyümüştük. Ben büyükbabanın gölgesi, o ise onun kanıydı. Çocukluğumuz, gençliğimiz bu taş duvarların arasında yan yana geçmişti. Aldığımız her darbede, girdiğimiz her zorlu eğitimde Çınar hep benim yanımdaydı. Beni bu evde bir robottan, bir silahtan fazlası olarak gören tek insan oydu.

Adımlarımı tamamen kesmedim, sadece tempomu düşürdüm. Yüzümdeki o her zamanki, ne hissettiğimi asla ele vermeyen maskeyi sıkıca kuşandım. Görev öncesi zihnimi bulandıracak her türlü duygu, benim için ölümcül bir hatadan ibaretti.

"Yolumdan çekil Çınar," dedim, sesimi olabildiğince düz ve pürüzsüz tutmaya çalışarak. "Zamanım dar. Havalimanında beni bekliyorlar."
Çınar yerinden kımıldamadı bile. Aksine, doğrularak tam önüme geçti. Aramızdaki o çocukluktan kalma omuz omuza duruş, yerini bir hesaplaşmaya bırakmıştı. "Oraya, o canavarın peşine tek başına gitmene izin veremem Alex," dedi, sesi koridorun yüksek tavanında boğukça yankılandı. "Eğer bir hesap kapatılacaksa bunu beraber yapmalıyız. Ben senin her daim yanındaydım, unuttun mu? Beraber büyümedik mi biz bu cehennemde?"

"Bu benim görevim," diye kestirip attım. Gözlerimi onun gözlerinden ayırmadan yanından geçmek için bir hamle yaptım ama eli sertçe omzuma kapandı. O an durdum. Kaslarım istemsizce gerildi. Bir piyonun sabrı da bir yere kadardı. "Elini çek."

"Büyükbaba..." dedi Çınar, sesindeki o öfke birden yerini derin bir tekinsizliğe bırakırken. "Sabah kahvaltıda ne yaptığını sende gördün Alex. Akasya’nın önüne babasının o sedef kakmalı eski tabancasını koydu. 'O tetiği çekecek soğukkanlılığı öğreneceksin' dedi. Ona o silahı zorla verdi, Alexei. Kız daha yeni cehennemden çıkmışken, eline ölümün soğukluğunu tutuşturdu."

Yüzümdeki hiçbir kasın oynamamasına özen gösterdim ama göğsümün tam ortasında garip, sızlayan bir düğüm atıldı. Büyükbaba yine kendi vahşi oyununu oynuyordu. Akasya’yı, o saf ve inatçı kızı, kendi karanlık dünyasının bir parçası haline getirmek için erkenden yoğurmaya çalışıyordu. O kızın ellerine silah yakışmazdı. O eller, dün gece bahçede yüzümdeki maskeyi sıyırırken ne kadar narin ve savunmasızsa, öyle kalmalıydı.

"Büyükbaba ne yapması gerektiğini iyi bilir," dedim yalan söyleyerek. Sesimdeki o buz gibi ton, kendi içimdeki o ani sarsıntıyı gizlemek içindi. "Akasya bu soyadını taşıyorsa, hayatta kalmayı öğrenmek zorunda. Şimdi elini omzumdan çek Çınar. Yoksa seni o masaya ben oturtmak zorunda kalacağım."

Çınar eli yavaşça düşerken incinmiş bir şekilde yüzüme baktı. Elimi ittirip yanından hızla geçtim. Ağır adımlarla dış kapıya doğru ilerlerken, arkamdan o tanıdık, çocukluğumu paylaştığım ses fırtına gibi koptu. Çınar arkamdan tüm gücüyle bağırıyordu:
"Onu kandıramazsın Alex! Kendini de kandıramazsın! Akasya bu eve geldiğinden beri o buzdan duvarların çatlıyor, bunu ikimiz de biliyoruz! O kız seni değiştiriyor ve ben hayatımda ilk kez senin adına çok mutluyum! O robot maskesinin arkasında hala benim çocukluk arkadaşımın olduğunu bana Akasya gösterdi! Onu korumak için oraya gittiğini biliyorum!"

Adımlarımı bir an bile sektirmedim. Sırtıma çarpan o sözleri duymamazlıktan geldim, sanki koridorda sadece rüzgar uğulduyordu. Kulaklarımı onun bu haykırışına tamamen kapattım ama içimde bir yerlerde, Çınar'ın o haklı sevinci çoktan yankılanmaya başlamıştı.

Arkama bakmadan büyükbabanın kütüphanesine doğru ilerledim. Son emirleri almak ve bu evdeki son bağımı koparmak için o kapıyı çalmam gerekiyordu. Kütüphanenin kapısını iki kez vurup içeri girdiğimde, büyükbaba pencerenin önünde durmuş, dışarıdaki zifiri karanlığa ve kar fırtınasına bakıyordu. Elindeki kehribar tesbihin şıkırtısı odadaki tek sesti. İçeri girdiğimi bildiği halde birkaç saniye dönmedi.

"Her şey hazır mı, Alexei?" diye sordu, arkası dönükken. Sesi, bu malikanenin temelleri kadar ağır ve sarsılmazdı. "Hazır, efendim," diyerek bir adım öne çıktım, başımı hafifçe eğdim. "Özel jet pistte bekliyor. Türkiye’deki ekipler oğlunuzun kaçış güzergahındaki tüm güvenli evleri ablukaya aldı. Sınır kapıları ve limanlar da dahil olmak üzere her noktada adamlarımız var. Onu bulmam uzun sürmeyecek."

Büyükbaba ağır adımlarla bana doğru döndü. Masasının arkasındaki o görkemli koltuğuna oturdu ve derin bir nefes aldı. "Bu sadece sıradan bir arama kurtarma ya da infaz operasyonu değil, bunu biliyorum," dedi, gözlerini gözlerime dikerek. "O alçak, yıllar önce bu aileye en büyük lekeyi sürdü. Ve en önemlisi..." Durdu, bakışları masanın üzerindeki boş ahşap kutuya kaydı. Akasya’nın o silahı çaldığını çoktan fark etmişti ama yüzünde hafif, memnun bir tebessüm belirdi.

"O kızın, Akasya’nın geleceğini çaldı. Şimdi senin görevin o geleceği temizlemek."

"Gereken neyse yapılacak, efendim," dedim. Büyükbaba öne doğru eğildi, ellerini masanın üzerinde birleştirdi. "Seni o sokağın çamurundan çekip aldığım günü hatırla, Alexei. Yüzün kanlar içindeyken, gözlerindeki o intikam ateşini gördüğüm için seni bu evin koruyucusu yaptım. Sana o yarayı açtığında, aslında seni bana teslim etmiş oldu. Şimdi git ve o yarayı açan elleri kır. Bana onun nefes almadığına dair kesin bir kanıt getirene kadar da bu eve dönme."

"Emredersiniz," dedim. Son bir kez başımla selam verip kütüphaneden çıktım. İçimdeki o eski, kör intikam ateşi körüklenmişti ama bu kez garip bir şekilde, o ateşin içinde sadece kendi geçmişim değil, o masadan silahı alıp kaçan inatçı kızın gölgesi de vardı.

Malikaneden çıkıp beni bekleyen siyah lüks araca bindim. Havalimanına kadar olan kırk dakikalık yol boyunca çıt çıkmadı. Kafamın içinde sadece kullanılabilecek olası kaçış planları, haritalar ve koordinatlar dönmeliydi. Profesyonel bir ajan böyle yapardı. Ama gözlerimi her kapattığımda, bahçedeki o dondurucu ayazda Akasya’nın parmak uçlarının yüzümdeki o yapay deriyi sıyırışı geliyordu aklıma.

O gerçek, dikişli yaramı gördüğünde gözlerinde beliren o acı dolu sarsıntı... Çınar’ın arkamdan haykırdığı o sözler zihnimin duvarlarına çarpıp duruyordu: "O kız seni değiştiriyor..." Neden beni o halde görmesine izin vermiştim ki? Kendime kızıyordum.

Havalimanına vardığımızda, özel jet hangarının loş ışıkları altında kara bir kuğu gibi asil duruyordu. Merdivenleri hızlı adımlarla tırmanıp uçağın içine adım attım. Kapı arkamdan büyük bir gürültüyle kapandı ve kilitlendi. Ceketimi çıkarıp geniş deri koltuklardan birine bıraktım.

Uçak pistte yavaş yavaş hareket etmeye başlarken, geniş pencereden dışarıdaki karlı Moskova gecesine baktım. İçimde garip bir boşluk hissi vardı. Kendi kendime mırıldandım: Akasya olmayınca bu uçak yolculuğu sahiden de çok sıkıcı olacak.

Zihnim istemsizce onunla yaptığımız o son uçak yolculuğuna gitti. Onu Türkiye’deki o evden zorla alıp bu uçağa bindirdiğim anı düşündüm. Nasıl da öfkeyle parlayan gözlerle bana bakmıştı, nasıl da hırçın bir kedi gibi ellerimden sıyrılmaya çalışmıştı. Korkuyordu ama o korkunun arkasında sarsılmaz bir inat vardı. Onun o dik başlılığı, sürekli laf yetiştirmesi, uçaktaki o gerilimli sessizliği bile bozmaya yeten o enerjisi... Şimdi ise koskoca uçakta sadece motorların o monoton uğultusu vardı.

Birden kaşlarımı çattım ve oturduğum koltukta dikleştim. ‘Ben ne düşünüyordum böyle?’ diye geçirdim içimden, kendime gelmek ister gibi başımı iki yana sallayarak. ‘Kendine gel Alexei. Sen bir görevdesin. O kız büyükbabanın torunu, senin ise sadece korumakla yükümlü olduğun bir piyon. Ne zamandan beri bir piyonun yokluğu senin uçak yolculuklarını sıkıcı bulmana sebep oluyor?’ Dişlerimi sıktım. Bu tarz insani duygular, benim gibi adamların sonunu getirirdi. Havada uçuşan düşünceleri zihnimin en karanlık köşesine süpürüp gözlerimi kapattım.

Uçak pistten havalanmış, bulutların üzerine çıkmıştı. Türbülanssız, son derece rahat ve pürüzsüz bir uçuştaydık. Yaklaşık yarım saattir havadaydık ve motorların o düzenli sesi ritmik bir şekilde içimi sakinleştiriyordu.

Tam o sırada, uçağın arka tarafındaki kargo ve mutfak bölümünün olduğu taraftan boğuk, metalik bir ses yükseldi. Bir şeylerin yere düşme ya da sürtünme sesiydi.

Gözlerimi anında açtım. Uçakta pilotlar dışında sadece ben vardım. Koruma ekipleri Türkiye’de konuşlanmıştı, büyükbaba bu gizli operasyonda uçağa başka kimsenin binmesini istememişti. Etrafta kimse olamazdı.

Sessizce oturduğum koltuktan doğruldum. Hareketlerim bir gölge kadar hışırtısızdı. Elim istemsizce belimdeki silahıma gitti. Silahı kılıfından çıkarıp emniyetini hafifçe indirdim. Namluyu yere doğru tutarak adımlarımı parmak uçlarımda atarak uçağın loş koridorunda ilerlemeye başladım.

Ses arka taraftaki, acil durum malzemelerinin ve yedek battaniyelerin saklandığı o dar, perdeli kargo boşluğundan gelmişti.
Perdenin önüne geldiğimde durdum. Nefesimi tuttum. Sol elimle perdenin kenarını kavradım, sağ elimdeki silahı ise olası bir tehdide karşı göğüs hizama kaldırdım. Kalbimin ritmi, profesyonel soğukkanlılığıma tezat olarak hızlanmıştı.

Perdeyi tek bir hamlede hızla geriye doğru çektim. Silahımın namlusunu karanlık boşluğa doğrulttum. "Çık dışarı!" diye gürleyecektim ki, kelimeler boğazımda düğümlendi.

Karanlık köşede, dizlerini göğsüne çekmiş bir halde, sırt çantasına sıkıca sarılmış olarak oturan kişi Akasya'ydı.
Üzerindeki koyu renk montun kapüşonu arkaya düşmüştü, saçları darmadağındı. Silahın namlusunu karşısında gördüğünde gözlerini hafifçe kırpıştırdı ama korkmadı. O sarsılmaz, inatçı bakışlarını doğrudan benim buz mavisi gözlerime dikti.

Silahı tutan elim aniden gevşedi. Namluyu yavaşça yere doğru indirdim. O an, göğüs kafesimin içinde aylardır donmuş duran o buz kütlesinin hızla eridiğini hissettim. İçimi garip, tarifi imkansız bir rahatlama kapladı. Öyle büyük bir rahatlamaydı ki bu, içinde bulunduğumuz durumun tehlikesini, büyükbabanın emirlerini, uçağa nasıl sızdığının mantıksızlığını saniyeliğine tamamen unuttum.

Dudaklarımın kenarı, benim bile kontrol edemediğim bir şekilde, aylardır ilk kez hafifçe yukarı doğru kıvrıldı. İstemsizce, içten gelen saf bir mutlulukla gülümsedim. Karşımdaydı işte. Yine oyunun kurallarını yıkmış, yine imkansızı başarmış ve beni o çok sıkıcı olacağını düşündüğüm yolculukta yapayalnız bırakmamıştı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

51okunma 5beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.