Beyaz Yalanlar kitap kapağı

39. bölüm / 60

Beyaz Yalanlar

39. Bölüm🕯️

Vaveyla Yazarı: Amaya Xxxx

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 60Şu an: 39. Bölüm🕯️
  1. 1 1. Bölüm🕯️1.871 kelime
  2. 2 2. Bölüm🕯️2.023 kelime
  3. 3 3. Bölüm🕯️2.374 kelime
  4. 4 4. Bölüm🕯️1.879 kelime
  5. 5 5. Bölüm🕯️1.555 kelime
  6. 6 6. Bölüm🕯️2.034 kelime
  7. 7 7. Bölüm🕯️1.732 kelime
  8. 8 8. Bölüm🕯️2.089 kelime
  9. 9 9. Bölüm🕯️2.396 kelime
  10. 10 10. Bölüm🕯️1.408 kelime
  11. 11 11. Bölüm🕯️1.350 kelime
  12. 12 12. Bölüm🕯️1.886 kelime
  13. 13 13. Bölüm 🕯️1.910 kelime
  14. 14 14. Bölüm🕯️1.592 kelime
  15. 15 15. Bölüm🕯️1.803 kelime
  16. 16 16. Bölüm🕯️1.023 kelime
  17. 17 17. Bölüm🕯️1.795 kelime
  18. 18 18. Bölüm 🕯️1.132 kelime
  19. 19 19. Bölüm🕯️1.331 kelime
  20. 20 20. Bölüm🕯️1.156 kelime
  21. 21 21. Bölüm 🕯️1.301 kelime
  22. 22 22. Bölüm🕯️1.354 kelime
  23. 23 23. Bölüm🕯️1.366 kelime
  24. 24 24. Bölüm🕯️1.869 kelime
  25. 25 25. Bölüm🕯️1.206 kelime
  26. 26 26. Bölüm🕯️978 kelime
  27. 27 27. Bölüm🕯️1.144 kelime
  28. 28 28. Bölüm🕯️1.003 kelime
  29. 29 29. Bölüm🕯️990 kelime
  30. 30 30. Bölüm🕯️1.157 kelime
  31. 31 31. Bölüm🕯️820 kelime
  32. 32 32. Bölüm🕯️722 kelime
  33. 33 33. Bölüm🕯️826 kelime
  34. 34 34. Bölüm🕯️1.488 kelime
  35. 35 35. Bölüm🕯️1.207 kelime
  36. 36 36. Bölüm🕯️1.200 kelime
  37. 37 37. Bölüm🕯️2.059 kelime
  38. 38 38. Bölüm🕯️1.401 kelime
  39. 39 39. Bölüm🕯️1.269 kelime · Okuduğun bölüm
  40. 40 40. Bölüm🕯️1.807 kelime
  41. 41 41. Bölüm🕯️1.496 kelime
  42. 42 42. Bölüm🕯️1.735 kelime
  43. 43 43. Bölüm🕯️2.130 kelime
  44. 44 44. Bölüm🕯️1.619 kelime
  45. 45 45. Bölüm🕯️1.524 kelime
  46. 46 46. Bölüm🕯️2.238 kelime
  47. 47 47. Bölüm🕯️1.905 kelime
  48. 48 48. Bölüm🕯️1.405 kelime
  49. 49 49. Bölüm🕯️1.392 kelime
  50. 50 50. Bölüm🕯️1.440 kelime
  51. 51 51. Bölüm🕯️1.436 kelime
  52. 52 52. Bölüm🕯️2.180 kelime
  53. 53 53. Bölüm🕯️2.009 kelime
  54. 54 54. Bölüm🕯️2.328 kelime
  55. 55 55. Bölüm🕯️2.731 kelime
  56. 56 56. Bölüm🕯️1.696 kelime
  57. 57 57. Bölüm🕯️1.391 kelime
  58. 58 58. Bölüm🕯️2.640 kelime
  59. 59 59. Bölüm🕯️2.044 kelime
  60. 60 FİNAL 🕯️2.688 kelime

Gözlerimi açtığımda, ilk olarak nerede olduğumu idrak edemedim. Birkaç saniye nerede olduğumu, neden üzerimde Alex’in ceketinin olduğunu anlamaya çalıştım. Sonra, bir film şeridi gibi dökülmeye başladı anılar zihnime. Asansördeki kavga ve polislerin içeri dalışı, "Amcanın adı!" diye bağıran o ses... Ve sonra yağmur. Kaldırım kenarında eriyen pembe dondurmam…

Yorganın altına biraz daha gömülmek hatta yok olmak istedim. İçimde devasa bir boşluk vardı, sanki birisi ruhumu yerinden söküp almış gibiydi.

Evin içinden gelen bazı sesler duymaya başladım. İstemsizce kaşlarım çatıldı. Birkaç saniye boyunca hareketsiz kalarak seslere odaklandım. Ama ne olduğunu tam olarak anlayamadım. İçimde yeşeren büyük merak beni yataktan kaldırma konusunda başarılı oldu.

Ayaklarımı yataktan aşağıya doğru sarkıttım. Yorganın altında yukarıya doğru sıvanan elbisemi hızlıca düzelttikten sonra yataktan indim. Ayaklarımın çıplak soğuk zemin ile buluşmasıyla istemsizce irkildim. Yavaş ve yumuşa adımlar atmaya dikkat ederek kapıya ilerledim.
Odanın kapısını yavaşça sessizce araladım. Çıplak ayaklarımın yerdeki parkelerin soğukluğuna her bir değişiyle fazlasıyla ürperiyordum. Tüm dikkatimi seslere vererek sesin kaynağını takip etmeye başladım.

Ev, modern bir Amerikan mutfak tarzındaydı; salon ve mutfak iç içe geçmiş, geniş bir alan oluşturuyordu. Salona giden koridorun başında durdum. Televizyonun sesi fazlasıyla yüksekti. Duymamak neredeyse imkansızdı. Bir kadın spikerin sesi boş odada yankılanıyordu.

"...holdingin yönetim kurulu başkanı olarak bilinen şahsın, aslında yirmi beş yıl önce ortadan kaybolan öz kardeşinin kimliğini çalarak bu imparatorluğu kurduğu iddia ediliyor. Cinayet masası ekiplerinin yürüttüğü operasyonda ele geçirilen belgeler..."

Nefesimi tuttum. Birkaç saniye sadece o sesi dinledim. Ayaklarım benden bağımsız hareket ederek ağır ağır salona girdi. Kendimi ortadaki gri, geniş koltuğa bıraktım adeta. Gözlerimi ekrandan ayıramıyordum.

Ekranda amcamın ,baba dediğim o adamın, polisler arasında başı eğik şekilde götürülüşünü gösteriyordu. O kibirli duruşu gitmiş, yerine çökmüş bir ihtiyar gelmişti. Haberler aniden reklama girdiğinde, salonun sessizliği kulaklarımı sağır edecek kadar ağırlaştı.

“Uyandın mı?” Alex’in sesi, hemen arkamdan, mutfak kısmından gelmişti. İrkildim, arkama döndüğümde onu gördüm. Üzerinde sadece siyah bir tişört vardı ve mutfak tezgahının başında bir şeyler hazırlıyordu. Onu böyle bir ev işiyle uğraşırken görmek o kadar alışılmadık bir görüntüydü ki, bir an için haberlerdeki o dehşeti unuttum.

“Nasıl hissediyorsun?” diye sordu bu defa, elindeki bıçağı bırakıp bana dönerek. Bakışların da bu zamana kada hiç rastlamadığım bir yumuşaklık vardı. “Bilmiyorum,” dedim, sesim çatallı çıkmıştı. “Hiçbir şey hissetmiyorum Alex.”

Hafifçe başını salladı. “Normal. Zihnin olanları hazmetmeye çalışıyor. Senin için odaya birkaç parça kıyafet bıraktım, İnci dün gece getirdi. Git, elini yüzünü yıka. Ayılınca gel, bir şeyler yemen lazım. Aç karnına bu kadar düşünce iyi gelmez.”

Sesimi dahi çıkarmadan onu dinledim. Ne zaman uzun uzun cümleler kurmaya başlasa sadece ona odaklanıyordum. Hala oturduğum yerden onu izlediğimi fark edince bana döndü. Gözlerini korkusuzca ve bir o kadar da inatçı bir tavırla gözlerime dikti. Gözlerimi devirmeden edemedim.

Ardı ardına saydığı emirleri yerine getirmek adına oturduğum koltuktan ayaklandım. Dediği gibi de yaptım. Koltuktan kalkıp odama geri döndüm. Yatağın üzerine bırakılmış temiz kıyafetleri buldum, sade bir jean ve siyah bir kazak. Onları giyerken ellerim hala hafifçe titriyordu. Ardından banyoya geçtim. Aynanın karşısına geçtiğimde duraksadım.

Aynada beliren görüntüyü bir an tanıyamadım. Mümkünmüş gibi daha da yaklaştım aynaya. Tüm dikkatimle kendimi incelemeye koyuldum. Aynadaki kadını tanımakta güçlük çekiyordum. Göz altlarım morarmış, saçlarım birbirine girmiş, yüzümdeki o asansörden kalma kan lekeleri kurumuş ve cildim solmuştu. Tam bir felaket gibiydim. Ben kendimi ilk defa bu halde görüyordum. Rezalet bir haldeydim.

Ellerimi yüzüme dokunmak için kaldırdığım sırada tırnaklarımın kenarında birikmiş kuru kan lekelerin fark ettim. Bu görüntü karşısında midemin bulandığını hissettim. Ben ne ara bu kadar kötü olmuştum?

Bir an için Alex’in karşısına bu halimle çıktığım için kendimden utandım. Daha az önce bu berbat ve darmadağın halimle karşısında oturmuştum.

Tam o sırada kapı iki kez tıklandı. “Akasya? Hazırsan gel artık.”
“Geliyorum,” diye seslendim. Hızlıca suyu açtım ve hemen yüzüme soğuk su çarptım.

Yüzüme, saçlarıma ve tırnaklarımda biriken kan şekerlerini temizlemek birkaç dakikamı almıştı. En sonunda da saçlarımı hızlıca bir toka yardımıyla tepemde topladım. En azından biraz daha insana benzemiştim.

Mutfaktaki ada tezgahına doğru yürüdüğümde gördüğüm sofra beni şaşırttı. Alex, basit ama özenli bir kahvaltı hazırlamıştı; sıcak ekmek kokusu, zeytinler, peynirler... Sessizce gösterdiği sandalyeye oturdum. O da karşıma geçti.

Önümdeki tabağa bakıyordum ama elim bir türlü kaşığa ya da çatala gitmiyordu. Birden, o evin yemek masasındaki o soğuk kurallar aklıma geldi. Babam masaya oturmadan kimse yiyemezdi. Dik oturmalıydım, sadece o konuşmamayı istediği zaman konuşma hakkım vardı. O sofradan kalkamadan kalkmak yasaktı.

Şimdi ise karşımda Alex vardı ve ben ne yapacağımı, nasıl başlayacağımı bilmiyordum. Yirmi beş yıl boyunca kendi özgür irademle, korkmadan bir lokma bile yiyemediğim gerçeği boğazıma oturdu. Gözlerimin dolduğunu hissettim, bakışlarımı tabağa indirdim.

Alex bunu fark etti. Hiçbir şey sormadı, ‘Neden ağlıyorsun?’ demedi. Sadece uzanıp tabağıma sıcak bir dilim ekmek koydu, üzerine biraz peynir ve domates ekledi. “Sadece ye,” dedi, sesi ilk kez bu kadar alçak ve şefkatliydi. “Burada kural yok. Burada kimse seni yargılamıyor. Sadece karnını doyur.”

Oturduğum yerde şaşkınlıkla donup kaldım. Yalnızca ona minnet dolu bir bakış fırlattım. “Teşekkür ederim,” diye fısıldadım. İlk lokmayı yediğimde, tadını gerçekten aldığımı hissettim. Bu, özgürlüğün ilk tadıydı belki de.

Bir süre sessizce yedik. Ama kafamdaki sorular bir ordu gibi üzerime yürüyordu. Susmak bilmeyen soruları dile getirme zorunluluğu hissediyordum. En azından bir şeylerin bilmek benim de hakkım değil miydi? Çatalımı yavaşça bıraktım ve başımı kaldırıp doğrudan onun gözlerine baktım.

“Alex,” dedim, sesim bu sefer daha kararlıydı. “Ailem hakkında... Onlar hakkında neler biliyorsun? Bu bilgileri nasıl edindin? Yani, yirmi beş yıl saklanmış bir gerçeği sen nasıl bu kadar net bir şekilde bulup çıkardın?”

Alex’in vücudu aniden kasıldı. Lokmasını yutarken boğazındaki düğümün hareket edişini gördüm. Yemek yemeyi bıraktı, bakışlarını masaya sabitledi. Odadaki hava bir anda ağırlaştı. “Malyshka,” dedi, sesi mesafeli bir tona bürünmüştü. “Bunları açıklamanın daha doğru bir zamanı olacak. Ama o zaman, şimdi değil.”

“Neden?” diye üsteledim. “Neden şimdi değil? Hayatım bir yalandan ibaretmiş, bunu öğrendim. Daha ne olabilir ki? Kimsin sen Alex? Sadece bir koruma olmadığını anladım artık.” Derin bir nefes aldı. “Bu bilgileri sana vermek benim görevim değil. Bazı şeyler... bazı gerçekler ancak yaşanarak ve zamanı gelince taşınabilir. Kafanı daha fazla karıştırmak istemiyorum. Sadece şu anki gerçeğe odaklan.”

Kafam iyice karışmıştı. Bir şeyler gizliyordu, bu çok açıktı. Ama üzerine gitsem de söylemeyeceğini biliyordum. İstemeyerek de olsa sesizliğe gömüldüm. Tabağımdaki kahvaltılıklarla oynamaya başladım. Sessizlik aramıza bir duvar gibi örüldü.

Alex, bu gerginliği dağıtmak ister gibi konuyu değiştirdi. “Eğer kahvaltını yaparsan,” dedi, duraksadı. “Eğer kendini hazır hissedersen, bugün seni bir yere götürmek istiyorum.”

“Nereye?” diye sordum merakla. “Ailenin yanına,” dedi. “Gerçek ailenin mezarına. Onları ziyaret etmen gerektiğini düşünüyorum. Belki... belki bu sana biraz huzur verir.”

Kalbim bir anlığına durdu sandım. Bana bu teklifi yapması…Mezarlık... “Gideriz,” dedim, sesim titreyerek. “Lütfen gidelim.”

Hafifçe başını aşağı-yukarı sallayarak onayladı. Yeniden tabağıma eğildiğim sırada farkında vardım. Bir an için çevreme bakındım. Ev fazla sessizdi. “Peki ya diğerleri?” diye sordum. “Çınar, Marco, İnci... Neredeler?” Ortalıkta kimse yoktu. Nereye kaybolmuşlardı?

“Marco ve Çınar şirkete geçtiler,” dedi Alex, kahvesinden bir yudum alarak. “Dün geceki operasyondan sonra şirkette büyük bir kriz çıktı. Hisseler çakıldı, yönetim darmadağın. Durumu kontrol altına almaları, senin haklarını korumaları gerekiyor. İnci ise... Ailesi daha fazla endişelenmesin diye bugünlük eve gitti.”

‘Anladım’ anlamında başımı salladım. Herkes benim için bir şeyler yapıyordu. Yıllarca yalnız olduğumu sanırken, aslında etrafımda koca bir ordu varmış da haberim yokmuş.

Kahvaltımızı bitirdik. Alex mutfağı toplarken ben üzerime ceketimi aldım. İçimde hem büyük bir korku hem de tarif edilemez bir heyecan vardı. Annem ve babam... Onlarla ilk kez "gerçekten" tanışmaya gidiyordum.

Alex anahtarlarını aldı ve kapıya yöneldi. “Hazır mısın?”
Derin bir nefes aldım, omuzlarımı dikleştirdim. “Hazırım,” dedim.
Kapıdan dışarı çıktığımızda, güneş bulutların arasından sızıyordu.

Bugün, yirmi beş yıllık bir karanlığın sonu, acı dolu ama gerçek bir başlangıcın ilk günüydü. Arabaya bindik ve sessizce mezarlığa doğru yola çıktık. Yol boyunca dışarıyı izledim; şehir her zamanki gibiydi ama ben artık o eski Akasya değildim. Ve yanımda oturan Alex... O hala çözülmeyi bekleyen en büyük bilmeceydi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

97okunma 5beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.