14. bölüm / 60
Beyaz Yalanlar14. Bölüm🕯️
Bölümler 60Şu an: 14. Bölüm🕯️
- 1 1. Bölüm🕯️1.871 kelime
- 2 2. Bölüm🕯️2.023 kelime
- 3 3. Bölüm🕯️2.374 kelime
- 4 4. Bölüm🕯️1.879 kelime
- 5 5. Bölüm🕯️1.555 kelime
- 6 6. Bölüm🕯️2.034 kelime
- 7 7. Bölüm🕯️1.732 kelime
- 8 8. Bölüm🕯️2.089 kelime
- 9 9. Bölüm🕯️2.396 kelime
- 10 10. Bölüm🕯️1.408 kelime
- 11 11. Bölüm🕯️1.350 kelime
- 12 12. Bölüm🕯️1.886 kelime
- 13 13. Bölüm 🕯️1.910 kelime
- 14 14. Bölüm🕯️1.592 kelime · Okuduğun bölüm
- 15 15. Bölüm🕯️1.803 kelime
- 16 16. Bölüm🕯️1.023 kelime
- 17 17. Bölüm🕯️1.795 kelime
- 18 18. Bölüm 🕯️1.132 kelime
- 19 19. Bölüm🕯️1.331 kelime
- 20 20. Bölüm🕯️1.156 kelime
- 21 21. Bölüm 🕯️1.301 kelime
- 22 22. Bölüm🕯️1.354 kelime
- 23 23. Bölüm🕯️1.366 kelime
- 24 24. Bölüm🕯️1.869 kelime
- 25 25. Bölüm🕯️1.206 kelime
- 26 26. Bölüm🕯️978 kelime
- 27 27. Bölüm🕯️1.144 kelime
- 28 28. Bölüm🕯️1.003 kelime
- 29 29. Bölüm🕯️990 kelime
- 30 30. Bölüm🕯️1.157 kelime
- 31 31. Bölüm🕯️820 kelime
- 32 32. Bölüm🕯️722 kelime
- 33 33. Bölüm🕯️826 kelime
- 34 34. Bölüm🕯️1.488 kelime
- 35 35. Bölüm🕯️1.207 kelime
- 36 36. Bölüm🕯️1.200 kelime
- 37 37. Bölüm🕯️2.059 kelime
- 38 38. Bölüm🕯️1.401 kelime
- 39 39. Bölüm🕯️1.269 kelime
- 40 40. Bölüm🕯️1.807 kelime
- 41 41. Bölüm🕯️1.496 kelime
- 42 42. Bölüm🕯️1.735 kelime
- 43 43. Bölüm🕯️2.130 kelime
- 44 44. Bölüm🕯️1.619 kelime
- 45 45. Bölüm🕯️1.524 kelime
- 46 46. Bölüm🕯️2.238 kelime
- 47 47. Bölüm🕯️1.905 kelime
- 48 48. Bölüm🕯️1.405 kelime
- 49 49. Bölüm🕯️1.392 kelime
- 50 50. Bölüm🕯️1.440 kelime
- 51 51. Bölüm🕯️1.436 kelime
- 52 52. Bölüm🕯️2.180 kelime
- 53 53. Bölüm🕯️2.009 kelime
- 54 54. Bölüm🕯️2.328 kelime
- 55 55. Bölüm🕯️2.731 kelime
- 56 56. Bölüm🕯️1.696 kelime
- 57 57. Bölüm🕯️1.391 kelime
- 58 58. Bölüm🕯️2.640 kelime
- 59 59. Bölüm🕯️2.044 kelime
- 60 FİNAL 🕯️2.688 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gözlerimi şaşkınlıkla ardı ardına kırpıştırdım. Uzun zamandır, yıllardır görmediğim o açık kahve gözleri görmenin verdiği heyecan ve sevinçle dudaklarımın arasından minik bir çığlık kaçtı. Bir an sonra elleri poşetlerle dolu olan Çınar'ın kolları arasındaydım. "İnanmıyorum! Geldin!" Ona sımsıkı sarıldım. En sonunda o da dayanamadı ellerinde ki poşetleri ayak ucumuza bıraktı ve kollarını belime doladı. "Evet, sonunda." Geniş omuzlarına dolaştığım kollarımı çözerek kafamı geriye attım ve hasretini çektiğim o güzel yüzüne baktım. "Çok özlemişim." Dudağının bir köşesi alayla kıvrıldı. "En son gitmem için yalvarıyordun?" Geriye doğru adımlayarak kollarının arasından çıktım.
Umursamaz bir edayla omuz silktim. "Çok can sıkıcı bir kuzen olduğunu herkes bilir." Dememle elini saçlarımın arasına daldırdı. Saçlarımı karıştırmasını sevmediğimi biliyordu. Ve her seferinde buna rağmen saçlarımı karıştırmaktan zevk alıyordu. Sinirle eline vurdum. O, bunu umursamadı. Ona bir kez daha vurmak istediğim de elimi havada yakalayarak beni göğsüne çekti. "Kuzen sarılması." Bu sefer konuşmak için dudaklarımı araladığımda elini esneme kaydırdı, yüzümün tamamını göğsüne bastırdın. Nefesim kesilmişti. Birkaç saniye sonra beni bıraktığında çatılmış kaşlarımla alttan alttan baktım. "Çok can sıkıcı olduğumu sen söyledin."
Yumruk yaptığım elimi bütün gücümle karın boşluğuna indirdim. Ama onun yüzünde mimik dahi oynamadı. Tek kaşım şaşkınlıkla havalanmış bir şekilde yumruğuma bakakaldım. "Burası canımın acıdığı yerdi değil mi?" Dedikten sonra sanki gerçekten canı acımış gibi karnını tutarak öne eğildi. Onun öne doğru eğilmesiyle arkasında duran Alex'i fark ettim. Alex'in tek kaşı sorgularcasına havalanmış bana bakıyordu. Büyük ihtimalle Çınar'ın kim olduğunu anlamaya çalışıyordu. Çınar, eğildiği yerden doğrulunca görüş alanımı kapattı, artık Alex'i göremez oldum. "Bunca zaman beni kandırıyor muydun?"
"Yani. Çok güçlü bir yumruğun olduğu söylenemez Çiçek Kız." İstemsizce yüzümü buruşturdum. "Ee, ben kapıda kaldım. Almayacak mısın beni içeriye?" Elimle içeriye geçmesini işaret ettim. Kapıyı kapatmak için hareketlenmiştim ki Çınar benden önce davrandı. Kapıya yüzünü doğru çevirdiği an durdu. Alex, hemen birkaç metre dışarıda bize baktığından onu fark etmişti. "Bu arkadaş kim Akasya? Baban işe yeni adam mı aldı?" Sorusunun ardından kapıyı kapatarak bana döndü. "Çok uzun hikaye."
"O uzun hikayeni dinleyecek kadar zamanım var." Elimle arkamda kalan mutfağı işaret ettim. "Kahve?" Başını sallayarak onayladı. Onu beklemeden önden mutfağa girdim. "Evden kaçtım." Dolaptan sütü çıkartmak için ona sırtımı dönmek zorunda kaldım. "Anlamadım? Evden mi kaçtın?" Aldığım süt şişesini tezgahın üzerine bıraktım, buzdolabının kapağını kapattım. "Evet," kahve makinesinin fişini prize taktığım sırada Çınar'ın masaya oturmaktan vazgeçtiğini fark ettim. "Neden? Nasıl?" Makinenin açma tuşuna bastıktan sonra kalçamı tezgaha yaslayarak tam karşımda dikilen Çınar'a döndüm. "Birkaç hafta önceydi. Babam, Sofia ile haber gönderdi. Akşam yemeğine misafirler gelecek sen de bulun, diye. Biliyorsun bu tarz şeyler babamın huyu değildir..."
Bir yandan anlatmaya devam ederken onun kahvesini hazırladım. Bir dakika içinde kahvesi hazır olmuştu. Ona kahvesini verdiğim sırada her ne kadar gözüm bir bardak kahvede takılı kalsa da içtiğim o bir bardağın bile tartıda fark ettiğini biliyordum. Özellikle son zamanlarda, daha doğrusu evden kaçtığımdan bu yana, Sofia'nın ve babamın gözü üzerindeyken bunu yapamazdım. Çınar karşımda heyecanla anlattıklarımı dinliyor aynı zamanda ona hazırladığım kahvesini büyük bir zevkle içiyordu. En nihayetinde anlatmayı bitirdiğimde sustum. Çünkü yine o anları yaşamış gibi hissetmiştim. Her zaman böyle oluyordu. Ne zaman yaşadığım bir şeyi anlatsam yeniden kendimi o anda buluyordum. Ve o an ne hissediyorsam anlattıktan sonra yine aynı duygular içimde beliriyordu.
Çınar geldiğinde içimde yeşeren mutluluktan artık eser yoktu. "Kimmiş bu it? Ne malum iyi birisi olduğu? Soyu sopu neymiş? Tanımadığımız etmediğimiz insanlar." Her zamanki koruyucu tavrına bürünmüştü. Dudaklarıma buruk bir tebessüm yerleşti. "Biz tanımıyoruz Çınar, babam tanıyor. Ve emin ol, babam için bizim bir önemimiz yok. Onun için yalnızca o ve işi var." Bardağının dibinde kalan son yudumu da kafasına diktikten sonra arkamda kalan tezgaha bıraktı bardağını.
"Peki bunları neden bana haber etmedin? En azından daha erken dönerdim." Umursamazca omuz silktim. "Dönsen ne? Senin bile elinden bir şey gelmez." Küçüklüğümden beri hayatımın en ayrılmaz ve önemli parçalarından birisi de Çınar'dı. Halam ben doğmadan birkaç ay önce ölmüştü. Bu yüzden midir bilmem ama ikimizde birbirimize hep sıkı sıkı sarılmıştık. Bu zamana kadar hep bizimleydi. Babam Çınar'ı çok severdi. Bana göstermediği sevgisini, merhametini hep Çınar'a vermişti. Çocukken bu durumu çok kıskanırdım ancak büyüdükçe bunun bir önemi olmadığını da fark etmiştim. "En yakın zamandan o adamla tanışmak istiyorum Akasya. Aynı zamanda bu işi bozmak için elimden geleni de yapacağıma emin olabilirsin."
Gözlerim pencereden dışarıya kaydı dalgınca. "Bahçeye çıkalım mı?" Konuyu değiştirme çabamı anlamıştı. Sessiz kalarak yalnızca beni onayladı. Beraber bahçeye çıkarak çok sevdiğim salınacağım da yan yana oturduk. "Farklı yüzler var." Gözlerini tek tek bahçede bulunan korumaların üzerinde gezdirdi. En son solumda birkaç adım uzağımda duran Alex'e gelince duraksadı. "Bu o mu? Yakın koruman?" Başımı hafifçe sallayarak onayladım. Oturduğum yerden ayaklandım. "Ben odama çıkıyorum, gece pek iyi uyuyamadım. Odana kadar eşlik etmemi ister misin?" Başını olumsuz anlamda iki yana salladı. "Yolu biliyorum."
"Pekala, bir şeye ihtiyacın olursa ben odamdayım." Çınar'ı salıncakta tek başına bırakarak eve girdim. Hızlı adımlarla odama çıktım, ardımdan kapıyı kilitlediğim gibi kendimi yatağa attım. Kendimi çok yorgun hissediyordum. Hala hastalığın ağırlığı üzerimdeydi. Üzerimdeki hırka ve elbiseden kurtularak elime rahat bir şort ve uzun sweet aldım. Onları üzerime geçirdikten sonra yatağımın yanına geldim. Ayağımdaki ayakkabılarımı çıkartmış tam yatağa girmeye hazırlanıyordum ki balkondan gelen miyavlama seslerini duydum.
Hızlı adımlarla balkona ilerlediğimde Canavar'ı korkulukların üzerinde ince sesiyle miyavladığını gördüm. Neye miyavladığını merak ederek başımı aşağıya eğdim. İlk gördüğüm Alex'in sırtı oldu. Ardından hemen yanında ayakta dikilen Çınar'ı fark ettim. Kaşlarım ağır ağır çatıldı. Alex, cebinden çıkarttığı sigara paketinin ağzını açarak Çınar'a uzattı. Çınar, ona uzatılan paketten bir dal sigara alarak dudaklarının arasına sıkıştırdı. Onu daha önce sigara içerken görmemiştim. Alex'te kendisine bir tane aldıktan sonra cebinden çıkarttığı çakmağı yakarak Çınar'a uzattı. Çınar, sigaranın ucunu ateşle yaktıktan sonra aynısını Alex de yaptı.
Çınar'ın hareket eden başından ve omuzlarından yalnızca sigara içmediklerini aynı zamanda sohbet ettiklerini de anlamıştım. Ardı ardına Alex'e miyavlamaya devam eden Canavar'ın sesiyle kendime geldim. Alex'e olan aşkı göz yaşartan cinstendi. "Hadi gel, içeriye girelim." Ellerimi iki yanına sararak kucağıma aldığım sırada tırnaklarını çıkarttığı gibi kıyafetlerimi tırmalamaya başladı. "Tamam dur bırakacağım seni. Hep zaten Alex'i sev. Ben neyim ki burada?" Odanın kapısını açarak onu yere bıraktım. Bırakır bırakmaz koşarak merdivenlerden indi. Alex'in yanına gideceğinden emindim.
Kapıyı kilitledikten sonra yeniden balkona çıkarak Canavar'ı beklemeye başladım. Mutfak kapısından koşarak Canavar fırladığında Çınar olduğu yerde irkildi. Dudaklarımın arasından küçük bir kıkırtı kaçtı. Canavar, vakit kaybetmeden Alex'in paçalarını yapıştığında Alex'in Rusça küfürler savunduğunu işittim. Bu gülmemi daha da şiddetlendirmişti. Ne kadar yüksek sesiyle güldüğünün farkında değildim. Ta ki bana dönen başlara kadar.
Alex, istemeye istemeye Canavar'ı kucağına almış bana bakarken yanında duran Çınar'da bana bakıyordu. Hatta bahçe de bulunan tüm korumalar demek daha doğru olur. Elimi hızla dudaklarımın üstüne kapatarak gülmeyi kestim. Yanaklarıma yayılan sıcaklıkla geriye çekildim, hemen odama girdim. Masamın üzerinde duran telefonumu alarak İnci'den gelen herhangi bir mesaj ya da arama var mı diye bakınırken odamın kapısı tıklatıldı. Hızla telefonu kapatıp kağıtların arasına saklarken kapının ardından Çınar'ın sesini işittim. Onun geldiğini duymak beni daha çok rahatlatmıştı. Kapının kilidini çevirerek araladım. Çınar yüzüne yerleştirdiği gülümsemesi ile ellerini havaya kaldırarak yanında getirdiği poşetleri ortaya çıkarttı.
Kapıyı ardına kadar aralayarak içeriye girmesine müsaade ettim. O, odaya girdikten sonra yine ardımızdan kapıyı kapatarak kilitledim. Bu hareketim Çınar'ın tavrını çekmiş de olsa hiçbir şey demedi. Elinde getirdiği poşetleri yatağımın üzerine bıraktıktan sonra masanın önünde bulunan sandalyeyi yakınıma çekerek oturdu. Yatağın ayak ucuna oturarak arkamda kalan poşetlere uzandım. İlk dikkatimi çeken en büyük olanıydı. Poşeti açtığımda karşımda boyutları birbirinden farklı boş tuvallerle karşılaştım. Dudaklarımda yer edinen sırıtma ile başımı kaldırıp Çınar'a baktım. "Devam et Çiçek Kız." Tuvalleri dikkatle yere koyduktan sonra bir başka poşete uzandım. Bu seferki daha küçük kalıyordu. Poşeti açtığımda çok sevdiğim bir sanatçının kitabıyla karşılaştım. "Bundan bende olduğunu biliyorsun?" Dediğimle güldü. "İlk sayfasını açmaya ne dersin?" Dediğini yaptım ve ilk sayfayı açtım. Benim gibi birisi için neredeyse imkansız olan şeyi yapmıştı. Sayfa da sanatçıdan adıma hitaben imzası vardı.
Buna dayanamadım. Oturduğum yerden kalktığım gibi Çınar'a sarıldı. Oturduğu yerde homurdandığını duysam da kollarını belime sararak karşılık verdi. "Teşekkür ederim, çok teşekkür ederim. Sen dünyanın en iyi kuzenisin." Hareket eden omuzlarından güldüğünü anladım. Kollarımı çözerek ondan ayrıldım ve eski yerime oturdum. Kitabı sıkıca kucağıma bastıktan sonra arkamda kalan bir diğer poşete uzandım. Poşetin içindeki kutu oldukça büyüktü. Kutuyu açtığımda başka bir şok daha yaşadım. İnanamazsa kafamı kaldırıp yüzüne baktım. "Şaka yapıyorsun?" Kutunun içerisinde henüz piyasaya bile sürülmemiş olan çok ünlü bir markanın yeni koleksiyonundan makyaj malzemeleri vardı. "Bir kadının dayanamayacağı türden."
Geriye kalan birkaç poşette de Çınar'dan istediklerim vardı. Benim için hepsini bulup getirmişti. Poşetleri bir kenara fırlattım. "Tekrardan teşekkür ederim Çınar. Dünyanın en iyi kuzenisin derken ciddiydim." Kollarını göğsümde birleştirdi. "Tabi ki ciddisin." Gözlerimin devirmeden edemedim. Odanın kapısı tıklatıldığında istemsizce oturduğum yerde irkildim. Bu tavrımı fark eden Çınar'ın kaşları çatıldı. Sofia'nın gelişi bilmek beni oldukça huzursuz ediyordu. Dudaklarıma zoraki bir gülümseme yerleştirdim. "Hemen bakıyorum." Oturduğum yerden kalkarak kapıyı açtım.
Karşımda Sofia'yı görmeyi beklerken Alex'i bulmuştum. İstemeden de olsa şaşırmıştım. "Alex?" Gözleri omzumun üzerinden odamı buldu. Gözlerini hızla içeride gezdirdikten sonra yeniden bana döndü. Gözlerini gözlerime dikti. "Kevin Bey geldi. Sizi aşağıda beklediğini iletmemi istedi kendileri." Gözleri yeniden omzumun üzerinden odaya kaydı. Bu sefer bir yerde takılı kaldı. Sertçe yutkunmadan edemedim. "Teşekkür ederim..." sesimin cılızlığı dikkatini çekmiş olacak ki odağı yeniden bana döndü. "Eğer istersen bir bahaneyle gönderebilirim." Yalnızca benim duymam için sesini kısarak söylemişti. Ondan böyle bir incelik görmek beni hem şaşırtmış hem de kısa süreliğine de olsa gülümsetmeye yetmişti.
Başımı iki yana sallayarak teklifini reddettim. "Babamla yapacağım bir başka konuşmayı daha kaldıramam Alex." Gözleri emin olmak istercesine yüzümde dolaştı. Arkamda bir başka bedenin varlığını daha hissedince istemsizce sağa doğru kaydım. Çınar büyük bir adımla yanımda belirdi. "İnelim bakalım kimmiş bu Kevin denen." Çınar, Alex ile aramızdan geçerek merdivenlere yöneldi. Alex'e son bir bakış daha attıktan sonra Çınar'ın ardından ben de merdivenlere ilerledim. Yalnız değildim. Bununda üstesinden gelebilirim.
Bölüm etkileşimi
