10. bölüm / 60
Beyaz Yalanlar10. Bölüm🕯️
Bölümler 60Şu an: 10. Bölüm🕯️
- 1 1. Bölüm🕯️1.871 kelime
- 2 2. Bölüm🕯️2.023 kelime
- 3 3. Bölüm🕯️2.374 kelime
- 4 4. Bölüm🕯️1.879 kelime
- 5 5. Bölüm🕯️1.555 kelime
- 6 6. Bölüm🕯️2.034 kelime
- 7 7. Bölüm🕯️1.732 kelime
- 8 8. Bölüm🕯️2.089 kelime
- 9 9. Bölüm🕯️2.396 kelime
- 10 10. Bölüm🕯️1.408 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 11. Bölüm🕯️1.350 kelime
- 12 12. Bölüm🕯️1.886 kelime
- 13 13. Bölüm 🕯️1.910 kelime
- 14 14. Bölüm🕯️1.592 kelime
- 15 15. Bölüm🕯️1.803 kelime
- 16 16. Bölüm🕯️1.023 kelime
- 17 17. Bölüm🕯️1.795 kelime
- 18 18. Bölüm 🕯️1.132 kelime
- 19 19. Bölüm🕯️1.331 kelime
- 20 20. Bölüm🕯️1.156 kelime
- 21 21. Bölüm 🕯️1.301 kelime
- 22 22. Bölüm🕯️1.354 kelime
- 23 23. Bölüm🕯️1.366 kelime
- 24 24. Bölüm🕯️1.869 kelime
- 25 25. Bölüm🕯️1.206 kelime
- 26 26. Bölüm🕯️978 kelime
- 27 27. Bölüm🕯️1.144 kelime
- 28 28. Bölüm🕯️1.003 kelime
- 29 29. Bölüm🕯️990 kelime
- 30 30. Bölüm🕯️1.157 kelime
- 31 31. Bölüm🕯️820 kelime
- 32 32. Bölüm🕯️722 kelime
- 33 33. Bölüm🕯️826 kelime
- 34 34. Bölüm🕯️1.488 kelime
- 35 35. Bölüm🕯️1.207 kelime
- 36 36. Bölüm🕯️1.200 kelime
- 37 37. Bölüm🕯️2.059 kelime
- 38 38. Bölüm🕯️1.401 kelime
- 39 39. Bölüm🕯️1.269 kelime
- 40 40. Bölüm🕯️1.807 kelime
- 41 41. Bölüm🕯️1.496 kelime
- 42 42. Bölüm🕯️1.735 kelime
- 43 43. Bölüm🕯️2.130 kelime
- 44 44. Bölüm🕯️1.619 kelime
- 45 45. Bölüm🕯️1.524 kelime
- 46 46. Bölüm🕯️2.238 kelime
- 47 47. Bölüm🕯️1.905 kelime
- 48 48. Bölüm🕯️1.405 kelime
- 49 49. Bölüm🕯️1.392 kelime
- 50 50. Bölüm🕯️1.440 kelime
- 51 51. Bölüm🕯️1.436 kelime
- 52 52. Bölüm🕯️2.180 kelime
- 53 53. Bölüm🕯️2.009 kelime
- 54 54. Bölüm🕯️2.328 kelime
- 55 55. Bölüm🕯️2.731 kelime
- 56 56. Bölüm🕯️1.696 kelime
- 57 57. Bölüm🕯️1.391 kelime
- 58 58. Bölüm🕯️2.640 kelime
- 59 59. Bölüm🕯️2.044 kelime
- 60 FİNAL 🕯️2.688 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Avuç içlerime doldurduğum soğuk suyu yüzüme vurmak üzereyken son anda durdum. Makyaj! Eğer bu makyajı yıkarsam olacakları az buçuk da olsa tahmin edebiliyordum ve kafamın içerisinde ki o ihtimaller bile beni ürkütmeye yetmişti. Ellerimi iki yana açarak suyun akıp gitmesine izin verdim. Sadece sıcacık olan yanaklarımı rahatlatmak adına su sayesinde soğumuş olan nemli ellerimin tersini yanaklarıma bastırdım. Azıcık da olsa rahatlamayı umuyordum.
Çeşmeden akan suyu kapatarak duvarda bulunan peçetelikten birkaç peçete kopardım. İlk önce hafiften ıslak olan yanaklarımı yavaşça kuruladım. Ardından nemlenen peçetelik ile ellerimin ıslaklığını aldım. Peçetelik çöp kutusuna atmak için döndüğümde bir anda karşımda beliren karaltı ile çığlık atmak için dudaklarım aralanmıştı ki, dudaklarımın üzerine kapanan büyük eldivenli bir el buna engel oldu. Sırtımı çevirdiği gibi beni kendi göğsüne yaslayarak tamamen hareketlerimi kısıtlamıştı. Ne yapacağımı bilemeyerek korkuyla çırpınmaya başladım.
Ayaklarımı yere vuruyor, dudaklarımın üzerine kapanan eli çekmeye çalışıyordum. Ancak her kurtulma girişimim yanıtsız kalarak beni umutsuzluğa sürüklüyordu. Attığım çığlıkların hepsi eldivenli ele hapsoluşundan yardım çağıramıyorum. Çaresizdim. Korkuyordum. Kalbim göğüs kafesimin altında delirmişçesine çarpıyordu. Beni kapana kıstıran bu bedenden kurtulamama ihtimali daha da kötüydü. Duyulmayacağını bile bile çığlık atmaya hatta çırpınmaya devam ettim. Ta ki kapının ardından gelen seslere kadar. "Akasya?" Kapının arkasından İnci'nin sesini duymam ile daha çok hareket etmeye başladım.
Ancak beni kapana kıstıran bu büyük beden benden katbekat daha güçlüydü. Kapıya vurulan yumrukların ardı arkası kesilmezken gözlerimden tane tane yaşlar düşmeye başladı. Bir anda arkamda ki beden karnıma doladığı kolunu çözüp hızla boynuma doladı. Zaten dudaklarıma kapanan eli yüzünden nefes almam oldukça zorken şimdi boğazımı sıkıyor olması beni daha büyük bir çıkmaza sürüklüyordu. Bir anda kapının arkasından daha fazla ses gelmeye başladı. "Akasya!" Bu Alex'in sesiydi. Beni kurtarmaya gelmişti.
"Güzel prenses," bir anda kulağıma fısıldanan kelimeler ile hareket etmeyi kestim. Ilık nefesinin saçlarımda, boynumda, kulağımın hemen arkasında dolaşıyordu. "Seychas ili nikogda..." işittiğim cümlenin anlamı ile olduğum yerde bedenim taş kesildi. Bir anda bedenime doladığı kollarını çözerek beni serbest bıraktı. Bacaklarımda ki gücün çekilip yere düşmemle birlikte kapının kırılması bir oldu. Başta İnci olmak üzere içeri insanlar doluşmaya başladı. İnci yanıma çöktüğü gibi kollarını omuzlarıma doladı. "Çok kortum."
Alex yanımızdan geçerek koşar adımlarla lavabo kapılarına doğru koştu. Ben İnci'nin kollarında ağlamaya devam ederken önce bütün kapıları kontrol etti ardından tepede ki açık pencereyi. "Blin!" Bağırmasıyla birlikte irkildim. Bunun üzerine İnci sanki mümkünmüş gibi daha sıkı sarıldı. Alex sertçe saçlarını karıştırırken yanıma geldi, hemen önümde diz çöktü. İnci yavaşça kollarını çözerek aramızdan çekildi. "Malyshka..." sesinde duyduğum o pişmanlıkla birlikte ağlamamın şiddeti arttı. Benim bile kendimden beklemediğim şekilde kollarımı ona doladım. "Ç-çok korktum A-Alex." Ellerini saçlarıma çıkartarak ağır ağır okşadı.
"Geçti." Kollarımı yavaşça çözerek ondan ayrıldım. Elimin tersiyle yanağımda ki gözyaşlarını sildim. "Seychas ili nikogda..." söylediğim cümle ile Alex'in kaşları çatıldı. "Şimdi ya da asla." Diye fısıldadı. Yumruk yaptığım ellerimle acıyan gözlerimi ovaladım. "Kim olduğunu göremedim," ellerimi havaya kaldırarak tarif etmeye çalıştım ama onu da yapamadım. Sonra yine ağlamaya başladım. "Malyshka," havada duran ellerimi yakalayarak indirdi. "Sonra, tamam mı?" Bulanık gözlerimle başımı salladım.
"Akasya!" Bir anda içeriyi dolduran kalın sesle ikimizinde başı kapıya döndü. Hardin bir bana bir de ellerimi tutan Alex'e baktı. Hızlı adımlarla yanıma gelerek beni göğsüne çekti. Ellerimin Alex'in elinden ayrılmasıyla dudaklarım büzüldü. "Duyunca çok korktum." Benden uzaklaştı, omuzlarımdan tutarak herhangi bir yaram var mı diye bakmaya başladı. "İyisin?"
Başımı aşağı-yukarıya sallayarak sessizce onayladım. Neden bilmiyorum ama onun bana sarılmasını sevmemiştim. Bu beni çok huzursuz ve rahatsız hissettirmişti. Acıyan boğazımı yumuşatmak adına yutkundum. Başımı birkaç adım ilerimde bekleyen Alex'e çevirdim. "Beni buradan götürür müsün?"
"Seni ben bırakayım." Diye araya giren Hardin ile Alex'in attığı adım hava da kalmıştı. Gözlerimi Hardin'e çevirdim. "Teşekkürler ama gerek yok." Kucağımda duran ellerimi ellerinin arasına alarak sıktı. "Lütfen Akasya..." samimi olmaya çabalayarak başımı olumsuz anlamda salladım. "Çok incesin ama Alex'in bırakması benim için daha iyi olur. Hem senin işlerin var. Benim de yalnız kalmaya ve bu durumu sindirmek için zamana ihtiyacım var." Kaşları çatıldı, benden aldığı yanıt üzerine bozulmuştu. Ellerimi bırakarak ayaklandı. "Pekala." Hardin'in birkaç adım uzaklaşması üzerine Alex yanıma geldi. Beni kaldırması için elimi uzatmıştım ki o beni ayağa kaldırmak yerine kucağına almayı seçmişti. İtiraz etmek için dudaklarımı araladığımda buz mavisi bakışları daha konuşamadan susturdu beni.
Büyük ve soğuk olan ellerinden birisini bacaklarımın altından geçirerek göğsüne doğru çekti. Diğer elini de belime atarak beni sabitledi. Hızlı ve büyük adımlarıyla insanların arasından sıyrıldık. Bizim geniş koridora çıkmamız ile daha fazla gözle karşılaşmam bir oldu. Yanaklarım utançla kavrulurken başımı yavaşça Alex'e kaldırdım. "Utanıyorum."
Buz mavisi gözleri yavaşça kısıldı, başını eğdi ve yüzümü taradı. "Göğsüme saklanabilirsin." Bakışlarını benden kaçırmadan hemen önce ona küçük de olsa gülümseyebilmiştim. Alex büyük adımlarıyla insanların arasından geçmeye devam ederken başımı göğsüne gömdüm ve gözlerimi kapattım. Anında burnuma dolan kokusu ile bedenim ellerinin arasında taş kesildi. Bu koku... tanıdıktı. Hem de çok fazla tanıdıktı. Ama nereden tanıdık geldiğini kestiremiyorum. Fresh bir kokuydu. Ne olduğunu daha iyi anlamak için burnumu iyice gömleğine bastırdım ve bir nefes çektim. "Sen beni mi kokluyorsun?"
Burnum gömleğinin üzerinde, gözlerim kapalı öylece kalakaldım. "Bak sen şuna, gerçekten beni kokluyorsun demek?" Sesinde ki alaycı tonu işitmemle başımı kaldırıp acıyan gözlerimle ona baktım. "Saçmalama, ne yapacakmışım ben senin kokunu. Ayrıca iğrenç kokuyorsun. Daha önce kimse sana bu söylemedi mi kotik?" Bu sefer gülmeye başladı. İlk defa dudaklarının arasından gerçek bir gülüş işittim.
"Üzgünüm, daha önce beni senin gibi kimse koklamadığı için söyleyen de olmadı." Ağlamaktan acımasına rağmen kadar açıldı gözlerim. Anında bütün bedenim utanca boğulurken anlamadığım bir şekilde gözlerim doldu ve yeniden ağlamaya başladım. Tam arabanın önüne geldiğimizde dudaklarımın arasından bir hıçkırık kaçması üzerine Alex olduğu yerde durdu. Başını eğdi ve duyduğu şeyin doğru olup olmadığını anlamak adına başını eğip dikkatle bana baktı.
Elbette ağlamamı beklemediğinden yüzüne saniyelik de olsa bir şaşkınlık ifadesi yerleşti. Burnumu çekerek başımı kaldırdım ve ifadesiz gözlerinin içine deli cesaretiyle baktım. "Ne var yani kokun tanıdık geldiyse? Benim suçum mu bu?" Dudaklarımın arasından engel olamadığım bir hıçkırık daha kaçtı. "Malyshka?"
Alex, kenarında beklemekte duran görevliye arabayı açması için işaret ederken ağlamaya devam ettim. Gözyaşlarım dur durak bilmiyordu. Ağlamak istemiyordum. Neden ağladığımı da bilmiyordum. Tek bildiğim bu aptal gözyaşlarının beni dinlemediğiydi.
Arabanın kapıları açılınca Alex'in kucağında bindim. Beni koltuklardan birisine her an kırılacakmışım gibi dikkatle oturttu. Başımı eğerek saçlarımın yüzümü saklamasını sağladım. En azından bu şekilde belki birkaç saniyeliğine ondan kaçabilirdim. Ama yanılmıştım. Alex, karşımda ki, boş koltuğa oturmuş, bana doğru eğilmişti. Parmaklarının soğukluğunu yüzümde hissedince anlık olarak irkilerek başımı kaldırdım. Hazırlıksız yakalanmamdan faydalanan Alex yanaklarımdan kavrayarak başımı kaçırmama engel oldu. "Neden ağlıyorsun?"
Elimin tersiyle yanaklarımda ki yaşı sildim. Ancak gözlerimden yeni yaşların akmasıyla sinirlendim, daha şiddetli ağlamaya başladım. Dudaklarımı aralayarak ağlamamın arasından zorlukla konuştum. "Ben ağlarken bakma bana."
"Neden?"
"Çünkü utanıyorum!" Bir anda bağırmamı ben bile beklemiyordum. Bedenim kendi sesimin yüksekliği ile olduğu yerde zıpladı. "Bana bak Akasya," adımı dudaklarının arasından duymamla bakışlarımı ona sabitledim. Sert gözlerini gözlerime dikmiş bütün ciddiyetiyle bana bakıyordu. "Onu bulacağım tamam mı? Sana bir daha yaklaşmasına izin vermeyeceğim," gözyaşlarım yüzünden yanağıma yapışan bir tutam sarı saçımı kurtararak kulağımın arkasına attı. "Kotik sözü." Normalde olsa buna kahkahalarla güler hatta onunla dalga geçerdim. Dudaklarım burukça yukarıya doğru kıvrıldı.
"Akasya!"
Şirket binasından çıkmış elinde ki ayakkabılarıyla koşarak arabaya doğru gelen İnci ile Alex hızla benden ayrıldı ve saniyeler içerisinde arabadan indi. Kendimi büyük bir boşlukta bulmuştum. Sinirle burnumu çektim. İnci hızla bedenini arabanın içerisine atarak az önce Alex'in oturduğu koltuğa oturdu. Elinde ki topukluları bir kenara fırlatarak kollarını belime doladı ve beni kendine doğru çekti. O bana sımsıkı sarılınca ben de kollarımı ona dolayarak sarılışına karşılık verdim. "Çok korktum. Aklım çıktı sana bir şey oldu diye." Kollarını çözmesi üzerine birbirimizden ayrıldık.
Yüzümün önüne düşen saç tutamlarını zorla kulağımın arkasına sıkıştırdım. "Şu Hardin de bir tuhaf. Peşinden gelmemi engelledi. Sürekli sorular sorup durdu. Yok kimmiş, yüzünü görmüş müsün, boyu kaçmış falan filan." İnci sinirle ellerini havada savurarak homurdandı. Arabanın kapısının kapanmasıyla eş zamanlı arabana hareket etmeye başladı. İnci daha fazla konuşmaya mecalim olmadığını fark edince sessizleşti. Bana son bir kez daha baktıktan sonra kenarı da duran çantasına uzandı ve içerisinden telefonunu çıkarttı. Yüzündeki memnuniyetsiz bir ifadeyle her neyle uğraşıyorsa ona odaklandı. Beni kendi halime bırakmasına sevinmiştim. Gerçekten anlayışlı bir arkadaşdı. Aynı zamansa herkesin sahip olamayacağı kadar değerli bir arkadaştı. Yavaşça başımı cama yaslayarak gözlerimi akan yola diktim. Saniyeler sonra ağlamaktan yorgun düşmüş olan bedenim istemsizce uykuya yenik düşmüştü.
Ne kadar zaman geçmişti bilmiyorum. Arabanın topraklı bir yolda sarsılarak ilerlemesi üzerine başımı sertçe cama vurmamın sonucunda inleyerek uyanmıştım. Elimle başımı vurduğum yeri tutarken yavaşça gözlerimi araladım. Arabanın içerisi karanlıktı. Hava kakarmış, çoktan akşam olmuştu. İnci yoktu, kimse yoktu. İçerisi çok sessizdi. Başımı hızla dışarıya çevirdim. Sadece birkaç ışığı yanan tek katlı evlerin yanından son sürat geçiyorduk ve ben nereye gittiğimizi bilmiyordum.
Bölüm etkileşimi
