11. bölüm / 60
Beyaz Yalanlar11. Bölüm🕯️
Bölümler 60Şu an: 11. Bölüm🕯️
- 1 1. Bölüm🕯️1.871 kelime
- 2 2. Bölüm🕯️2.023 kelime
- 3 3. Bölüm🕯️2.374 kelime
- 4 4. Bölüm🕯️1.879 kelime
- 5 5. Bölüm🕯️1.555 kelime
- 6 6. Bölüm🕯️2.034 kelime
- 7 7. Bölüm🕯️1.732 kelime
- 8 8. Bölüm🕯️2.089 kelime
- 9 9. Bölüm🕯️2.396 kelime
- 10 10. Bölüm🕯️1.408 kelime
- 11 11. Bölüm🕯️1.350 kelime · Okuduğun bölüm
- 12 12. Bölüm🕯️1.886 kelime
- 13 13. Bölüm 🕯️1.910 kelime
- 14 14. Bölüm🕯️1.592 kelime
- 15 15. Bölüm🕯️1.803 kelime
- 16 16. Bölüm🕯️1.023 kelime
- 17 17. Bölüm🕯️1.795 kelime
- 18 18. Bölüm 🕯️1.132 kelime
- 19 19. Bölüm🕯️1.331 kelime
- 20 20. Bölüm🕯️1.156 kelime
- 21 21. Bölüm 🕯️1.301 kelime
- 22 22. Bölüm🕯️1.354 kelime
- 23 23. Bölüm🕯️1.366 kelime
- 24 24. Bölüm🕯️1.869 kelime
- 25 25. Bölüm🕯️1.206 kelime
- 26 26. Bölüm🕯️978 kelime
- 27 27. Bölüm🕯️1.144 kelime
- 28 28. Bölüm🕯️1.003 kelime
- 29 29. Bölüm🕯️990 kelime
- 30 30. Bölüm🕯️1.157 kelime
- 31 31. Bölüm🕯️820 kelime
- 32 32. Bölüm🕯️722 kelime
- 33 33. Bölüm🕯️826 kelime
- 34 34. Bölüm🕯️1.488 kelime
- 35 35. Bölüm🕯️1.207 kelime
- 36 36. Bölüm🕯️1.200 kelime
- 37 37. Bölüm🕯️2.059 kelime
- 38 38. Bölüm🕯️1.401 kelime
- 39 39. Bölüm🕯️1.269 kelime
- 40 40. Bölüm🕯️1.807 kelime
- 41 41. Bölüm🕯️1.496 kelime
- 42 42. Bölüm🕯️1.735 kelime
- 43 43. Bölüm🕯️2.130 kelime
- 44 44. Bölüm🕯️1.619 kelime
- 45 45. Bölüm🕯️1.524 kelime
- 46 46. Bölüm🕯️2.238 kelime
- 47 47. Bölüm🕯️1.905 kelime
- 48 48. Bölüm🕯️1.405 kelime
- 49 49. Bölüm🕯️1.392 kelime
- 50 50. Bölüm🕯️1.440 kelime
- 51 51. Bölüm🕯️1.436 kelime
- 52 52. Bölüm🕯️2.180 kelime
- 53 53. Bölüm🕯️2.009 kelime
- 54 54. Bölüm🕯️2.328 kelime
- 55 55. Bölüm🕯️2.731 kelime
- 56 56. Bölüm🕯️1.696 kelime
- 57 57. Bölüm🕯️1.391 kelime
- 58 58. Bölüm🕯️2.640 kelime
- 59 59. Bölüm🕯️2.044 kelime
- 60 FİNAL 🕯️2.688 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Alex!" Sesim beklediğimden daha yüksek ve tiz çıkmıştı. Arabada yankılanan sesimin ardından ön tarafta bir ışık yandı. Oturduğum koltuktan dikkatle ayağa kalktım. Sürücü koltuğuna doğru ilerleyerek karanlıkta düşlemeye çalıştım. "Uyanmışsın." İki koltuğun arasından Alex'e çarpmamakta dikkat ederek yan tarafında ki boş koltuğa oturdum. Hala ıssız bir sokakta ilerlemeye devam ederken ürpererek bulunduğumuz yere daha dikkatlı bakınmaya başladım. Sanki hiç kimseler yaşamıyormuş gibiydi. Eğer önünden geçtiğimiz o birkaç evin de ışığı yanmıyor olsaydı buna rahatlıkla inanabilirdim. "Neredeyiz biz? Neden eve gitmedik?"
Alex bana cevap vermek yerine sessiz kaldı. Normalde tek eliyle tuttuğu direksiyonu artık iki eliyle tutuyordu. Ve nedense sorumdan rahatsız olmuş gibi bir hali de vardı. Halbuki basit bir soru sormuştum. "Alex? Cevap vermek zor bir şey değil biliyorsun değil mi? İki cümle kurmakla incilerin dökülmez merak etme." En sonunda sinirlenerek ona çıkışmamala kaçları sanki mümkünmüş gibi daha da çatılmıştı. Korkuyordum. Evet, yanımda Alex olmasına rağmen korkuyordum. Nereye gittiğimizi bilmiyordum, Alex korumam olmasına rağmen onu tanımıyordum. Babam yalnızca beni kurtararak gözüne girdiği için onu işe aldığına emindim. Ama ne Alex'in korumam olması ne de onu işe babamın almış olması ona güvenebileceği anlamına gelmiyordu.
"Bak anlıyorum, şu beraber olduğumuz birkaç günde anladım ki konuşmaktan ve insanlarla iletişime geçmekten gerçekten nefret ediyorsun. Evet, haklısın da çünkü insanlar tuhafdırlar. Seni anlayabiliyorum ama bir soruya da cevap vermek bu kadar zor olmamalı değil mi-" aslında daha konuşacaktım. Eğer Alex cümlemi yarıda kesmeseydi. "Boş boş tur atıyoruz."
Eğer sesi az daha kısık olsaydı kesinlikle konuşup konuşmadığından bile emin olamazdım. "Ama neden?" Yine sessiz kaldı. Neden böyle bir şey yapıyordu? Anlamıyordum hala. Ve inatla bana açıklamaktan kaçıyordu. İşte bu sinirimi daha çok bozuyordu. "Alex-" yine konuşmama devam edemedim. Alex ile iletişim kurmaya çalıştığım şu birkaç dakika da anlamıştım ki yalnızca insanlarla konuşmaktan değil onların konuşmasından da nefret ediyordu. "Arkadaşını eve bırakırken uyuyakalmıştın. O da araba yolculuklarının seni uyuttuğunu söyledi. Şimdi sus artık."
Oturduğum koltukta utançla yok olmak istedim. Ellerimi çenemin altına yerleştirerek kızaran yanaklarımı saklamaya çalıştım. Başımı camdan tarafı çevirdim. Dakikalar sonrasında araba ana caddeye çıkarak diğer araçların arasına karışmıştı. Hala göğsümün tam üstünde bulunan ve geçmek bilmeyen sıkıntıyla önüme düşen sarı saç tutamlarını geriye itekledim. Saatlerdir ayaklarımdan bulunan ayakkabılarım ayaklarımı acıtmaya başlamıştı. Çoktan topuklarımın su topladığına emindim. Ayak baş parmağımın zonklamaya devam etmesi üzerine dayanamadım. Öne doğru eğilerek ayakkabılarıma uzanmaya çalıştım ancak üzerimde ki elbise buna izin vermiyordu.
Sıkıntılı bir nefes dudaklarımın arasından kaçtı. Daha rahat hareket etmek için sağ ayak bileğime kadar uzanan eteğini dizimin altına kadar toparladım. Bacağımın açılmamasın dikkat ederek sağ ayağımı diğer ayağımın üzerine attım. Ayakkabıyı çıkartmak için hafifçe öne eğildiğimde Alex'in dikkatle beni izlediğini fark ettim. Anında bedenim izleniyor olmanın verdiği rahatsızlıklar kasıldı. Ayakkabıyı çıkarttıktan sonra yere bıraktım. Bu sefer diğer ayakkabıyı çıkartmak için sol bacağımı kaldırdığımda bir şeyi gözden kaçırdığımı sonradan fark ettim.
Sol tarafımda oldukça derin bir yırtmaç vardı ve benim bacağımı diğer bacağımın üzerine atmamla birlikte iyice yukarıya doğru sıyrılarak bacağımı ortaya çıkartmıştı. Sinirle homurdanarak elimi açık olan bacağımın üzerine kapattım. Diğer boşta kalan elimle de hızlıca kalan ayakkabıdan kurtuldum. Onu da diğerinin yanına bıraktığımda derin bir nefes alabilmişmişim. Gerçekten, bunlardan kurtulmak çok rahatlatmıştı beni.
Yeniden doğrulduğumda arabanın durduğunu ve Alex'in saniyeler öncesinde olduğu gibi sessiz ve dikkatli bir şekilde izlemeye devam ettiğini fark ettim. Gözlerin hafifçe açılırken bulunduğumuz çevreye bakındım. Evin önündeydik. "Babam biliyor mu?" Durdum. Aklıma gelen şeyle alayla güldüm. Alex bu tepkiyi ne için verdiğimi anlayamadığından kaşlarını çattı. Ellerimi birbirine vurarak yavaşça güldüm. "Doğru ya. Nasıl atlarım? Haberi olmasa bir adım dahi atamam ki ben. Benimki de soru işte görüyor musun?" Zaten çatılı olan kaşları benim cümlelerim üzerine sanki mümkünmüş gibi daha da çatılmıştı. Elimi boşlukta rastgele salladım. "Her neyse. Bu durumu sanki uzun zamandır yaşamıyormuşum gibi." İşaret parmağımı şakağına dayayarak ona döndüm. "Yıllardır aynı duvarların arasında bir robot gibi yaşamanın sonuçları işte ne yaparsın? İnsan en sonunda aklını kaybediyor."
Bahsettiğim şey sanki çok normal ve olağan bir şeymiş gibi davranıyordum. En çok da bu olanları bu şekilde ifade ediyor oluşum Alex'in ifadesini daha da bulaşılmaz kılmıştı. "Akasya-" neyden bahsetmek için konuşma girişiminde bulunduğunu bilmiyordum ama elimi kaldırarak konuşmasına engel oldum. "Korkmana gerek yok Alex. Ben babama gereken hesabı veririm." Onun bir şey demesine izin dahi vermeden kapıyı açtığım gibi arabadan atladım.
Ayakkabılarımın olmadığını ayaklarıma batan taşları sayesinde acı bir şekilde hatırladım. Dudaklarımın arasından acılı bir inleme kaçsa da yürümeye devam ettim. Hızlı ama bir o kadar da dikkatli adımlarla evin bahçesine giriş yaptım. Ayak tabanlarımda inanılmaz derecede sızlarken artık adımlarım savsaklamaya başlamıştı. Bazı adımlarımı öyle atıyordum ki dışarıdan beni gören birisi beni sarhoş bile sanabilirdi. Kapının önünde durmuş tam zile basmak için elimi kaldırmıştım ki arkamdan yaklaşan gölge ile kaşlarım çatıldı.
Arkamdan gelenin Alex olduğunu düşünerek ona kızmak için dönmüştüm ki Marco ile göz göze geldim. Sinirle aralanan dudaklarım şaşkınlıkla kapandı. "İyi geceler Akasya Hanım, Sofia uyumadan hemen önce sizin geç geleceğinizin haberini vererek evin anahtarını verdi. İzninizle." Yanımdan geçerek anahtarı kapının deliğine soktu ve tek çevirisiyle kapı aralandı. "Buyurun lütfen, iyi geceler." Şaşkınlıkla arkasından bakakalırken içimde amansız bir öfke belirdi.
Ne hakla Alex'in arkamdan geldiğini düşünmüştüm ki? Aptaldım beni evet, tam bir aptaldım.
Her ne kadar sinirli ve yorgun dahi olsam da evdekileri uyandırmamak adına kapıyı yavaşça kapattım. Sonuçta onları uyandırıp bir de gecenin bilmem kaçıncı saatinde onlara hesap vermekle uğraşamazdım. Ayağımdaki sızılarla beraber merdivenleri güçlükle tırmandım. Odama girerek ardından kapıyı kilitledim. Üzerimde ki elbiseden kurtularak onu düzgünde yatağın üzerine bıraktım. Bir ara bunu sapasağlam sahibine geri vermeliydim. Elbiseyi düzgünce bir kenara kaldırdıktan sonra günümün stresini ve yorgunluğunu atmak için kendimi banyoya attım.
Biraz uzun süren bir banyonun ardından rahatlamıştım. Banyodan çıktıktan sonra ıslak olan saçlarımı kuruladım ve onları güzelce ördüm. Genelde banyodan çıktıktan sonra saçlarımı örerdim. Seviyordum. Sabah uyandığımda saçlarımı açında onların dalgalar hal,ne oluşu hoşuma gidiyordu.
Banyodan çıktıktan sonra odama geçmiştim ki kapımın tıklatıldığını duydum. Anında kalbim korkuyla tekledi. Kimdi bu saatte? Sofia bu saatte uyanık olmazdı değil mi? Korkuyla geriye adımladım. Her kimse kapıyı açmak istemedim. O kişiyle kavga edecek gücüm bile yoktu. Bir süre olduğum yerde bekleyerek kapının ardından Sofia'nın ya da babamın sesinin gelmesini bekledim ama ikisi de gelmedi. Hatta şaşırtıcı bir şekilde kapım bir daha çalınmadı. Ürkek adımlarla kapıya ilerleyerek yavaşça kilidi çevirdim ve araladım.
Kafamı dışarıya uzatarak uzun ve karanlık koridora bakındım ancak kimse yoktu. Tam içeriye girmek için geri çekildiğimde kapının önünde duran bir çift topuklu ayakkabıları fark etmekle duraksadım. Dizlerimi kırarak yere çöktüm. Bunlar arabada çıkarttığım ayakkabılarımın. O an ki sinirle arabadan inerken almayı unutmuştun. Ayakkabıları elime aldığım sırada yanında duran krem kutusu dikkatimi çekti. Onu da diğer elime alarak içeriye girdim ve yeniden kapıyı kapatarak kilitledim.
Ayakkabıları makyaj masasının bir köşesine bıraktıktan sonra topallaya topallaya balkona doğru yürüdüm. Bahçe de yanan sokak lambaların hafiften aydınlattığı balkonumda krem kutusuna dikkatle bakındım. "Ayakların için." Sol taraftan gelen sesle neredeyse elimde ki krem kutusunu yere düşüyordum.
Şaşkınlıkla başımı sol tarafta bulunan balkona çevirdim. Alex demirliklere yaslanmış bir şekilde elindeki sigarasıyla gökyüzüne bakıyordu. Bana hitabem konuşmasına rağmen yüzüme bakmıyordu. "Gerek yok." Ona ters bir cevap vermem hoşuna gitmemiş olacak ki başını bana doğru çevirdi. Kısık olan gözleri ile yüzüme baktı. Onun neden hemen yan balkonda olduğunu anlayamamıştım. Orada ne işi vardı? Bir şey demeden üzerinde bulunan beyaz gömleğin ilikli olan ilk iki düğmesini açtı.
Bakışlarımı ondan kaçırarak gökyüzüne çevirdim. Bu gece dolunay vardır. Derin bir nefes verdim. Aklıma günler öncesinde benim için bıraktığı nota gitti. Dudaklarımda hafif bir gülümseme yer edindi. "Ölmeyecek kadar yorgunum." Başımı yavaşça omzumun üzerinden çevirerek yüzüne bakındım. Tepkisini merak ettim. Ancak o bana bakmak yerin hala aynı pozisyonda gökyüzüne bakıyordu. "İyi geceler." İçeriye girerken sigarasından derin bir nefes çektiğini işittim.
Gece ayazının odamı doldurup sabahına beni hasta etmesini istemediğimden ardımdan balkon kapısını kapadım. Yatağın ayak ucuna oturarak krem kutusunu açtım. İşaret parmağımın ucuna bezelye tanesi kadar sıktım. İlk önce sağ ayağımdan başlayarak her iki ayağımda da bulunan yaralara titizlikle yedirdim.
Yaralarla işim bitince yatağa tırmandım. Krem kutusunu baş ucundaki komidinin üzerine bıraktım. Örtümü açarak içerisine girdim. Gözlerimi kapatıp derin bir uykuya dalmadan hemen önce gözlerimi tavana dikerek boş boş bakındım. İçimde bir his vardı. Daha önce hissetmediğimiz bir şey. Ne olduğunu bilmiyorum. Çünkü daha öncesinde bu hissi tatmadım. Ama o his bana her şeyin değişeceğini söylüyordu. Ve bunun da en büyük sebebinin daha birkaç gün önce hayatıma ansızın giren adam olduğunu söylüyordu.
Bölüm etkileşimi
