20. bölüm / 60
Beyaz Yalanlar20. Bölüm🕯️
Bölümler 60Şu an: 20. Bölüm🕯️
- 1 1. Bölüm🕯️1.871 kelime
- 2 2. Bölüm🕯️2.023 kelime
- 3 3. Bölüm🕯️2.374 kelime
- 4 4. Bölüm🕯️1.879 kelime
- 5 5. Bölüm🕯️1.555 kelime
- 6 6. Bölüm🕯️2.034 kelime
- 7 7. Bölüm🕯️1.732 kelime
- 8 8. Bölüm🕯️2.089 kelime
- 9 9. Bölüm🕯️2.396 kelime
- 10 10. Bölüm🕯️1.408 kelime
- 11 11. Bölüm🕯️1.350 kelime
- 12 12. Bölüm🕯️1.886 kelime
- 13 13. Bölüm 🕯️1.910 kelime
- 14 14. Bölüm🕯️1.592 kelime
- 15 15. Bölüm🕯️1.803 kelime
- 16 16. Bölüm🕯️1.023 kelime
- 17 17. Bölüm🕯️1.795 kelime
- 18 18. Bölüm 🕯️1.132 kelime
- 19 19. Bölüm🕯️1.331 kelime
- 20 20. Bölüm🕯️1.156 kelime · Okuduğun bölüm
- 21 21. Bölüm 🕯️1.301 kelime
- 22 22. Bölüm🕯️1.354 kelime
- 23 23. Bölüm🕯️1.366 kelime
- 24 24. Bölüm🕯️1.869 kelime
- 25 25. Bölüm🕯️1.206 kelime
- 26 26. Bölüm🕯️978 kelime
- 27 27. Bölüm🕯️1.144 kelime
- 28 28. Bölüm🕯️1.003 kelime
- 29 29. Bölüm🕯️990 kelime
- 30 30. Bölüm🕯️1.157 kelime
- 31 31. Bölüm🕯️820 kelime
- 32 32. Bölüm🕯️722 kelime
- 33 33. Bölüm🕯️826 kelime
- 34 34. Bölüm🕯️1.488 kelime
- 35 35. Bölüm🕯️1.207 kelime
- 36 36. Bölüm🕯️1.200 kelime
- 37 37. Bölüm🕯️2.059 kelime
- 38 38. Bölüm🕯️1.401 kelime
- 39 39. Bölüm🕯️1.269 kelime
- 40 40. Bölüm🕯️1.807 kelime
- 41 41. Bölüm🕯️1.496 kelime
- 42 42. Bölüm🕯️1.735 kelime
- 43 43. Bölüm🕯️2.130 kelime
- 44 44. Bölüm🕯️1.619 kelime
- 45 45. Bölüm🕯️1.524 kelime
- 46 46. Bölüm🕯️2.238 kelime
- 47 47. Bölüm🕯️1.905 kelime
- 48 48. Bölüm🕯️1.405 kelime
- 49 49. Bölüm🕯️1.392 kelime
- 50 50. Bölüm🕯️1.440 kelime
- 51 51. Bölüm🕯️1.436 kelime
- 52 52. Bölüm🕯️2.180 kelime
- 53 53. Bölüm🕯️2.009 kelime
- 54 54. Bölüm🕯️2.328 kelime
- 55 55. Bölüm🕯️2.731 kelime
- 56 56. Bölüm🕯️1.696 kelime
- 57 57. Bölüm🕯️1.391 kelime
- 58 58. Bölüm🕯️2.640 kelime
- 59 59. Bölüm🕯️2.044 kelime
- 60 FİNAL 🕯️2.688 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Babam beni cezalandırmak için Alex’i kullanıyordu. Bana acı çektirmek için sanki her türlü yolu deniyordu. Alex ile ilk karşılaştığımız andan beri pek birbirimizden hoşlanmamış olsak da bana bu evde İnci ve Çınar dışında
destek çıkan tek kişiydi.
Babam tepkimi ölçmek adına gözlerini üzerimden dahi ayırmıyordu. Bir şeyler demem gerekiyordu. Alex’in bir suçu yoktu. Onu savunmalıydım. Kalp atışlarım olabildiğine hızlı atıyor, aldığım nefesler boğazımda düğümleniyordu. Ellerim her iki yanımda sıkı yumruklar haline gelmişti. Tırnaklarım avuç içlerime batarak çoktan kesikler oluşturmuştu.
Başımı çevirip Alex’e bakmak, onun ne düşündüğünü anlamak istedim. Ama ona dönüp bakarsam babama karşı
başka bir koz verebilirdim. Eğer Alex’in hala burada kalmasını istiyorsam o
zaman harekete geçmek zorundaydım. Derin bir nefes aldım ve bulduğum en küçük cesaret kırıntısına sımsıkı sarılarak konuşmaya başladım.
“Onun hiçbir ilgisi yok. Sen beni cezalandırmak istiyorsun. Onu değil.” Sertçe yutkundum. Alex’den herhangi
bir çıt dahi yoktu. Büyük ihtimalle olan biteni anlamaya çalışıyordu. “Araya girmek istemem ama neden
kovulduğumu öğrenmek hakkım diye düşünüyorum.” Onun konuşması ile
babam bakışlarını benden çekebilmişti. Daha öncesinde bana gösterdiği fotoğrafı Alex’e de gösterdi.
Alex, fotoğrafa bakarken yüzünde tek bir mimik dahi oynamadı. Keşke neler düşündüğünü bilebilseydim. Acaba
onu böyle bir duruma soktuğum için bana kızmış mıydı? İşinden olmasına sebep olduğum için sinirlenmiş miydi?
Alex geriye çekilerek yeniden yanımda yerini aldı. “İtiraz etmeyecek misin?” Babam tek kaşı havalanmış merakla Alex’e bakıyordu. Onu gerçekten anlayamıyordum. Neyin peşindeydi?
Ne yapmaya çalışıyordu? Böyle bir durumda ne gibi bir çıkarı ya da amacıolabilirdi ki? Omzumun üzerinden
başımı kaldırıp ona baktım. “İşimi yaptığım için işten kovulmamı sorgulayıp sorgulamamadığımı mı soruyorsunuz?” Onun için oldukça uzun bir cümleydi. Sorusunun ardından yalnızca babama baktı.Babam onun bakışlarında her ne gördüyse cevabını almış olmalıydı.
“İstediğin zaman şirkete uğrayıp muhasebeden çıkışını isteyebilirsin.” Alex buna karşılık vermedi. Birkaç
saniye sessizce durduktan sonra odadan çıkıp gitti. Yine babamla baş başa kalmıştık. Sanki Alex ile beraber
bende odadan çıkmışım gibi bilgisayarını açtı. Gitmedim, beni yok saymasını görmezden geldim.
Birkaç dakika öylece karşısında dikildim. En sonunda başını bilgisayarından kaldırıp bana baktı.
“Eklemek istediğin bir şey mi var?” Tepkimi yüzüme nasıl yansıtacağımı şaşırmıştım. O an bende ne
gördüğünü merak ettim. “Biliyor musun, seni hiçbir zaman anlamadım. Büyük ihtimalle bundan sonrasında da
anlayamayacağım. Bazen beni çok utandırıyorsun.” Son cümlemle birlikte çenesinin gerildiğini fark ettim. Onu
kızdırmayı başarmıştım. Bunun için suçluluk hissetmedim. O, ben bu duyguları yaşarken beni umursamamıştı.
Bende onu umursamayacaktım. Başka bir şey demeden arkamı döndüğüm gibi odasından çıktım. Hızlı
adımlarla merdivenlerden indim. Bir an olduğum yerde kalarak etrafıma bakındım. Alex bu kadar hızlı evden
ayrılmış olamazdı. Tam çıkış kapısına doğru yöneldiğim sırada salondan İnci ve Çınar ikilisi çıkageldi. “Akasya? Ne
oldu? Ne bu telaş?” Çınar’ın sorularını duymazdan geldim. Daha doğrusu sonraya erteledim.
Vakit kaybetmeden büyük kapıdan dışarıya çıktım. Korumalar olması gerektiği yerdelerdi. Evin en dış
kapısının önünde konuşan Marco ile Alex’i görünce adımlarımı daha da hızlandırdım. “Alex!” Seslenmemle
yalnızca Alex’in dikkatini çekmemiştim. Marco ile konuşmayı keserek benden tarafa döndü. Beni karşısında görmeyi beklemiyormuş gibiydi. Tek kaşı havalanmış bir şekilde ona doğru yürüyen bana bakıyordu. Kapıdan
geçtikten sonra artık tam karşısında duruyordum. “Gidemezsin.” Bu sefer yüzünde bir ifade belirdi. Dudakları
güler gibi kıvrıldı. “Komik bir şey söylemedim. Sen beni ciddiye almıyor musun?”
“Yüzün boyalıyken mi? Hayır, seni kesinlikle ciddiye almıyorum malyhska.” Ellerim belimde ona
şaşkınlıkla bakakaldım. Ortada böyle bir durum varken onun gibi birisinden ciddi olmasını beklerdim. Beni şaşırtmakta gerçekten üstüne yoktu. “Benimle dalga mı geçiyorsun?” Kesinlikle öyle olmalıydı. “Ben sizi
yalnız bırakayım.” Marco yanımızdan ayrılarak bizi yalnız bırakmaya niyetlense de bahçe kapısının
ardından bizi gözetleyen iki çift meraklı gözün farkındaydım. “Akasya-“ ellerimi havaya kaldırarak başladığı cümlesine devam etmesine izin vermedim. “Beni dinlemeni istiyorum Alex-“ bu sefer o benim cümlemi bölmüştü. “Dinlenecek bir şey yok. Boşuna çeneni yorma.” Bu tepkisine anlam veremiyordum. Böyle olmamalıydı.
Boş yere kovulmuştu. Hem de benim yüzümden. En azından beni dinleyebilirdi. Kendimi açıklama ve ifade etme şansı sunabilirdi. “Ama-“
“Aması falan yok malyhska. Bazen bir problemi çözmenin en iyi yolu onu yok saymaktır. Sana da tavsiye ederim.” Bana konuşma imkanı vermeden az ileride duran arabaya doğru yürüdü. Bu onun arabasıydı. Evden kaçtığım gece beni eve getirirken bindiğim arabaydı. Saniyeler sonra arabasına binerek önümden geçip gitmişti. O köşeyi dönüp gözden kaybolasıya kadar olduğum yerde kalakaldım. Tam göğsümün ortasına koca bir yük oturmuştu. Omuzlarım çökmüş bir halde eve doğru döndüğümde İnci ve Çınar’ın beni
beklediğini gördüm. Bir anlığına onların orada olduğunu unutmuştum. Sessizce onlara doğru adımladım.
İkisinin de benden pek farkı yoktu. Onlara yaklaştığım sırada İnci kollarını açarak karşıladı beni. Her zaman beni
kollarını açarak karşılardı zaten. Hiç yalnız bıraktığı bir an bile olmamıştı. Tereddüt dahi etmeden kendimi onun
kollarının arasına attım. “Bir yolunu bulacağız, üzülme.” Çınar’ın konuşması ile ona baktım. Gözlerinde
ikna edici bir kararlılık vardı. Ona hafifçe tebessüm ettim.
Salona geçesiye kadar üçümüzde sanki anlaşmışız gibi sessiz kaldık. Onların ne düşündüğüne dair hiçbir
fikrim yoktu ancak benim aklım Alex de kalmıştı. Hatasının olmadığı bir durum yüzünden kovulmuştu. Hiçbir
insanın işten kovulma nedeni olamazdım. Bu çok büyük bir yüktü benim için.
Salona geçer geçmez kendimi ilk boşluğa attım. Sıkıntıyla kollarımı göğsümde bağladım. İnci ve Çınar tam
karşımda bulunan koltukta yan yana oturduklarında onlara baktım. Onların ne diyeceğini bekliyordum.
Konuşmadan önce birbirlerine sessiz bakış attılar. Sanki ben onların
bakışlarından ne demeye çalıştıklarını anlayamıyormuşum gibi. “Başlayacak mısınız?” Biraz ters konuşmuş
olabilirim. Kendimi sıkıyordum. Eğer kendimi tutmazsam ağlardım ve ben babam yüzünden ağlamaktan
bıkmıştım. Çınar hafifçe İnci’ye başını salladığında ilk konuşmaya İnci’nin başlayacağını anlamak pek de zor
değildi. İnci oturduğu yerde duruşunu düzeltti. “Biz senin yanına gelmeden önce gördük haberi. Çınar, ilk önce
haberi sızdıran kişiyi araştırmayı önerdi. Tabi biz ilk önce senin yanına geldiğimiz için bunu henüz
öğrenemedik.” Dudaklarını büzerek arkasına yaslandı. Konuşma sırası Çınar’a geçmişti.
Sessiz kalmaya devam ettim. Bakışlarımı hemen İnci’nin yanında oturan Çınar’a çevirdim. Elleri birbirine
kenetledi. Bu onun ne kadar ciddi olduğuna dair işaretti. “Bir telefon bekliyorum. Bizden birisi olmadığı
açıkça ortada zaten. Sen değilsin, İnci değil, Marco ve Alex de değil. Bu da haberi sızdıran kişinin Hardin
tarafından birisi olduğuna dair bir işaret.” Çınar’ın her bir söylediği cümleyi İnci arkadan başını sallayarak onaylıyordu. “Bana kalırsa bir çalışan. Bu işte para var. Eğer güzel bir dedikoduluk haber yakalarsan özellikle fotoğraflısından güzel bir meblağ alıyorsun.” İnci’nin araya girmesiyle ona dikkat kesildim.
Haklı gözüküyordu. Çınar yeniden dudaklarını aralamış Bir şey demek üzereyken telefonu çalmaya başladı.
Üçümüzde oturduğumuz yerde kıpırdandık. Çınar, cebinden telefonu çıkartıp ekranda yazan ismi okuduktan
sonra ayaklandı. “Beklediğimiz o telefon. Ben hemen geliyorum.” Çınar bizi merakta bırakarak salondan
çıktığında yeniden İnci’ye döndüm. “Ne yapacağım ben?” Çaresiz sorum karşısında İnci küçük bir tebessümle
baktı. “Aslında benim aklımda güzel bir fikir var.”
Tam ona fikrinin ne olduğunu sormak üzereyken Çınar girdi salona. İkimizin de bakışları hızla ona döndü. Yüzünden tuhaf bir ifade vardı. Sağ elinde tuttuğu telefonu hafif hafif sol avuç içine vuruyordu. Ne
konuşmuşlardı? “İlk başta İnci’nin düşündüğü gibi bir çalışanın bu fotoğrafı sızdırdığını düşünüyorduk.
Zorda olsa haberi sızdıran kişinin adını öğrendik. Ve bu isimde hiçkimseyi bulamadık.”
Gözlerim şaşkınlıkla irileşti. Birisi sahte bir isimle haberi sızdırmıştı. Kimdi bu? Benimle derdi neydi?
Gözlerim İnci’ye döndüğünde onunla göz göze geldik. Aynı anda ikimizinde aklından aynı şey geçmiş olmalı.
“Bana güveniyor musun Akasya?”
Bölüm etkileşimi
