34. bölüm / 60
Beyaz Yalanlar34. Bölüm🕯️
Bölümler 60Şu an: 34. Bölüm🕯️
- 1 1. Bölüm🕯️1.871 kelime
- 2 2. Bölüm🕯️2.023 kelime
- 3 3. Bölüm🕯️2.374 kelime
- 4 4. Bölüm🕯️1.879 kelime
- 5 5. Bölüm🕯️1.555 kelime
- 6 6. Bölüm🕯️2.034 kelime
- 7 7. Bölüm🕯️1.732 kelime
- 8 8. Bölüm🕯️2.089 kelime
- 9 9. Bölüm🕯️2.396 kelime
- 10 10. Bölüm🕯️1.408 kelime
- 11 11. Bölüm🕯️1.350 kelime
- 12 12. Bölüm🕯️1.886 kelime
- 13 13. Bölüm 🕯️1.910 kelime
- 14 14. Bölüm🕯️1.592 kelime
- 15 15. Bölüm🕯️1.803 kelime
- 16 16. Bölüm🕯️1.023 kelime
- 17 17. Bölüm🕯️1.795 kelime
- 18 18. Bölüm 🕯️1.132 kelime
- 19 19. Bölüm🕯️1.331 kelime
- 20 20. Bölüm🕯️1.156 kelime
- 21 21. Bölüm 🕯️1.301 kelime
- 22 22. Bölüm🕯️1.354 kelime
- 23 23. Bölüm🕯️1.366 kelime
- 24 24. Bölüm🕯️1.869 kelime
- 25 25. Bölüm🕯️1.206 kelime
- 26 26. Bölüm🕯️978 kelime
- 27 27. Bölüm🕯️1.144 kelime
- 28 28. Bölüm🕯️1.003 kelime
- 29 29. Bölüm🕯️990 kelime
- 30 30. Bölüm🕯️1.157 kelime
- 31 31. Bölüm🕯️820 kelime
- 32 32. Bölüm🕯️722 kelime
- 33 33. Bölüm🕯️826 kelime
- 34 34. Bölüm🕯️1.488 kelime · Okuduğun bölüm
- 35 35. Bölüm🕯️1.207 kelime
- 36 36. Bölüm🕯️1.200 kelime
- 37 37. Bölüm🕯️2.059 kelime
- 38 38. Bölüm🕯️1.401 kelime
- 39 39. Bölüm🕯️1.269 kelime
- 40 40. Bölüm🕯️1.807 kelime
- 41 41. Bölüm🕯️1.496 kelime
- 42 42. Bölüm🕯️1.735 kelime
- 43 43. Bölüm🕯️2.130 kelime
- 44 44. Bölüm🕯️1.619 kelime
- 45 45. Bölüm🕯️1.524 kelime
- 46 46. Bölüm🕯️2.238 kelime
- 47 47. Bölüm🕯️1.905 kelime
- 48 48. Bölüm🕯️1.405 kelime
- 49 49. Bölüm🕯️1.392 kelime
- 50 50. Bölüm🕯️1.440 kelime
- 51 51. Bölüm🕯️1.436 kelime
- 52 52. Bölüm🕯️2.180 kelime
- 53 53. Bölüm🕯️2.009 kelime
- 54 54. Bölüm🕯️2.328 kelime
- 55 55. Bölüm🕯️2.731 kelime
- 56 56. Bölüm🕯️1.696 kelime
- 57 57. Bölüm🕯️1.391 kelime
- 58 58. Bölüm🕯️2.640 kelime
- 59 59. Bölüm🕯️2.044 kelime
- 60 FİNAL 🕯️2.688 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ne düşüneceğimi şaşırmış bir haldeydim. İnci’nin yüzüne bakmamaya çalışarak odadan adeta kaçarcasına çıktım. Ellerimi önümde sıkıca birbirine kenetlemiş bir halde mutfağa doğru ilerlemeye koyuldum. Niye çağırmıştı ki beni? Çınar mı istemişti? Ama Çınar olsa Alex’i göndermek yerine kendi gelmez miydi? Bir anda kafamda türlü türlü sorular oluşmaya başladı. Sanki onlardan kurtulabilecekmişim gibi başımı iki yana salladım.
Son zamanlarda böyle bir huy edinmiştim. Kendi kendime fazla soru üretiyordum. Üstüne üstlük hiçbirine cevap bulamadığım gibi bu beni daha da strese sokuyordu. Gözümün önüne düşen bir tutam saça reflekse üfleyerek geriye attım.
Mutfağa adım atarken temkinliydim. Etrafta kimse yoktu. Benim açımdan işler daha da ilginçleşmeye başlamıştı. Çok kısa süre önce Çınar ile geçtiğim kapıyı bu sefer tek başıma açtım. Başımı bahçeye doğru uzattığımda gördüklerimi idrak edebilmek için kendime birkaç saniye tanımam gerekti.
Yerde kocaman kare kırmızı minder vardı. Üzerinde öylesine atılmış birkaç küçük minder ve siyah bez parçaları vardı. Bunların yanı sıra, minderin hemen yanı başında şınav çeken bir adet de Alex vardı. Kafamda birkaç fikir belirmeye başlamıştı bile. Tam sessizce geri çekilmek üzereyken Alex başını kaldırdı. Göz göze geldiğimiz an artık kaçmamın neredeyse imkansız olduğunu fark ettim. Yine de denemekten zarar gelmezdi ama değil mi? Bir elim kapının üzerinde durmaya devam ederken diğer boşta olan elimi kaldırdım ve baş parmağım ile omzumun üzerinden arkamı işaret ettim.
“Bende tam gidiyordum,” şınav pozisyonunu bozdu, olduğu yerden kalkmadan ayaklarını bağdaş yaptı ve daha rahat bir pozisyon aldı. Cümleme devam etmeden hemen önce saçma bir şekilde sırıttım. “Sen hiç rahatsız olma. Lütfen kaldığın yerden devam et.” Cümlemin sonlarına doğru gözleri iyice kısılmaya başlamıştı.
Kaçmak için yavaşça geriye doğru çekilmeye koyulmuştum ki sert sesi kulaklarımda yankılandı. “Malyhska,” gözlerimi sıkıca yumdum. “Gel buraya.” Bana bu kadar rahat bir şekilde emir vermesi sinirlerimi bozmuştu. Çatılan kaşlarım ile gözlerimi araladım. Az öncekine nazaran daha sert bir ifade takınmıştım. “Bana emir verme.” Birkaç saniye önce kullandığım oyunbaz sesim gitmiş, yerine daha sinirli hali gelmişti.
Ona karşı değişem ifademe karşın onun ifadesinde herhangi bir değişiklik olmadı. Bir dakika önce nasıl bakıyorsa hala aynı şekilde bakmaya devam ediyordu. Bu biraz ilginçti açıkçası. Gitmek için ona arkamı dönmüştüm ki tekrardan sesini işittim. “Malyhska, gel buraya… lütfen.” Cümlesinin sonuna eklediği ‘lütfen’ benim açımdan fazlasıyla beklenmedik bir hamleydi.
Başımı omzumun üzerinden ona doğru çevirdim. Bir yerde duranlara bir de ona baktım. Şu bulunduğumuz durumda ondan kaçabilme imkanım ancak bu kadardı demek ki. Daha fazla kaçamayacağımı anlamanın verdiği yenilgi ile omuzlarımı düşürdüm. “Pekala, madem bu kadar ısrar ettin. Seni kırmayacağım.”
İşittikleriyle birlikte tek kaşı alayla havalandı. Bahçeye adımımı atar atmaz kıvrak bir hareketle oturduğu yerden ayaklandı.
Yere eğildi ve minderin üzerinde bulunan uzun siyah bandajları aldı. Ansızın bir tanesi bana doğru fırlattı. Çevik bir hareketle attığı bandajlı havada kaptım. Bir ellerimin arasında duran bandaj yığınına bir de ona baktım. Gözlerimi sorgularcasına ona dikmiş bekliyordum. O bana ne yapacağımı söylemek yerine beni taklit etmeyi tercih etti.
Kaşları benimkiler gibi havalanmış, alt dudağını hafifçe sarkıtmış boş boş bakıyordu. Onu ilk kez böyle görmenin şaşkınlığı ve yüzündeki o ifadenin komikliği ile kendimi tutamadım. İstemsizce gülmeye başladım. “Bayağı eğleniyorsun,” hafifçe omuz silkerek sessiz kalmayı tercih ettim.
Elinde bulunan bardaklardan birisini diğer eline dolamaya başladığında tüm dikkatimi ona verdim. Ne yaptığını net bir şekilde görürsem yapabilirdim. Bandajın ucunu avuç içine yerleştirdi, parmakları ile kaymaması için sıkıca tutarken eline dolamaya başladı.
Onunla beraber bende her adımını dikkatle izleyerek uygulamaya koyuldum. Ancak ne var ki hiç ilerleyememiştim. Alex çoktan diğer elini de bandajlama işini bitirmek üzereyken ben daha bir elimi bile saramamıştım.
Ben hala bandajın ucuyla parmaklarım arasında amansız bir mücadele veriyordum. Alex, işini bitirmiş olmanın verdiği sinir bozucu bir rahatlıkla kollarını göğsünde birleştirmiş, üstten bir bakışla beni izliyordu.
"Bu tuhaf şeyin sonu yok mu?" diye homurdandım. Bandajı avucumun etrafında üçüncü kez döndürmeye çalışırken, tam o sırada bandajın rulosu parmaklarımın arasından kaydığı gibi bir halı saha topu edasıyla yere düşüp hızla açılmaya başladı. Kırmızı minderin üzerinde upuzun, siyah bir yol çizerek benden uzaklaşan bandaja bakarken dişlerimi sıktım. Cidden olacak şey miydi? Bugün daha ne kadar rezil olabilirdim?
Alex’in dudaklarının kenarı çok hafif hatta neredeyse belirsiz bir şekilde yukarı kıvrıldı. "Daha kendi elini bağlayamıyorsun," dedi sesi her zamanki gibi boğuk ama bu sefer içinde gizli bir alay barındırarak. "Dövüşmeyi nasıl planlıyorsun, Malyhska?"
"Dövüşeceğimi kim söyledi?" dedim, yerdeki bandajı hırsla geri toplarken. Bir yandan da tek kaşım merakla havalanmış bir halde ona alttan bakışlar atıyordum. "Ben sadece... saçma bir sorun yaşıyorum şu an. Ayrıca bu kumaş fazla kaygan." Gibi saçma bir bahane sunmaya çalıştım beceriksizce. Saçma bahanem yüzünden içten içe benimle alay ettiğine oldukça emindim.
Yeniden bandajı sarmaya çalıştım. Bu sefer daha kararlıydım. Ancak bandajı bileğime sabitleyeyim derken, nasıl becerdiysem baş parmağımı da avucumun içine hapsettim. Elimi yumruk yapmaya çalıştığımda baş parmağım içeride bükülü kalmış, elim garip, işlevsiz bir topuz halini almıştı. Sanki bandaj içinde bulunduğum bu durumu daha da beter hale getirmek için uğraşıyordu.
"Bak," dedim elimi ona doğru sallayarak. "Oldu işte. Gayet sağlam duruyor." Her ne kadar beceriksizce sarmış olsam da benim için büyük bir başarıydı. Ama Alex benim gibi düşünmüyor olacak ki, derin bir nefes alıp başını hafifçe yana eğdi. Sabrı tükenmiş gibiydi ama o az önceki sert ifadesinden eser yoktu.
Adımları ağır ağır üzerime doğru gelmeye başladığında istemsizce dikleştim. Tam önümde durdu; aramızdaki boy farkı yüzünden başımı hafifçe kaldırmak zorunda kaldım. Mavi gözleri direkt olarak bandajlı elime odaklanmıştı.
Laf etmeme fırsat vermeden bandajlı büyük elleriyle benim düğüm olmuş elimi kavradı. Dokunuşu, o sert sesinin aksine şaşırtıcı derecede dikkatliydi. "Böyle giderse sadece parmaklarını morartırsın," diye mırıldandı. Bunun üstüne sessiz kalmayı tercih ettim.
Önce benim kördüğüm ettiğim kısmı yavaşça çözdü. Parmaklarım bandajın esaretinden kurtulunca derin bir nefes aldım ama o, elimi bırakmadı. Bandajın ucunu tekrar kavradı ve avucumun içinden bileğime doğru, Büyük bir dikkatle sarmaya başladı.
"İzle," dedi, ses tonu bu sefer bir emirden çok, gizli bir ders verir gibiydi. "Sıkı olmalı ama kan akışını kesecek kadar değil. Bileğin, yumruk attığında bükülmemeli." Parmak uçları ile hafifçe bandajladığı elimin üstüne vurdu.
Sessiz kalmıştım. Az önceki sinirli halim anlamadığım bir şekilde dağılıp gitmişti. Tam o sırada başını kaldırıp doğrudan gözlerimin içine baktı. Bu benim açımdan biraz beklenmedikti. "Anladın mı?"
"Anladım," diye fısıldadım, aslında sadece ellerinin hareketine değil, o anki bakışına odaklandığımı fark ederek. "Yani... sanırım."
Elimi bandajladıktan sonra bakışları bir an bile benden ayrılmadan mindere doğru bir adım geri çekildi. "Tamam," dedi, sesi her zamanki gibi emrediciydi. İstemsizce göz devirsem de bir şey demedim.
"Başlayalım. Bana ne kadar dayanabileceksin, görelim."
Dudaklarımın arasından hayret dolu nida döküldü. "Dayanmak mı?" Dayanmaktan kastı neydi? "Ben sana sadece bakıyorum, Alex."
Hafifçe gülümsedi. "Hadi ama Malyhska. Ne yapacağımı bildiğini sanıyorsun. Bunu sahada göreceğiz." Ben daha ne olduğunu anlayamadan, Alex'in eli bir şimşek hızıyla bana doğru uzandı. Bandajlı elini bileğime dolayarak beni minderin ortasına doğru çekti. Onun o sert ellerinin sıcaklığı bileğime sardığında, bir an için tüm vücudum gerildi. "İlk kural," dedi, beni minderin üzerinde hızla döndürürken. Tüm dikkatimi ona vermeye çalışırken istemsizce yutkundum.
"Düşmanının hareketlerini oku. Onu kontrol et."
Alex, beni arkamdan kavradı. Bir eli omzumdan, diğer eli ise belimden dolandı. Beni kollarının arasına hapsederek, bir tür kilide aldı. Nefesi kulağımın dibindeydi. "Diyelim ki, düşmanını bu pozisyonda yakaladın. Nasıl kurtulursun?"
İstemsizce kalbim hızla atmaya başladı. Onun bu kadar yakınımda olması, hepsi kafamı karıştırıyordu. "Ben..." dedim, kekeleyerek. "Ne bileyim, bir tekme atarım falan." Aklıma ilk gelen şeyi dillendirmiştim.
"Tekme mi?" diye sordu, alayla. "Seni bu pozisyonda tutarken tekme atmak, sadece kendini yaralamana sebep olur." Hırsla elimi kurtarmaya çalıştım. Onun o güçlü kollarının arasında bir tutsak gibi hissettim. Ne kadar uğraşırsam uğraşayım, bir türlü kurtulamadım.
"Tamam, peki. Ne yapmalıyım?" diye sordum, çaresizce.
Alex, kollarını daha da sıktı. Beni kendine daha da yaklaştırdı. "Düşmanın ellerini kilitlediyse, başka bir şeyle saldır," dedi, kulağımın dibinde. "Mesela..."
O anda birden kafamda bir ampul yandı. Onun kilitlediği ellerimi, onun bandajlı koluna yaklaştırdım. Ve tam o anda, onun koluna dişlerimi geçirdim.
Alex, acıyla bir inilti çıkardı. Kollarını gevşetti. Ben de o anın verdiği fırsatı kullanarak, ondan kurtulmayı başardım. Minderin üzerinde birkaç adım geri çekildim.
Gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Koluna, diş izlerimden oluşan bir morluğa bakıyordu. "Ne yaptın sen?" diye sordu, şaşkınlık ve öfke karışımı bir ses tonuyla.
Hafifçe sırıttım. "Düşmanımın hareketlerini okudum, kotik." dedim, zafer kazanmış bir edayla. "Ve onu başka bir şeyle alt ettim."
Tek kaşı alayla havalandı. Yüzünde, o az önceki sert ifadesinden eser yoktu. Onun bu beklenmedik tepkisi karşısında, bir an için şaşkına döndüm. Ve tam o anda, onun dudaklarının kenarında hafif bir gülümseme belirdi. "Sen..." dedi, sesi her zamanki gibiydi ama bu sefer kafasının içerisinde dönen düşünceleri saklama isteğini bastıramadı. "Zeki bir dövüşçüsün, Malyhska."
Aldığım büyük zaferle birlikte hafifçe omuz silktim. Bahçeden çıkmak için ona sırtımı döndüğümde bu sefer sesi kulaklarıma ulaştı. “Bu seferlik, bunun işe yaraması gerçekten işe yarar olduğu anlamına gelmez.” Dudaklarımda sahici bir gülümseme yer edinse de ona açıp bakmadım.
Tam mutfak kapısına yaklaştığım sırada bir anda Çınar karşımda belirdi. Bir elinde telefonu ile tam karşımdayı. Ama yüzünde çok telaşlı ve farklı bir ifade vardı. Bir anda beni karşısında bulması ile gözle görülür şekilde irkildi. Beni beklemiyormuş gibi bir hali vardı. Beni yok sayarak gözlerini arkamdaki Alex’e çevirdi. “Acil durum“ Çınar’ın cümlesini yarıda kesen şey patlayan silah sesi olmuştu.
Bölüm etkileşimi
