Beyaz Yalanlar kitap kapağı

1. bölüm / 60

Beyaz Yalanlar

1. Bölüm🕯️

Vaveyla Yazarı: Amaya Xxxx

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 60Şu an: 1. Bölüm🕯️
  1. 1 1. Bölüm🕯️1.871 kelime · Okuduğun bölüm
  2. 2 2. Bölüm🕯️2.023 kelime
  3. 3 3. Bölüm🕯️2.374 kelime
  4. 4 4. Bölüm🕯️1.879 kelime
  5. 5 5. Bölüm🕯️1.555 kelime
  6. 6 6. Bölüm🕯️2.034 kelime
  7. 7 7. Bölüm🕯️1.732 kelime
  8. 8 8. Bölüm🕯️2.089 kelime
  9. 9 9. Bölüm🕯️2.396 kelime
  10. 10 10. Bölüm🕯️1.408 kelime
  11. 11 11. Bölüm🕯️1.350 kelime
  12. 12 12. Bölüm🕯️1.886 kelime
  13. 13 13. Bölüm 🕯️1.910 kelime
  14. 14 14. Bölüm🕯️1.592 kelime
  15. 15 15. Bölüm🕯️1.803 kelime
  16. 16 16. Bölüm🕯️1.023 kelime
  17. 17 17. Bölüm🕯️1.795 kelime
  18. 18 18. Bölüm 🕯️1.132 kelime
  19. 19 19. Bölüm🕯️1.331 kelime
  20. 20 20. Bölüm🕯️1.156 kelime
  21. 21 21. Bölüm 🕯️1.301 kelime
  22. 22 22. Bölüm🕯️1.354 kelime
  23. 23 23. Bölüm🕯️1.366 kelime
  24. 24 24. Bölüm🕯️1.869 kelime
  25. 25 25. Bölüm🕯️1.206 kelime
  26. 26 26. Bölüm🕯️978 kelime
  27. 27 27. Bölüm🕯️1.144 kelime
  28. 28 28. Bölüm🕯️1.003 kelime
  29. 29 29. Bölüm🕯️990 kelime
  30. 30 30. Bölüm🕯️1.157 kelime
  31. 31 31. Bölüm🕯️820 kelime
  32. 32 32. Bölüm🕯️722 kelime
  33. 33 33. Bölüm🕯️826 kelime
  34. 34 34. Bölüm🕯️1.488 kelime
  35. 35 35. Bölüm🕯️1.207 kelime
  36. 36 36. Bölüm🕯️1.200 kelime
  37. 37 37. Bölüm🕯️2.059 kelime
  38. 38 38. Bölüm🕯️1.401 kelime
  39. 39 39. Bölüm🕯️1.269 kelime
  40. 40 40. Bölüm🕯️1.807 kelime
  41. 41 41. Bölüm🕯️1.496 kelime
  42. 42 42. Bölüm🕯️1.735 kelime
  43. 43 43. Bölüm🕯️2.130 kelime
  44. 44 44. Bölüm🕯️1.619 kelime
  45. 45 45. Bölüm🕯️1.524 kelime
  46. 46 46. Bölüm🕯️2.238 kelime
  47. 47 47. Bölüm🕯️1.905 kelime
  48. 48 48. Bölüm🕯️1.405 kelime
  49. 49 49. Bölüm🕯️1.392 kelime
  50. 50 50. Bölüm🕯️1.440 kelime
  51. 51 51. Bölüm🕯️1.436 kelime
  52. 52 52. Bölüm🕯️2.180 kelime
  53. 53 53. Bölüm🕯️2.009 kelime
  54. 54 54. Bölüm🕯️2.328 kelime
  55. 55 55. Bölüm🕯️2.731 kelime
  56. 56 56. Bölüm🕯️1.696 kelime
  57. 57 57. Bölüm🕯️1.391 kelime
  58. 58 58. Bölüm🕯️2.640 kelime
  59. 59 59. Bölüm🕯️2.044 kelime
  60. 60 FİNAL 🕯️2.688 kelime

İnsanlar güne kuş sesleri ve güneş ışığı ile uyanırlar. Bense küçüklüğümden beri kabuslarımı süslemekten çekinmeyen Sofia'nın sesine uyanıyordum. Bazen küçüklüğüme dönmek istiyordum. En güzel günlerime... Kendim olduğum, özgürce koşup zıplayabildiğim dünyama geri dönmek istiyordum. O küçük kızın sahip olduğu özgürlüğe sahip olmak için her şeyimi vermeye hazırım. Burası benim evimdi. İnsanlar öyle bilir. Ama benim için evden çok cehennemdi.

"Akasiya! Derhal uyan!" başımın altında ki yastığı onun sesini duymamak amacıyla kafamın üzerine sertçe bastırdım. Sabahları Sofia'nın sesine uyanmaktan nefret ediyordum. "Akasiya!" ne yazık ki kafama bastırdığım yastık bile Sofia'nın o ince sesini duymama engel değildi. Oflayarak başımın üzerinde ki yastığı çektim. Uykulu gözlerimi aralayarak yapışmış saçlarımın arkasından Sofia'ya baktım.

Sofia ellerini beline koymuş sinirli gözleriyle bana bakıyordu. Dudaklarında her zamanki kırmızı rujunu sürmüş, açık sarı saçlarını sıkı bir topuz yapmıştı. Üzerinde ise asla değişmeyen diz altı kalem eteği ve beyaz gömleği vardı. "Saat sekiz olmak üzere. Hemen kalkıp hazırlanmalısın."

Yatakta sırt üstü pozisyona geçerek kollarımı iki yana açarak esnedim. Akşam normalde yatmam gereken saatten daha geç yatmak zorunda kalmıştım. Odama geçip uyumak amacıyla yatağa girmiş ancak hiçbir şekilde uyuyamamıştım. Uzun bir süre yatakta uyumak için kıvranmış ardından da dayanamayarak ayaklanmıştım. En sonunda da kendimi çalışma masamın başında resim çizerken bulmuştum. Sabaha karşı hava aydınlanırken resmi bitirmiş ve o şekilde yatağa girebilmiştim.

Derin bir nefes vererek yattığım yerden doğruldum. Yumruk yaptığım ellerimle uykulu gözlerimi ovaladım. Ben yatakta kendime gelmeye çalışırken Sofia'da her gün olduğu gibi benim kıyafetlerimi seçiyordu. Onu dolabımla baş başa bırakarak yataktan çıktım ve banyoya geçtim. Aynada ki yansımama şöyle bir baktım. Geç uyumama rağmen kötü değildim. Sadece gözlerimin içi hafif kırmızıydı, onu da Sofia fark etmediği sürece sıkıntı yoktu. Elimi-yüzümü yıkadım, yeni uyandığım için dağılmış olan sarı saçlarımı tepeden rastgele toparladım. Sofia'nın odadan bağırmaya başlamasıyla gözlerimi devirmeden edemedim. Her sabah bu işkenceyi çekmek zorunda olmak çok acıydı.

Tokayı son bir kez daha saçlarımın etrafında dolamaya çalışırken banyodan çıkarak Sofia'nın yanına gittim. Esnememek için kendimi çok zor tutuyordum. "Tartı." Ellerim her iki yanımda sinile yumruk halini aldı. Sinirimi yüzüme yansıtmamaya çalışarak hızlı adımlarla odamın köşesinde bulunan tartıya ilerledim. Bugün pazartesiydi. Günlerden tartılma günüydü.

Tartıya çıktım, şu an bulunduğum kiloya bakmak için başımı eğdiğim anda çenemin altında Sofia'nın soğuk elini hissettim. "Başın yukarıda olacak." donuk ifademle başımı kaldırdım ve karşımda ki duvarla bakışmaya başladım. Bir-iki saniye geçmişti ki Sofia'nın sinirle soluduğunu işittim. Onu umursamadan başımı eğerek kiloma baktım. Elli bir... "Sınırını aşmışsın Akasiya! Bugün diyetisyeninden senin için yeni bir diyet programı isteyeceğim," burnumdan sert bir nefes vererek tartıdan indim.

"Kahvaltıya geç kalma." Sofia bana son bir bakış daha attıktan sonra odadan çıkarak arkasından kapıyı kapadı. Sinirle boşluğa doğru bir tekme attım. Son iki haftadır gayet iyiydim. Kahvaltı da daha fazla şey yiyebiliyordum. Arada diyetisyenimin gözetiminde öğünlerimi esnetebiliyordum. Ama bugünden itibaren eski düzenime geri dönüyorduk.

Sofia'nın giyinmem için yatağın üzerine bıraktığı kıyafetlere baktım. İnce askılı düz beyaz bir elbise ve altına giyinmem için beyaz sitilettolar. Ayaklarım spor ayakkabıların rahatlığına hasretti ancak zorunda kalmadığım sürece giyinmem yasaktı. Ayakkabı dolabımda bile bir tane spor ayakkabım bulunuyordu. O da acil durumlar içindi. Sofia ile yetiştirilmeye başladığımdan bu yana ayaklarım topukluların üzerinde geçmişti. On iki yaşında küçük bir kızken bile etrafta topuklular ile geziniyordum.

Dudaklarımı hafifçe aralayarak içimde ki nefesi dışarıya üfledim. Üzerimde ki gecelikleri çıkartarak yatağın üzerine bıraktım. Beyaz elbiseyi ardından da ayakkabıları giyindikten sonra fark ettiğim şey ile duraksadım. Her sabah üzerimi giyindikten sonra Sofia beni makyaj masasının önüne oturtur ve itinayla hem makyajımı hem de saçımı yapardı. Ama bugün Sofia bu kısmı atlamış olmalıydı ya da çok çok acil bir işi olmalıydı. Eğer bu ikisinden birisi değilse büyük ihtimalle kafasına bir şey düşmüş demektir.

Üzerimde ki şaşkınlığı atmaya çalışarak makyaj masamın önünde ki pufa oturdum. Birkaç dakika öncesinde toparladığım saçlarımı tokadan kurtardım. Sarı saçlarım göğsüme doğru dökülürken masanın üzerinde duran tarağa uzandım. Tarağın dişlerini saçlarımın arasına daldırmış tararken dalgın dalgın aynadan kendime baktım. Saçlarımı kendim taramayalı uzun zaman olmuştu. Ama daha çok annemin taramasını özlüyordum. Saçlarımın arasında gezinen sıcak ve naif ellerini, canımı acıtmamaya dikkat etmeye çalışmasını. Hepsini özlemiştim.

Saçlarımı tarama işini bitirdikten sonra karasız gözlerle masaya bakındım. Tam olarak ne süreceğime karar verememiştim. En basitinden yüzümü nemlendirerek başladım işe. Ardından güneş kremi de sürerek dudaklarıma hafif bir pembelik verecek nemlendirici sürdüm. Gözlerim masanın üzerinde ki makyaj malzemelerinde gezinirken gözlerim rimele takıldı.

Uzanarak parmaklarımın arasına hapsettim. Aynaya doğru eğilerek mavi gözlerimi iyice açtım. Birkaç dakikalık boğuşmanın ardından zorlukla tamamlayabilmiştim. Son kez aynada kendime bakma ihtiyacı hissettim. Kötü gözükmediği sürece sıkıntı yoktu ve görünüşüm bence gayet iyiydi.

Odadan çıkarak aşağı kata inmek için merdivenlerin yolunu tuttum. İçimden kahvaltıya inmek gelmiyordu, her sabah olduğu gibi. Ama evin en önemli ve çiğnenmemesi gereken kurallarından birisiydi. Her ne olursa olsun sabah kahvaltısı ve akşam yemeğinde sofraya oturmak.

Salona girer girmez direkt olarak masaya ilerledim. Tabi ki babam daha kahvaltıya inmemişti. Sofia benim hızlı olmam için her zaman ki gibi abartmıştı. Masada her sabah oturduğum sandalyeye yerleştim. Babamın tabağı boşken benim tabağım en fazla yarısına kadar doluydu. Sofia benimkini çoktan hazırlamıştı. Asla şaşmaz.

Tam arkama yaslandığım sırada merdivenlerden babamın ayakkabısının tok sesi kulaklarımı doldurdu. Derin bir nefes eşliğinde oturduğum sandalye de doğruldum. Babam salona giriş yaptığında ayağa kalkarak başımı önüme eğdim. Babam hemen sol tarafımda, masanın başında ki, yerine geçti. Kendisi otururken benimde yerime oturmama için eliyle işaret etti. Sandalyemi çekiştirerek geri oturdum ve gözümün kenarıyla babama baktım. Kahvaltıya başlamak için onu beklemeliydim. Babam çatalını zeytine batırıp ağzına attığında önüme dönerek kahvaltıma bakındım.

Tabağımda haşlanmış bir adet yumurta, ince bir dilim beyaz peynir, üç zeytin, dörder parça salatalık ile domates son olarak da bir dilim kepekli ekmek. Sessizce kahvaltımı yaptım. Babam her sabah olduğu gibi siyah takım elbisesini giyinmiş, sarı saçlarını özenle taramıştı. Elinde ki tabletiyle uğraşırken istemsizce ona bakma dürtüsü belirdi içimde.

Ben babamın kız versiyonuydum. Saçlarım, gözlerim, burnum, dudaklarım hatta yüz tipim. Her şeyimi babamdan almıştım. Anneme benzemek isterdim. En azından aynaya baktığımda daha az özlerdim onu. Annem babamın tam tersiydi. Siyah saçları, koyu kahve gözleri ve esmer teni. Babamla hem karakter olarak hem de fiziksel olarak çok zıtlardı. Annem cıvıl cıvıl neşeli bir enerjiye sahipken babam çok sakin ve genelde çok ciddidir. Birbirlerini nasıl sevmişlerdi hala anlayamıyorum.

Tabağımda kalan son parçayı da ağzıma atarken babam oturduğu sandalyeden ayaklandı. Anında çatalımı tabağımın kenarına bırakarak ayağa kalktım. "Akşama misafirlerimiz var, ona göre hazırlanırsınız. Sofia hazırlanmanda yardımcı olur." başımı hafifçe sallayarak sessizce onayladım onu. "Afiyet olsun." ve salonu terk ederek beni bir başıma bıraktı.

Babamın her zaman misafirleri olurdu ama çoğunlukla onları dışarıda ağırlardı. Hiçbir zaman evde ağırlama taraftarı olmamıştı. Genelde beni insanlardan saklamayı tercih ederdi. Bu sefer ki misafirleri evde ağırlayacağına göre durum daha ciddi olmalıydı.

Kahvaltım bittiği için daha fazla salonda kalmamın bir anlamı da yoktu. İlk önce odama uğrayarak yanıma almayı unuttuğum telefonumu aldım ve mutfağa geçtim. Hava çok sıcaktı ve soğuk bir şeylere ihtiyacım vardı. Mutfağa girdiğim anda Sofia ile karşılaşmam bir oldu. "Akasiya?" ismimi yanlış telaffuz etmesine alışmıştım artık. "Soğuk bir şeyler almak istiyorum." gözlerini kısarak öylece durdu birkaç saniye. Sofia düşünürken genelde böyle olurdu. Bir anda gözlerini kırpmayı bırakır ve bir yere odaklanır. Bazenleri böyle hareketsiz kaldığında korkmuyor değildim. Sanki nefes almıyor gibi duruyordu. Arada robot olup olmadığı konusunda kendimle çelişebiliyordum. Daha önce Sofia'nın yemek yediğini ya da bir yerde uyuyakaldığını hiç görmedim. Ne zaman onunla karşılaşsam hep bir şeylerle uğraşıyor oluyor.

"Tabi," elimle arka tarafımda kalan bahçe kapısını işaret ettim. "O zaman ben biraz bahçeye çıkıyorum." sol kolunu göz hizasına kadar kaldırarak bileğinde ki saatine baktı. Ardından bana dönerek başını olumlu anlamda salladı. Sofia sırtını bana dönerek işine kaldığı yerden devam ederken tedirgin gözlerle süzdüm onu. Bu kadın cidden çok tuhaftı. Sofia'yı mutfakta bırakarak bahçeye çıktım. Korumaların arasından sıyrılarak en uç köşede ki salıncağa ilerledim.

Elimde ki telefonu açmaya çabalarken yavaşça salıncağa oturdum. Ayakkabının topuklarıyla ağır ağır kendimi sallamaya başladım. Ekran aydınlandığında hızlıca şifreyi girdim. Zaman kaybetmeden rehbere girerek İnci'nin ismine tıkladım.

Telefonu kulağıma dayadım, arkama yaslanarak açmasını beklemeye koyuldum. Telefon çalıyordu ancak İnci açmıyordu. En nihayetinde açmayacağını düşünerek telefonu tam kulağımdan indiriyordum ki İnci'nin uykulu sesi kulaklarıma ulaştı. "Akasya?"

"Günaydın İnci Hanım,"

"Ne günaydını Akasya ya? Saat kaç senin haberin var mı acaba?" gülmemek için dudaklarımı sıkıca birbirine bastırdım. "Hı-hım."

"Hadi sen sabahın bu saatinde kalkmak zorundasın peki benim günahım ne?" işaret parmağımı çeneme koyarak düşünüyormuş gibi yaptım. "Düşünelim... buldum! Arkadaşım olmak." İnci benden aldığı yanıtla gülmeye başlayınca bende tuttuğum gülüşümü serbest bıraktım. "Hadi hadi geç onu da neden bu saatte aradığını söyle sen bana." dudaklarımın arasından sıkıntılı bir nefes verdim. "Bu akşam bize misafir gelecekmiş desem?"

"Hayatta inanmam buna!" İnci'nin bir anda bağırmasıyla yüzümü buruşturarak telefonu kulağımdan uzaklaştırdım. "Sen ciddi misin?"

"Hem de fazlasıyla. Babam kendisi söyledi." birkaç hışırtı sesinin ardından İnci'nin sesi boğuklaştı. "Görüntülüye geçsene." İnci'nin isteği üzerine görüntülü konuşmaya geçtik. Ekranda İnci belirir belirmez gülmemek için elimi dudaklarımın üzerine kapattım. Hala yatağındaydı. Saçları kabarmış ve dağılmıştı. Gözleri hafif şiş ve kısıktı. Bu hali aslında çok tatlıydı. "Kimmiş bu misafirler?" omuz silktim. "Bilmiyorum."

Gözlerini kısarak sessizce yüzüme baktı. Huzursuzca yerimde kıpırdandım. "Ne? Neden öyle bakıyorsun bana?" kameraya doğru işaret parmağını salladı. "Bak gör bu misafirlerde bir iş var, İnci demişti dersin." gözlerimi devirerek güldüm. "Buraya gelsene." ondan istediğim şey çok basitti ama İnci fazlasıyla şaşırmıştı. "Yok bugün gelmeyeyim ben." dudaklarımı büzerek küçük bir çocuk gibi somurttum. "Neden?"

"Zaten her gün sizdeyim. Baban yakında beni kapı dışarı edecek farkındayım." kızgınca kaşlarımı çattım. Yanlış düşünüyordu. "Hayır, babam seni seviyor. Eğer sevmeseydi emin ol bu eve adım atmayı bırak bir daha yüz yüze gelemezdik İnci." gözlerini kısarak iyice ekrana yaklaştı. "Sağ ol, çok rahatladım şu an(!)"

"Gerçekten yanıma gelsen olmaz mı? Kesin aşağıya inemeyeceğim. Odamdan çıkmam yasak olacak ve tüm akşamı odamda geçireceğim. Baksana! Kulağa çok sıkıcı geliyor!" İnci hayal kırıklığı ile başını iki yana salladı. "Üzgünüm, bu akşam dedemgil de davet var. Gitmek zorundayım."

"Bugün müydü o davet?" başını aşağı yukarı sallayarak onayladı. "Evet, biliyorsun zaten konuları. Dedem hasta ve herkes onun mirasının peşinde. Annemle babamda beni dedemin gözüne sokmaya çalışarak mirastan az da olsa bir şeyler koparmaya çalışıyorlar."

İstemsizce yüzümü ekşittim. "Evet evet, söylemene gerek yok. İğrenç bir durum ama elimden gelen bir şey yok." tebessüm ederek onu rahatlatmaya çalıştım. "O kadar da kötü bir durum değil bence." elimle kendimi göstererek bulunduğum durumu işaret ettim. Başını geriye doğru atarak bir kahkaha koyuverdi. "Tamam, seninle o konularda rakip bile olamam. Sen kazandın." bir süre İnci'yle gideceği davet hakkında konuştuk. Kıyafet konusunda iki elbise arasında kaldığını ve ona yardım etmemi isteyince telefon görüşmemiz olması gerekenden uzun sürmüştü.

Biz İnci ile elbisesi için karar vermeye çalışırken bir ara Sofia yanıma gelerek soğuk bir şeyler getirmişti. Rengi bir tuhaftı. Yeşilimsi rengi beni ilk başta ürkütse de ilk yudumu aldım. Ama hemen pişman oldum. Tadı iğrençti. Büyük bir ihtimalle Sofia dolaptaki tüm sebzeleri karıştırarak önüme içecek niyetine koymuştu. Telefon kapanasıya kadar İnci benimle dalga geçmekten geri kalmadı.

Akşama kadar bahçe de oturdum. Misafirler geldiğinde odama kapanmam gerekeceğini bildiğimden bolca bahçe de vakit geçirdim. Yürüyüş yaptım, çiçeklerimle ilgilendim, kitap okudum...

Güneş yavaş yavaş batmaya başlamıştı. Gökyüzü maviliğini kırmızı ve turuncu renklere bırakıyordu artık. Misafirlerin her an gelebilme ihtimaline karşın oturduğum salıncaktan ayaklandım. Kollarımı ve bacaklarımı esnetmenin verdiği rahatlıkla eve girdim. Odama çıkmak üzere merdivenlere adım atmıştım ki mutfaktan bana seslenen Sofia'nın sesiyle durmak zorunda kaldım. "Akasiya!"

Sofia yanıma geldiğinde ona konuşma fırsatı tanımadan cümleye giriş yaptım. "Biliyorum Sofia, misafirler gidesiye kadar sessizce odamda kalmalıyım. Akşam yemeğimi odama getirirsin."

"Kıyafetlerin yatağın üzerinde hazır. Victor Bey yemeğe senin de katılmanı istedi." İşte bu, bugünkü en büyük şokumdu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1.000okunma 90beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.