Beyaz Yalanlar kitap kapağı

8. bölüm / 60

Beyaz Yalanlar

8. Bölüm🕯️

Vaveyla Yazarı: Amaya Xxxx

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 60Şu an: 8. Bölüm🕯️
  1. 1 1. Bölüm🕯️1.871 kelime
  2. 2 2. Bölüm🕯️2.023 kelime
  3. 3 3. Bölüm🕯️2.374 kelime
  4. 4 4. Bölüm🕯️1.879 kelime
  5. 5 5. Bölüm🕯️1.555 kelime
  6. 6 6. Bölüm🕯️2.034 kelime
  7. 7 7. Bölüm🕯️1.732 kelime
  8. 8 8. Bölüm🕯️2.089 kelime · Okuduğun bölüm
  9. 9 9. Bölüm🕯️2.396 kelime
  10. 10 10. Bölüm🕯️1.408 kelime
  11. 11 11. Bölüm🕯️1.350 kelime
  12. 12 12. Bölüm🕯️1.886 kelime
  13. 13 13. Bölüm 🕯️1.910 kelime
  14. 14 14. Bölüm🕯️1.592 kelime
  15. 15 15. Bölüm🕯️1.803 kelime
  16. 16 16. Bölüm🕯️1.023 kelime
  17. 17 17. Bölüm🕯️1.795 kelime
  18. 18 18. Bölüm 🕯️1.132 kelime
  19. 19 19. Bölüm🕯️1.331 kelime
  20. 20 20. Bölüm🕯️1.156 kelime
  21. 21 21. Bölüm 🕯️1.301 kelime
  22. 22 22. Bölüm🕯️1.354 kelime
  23. 23 23. Bölüm🕯️1.366 kelime
  24. 24 24. Bölüm🕯️1.869 kelime
  25. 25 25. Bölüm🕯️1.206 kelime
  26. 26 26. Bölüm🕯️978 kelime
  27. 27 27. Bölüm🕯️1.144 kelime
  28. 28 28. Bölüm🕯️1.003 kelime
  29. 29 29. Bölüm🕯️990 kelime
  30. 30 30. Bölüm🕯️1.157 kelime
  31. 31 31. Bölüm🕯️820 kelime
  32. 32 32. Bölüm🕯️722 kelime
  33. 33 33. Bölüm🕯️826 kelime
  34. 34 34. Bölüm🕯️1.488 kelime
  35. 35 35. Bölüm🕯️1.207 kelime
  36. 36 36. Bölüm🕯️1.200 kelime
  37. 37 37. Bölüm🕯️2.059 kelime
  38. 38 38. Bölüm🕯️1.401 kelime
  39. 39 39. Bölüm🕯️1.269 kelime
  40. 40 40. Bölüm🕯️1.807 kelime
  41. 41 41. Bölüm🕯️1.496 kelime
  42. 42 42. Bölüm🕯️1.735 kelime
  43. 43 43. Bölüm🕯️2.130 kelime
  44. 44 44. Bölüm🕯️1.619 kelime
  45. 45 45. Bölüm🕯️1.524 kelime
  46. 46 46. Bölüm🕯️2.238 kelime
  47. 47 47. Bölüm🕯️1.905 kelime
  48. 48 48. Bölüm🕯️1.405 kelime
  49. 49 49. Bölüm🕯️1.392 kelime
  50. 50 50. Bölüm🕯️1.440 kelime
  51. 51 51. Bölüm🕯️1.436 kelime
  52. 52 52. Bölüm🕯️2.180 kelime
  53. 53 53. Bölüm🕯️2.009 kelime
  54. 54 54. Bölüm🕯️2.328 kelime
  55. 55 55. Bölüm🕯️2.731 kelime
  56. 56 56. Bölüm🕯️1.696 kelime
  57. 57 57. Bölüm🕯️1.391 kelime
  58. 58 58. Bölüm🕯️2.640 kelime
  59. 59 59. Bölüm🕯️2.044 kelime
  60. 60 FİNAL 🕯️2.688 kelime

Sabah her gün olduğu gibi gözlerimi Sofia'nin sesine açtım. Yatağımdan çıkmak istemiyordum. Kalın ve ağır yorganımın altında sonsuza kadar kaybolmayı o kadar çok isterdim ki.... Ama bu benim gibi birisi için kısa süreliğine bile mümkün değildi. Akşam banyodan sonra kurutmadığım saçlarım şimdi kabararak beni bir cadı gibi gösteriyordu. Sırf saçlarımın bu halini Sofia'dan saklamak adına topuz yapmak zorunda kaldım. Aynanın karşısında tokayı zoru zoruna topladığım saçlarıma dolamaya çalışıyordum. Ellerim ve kollarımın acımasını umursamadan üçüncü turu da attığım da derin bir nefes verdim. Ta ki topuzun tam ortasından bir saç tutamının tokadan kurtulup havaya dikilesiye kadar.

Bu görüntü karşısında küçük bir çocuk gibi olduğum yerde tepinmek hatta çığlık bile atmak istedim. Sorun şuydu ki: ben bir çocuk değildim.

"Akasiya!" Saçlarıma sinirli olmam yetmiyormuş gibi bir de odamda beni bekleyen Sofia vardı. Tokadan kaçan saç tutamını sıkıca doladığım saç lastiğine sıkıştırdım. Acıyan ellerimi birbirine kenetleyerek banyodan çıktığımda çoktan Sofia kıyafetlerimi hazırlamış beni bekliyordu. Açık mavi gözleri her ne kadar belli etmemeye çalışsa da oldukça sert ve sinirli duruyordu. Beni hala o küçük çocuk sanması da ayrı bir olaydı zaten. Beni, ilk tanıştığımız zamanda ki küçük kız çocuğu gibi görüyor ve hala öyle davranıyordu. Nedendir bilmem ama hiçbir zaman büyüdüğümü, yetişkin bir birey olduğumu kabullenemedi. Bunun arkasında kesinlikle duyguysalar bir şey yoktu. Eminim. Sonuçta bahsettiğimiz kişi Sofia'nın ta kendisi. Nâm-ı diğer duygusuz.

"Tartı." Ellerim istemsizce iki yanımda yumruk halini alırken karşı çıkmadım. Daha doğrusu çıkamadım. Tıpış tıpış tartıya ilerledim. Her zamanki köşesinde duran tartıya önce sağ sonra da sol ayağımı atarak çıktım. Sofia söylemeden başımı dik tutarak gözlerimi karşımda ki duvara diktim. Yumruk yaptığım ellerimi çözdüm ve beklemeye başladım. "Elli." Dudaklarımın arasından rahatsız bir nefes kaçtı. "Bunun üstüne çıkmaman gerektiğini biliyorsun Akasiya."

Tartıdan indim. Sofia'nın söylediklerini duymamazlıktan gelmeyi tercih ettim. Her zaman aynı şeyleri söyleyip duruyordu. Asla şaşmayan cümleleri vardı ve hepsi artık ezberindeydi. Dinleyerek boşa zaman kaybetmemin bir manası yoktu. Giyinmem için yatağın üzerine koyduğu kıyafetlere doğru eğildiğim sırada aklıma korse geldi. Hızla doğrularak arkamda duran Sofia'ya döndüm. Ellerimi belime koydum, sorgulayıcı bir tavırla kaşımı havaya kaldırdım. "Bugün korse yok mu?"

"Hayır, bugün şirkete gideceğin için takmayacaksın." Aldığım cevap beni tatmin etmemişti. Şirket ile korsenin arasında tam olarak. Nasıl bir ilişki olduğunu anlayamamıştım. Birkaç saniyedir boş boş baktığımı fark edince başımı iki yana sallayarak silkelenerek kendime geldim. Yatağın üzerinde ki kıyafetleri ve ayakkabıları elime alarak Sofia'ya döndüm. "Banyo da mı giyinmeliyim?" Bu benim dilimde kibarca, defol, demek oluyordu. Sofia derin bir nefes aldı. Bana son bir bakış daha attıktan sonra tok adımlarıyla odayı terk etti.

Sofia'nın odadan çıkmasıyla rahat bir nefes verdim. Elimde tuttuğum koyu mavi elbiseyi yakalarından tutarak havaya kaldırdım. Straplez yakalı, belinde kendinden kemerli, eteği fırfırlı olan sade bir elbiseydi. Yatağın hemen ayak ucunda da elbisenin altına giyinmem için ince topuklu, siyah, önü açık topuklu ayakkabılar duruyordu. Üzerimi giyinmeden hemen önce durup duvarda asılı duran saate baktım. Kahvaltı saatine on beş dakika kadar zamanım vardı.

Üzerimde ki pijamalarımı çıkartarak düzgünce katladım ve yatağımın üzerine koydum. Ardından biraz zorlansam da elbiseyi giyinmeyi başardım. Topuklu ayakkabıları hemen giyinmek istemediğimden onları elime alarak makyaj masasına doğru ilerledim. Elimdeki topukluları yere bıraktım ve makyajımı yapmak üzere oturdum. Sıkıca topladığım saçlarımı tıkanın esaretinden kurtararak kısa süreliğine de olsa salık kalmalarına izin verdim. Saçların haddinden fazlasıyla kabarık olduğundan topuz üzerinden bir model yapmam gerekiyordu. Sesli ve bir o kadarda sıkıntılı olan bir nefes aralıklı olan dudaklarımın arasından dışarıya süzüldü.

Yaklaşık on dakika kadar sonrasında her şeyimle tamamdım. Sade bir makyaj ve tonlarca tel toka ile sabitlediğim dağınık topuzum ile gayet düzgün bir görüntü yaratabilmişim. Odadan çıkmadan hemen önce son olarak da topuklu ayakkabıları giyindim.

Aşağıya ilk indiğimde ilk karşılaştığım Alex'in yüzü olmuştu. Merdivenlerin hemen bitiminde, bana bakmadan öylece duruyordu. Tam önünde durdum. Ayağımda ki topuklu ayakkabılarım olmasına rağmen en fazla burnuna kadar gelebiliyordum. Derin bir nefes çektiğinde parfümünün kokusu ciğerlerimi istila etmişti. "Günaydın... kotik." Muzip bir tavırla söylediğim son kelime bana bakmasını sağlamıştı. Elimde olmadan sırıttım. Hiçbir şey demeden buz mavisi gözlerini üzerimde gezdirdi. "Bu kadar yakınımda olacağını bilmiyordum," kollarımı göğsümde bağladım, gözlerinin içine bakabilmek amacıyla başımı kaldırdım. "Her zaman böyle mi olacak?"

Gözleriyle gözlerimi kendisine esir etti. "Etrafında olmamdan rahatsız mısın?" Sesi her zamanki gibi soğuk ve sertti. Alt dudağımı dışarıya doğru sarkıttım. "Bunu hiçbir zaman bilemeyeceksin." Başımı omzuma doğru yatırarak gözlerine inatla bakmaya devam ettim. Dudağının sağ tarafının çok ama çok küçük kıvrıldığına şahit oldum. Gözlerim gördüğü şeyin gerçek olup olmadığını ayırt etmek adına anlık olarak dudaklarına kaydı. "Kaybettin malyshka."

Ona son bir bakış daha attıktan sonra kaçarcasına salona geçtim. Oturmak için sandalyemi çektiğim sırada Alex'in salona giriş yaparak en uzak köşeye geçtiğini gördüm. Her zaman oturduğum sandalyeyi çekerken onu göz hapsine aldım. Ağır hareketlerle elbisemin eteğini düzgünce toparladım ve açılmamasın dikkat ederek oturdum. Ellerimi kucağıma bıraktım, babamın henüz kahvaltıya inmemesini fırsat bilerek rahat bir tavırla arkama yaslandım. Aslında bunları hepsi birer rolden ibaretti. Şu sıralar hiç olmadığım kadar cesur davranıyordum. Sanki içime başka birisi kaçmış gibiydi. "Söyle." Bir anda konuşmasıyla irkilerek kendi düşüncelerimin arasından sıyrılıp bulunduğum ana geri döndüm. "Neyi?" Hala bana bakmama konusunda ısrar ediyordu. Sebebini ise asla anlamıyordum. "Neden bana bakmıyorsun? O kadar mı kötü bir insanım?" Aslında bunu umursamamalı hatta her zaman olduğu gibi görmezden gelmem gerekirdi. Sonuçta hayatım boyunca görünmez olmaya alışmıştım. İnsanların beni yok saymalarına, dediklerimi duyamamalarına...

Dudaklarımın arasından çıkan soru cümlesine saniyesinde pişman olmuştum. Dudaklarımı sertçe birbirine bastırdım. Yavaşça başını bana doğru çevirdi. Çok az kımıldadı. Neredeyse yok denecek kadardı ama gözleri üzerindeydi. Tam dudakları aralanmış bir şey söylemek üzereyken merdivenlerde babamın kendine has ayak sesleri duyuldu. İstemsizce bu duruma karşın dudaklarımı ısırdım. Tam zamanıydı(!)

İstemeye istemeye oturduğum sandalyeden kalktım. Babam salona gitmiş yaptı, kendi tarafına ilerledi. Oturmadan hemen önce benim de oturmama için sadece eliyle işaret etti. Duvara kilitlenmiş olan gözlerimle verilen komutu yerine getiren bir robot gibi geri yerime oturdum. Babamın tabağına bir şeyler almaya başlaması üzerine gözlerimi isteksizce masada ki yiyeceklerin üzerinde gezdirdim. Bugün hiçbir şey yemek istemiyordum. Sessizce sıkıntılı bir nefes soludum. İstemeye istemeye tabağıma biraz haşlanmış yumurta ve üç tane siyah zeytin aldım.

Aldığım o birkaç parça yiyeceği zorla mideme göndermeye çabalarken üzerimde bir çift göz hissettim. Elimde olmadan başımı kaldırıp Alex'e bakındım. Doğru hissetmiştim. Bana bakıyordum. Buz gibi mavi gözleri üzerimde ruhsuzca dolaşıyordu. Derin bir nefes alarak önüme döndüm ve sessizce kahvaltımı yapmaya devam ettin. Tabi buna ne kadar kahvaltı denirdi bilmiyorum.

Dakikalar sonra babamın ayaklanması ile bende ayaklandım. O, sessizce salonu terk ettikten sonra geri sandalyeme oturdum. Tabağımda kalan son zeytini çatalımın ucuyla hafifçe dürttüm. Artık onu yiyemeyeceğimi fark edince ayağa kalktım. Salondan ayrılmadan önce gözlerim yeniden Alex'i buldu. Kararsızca bir kapıya bir de ona baktım. Acaba kahvaltısını yapmış mıydı? Sonuçta o da bir insandı. Omuzlarımı düşürerek ona doğru döndüm. Vicdanım kazanmıştı. "Kahvaltı yaptın mı?" Sorduğum soru ile ilk birkaç saniye hareket etmedi.

En nihayetinde gözleri benimle buluştuğunda mavi gözlerinde farklı bir duygu zerresi yakaladım. Ancak bunun hangi duygu olduğunu ayırt edemeden silindi. Duygularını çok iyi saklıyordu. Tam bir ustaydı. "Akasya!" Henüz Alex'ten cevap alamamışken evin içerisinde tanıdık bir ince ses işittim. Elimi alnıma vurmamak için son anda kendimi tutabildim. İnci elinde büyük bir hediye paketiyle giriş yaptığında ona doğru dönmek zorunda kaldım.

O ise olduğu yerde durmuş şaşkınlıkla bir arkamda kalan Alex'e bir de bana bakıyordu. "Hoş geldin." Hızlı adımlarla yanına ulaştım ve koluna girdiğim gibi onu odama doğru götürmeye başladım. Ondan bir şey saklamıyordum, saklamazdım da. Sorun şu ki İnci bazen ağzından çıkan şeylerin farkında olmayabiliyordu. Şu an yaptığım şey ise sadece olabilecek şeylere karşı önlem almaktı. "Akasya?"

Odamın kapısını açıp girmesi için ona döndüğümde sesli bir nefes verdim. Hem İnci hem ben nefessiz kalmıştık. Bunun sorumlusu elbette benim onu hızlı hızlı merdivenlerden çıkartmış olmamdı. Hızlı hızlı nefes alıp-verirken işaret parmağını havaya kaldırarak odama girdi. Anlaşılan o ki nefesi düzene girince soru yağmuruna tutulma ihtimalim vardı. Olsun, buna da razıydım. Sofia'nın bizi rahatsız etmemesi için kapıyı ardımızdan kilitlemeyi de ihmal etmedim.

İnci elinde ki büyük hediye paketini çalışma masasının üzerine bıraktıktan sonra öne doğru eğilerek yüksek sesli bir nefes verdi. Hızla sırtını doğrultup bana baktığında bir an korkmadım desem yalan olurdu. Elinin tersiyle yüzüne düşen saçlarını geriye doğru itekledi. "Salonda ki o yakışıklı adam da kimin nesiydi? İlk gördüğümde düşündüğüm tek şey, akşam haberlerinde sizin eve bir meteorun düştüğü ile ilgili haber olmamasıydı."

Gülmemek için dişlerimi alt dudağıma geçirdim. "Ayrıca..." ellerini beline koydu, bana doğru büyük bir adım attı. "Neden bir şeyden kaçıyormuş gibi bir halin var senin? Hemen dökül, neler oluyor?" Dudaklarıma tatlı olmasını umduğum bir tebessüm yerleştirdim, ellerimi omuzlarımda koyarak onu kendi ekseni etrafında döndürdüm. "Akasya..." devam edemeden onu yönlendirmeye başladım ve oturması için çalışma masasının önünde ki sandalyeyi ona doğru çektim. Şüpheci gözleri bana döndüğünde dudaklarımda ki saçma gülümseme daha da büyüdü. "Çok önemli bir şey değil ya. Abartılacak kadar değil."

Gözlerini kısmış dik dik bana bakmaya devam ederken arkasına uzandı ve yanında getirdiği büyük hediye paketini kucağına aldı. Gözlerim anlık olarak merakla kucağında ki pakete kaydı. Pakete baktığımı fark edince sinsice gülümsedi. "Sana bir anlaşma teklif ediyorum," yavaşça yutkundum. "Bu paketin içinde daha önce görmediğin bir şey var. Ben sana bunu vereceğim, sen de karşılığında bana olan biten her şeyi eksiksiz anlatacaksın." Aslında elinde ki paketi merak etmiyordum ama ısrarcı davranması hem çok şüpheliydi hem de oldukça meraklandırıcı. Ondan saklayacak bir şeyim olmadığından omuz silkerek ellerimi ona uzattım. Dudaklarında ki zafer gülümsemesi eşliğinde paketi ellerimin arasına bıraktı. "Ne var içinde?"

"Kendin açıp bakmalısın." Paketi çalışma masasının üzerine bırakarak poşetinden çıkardım. Ardından üstünde ki süsünü yırtmaya başlamıştım ki İnci'nin ayaklanmasıyla durdum. "Camı açmam gerekli. Arkamızda iz bırakmamalıyız." İşte şimdi daha çok merak etmiştim. İnci camı açmak için sandalyeden kalktığında parmaklarım aceleci bir tavırla paketi yırttı. Süslü paketten kurtardığım dikdörtgen kutuyu gün yüzüne çıkarttığım anda burnuma tuha bir koku ulaştı. "Bu da ne?"

İnci'ye döndüğümde gözlerinde ki heyecanla bana baktığını fark ettim. "Açmaya devam et." Kutunun üzerinde herhangi bir resim ya da yazı bulabilmek umuduyla bakındım ama dümdüz, kahverengimsi, dikdörtgen kutuydu. Kenarlarından tutarak kapağını kaldırmam ile az önce aldığım kokuyu daha net soludum. Kapağı tamamen kaldırdığımda, tahminimce bir yemekti, daha önce görmediğim bir şeyle karşılaştım. "Bu da nedir böyle?"

İnci hevesle ellerini birbirine sürttü. "Biz buna lahmacun diyoruz Akasya Hanım."

"Lahmacun?" Adını ilk defa duyduğum bu yiyeceğe kısa bir bakış attım. O sırada görüş açıma İnci'nin eli girdi. Kutuda bulunan yuvarlak lahmacunlardan birisini aldı. Ucundan tutarak sarmaya başladı. "Aslında bunun yanında soğanlı salata güzel giderdi. Ama elimizde ki şartlar ancak bu kadarına izin veriyor." Sonuna kadar sardığı lahmacunu bana doğru uzattı, gözleriyle işaret etti. "Isır." Her ne kadar tereddüt de etsem dediğini ikiletmedin lahmacunun ucundan küçük bir ısırık aldım. Hemen benim ardımdan İnci'den bir ısırık alarak afiyetle çiğnemeye başladı.

İlk başta tadından korksam da bu zamana kadar böyle bir yiyeceğin varlığını bile bilmememe çok üzüldüm. Damağıma yayılan tat beni mest ederken İnci'nin eline uzanarak bu sefer daha büyük bir ısırdık aldım. "Sevdin değil mi? Zaten sevmemek gibi bir lüksün de yok Akasyacığım." Ağzımdaki lokmayı çiğnerken güldüm. "Neden hediye paketine sarma gibi bir şeye bulaştın?"

Kutudaki lahmacunlardan bir yenisini daha sararken bana yan yan baktı. "Sence elimde lahmacun kutusuyla eve girseydim o cadı Sofia bizi ne yapardı? Bence sen benden daha iyi biliyorsun." Haklıydı. Hem de sonuna kadar. Sardığı lahmacunu bana uzattığı sırada gözleri ardına kadar açıldı. "Ne oldu?" Büyük bir ısırık alırken neye bu kadar tepki gösterdiğini anlayamadım. Bana cevap vermek yerine getirdiği poşeti kurcalamaya başladı. "Buldum!"

Ellerini havaya kaldırdığında bulduğu şeyin ne olduğunu o zaman anladım. "Dün ayran macerandan bahsedince bende dedim, ayransız olmaz. Al bakalım, bu senin ki." Birisini benim önüme bıraktığında duygulanmıştım. Ayranı boşta olan elime alarak çalkalamaya başladım. "Ben... nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum İnci. Bunlar benim için çok büyük şeyler." Kendi lahmacunundan büyük bir ısırık alırken 'önemli değil' manasında omuz silkti. "Saçmalama, bak ne güzel seninle yeni bir şey yapıyoruz." Omzuyla yavaşça omzuma vurdu ve imalı bir şekilde güldü. "Ayrıca, bana şu aşağıda ki meteordan hiç bahsetmedin."

Anlatmaya başlamadan önce ayranımdan bir yudum aldım. "Aslında bahsettim."

"Ne zaman? Eğer böyle bir şeyden bahsetmiş olsaydın unutmazdım. Unutmamın imkanı yok!" Kenarında duran peçetelerden bir tanesini alarak dudaklarımı sildim. "Hani sana anlatmıştım ya, o gece bir adam son anda yardımıma koşarak beni saldırıya uğramaktan kurtardı diye?" Gözlerini tavana dikerek birkaç saniye durdu. "Hatırladım!"

"O adam, bu adam işte." Beni dikkatle izleyen gözleri şaşkınlıkla ardına kadar açıldı. "Ne demek o adam bu adam?"

"Şöyle açıklayayım, Alex o gece beni kurtardıktan sonra babam onu yakın korumam olarak işe başlattı demek." İnci anlattıklarıyla ikinci bir şok daha yaşarken elimde olmadan gülmeye başladım. Saçma bir durumun içerisinde de olsam İnci'nin tepkileri her zaman beni güldürmeye yetiyordu. "E yok artık ama!" Omuz silkerek masanın üzerinde duran ayranıma uzandım. "Ha bu arada babamın beni Hardin ile evlendirmek istediğini hatta bugün saat on iki de onların şirketine gideceğimi söylenmiş miydim?" Rahat bir tavırla ayranımın kalan son yudumunu içtim.

"Bende öleyim artık!"

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

400okunma 4beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.