Beyaz Yalanlar kitap kapağı

37. bölüm / 60

Beyaz Yalanlar

37. Bölüm🕯️

Vaveyla Yazarı: Amaya Xxxx

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 60Şu an: 37. Bölüm🕯️
  1. 1 1. Bölüm🕯️1.871 kelime
  2. 2 2. Bölüm🕯️2.023 kelime
  3. 3 3. Bölüm🕯️2.374 kelime
  4. 4 4. Bölüm🕯️1.879 kelime
  5. 5 5. Bölüm🕯️1.555 kelime
  6. 6 6. Bölüm🕯️2.034 kelime
  7. 7 7. Bölüm🕯️1.732 kelime
  8. 8 8. Bölüm🕯️2.089 kelime
  9. 9 9. Bölüm🕯️2.396 kelime
  10. 10 10. Bölüm🕯️1.408 kelime
  11. 11 11. Bölüm🕯️1.350 kelime
  12. 12 12. Bölüm🕯️1.886 kelime
  13. 13 13. Bölüm 🕯️1.910 kelime
  14. 14 14. Bölüm🕯️1.592 kelime
  15. 15 15. Bölüm🕯️1.803 kelime
  16. 16 16. Bölüm🕯️1.023 kelime
  17. 17 17. Bölüm🕯️1.795 kelime
  18. 18 18. Bölüm 🕯️1.132 kelime
  19. 19 19. Bölüm🕯️1.331 kelime
  20. 20 20. Bölüm🕯️1.156 kelime
  21. 21 21. Bölüm 🕯️1.301 kelime
  22. 22 22. Bölüm🕯️1.354 kelime
  23. 23 23. Bölüm🕯️1.366 kelime
  24. 24 24. Bölüm🕯️1.869 kelime
  25. 25 25. Bölüm🕯️1.206 kelime
  26. 26 26. Bölüm🕯️978 kelime
  27. 27 27. Bölüm🕯️1.144 kelime
  28. 28 28. Bölüm🕯️1.003 kelime
  29. 29 29. Bölüm🕯️990 kelime
  30. 30 30. Bölüm🕯️1.157 kelime
  31. 31 31. Bölüm🕯️820 kelime
  32. 32 32. Bölüm🕯️722 kelime
  33. 33 33. Bölüm🕯️826 kelime
  34. 34 34. Bölüm🕯️1.488 kelime
  35. 35 35. Bölüm🕯️1.207 kelime
  36. 36 36. Bölüm🕯️1.200 kelime
  37. 37 37. Bölüm🕯️2.059 kelime · Okuduğun bölüm
  38. 38 38. Bölüm🕯️1.401 kelime
  39. 39 39. Bölüm🕯️1.269 kelime
  40. 40 40. Bölüm🕯️1.807 kelime
  41. 41 41. Bölüm🕯️1.496 kelime
  42. 42 42. Bölüm🕯️1.735 kelime
  43. 43 43. Bölüm🕯️2.130 kelime
  44. 44 44. Bölüm🕯️1.619 kelime
  45. 45 45. Bölüm🕯️1.524 kelime
  46. 46 46. Bölüm🕯️2.238 kelime
  47. 47 47. Bölüm🕯️1.905 kelime
  48. 48 48. Bölüm🕯️1.405 kelime
  49. 49 49. Bölüm🕯️1.392 kelime
  50. 50 50. Bölüm🕯️1.440 kelime
  51. 51 51. Bölüm🕯️1.436 kelime
  52. 52 52. Bölüm🕯️2.180 kelime
  53. 53 53. Bölüm🕯️2.009 kelime
  54. 54 54. Bölüm🕯️2.328 kelime
  55. 55 55. Bölüm🕯️2.731 kelime
  56. 56 56. Bölüm🕯️1.696 kelime
  57. 57 57. Bölüm🕯️1.391 kelime
  58. 58 58. Bölüm🕯️2.640 kelime
  59. 59 59. Bölüm🕯️2.044 kelime
  60. 60 FİNAL 🕯️2.688 kelime

Otel lobisinin devasa, altın varaklı kapıları ardına kadar açıldığında, dışarıdaki nisan yağmurunun serinliği sırtımdaki terle buluştu. Üzerimdeki siyah saten elbise, vücudumu sıkıca sarmalıyordu. Her adımımda topuklu ayakkabılarımın mermer zeminde çıkardığı o yankılı ve soğuk ses, beynimin içinde zonkluyordu.

Yanımda Alex gözleri etrafı bir radar gibi tarıyordu. Çınar’ın ise ceketinin altındaki gerginliği dışarıdan bile hissedebiliyordum. İnci hemen yanımda, elindeki çantayı sanki her an parmaklarının arasından kayıp gidecekmiş gibi, parmak boğumları beyazlayana kadar sıkıyordu.

Bir an duraksadım. Boğazımdaki o devasa düğüm sanki nefes almamı engelliyordu. Salonun içinden gelen piyano sesi zihnimde uğuldamaya başladı. İnci hafifçe koluma dokundu. Parmak uçlarındaki o ince sıcaklık, bir anlığına buz kesmiş tenimi ısıttı. "Sadece nefes al Akasya, sadece nefes al. Yanındayız," dedi fısıltıyla. Ona bakmadım, bakamadım. Eğer göz göze gelseydik, bir çocuk gibi ağlayabilirdim.
Salona girdiğimizde, kristal avizelerin göz tırmalayan, sahte ışığı altında şehrin tüm seçkinleri oradaydı. Her biri birer başarı hikayesi kılığına girmiş sırtlanlardı. Ve tabii ki… babam. Yanında Hardin ve Hardin’in babasıyla birlikte tam karşımızdaydı. Derin bir nefes aldım. Onları görmek istemiyordum. Babam inatla tam gözlerimin içine bakmayı sürdürse de bakışlarımı ondan çektim.

Rastgele etrafa bakınmak için kafamı çevirdiğim anda bir çift mavi göze yakalandım. Her zamanki gibi ifadesizliğini koruyordu. Gözlerinin her an üzerimde olduğunu ve beni takip ettiğini bilmek fazlasıyla gerilmeme sebep oluyordu. Sağ tarafımda beliren hareketlilik ile istemsizce o tarafa döndüm. O an babam ve Hardin’in yanımıza yaklaştığını fark edebildim. İstemizce nefesimi tuttum.

Babamın yüzünde, beni çocukluğumdan beri her zaman küçümseyen, her başarımı bir kusurla örten o meşhur, aşağılayıcı gülümsemesi vardı. Bu yüz ifadesini görmek fazlasıyla kalbimi kırmıştı. Yine de bunu ona belli etmemek için yüz ifademi sabit tuttum.

“Zamanlaman her zamanki gibi felaket Akasya,” dedi babam, kadehini hafifçe havaya kaldırıp buz gibi bir selam vererek. Sesi ne bir baba şefkati taşıyordu ne de gerçek bir öfke; sadece bir halkla ilişkiler krizini yönetmeye çalışan profesyonel bir soğukluk vardı. Dudaklarımın kenarı biraz acıyla biraz da alayla harmanlanmış ifadesiyle kıvrıldı.

“Bu gece, kariyerimin en büyük ödülünü alırken senin bu küçük, disiplinsiz isyan grubunla burada boy göstermen… Gerçekten trajik bir gösteriş merakı. Ama şaşırmadım, dikkat çekmek için yapmayacağın şey yok, değil mi?” Ardı ardına sıraladığı bu cümleler ile içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Bana karşı bu kadar acımasız olmak zorunda mıydı cidden? Onun nefretini hak edecek ne yapmıştım? Ben sadece özgür olmayı, kendim olmayı istemiştim. O ise tüm bunları benim için fazla buldu. Hakkım olanlardan yıllarca esirgedi beni.

Karşılığında ona cevap vermek istedim. Ama yapamadım. Bir anda bu cümleleri işitmek donup kalmama sebep olmuştu.

Hardin, bir adım öne çıkıp Çınar’ın tam karşısında durdu. Aralarındaki mesafe azaldıkça odadaki oksijenin çekildiğini, yerini saf bir elektriğe bıraktığını hissettim. Hardin, sırıttı. “Bak sen, bizim küçük faremiz aslan kesilmiş,” dedi Hardin. Sesi fazlasıyla rahatsız edici geliyordu kulağa

“Çınar, sana verdiğimiz şansları, sana sunulan o lüks hayatın kırıntılarını ne çabuk unuttun? Akasya’nın peşine takılıp kahramanlık taslamak seni aşar ama. Yanlış taraftasın ve bu tarafta olanların başına neler geldiğini en iyi senin gibileri bilir. Sen sadece bir dolgu malzemesisin, farkında mısın?”

Çınar’ı kışkırtmaya çalışıyordu. Ve bunun içinde her türlü yolu deniyordu. İstemsizce yüzümü buruşturdum. Çınar tam ağzını açacakken önüne geçtim. Hardin’e o istediği zevki yaşatmayacaktım.

Hardin’in suratına yaklaşarak fısıldadım ama bu fısıltı bir tokat kadar sertti. “Çınar’a laf atmayı kes Hardin. O senin sandığın gibi, önüne atılan kemikle susan, sahibinin elini yalayan bir piyon değil. Eğer bir hain arıyorsan, aynaya bak. Çınar sadece sizin o kokuşmuş, içten çürümüş düzeninizden midesi bulandığı için doğru yolu seçti. Onu suçlayamazsın, çünkü onu bu yola sokan sizin o bitmek bilmeyen, doyurmak bilmeyen açgözlülüğünüz.”

Bu anda hayatımda bir ilke imza atmıştım. Ağzımı açmış ve içimden geçen her türlü şeyi durmadan dile getirebilmiştim. Bu sefer kimseye acımamıştım, kalp kırmamak adına kendimi frenlememiştim. İlk defa özgürce içimden geldiği gibi konuşmuştum.

Babam araya girdi, sesi bu sefer daha otoriter, daha baskıcıydı. Bakışlarıyla beni ezmeye çalışıyordu. “Çınar’ı savunmak sana mı düştü Akasya? Sadakatten bahsetmen ne büyük saçmalık. Kendi aileni, seni bu yerlere getiren soyadını bir hiç uğruna, bir anlık öfke uğruna harcıyorsun. Yanlış yoldasın, hem de geri dönüşü olmayan bir yoldasın.”

Gözlerinin içine bakarak söylediği bu "yanlış yol" lafı beynimde bir şimşek gibi çaktı. Babama bir adım daha yaklaştım. Kalbim göğüs kafesimi delmek istercesine vuruyordu. “Yanlış yol mu?” dedim, sesim artık sadece titremiyor, adeta kükrüyordu.

“Senin yolun ne baba? Başarı dediklerin, attığın her imzada kaç insanın ocağını söndürdüğünle, kaç aileyi sokakta bıraktığınla mı ölçülüyor? Çınar hiçbir yere sızmadı. O sadece senin görmediğin, görmeyi reddettiğin, o devasa ve karanlık boşluğu doldurdu. Senin işlerin, ihalelerin ve o prestijin yüzünden bir gün olsun 'nasılsın' diye gözlerimin içine bakmadın! Şimdi gelmiş sadakatten mi bahsediyorsun? Benim sadakatim, senin o yalan ve kan üzerine kurulu imparatorluğuna değil, gerçek olan tek şeye; acıma, yaralarıma ve gerçekten yanımda duran arkadaşlarıma. Bu senin anlayabileceğin bir dil değil baba.”

Artık susmak ya da acımak yoktu. Yıllardır içimde bir köşeye fırlatılmış olan her şey bugün dilimle gün yüzüne çıkıyordu. Bazı şeyleri artık dillendirmek zorundaydım. Hiçbir zaman beni anlamamıştı. Benimle ilgilenmemişti. Yalnızca babamın hayatında kendi imparatorluğu vardı. Gözü bir kere bile beni görmemişti.

Ardı ardına sıraladığım onca cümleden etkilenmeyen babamın bakışları bu sefer yanımda duran Alex’e döndü. Şimdi ki hedefi artık Alex’ti. “Alex… Senin gibi bir zekanın, böyle duygusal, saçma bir planın içinde olması beni gerçekten hayal kırıklığına uğrattı. Bu kızın çocukluk travmalarının peşinden sürüklenmek, senin gibi potansiyeli olan bir dahi için sadece vakit kaybı. Akıllı ol, masanın bu tarafı her zaman daha güvenlidir.”

Alex, elini cebinden çıkarmadan, o meşhur ifadesizliğiyle babama dikkat kesildi. Gözlerinde en ufak bir korku veya tereddüt kırıntısı yoktu. “Vakit kaybı olup olmadığını, bu gece bittiğinde karar veririz,” dedi. Cümlesi o kadar net, o kadar keskindi ki, Hardin’in yüzündeki o sinsi gülümseme bir anlığına buz tuttu.

“Yeter bu kadar saçmalık!” diye kükredi babam, etraftaki onlarca davetlinin bize dönmesine neden olacak kadar yüksek bir sesle. “Birazdan sahneye çıkıp ödülümü alacağım. Sen de o köşede uslu uslu durup babanla gurur duyuyormuş gibi yapacaksın Akasya. Yoksa bu gece bittiğinde gidecek bir evin, harcayacak bir kuruşun, arayacak bir kimsen kalmaz. Sonuçlarına katlanırsın, anladın mı beni?”

Gurur mu? İçimdeki mide bulantısı o an zirveye ulaştı. O sahneye çıkacaktı, herkes onu "örnek iş insanı", "hayırsever baba" diye alkışlayacaktı ve ben o sahte zaferin en önemli dekoru olacaktım. Ruhumun parça parça kopup insanların ayakları altında ezildiğini hissettim. Sertçe yutkunmaya çalıştım. Boğazımda bir düğüm oluşmuştu.

“Ben... dışarı çıkıyorum,” dedimİnci’ye hitaben, sesim artık bir fısıltıdan ibaretti, boğazımdaki düğüm yakıyordu. Alex’in endişeli bir şekilde koluma uzandığını, beni tutmak istediğini gördüm ama elimle onu durdurdum. Kimsenin acıyan bakışlarını, kimsenin tesellisini istemiyordum. Sadece kaçmak ve uzaklaşmak istiyordum.

Asansörlere doğru yürürken adımlarımın kontrolümden çıktığını, hızlandığını fark ettim. Dünya etrafımda bulanıklaşıyordu. Metal kapı açıldı, kendimi o dar, aynalı kabine attım. Kapılar kapanmak üzereyken, arkamda bir başkasının varlığını hissettim.

Orta yaşlı, üzerinde bir servet taşıyan bir adam.
Asansör yukarı tırmanmaya başladığında, o dar alanda adamın parfümü genzimi yaktı, nefesimi kesti. Yan yan bana doğru yaklaştı, aramızdaki o güvenli alanı ihlal ederek. “Baban sahnede devleşiyor küçük hanım,” dedi, ses tonu beni anlık olarak rahatsız etmişti. “Senin neden böyle sahipsiz, hırçın ve bu kadar güzel göründüğünü anlayamıyorum. Belki de biraz... şefkate, biraz ilgiye ihtiyacın vardır, ne dersin?”

Elini belime doğru uzattı. O iğrenç parmaklarının kumaşın üzerinden bile tenime dokunma ihtimali beynimde bomba etkisi yarattı. Babamın az önceki "evsiz kalırsın" tehdidi, Hardin’in o küçümseyen gülüşü, Çınar’a edilen hakaretler ve yıllardır içimde biriken, kimsenin duymadığı o devasa çığlık tek bir saniyede patladı.

Adamın elini havada yakaladım. O an ben, Akasya değildim. O an ben, sadece birikmiş bir öfkeydim. Adamın bileğini kavradığım gibi hiç düşünmeden dişlerimi koluna geçirdim. Etini kopardığımı hissettiğim an ağzıma dolan o sıcak, metalik kan tadı beni durdurmadı; aksine içimdeki o vahşi, bastırılmış canavarı uyandırdı. Adamın feryadı asansörün metal duvarlarında yankılanıp kulak zarlarımı tırmalarken daha da sıktım çenemi.

Hayatımda ilk kez birine fiziksel olarak bu kadar zarar veriyordum ve hissettiğim tek şey özgürlüktü. Onu geriye fırlattım. Sırtı asansörün aynasına çarptığında ayna çatladı. Yumruklarım çoktan adrese teslim olmaya başlamıştı.

Babamın beni her görmezden gelişini, annemin yokluğunu, Hardin’in her iğneleyici sözünü bu adamın suratına indirdim. Burnunun kırılma sesini duyduğumda, o kemik çatlaması hayatımda duyduğum en dürüst, en gerçek sesti. Sadece ona odaklanmış haldeydim. Etraftan soyutlanmıştım. Gözüm yalnızca yerde iki büklüm yatan adamdaydı.

Asansör zemin katta durdu, kapılar açıldı. Lobideki insanlar, kan revan içinde yerde yatan bir adamı ve yüzüme sıçrayan kan lekeleriyle beni görünce dehşetle geri çekildiler. Kimsenin müdahale etmesine, o adamı kurtarmasına izin veremezdim.

Paneldeki kapatma düğmesine parmağım morarana kadar, delicesine bastım. Kapılar tekrar kapandı. “Bana dokunmayacaktın,” diye fısıldadım adama, sesim kendi kulağıma bile bir yabancınınki gibi geliyordu. Çantamın ağır zincirini elime doladım ve adamın yüzüne indirmeye başladım. Delirmiş gibiydim.

Adam artık sadece inliyor, elleriyle yüzünü kapatmaya çalışıyordu ama ben duramıyordum. Babama vuramamanın, ona karşı gelememenin, hayatımın çalınmışlığının hıncını bu yabancıdan çıkarıyordum. Her darbede bir yalanı, her darbede bir ihmal edilmişliği parçalıyordum.

Asansör tekrar yukarı çıkıp kapıları açıldığında karşımda Alex’i buldum. Hayatımda ilk kez Alex’in o buzdan gözlerinin darmadağın olduğunu gördüm. Gözleri yerdeki kan gölüne, adamın tanınmaz haldeki yüzüne ve benim dağılmış saçlarıma, üzerimdeki kanlara baktı. Bir an için hiçbir şey söylemedi. Sadece gözlerimin içine baktı.

Onun yanından, omuz atarak geçtim. Terden, kandan ve saf nefretten sırılsıklam olmuştum. Ama içimdeki o ağırlık gitmişti. Saçma bir şekilde biraz da olsa rahatladığımı hissediyordum.

Salona girdiğimde herkesin fısıltısı kesildi, müzik bir anlığına yavaşladı. Tüm gözler bendeydi ama ben sadece sahneyi görüyordum. İnci dehşet içinde yanıma koştu, koluma yapıştı. “Akasya... ellerin... yüzün... ne oldu sana?” diye kekeledi. Cevap vermedim. Elindeki tam dolu bardağını kaptığım gibi bir dikişte bitirdim.

Ve o an geldi. Babam, alkışlar ve hayranlık dolu, sahte bakışlar eşliğinde kürsüye çıktı. Mikrofonu eline aldı, o her zamanki sahte duruşuyla konuşmaya başladı. Işıklar onun üzerinde toplandığında, o parlak ödülü havaya kaldırdı. “Başarı,” dedi, sesi hoparlörlerden tüm salona, her bir köşeye yayılırken, “Sadece çok çalışmak değildir. Başarı, değerlerine, ailene ve sadakatine sahip çıkmaktır. Ben bu ödülü, her zaman yanımda olan, beni ayakta tutan aileme ve sevgili kızım Akasya'ya...”

Cümlesi bitmedi. Bitmesine izin verilmedi. Salonun devasa meşe kapıları, sanki gökyüzü tam tepemizde yarılmış gibi bir gürültüyle ardına kadar açıldı. İçeriye giren onlarca çelik yelekli polis ve özel harekat timi, "kıpırdamayın! Polis! Eller yukarı!" bağırışlarıyla salonu bir anda kaos ve terör alanına çevirdi.

Kaşlarım çatılırken şu an içinde bulunduğum durumu algılayama çalıştım. Neler oluyordu? Konuklar çığlıklar içinde kenarlara kaçışırken, polisler kararlı, sert adımlarla doğrudan sahneye, o ışıkların altındaki adama yöneldi.

Babamın elindeki gümüş renkli mikrofon yere düştü, hoparlörlerden yükselen o dayanılmaz, tiz çınlama sesi herkesin kulaklarını tıkamasına neden oldu. Hardin’in babası kalabalığın arasına karışıp kaçmaya çalıştığını gördüm anlık olarak. Gözleri delirmiş gibi etrafa bakınıp duruyordu. Kaçmak gibi bir girişimde bulunmak adına çıkışa yöneldi.

Ama daha önce yerleştirilen polis ekipleri ekipler onu çıkış kapısında yere serip kelepçeyi sertçe vurdular. Hardin'in babasının yere kapaklanışını izlemek, hayatımın en tatmin edici anlarından biriydi.

Polis şefi sahneye çıktı, babamın tam önüne dikildi. Silahlar ona doğrultulmuştu. “Buraya kadar!” dedi şef. Sesi, piyanoyu da, ağlayan konukları da susturmuştu. “Gerçek adıyla Sergei Barkov! 20 yıl önce öz kardeşini Victor Barkov ve yengen Esin Barkov’u vahşice katledip onların hayatına, kimliğine ve servetine çöktüğün o karanlık yolun sonuna geldik. Çifte cinayet, kimlik hırsızlığı, organize suç ve uluslararası sahtecilik suçlarından tutuklusun!”

Dünya etrafımda bir topaç gibi dönmeye başladı. "Amcam mı?" Zihnimde şimşekler çaktı. Yıllardır "baba" dediğim, sevgisini kazanmak için ruhumu paraladığım, takdirini beklediğim adam; öz babamın ve annemim katili miydi?

Alex yanıma geldi, elleriyle omuzlarımı sıktı, beni ayakta tutmaya çalışıyordu ama ben artık orada değildim. Hardin’in babasının o suç ortağı bakışları, Hardin’in bir anda çöken o kibirli omuzları, babamın –hayır, o adamın– yere yığılışı... Her şey bir sis bulutunun arkasından izlediğim bir film şeridi gibiydi.

Polisler, babam sandığım o amcamı yere yatırıp kollarını arkadan sertçe kelepçelerken, o an göz göze geldik. O gözlerde artık bir iş insanının kibri, bir otorite figürünün sertliği yoktu; sadece köşeye sıkışmış bir sırtlanın korkusu ve yakalanmış olmanın verdiği o zavallı yenilgi vardı. Onu sahneden yaka paça, herkesin önünde sürükleyerek indirirlerken, salonun tam ortasında öylece donakaldım.

Alex elimi tuttuğunda, parmaklarımın arasından süzülenin sadece o asansördeki adamın kanı olmadığını anladım. O kan, 20 yıldır damarlarımda akan o devasa, zehirli ve karanlık yalanın kanıydı. Perde kapandı, ışıklar söndü. Ama Akasya için gerçek hayat, o kanlı asansörden çıktığı o ilk adımla, o kelepçe sesiyle başlamıştı. Artık ne bir evi vardı, ne bir babası, ne de bir geçmişi... Sadece elinde kalan o yakıcı gerçek ve yanındaki Alex vardı. Ve bu, her şeyin sadece başlangıcıydı.

————————————————

Uzun zamanın ardından bu kadar uzun, dolu dolu ve heyecanlı bölüm yazmak çok güzeldi. Umarım keyifli bir bölüm olmuştur. :D

Yeni bölümümüz hakkındaki görüşlerinizi buraya alabilirim.

Bölümün sonunda ortaya çıkan gerçek hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu gerçeği tahmin edebilmiş miydiniz? :)

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

219okunma 5beğeni 3yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.