19. bölüm / 60
Beyaz Yalanlar19. Bölüm🕯️
Bölümler 60Şu an: 19. Bölüm🕯️
- 1 1. Bölüm🕯️1.871 kelime
- 2 2. Bölüm🕯️2.023 kelime
- 3 3. Bölüm🕯️2.374 kelime
- 4 4. Bölüm🕯️1.879 kelime
- 5 5. Bölüm🕯️1.555 kelime
- 6 6. Bölüm🕯️2.034 kelime
- 7 7. Bölüm🕯️1.732 kelime
- 8 8. Bölüm🕯️2.089 kelime
- 9 9. Bölüm🕯️2.396 kelime
- 10 10. Bölüm🕯️1.408 kelime
- 11 11. Bölüm🕯️1.350 kelime
- 12 12. Bölüm🕯️1.886 kelime
- 13 13. Bölüm 🕯️1.910 kelime
- 14 14. Bölüm🕯️1.592 kelime
- 15 15. Bölüm🕯️1.803 kelime
- 16 16. Bölüm🕯️1.023 kelime
- 17 17. Bölüm🕯️1.795 kelime
- 18 18. Bölüm 🕯️1.132 kelime
- 19 19. Bölüm🕯️1.331 kelime · Okuduğun bölüm
- 20 20. Bölüm🕯️1.156 kelime
- 21 21. Bölüm 🕯️1.301 kelime
- 22 22. Bölüm🕯️1.354 kelime
- 23 23. Bölüm🕯️1.366 kelime
- 24 24. Bölüm🕯️1.869 kelime
- 25 25. Bölüm🕯️1.206 kelime
- 26 26. Bölüm🕯️978 kelime
- 27 27. Bölüm🕯️1.144 kelime
- 28 28. Bölüm🕯️1.003 kelime
- 29 29. Bölüm🕯️990 kelime
- 30 30. Bölüm🕯️1.157 kelime
- 31 31. Bölüm🕯️820 kelime
- 32 32. Bölüm🕯️722 kelime
- 33 33. Bölüm🕯️826 kelime
- 34 34. Bölüm🕯️1.488 kelime
- 35 35. Bölüm🕯️1.207 kelime
- 36 36. Bölüm🕯️1.200 kelime
- 37 37. Bölüm🕯️2.059 kelime
- 38 38. Bölüm🕯️1.401 kelime
- 39 39. Bölüm🕯️1.269 kelime
- 40 40. Bölüm🕯️1.807 kelime
- 41 41. Bölüm🕯️1.496 kelime
- 42 42. Bölüm🕯️1.735 kelime
- 43 43. Bölüm🕯️2.130 kelime
- 44 44. Bölüm🕯️1.619 kelime
- 45 45. Bölüm🕯️1.524 kelime
- 46 46. Bölüm🕯️2.238 kelime
- 47 47. Bölüm🕯️1.905 kelime
- 48 48. Bölüm🕯️1.405 kelime
- 49 49. Bölüm🕯️1.392 kelime
- 50 50. Bölüm🕯️1.440 kelime
- 51 51. Bölüm🕯️1.436 kelime
- 52 52. Bölüm🕯️2.180 kelime
- 53 53. Bölüm🕯️2.009 kelime
- 54 54. Bölüm🕯️2.328 kelime
- 55 55. Bölüm🕯️2.731 kelime
- 56 56. Bölüm🕯️1.696 kelime
- 57 57. Bölüm🕯️1.391 kelime
- 58 58. Bölüm🕯️2.640 kelime
- 59 59. Bölüm🕯️2.044 kelime
- 60 FİNAL 🕯️2.688 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Fırçanın ucunu, palette bulunan mavinin en koyu tonlarından birine batırdım. Yeniden tuvale dönüşüm sırada kapımın önünde duyduğum hareketlilik üzerine tuvale doğru uzanan elim havada kalmıştı. Kaşlarım ağır ağır çatılırken kapının ardından gelen boğuk boğuk sesleri anlamdıramıyordum. Fırçayı dikkatle yerine koyduktan sonra taburemden ayaklandım. Boyalı ellerimle kapıya dokunmadan önce belime bağladığım beze silmeyi unutmadım.
Kapıya doğru yaklaştıkça sesler daha da netleşip anlaşılır olmaya başlamıştı. Büyük ihtimalle kapının önündekiler Çınar ile İnci’ydi. Ve bir diğer büyük ihtimalimiz ise tartıyor olabilecekleriydi.
Bir anda kapıyı açmam ile tartışan ikili aralarında tartışmaya son vererek şaşkınlıkla bana döndüler. Kollarımı göğsümde bağlayarak onlara tuhaf bir bakış attım. “Kapımın önünde ‘sessiz’ tartışmanızı duymayacağımı düşünmediniz değil mi?” Sorum üzerine sanki anlaşmış gibi ikiside birbirine baktı. Yine aynı anda kaşlarını çatıp bana doğru döndüler. Ve işaret parmaklarıyla birebirlerini göstererek suçu atmaya çalıştılar.
Onlar gözümün önünde böyle tartıştıklarında onları ciddiye alamıyordum. Ne zaman tartışsalar ve tartışmalarındaki asıl konuyu öğrensem her seferinde şaşırıyorum. Çünkü her seferinde çok saçma, akla gelmeyen ve kesinlikle kavga konusu bile olamayacak konular yüzünden tartışıp duruyorlardı. Bu ikiliyi hiçbir zaman anlamamıştım ve görünen o ki anlayamayacaktım da.
“İlk o başlattı.” İlk savunmaya geçen İnci olmuştu. Çınar yavaşça ona doğru döndü. “Bence daha fazla uzatmadan bu konuyu kapatmaya ne dersin?” Sesinde belli bir ima ve açık bir uyarı vardı. Gözleriyle, İnci’nin göğsüne bastırdığını ve sanki hayatındaki en değerli şey telefonuymuş gibi tuttuğunu fark ettim. “A, şey. Haklısın. Hadi gidelim.” İkiside bir saniye boyunca birbirlerine baktıktan sonra aynı anda bana sırtlarını döndüler. Burada tam olarak ne oluyordu? Ben neyi kaçırmıştım? Kesinlikle bilmediğim bir detay vardı ve ben bunu öğrenmeliydim.
“Orada bir durun bakalım,” daha yeni bir adım atmışlardı ki onlara doğru konuşmamla ikisi de olduğu yerde çakılı kaldı. Başlarını omuzlarının üzerinden bana doğru çevirip bana kısa bir bakış attılar. Ardından İnci, Çınar’a doğru döndü. Sanki ben onları göremiyor ve dayamıyormuşum gibi elini dudağının kenarına dayadı. “Bize demiyor bence. Biz devam edelim.” Dudaklarım duyduklarım ile şaşkınlıkla aralandı.
“Bence de, sana hak veriyorum.” Çınar’ın verdiği yanıt üzerine mümkünmüş gibi şaşkınlıkla aralanan dudaklarım daha da aralandı. Yeniden bir adım attılar, tam ikinciyİ de atmak üzerelerdi ki dayanamadım. “Hey! Siz ikiniz! Kesinlikle size diyorum. Bana doğru dönün.” İnci’nin sessizce kendi kendine ‘eyvah’ diye mırıldandığını işittim. Bana doğru döndüklerinde Çınar kaşlarını çatmış bir halde İnci’ye döndü.
“Ben sana demiştim. Bir kere sözümü dinlesen ölürsün di mi? Ama yok! İnci Hanım kendi kafasına göre hareket etmek zorunda.” İnci, Çınar’ın ona söyledikleri karşısında şaşırmış olacak ki dudakları ‘o’ şeklini alırken bir yandan da kaşları memnuniyetsizce çatıldı. Aralarına girmek üzereyken vazgeçtim. Onlar kendi arasında tartışırken bir köşede sessizce izleyerek asıl sorunu öğrenebilirdim.
“Laf edene bak! İlk sen demedin mi? Bunu Akasya da bilmeli diye? Niye ben suçlu durumuna düşüyorum?” Kaşlarım şaşkınlıkla havalandı. Kesinlikle bilmem gereken bir durum vardı ortada. “İnci. Ben öyle mi dedim kızım ya! Lafımın sonunu bile dinlemeden kızın kapısına dayandın.”
İnci sinirle kollarını göğsünde bağladı. “Ne yani? Şimdi de ben mi suçlu oldum?” Çınar ona doğru bir adım attı, ona karşılık vermek niyetiyle dudakları aralanmıştı ki İnci ondan önce davranarak onu engellemeyi başardı. “En başından o haberin kaldırılmasını sağlasaydın böyle olmazdı. Bu yüzden beni suçlamak yerine dön de kendine bak lütfen.” İnci haber demişti. Doğru anlamıştım. Ama hiçbir şey çıkaramadım. Kafamda oluşmaya başlayan soru işaretleri ile yalandan öksürerek varlığımı hatırlattım.
İkili, bu sırada varlığımı unutmuş olacaklar ki şaşkınca bana doğru döndüler. İnci yavaşça Çınar’a doğru döndü. “Sen açıklamak ister misin?” Çınar, gözlerini üzerimden ayırmadan başını olumsuz anlamda iki yana sallayarak İnci’nin ona sunduğu teklifi reddetti. “Bence sen açıklamalısın. Sonuçta onun en yakın arkadaşı sensin.” Çınar kendince bahane üreterek bu sorumluluğu İnci’ye atmaya çalıştı. Ancak, İnci’nin bakışları bu konu da pek başarılı olduğunu göstermiyor gibiydi.
“Sen de biricik kuzenisin.” İnci elini Çınar’ın omzuna koyarak yavaşça vurdu. “Bunu yapabilirsin.” Çınar çatılan kaşlarıyla ona döndüğünde bu döngünün son bulmayacağını fark ettim. Artık kesinlikle araya girmek zorundaydım. Neler olduğunu öğrenmek istiyordum ve bu ikili işimi oldukça zorlaştırıyordu. “Bir yerden başlamaya ne dersiniz? Çünkü burada hem sinirden hem de meraktan çatlamak üzereyim.” İnci tam dudaklarını aralamıştı ki arkalarında Sofia belirdi.
“Akasia,” onun sesiyle İnci olduğu yerde sıçrayarak kenara kaydı. Sofia, onun bu hareketini fark etse bile gözünün ucuyla bile bakmadı. “Babanızın odasına bekleniyorsunuz.” Kaşlarım mümkünmüş gibi daha da çatılırken önce Çınar’a ardından da İnci’ye en sert bakışlarımdan birisini attım.
Eğer önümde tartışmak yerine konuyu bana çoktan açmış olsalardı en azından babamın yanına giderken sorunun ne olduğunu bilirdim. Böylece ne ile karşı karşıya kalacağımı bilerek önden kendimi de hazırlamış olurdum. Çınar ve İnci’nin arkasında beni bekleyen Sofia’ya dönmeden önce işaret parmağımı tehditkar bir tavırla karşımda duran ikiliye doğru salladım. “Bunu daha sonra konuşmak üzere kafamın bir köşesine yazdım, bilginiz olsun.”
Ardından beni bekleyen Sofia ile onların yanından ayrılmış oldum. Babamın odasının önüne geldiğimizde Sofia bana doğru döndü. “Konuşurken kelime seçimlerine oldukça dikkat etmen gereken bir durumdasın.” Tam olarak cümlesinin ardındaki imayı anlamdıramadan odanın kapısını açtı. Daha içeriye girmeden masasında oturan babam ile göz göze gelmem benim açımdan pek de hoş b,r durum değildi açıkçası. Özellikle de oldukça sinirli bakışlarıyla beni karşılayan babamla.
“Beni çağırmış-“ daha doğru düzgün cümleme girememişken önünde bulunan tableti bana doğru uzattı. Daha doğrusu Fıratları demeliydim. Tam son anda masanın üstüne düştüğünde itilmeden edemedim. Birkaç adımlar masaya yaklaştım ve tableti ellerimin arasına aldım. Ekranda bir haber sayfası vardı. Yavaşça sayfayı kaydırdığımda ilk karşılaştığım şey kocaman bir fotoğraf oldu.
Dilimin tutulmasına neden olacak olan o fotoğraf. Fotoğrafın ön planın da Alex ile ben vardım. Onu elimdeki çatalı uzatmış, pastanın tadına bakması için bekliyordum ve o da bana bakıyordu. Arka tarafımızda ise İnci ve Hardin daha belirgindi. Birisi o sırada fotoğrafımızı çekip sızdırmış olmalı. “Bunun ne demek olduğunu biliyor musun? Bu fotoğrafın nelere mal olabileceğini düşünebiliyor musun?”
Dudaklarım şaşkınlıkla aralanmış bir şekilde tabletteki fotoğrafa bakmaya devam ettim. “Fotoğraf sızdırılalı daha yarım saat bile olmadan bu konu yüzünden ne kadar rahatsız edildiğim hakkında bir fikrin var mı?” Babam sinirliydi. Bağırmıyordu ama sesi bir şekil kadar sert ve çok soğuktu. Kelimeleri tane tane söylemesi ise benim açımdan oldukça tüyler ürperticiydi. Ne diyeceğimi bilemiyordum. “Senin kurallarına uydum.” Bir anlık içimde bulduğum cesaret kırıntısına tutunarak konuşmayı becerebilmiştim. Bununla beraber elbette sesimin titremesini istemezdim ama maalesef titremişti.
Babamın gözleri kısıldı. Neredeyse olduğum yerden gözlerini seçemiyordum. Bence bu hiçte iyiye işaret gibi değildi. Bana yönelteceği keskin sözlerini bekliyordum. Ancak masasının üzerinde duran telefonu titremeye başladı. Acele etmedi. Üzerimde olan bakışlarını birkaç saniye sonra benden çektiğinden üzerimden ağır bir yükün kalktığını hissettim. Telefonu parmaklarının arasına aldı, ekranda yazan ismi okudu. Ekranda her kimin ismi yazıyorsa hiç hoşuna gitmemişti.
Yavaşça telefonun ekranını bana doğru çevirdi. Ekranda Hardin’in ismi yazıyordu. Çağrı sonlanasıya kadar babam telefonu bana doğru tutmaya devam etti. Benden istediği şeyi yaptım: konuşmadım. Yalnızca ekranda yazılı olan isme öylece baktım. Bunun ardından elbette beni bekleyen bir cezası vardı. Babamın her zaman benim için cezaları olurdu. Sertçe yutkunmadan edemedim. Arama sonlandığında babam telefonunu masasının üzerine bıraktı. “Ona ne gibi bir açıklama yapacağını düşündün mü Akasya?” Cevap vermedim. Benim bu evin çatısı altında cevap verme ya da kendimi savunma hakkım yoktu. Zaten hiç olmamıştı da.
Sessiz kalmaya devam ettim. Babam gözlerini dikmiş bana bakmaya devam ederken arkamda kalan kapı tıklatıldı, iki saniye sonra açıldığını işittim. “Beni çağırtmışsınız.” Alex’in sesini duymamla tüm vücudum anında bu duruma tepki gösterdi. Her bir üzdüm kasılmıştı. Alex yalnızca attığı birkaç büyük adımla tam yanımdaki yerini aldı. Babam iyice arkasına yaslandı. “Akasya bir hata yaptı,” Alex’in bana doğru baktığını hissettim. Ama dönüp bakışlarına karşılık veremedim. Utandım. Acaba hakkımda ne düşünüyordu? Mesela bu yaşındaki bir kızın nasıl olur da kendini savunamadığını mı? Yoksa ne kadar salak olduğumu mu?
“Anlamadım Efendim?” Babam koltuğunda doğruldu. “Akasya yapmaması gereken bir şey yaptı. Ve bir cezayı hak etti.” Bakışlarını bana doğru çevirdi. “Öyle değil mi Akasya?” Benden bir cevap alamadı. Zaten istediğini de pek sanmıyordum. Yeniden Alex’in döndü. “Akasya benim cezalar konusunda ne kadar ciddi ve hassas olduğumu çok iyi bilir.”
Ellerim her iki yanımda sıkıca yumruk halini aldılar. Tırnaklarımın avuç içime battığını ve canımın yandığını hissediyordum. Ama bu acı tam olarak şu anki yaşadığım acıyla eş değer miydi? Alex sessiz kalmaya devam etti. Neler olacağını tam olarak kestiremiyordum. “Alex,” babam yeniden bana doğru döndü ve tehditkâr bakışlarını bana dikti. “Kovuldun.”
Bölüm etkileşimi
