18. bölüm / 60
Beyaz Yalanlar18. Bölüm 🕯️
Bölümler 60Şu an: 18. Bölüm 🕯️
- 1 1. Bölüm🕯️1.871 kelime
- 2 2. Bölüm🕯️2.023 kelime
- 3 3. Bölüm🕯️2.374 kelime
- 4 4. Bölüm🕯️1.879 kelime
- 5 5. Bölüm🕯️1.555 kelime
- 6 6. Bölüm🕯️2.034 kelime
- 7 7. Bölüm🕯️1.732 kelime
- 8 8. Bölüm🕯️2.089 kelime
- 9 9. Bölüm🕯️2.396 kelime
- 10 10. Bölüm🕯️1.408 kelime
- 11 11. Bölüm🕯️1.350 kelime
- 12 12. Bölüm🕯️1.886 kelime
- 13 13. Bölüm 🕯️1.910 kelime
- 14 14. Bölüm🕯️1.592 kelime
- 15 15. Bölüm🕯️1.803 kelime
- 16 16. Bölüm🕯️1.023 kelime
- 17 17. Bölüm🕯️1.795 kelime
- 18 18. Bölüm 🕯️1.132 kelime · Okuduğun bölüm
- 19 19. Bölüm🕯️1.331 kelime
- 20 20. Bölüm🕯️1.156 kelime
- 21 21. Bölüm 🕯️1.301 kelime
- 22 22. Bölüm🕯️1.354 kelime
- 23 23. Bölüm🕯️1.366 kelime
- 24 24. Bölüm🕯️1.869 kelime
- 25 25. Bölüm🕯️1.206 kelime
- 26 26. Bölüm🕯️978 kelime
- 27 27. Bölüm🕯️1.144 kelime
- 28 28. Bölüm🕯️1.003 kelime
- 29 29. Bölüm🕯️990 kelime
- 30 30. Bölüm🕯️1.157 kelime
- 31 31. Bölüm🕯️820 kelime
- 32 32. Bölüm🕯️722 kelime
- 33 33. Bölüm🕯️826 kelime
- 34 34. Bölüm🕯️1.488 kelime
- 35 35. Bölüm🕯️1.207 kelime
- 36 36. Bölüm🕯️1.200 kelime
- 37 37. Bölüm🕯️2.059 kelime
- 38 38. Bölüm🕯️1.401 kelime
- 39 39. Bölüm🕯️1.269 kelime
- 40 40. Bölüm🕯️1.807 kelime
- 41 41. Bölüm🕯️1.496 kelime
- 42 42. Bölüm🕯️1.735 kelime
- 43 43. Bölüm🕯️2.130 kelime
- 44 44. Bölüm🕯️1.619 kelime
- 45 45. Bölüm🕯️1.524 kelime
- 46 46. Bölüm🕯️2.238 kelime
- 47 47. Bölüm🕯️1.905 kelime
- 48 48. Bölüm🕯️1.405 kelime
- 49 49. Bölüm🕯️1.392 kelime
- 50 50. Bölüm🕯️1.440 kelime
- 51 51. Bölüm🕯️1.436 kelime
- 52 52. Bölüm🕯️2.180 kelime
- 53 53. Bölüm🕯️2.009 kelime
- 54 54. Bölüm🕯️2.328 kelime
- 55 55. Bölüm🕯️2.731 kelime
- 56 56. Bölüm🕯️1.696 kelime
- 57 57. Bölüm🕯️1.391 kelime
- 58 58. Bölüm🕯️2.640 kelime
- 59 59. Bölüm🕯️2.044 kelime
- 60 FİNAL 🕯️2.688 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İNCİ
Arabadan indikten sonra Akasya’nın yanına gitmek için arabanın etrafında dolanıyordum ki birden önümde kocaman bir beden belirdi. Bu beklenmedik beden karşısında irkilerek geriye kaçtım. Başımı kaldırıp baktığımda Marco ile karşılaşmayı beklemiyordum. Tamam, itiraf ediyorum. Tam olarak onu
bekliyordum. Bu tam önlük bir huydu. Olmadık anlarda bir anda belirmekteüstüne yoktu. Şimdi de bir anda karşımda belirmesinin elbette bir sebebi vardı. Gözleri gözlerime öyle bir bakıyordu ki yutkunmadan
edemedim. Onun tarafında ters giden şeyler vardı belli ki.
Başımı çevirdiğimde Marco’nun arkasında Akasya ile Alex’in beni beklediğini fark ettim. Akasya kollarını göğsünde bağlamış dik dik Marco’nun sırtına bakıyordu. Benden gelebilecek herhangi bir işarette saldırmaya hazırdı. Alex de onun hemen bir adım
arkasında duruyordu. Her zaman olduğu gibi oradaydı.
Dudaklarıma minik bir tebessüm yerleştirerek bir sorun olmadığını belirttim. Akasya’nın kolları çözüldü ve yanında yerlerin aldılar. “Biz içeriye geçiyoruz.” Hafifçe başımı salladıktan sonra Alex ile beraber eve girmek üzere bahçe kapısından geçtiler.
Başımı kaldırıp hala yanımda dikilmeye devam eden Marco’ya baktım. Sert bir tavırla kollarımı göğsümde bağladım. “Dinliyorum.” Şu anda her Madan ortaya çıkmaktan o İnci, Marco sayesinde gün yüzüne çıkmıştı.
Bu halimi bekliyor olmalıydı ki asla şaşırmadı ya da afallamadı. Son zamanlarda ne zaman onunla bir diyalog içerisinde olsak bu İnci ortaya çıkıyordu.
Dudaklarının arasından kısık sesli bir nefes dökülürken ellerini pantolonunun ceplerine yerleştirdi. “Hardin’den uzak dur.” Şu anda kulaklarım yanlış duyuyordu değil mi? Gerçekten bana ne yapmam gerektiğini söylüyor olamazdı. “Pardon!” Sesim
beklediğimden de yüksek çıkmıştı. Verdiğim ilk tepki ile Marco’nun kaşları havalandı. “Kim olarak bana ne yapmam gerektiği konusunda emir verebiliyorsun?” Bana doğru adım atması üzerine anlık olarak
kalp atışlarım hızlanmaya başlamıştı. Yine de bu durumu yüzüme yansıtmama konusunda oldukça kararlıydım. Gözlerini kısarak üstüme doğru hafifçe eğildi. “Yapma.”
Gözleri gözlerimi esir aldığı anda her şey silindi. Uzağımızda bulunan korumaların gölgeleri, hala önünde bulunduğumuz ev ve ortasında dikildiğimiz sokak bir anda yok. Ben kendimi onun bana
baktığı o ilk güne ışınlandım. Uzağımdaydı. Oldukça uzağımda. Aramızda onlarca belki de
yüzlerce insan vardı. Bulunduğum etkinlikte sıkılmıştım. Her zaman olduğu gibi annemin zoruyla getirildiğim için dikkatimi çeken hiçbir şey yoktu. Ta ki bir anda onun gözlerini fark edesiye
kadar. Aramızdaki onca insan kalabalığına rağmen gözlerim gözlerine yakalanmıştı. İşte orada başlamıştı her şey…
Bir anda irkilerek geriye sıçradım. Ona son lafımı etmek üzere döndüğümde kaşları hafif çatılmış bir halde hala aynı pozisyonda durduğunu fark ettim. Büyük ihtimalle ne düşündüğümü tam olarak anlayamamıştı ve içten içe ne düşündüğümü de merak ettiğine bir şekilde emindim. İşaret parmağı tehditkar bir tavırla ona doğrulttum. “Sen adi pislik herifin tekisin! Sen kendinden başkasını düşünmeyen bencil bir
insansın! Sen insanları en zor zamanlarında arkana bile
bakmadan giden bir insansın!” Dudaklarımın arasından
samimiyetten ve neşeden uzak bir kıkırtı döküldü. Artık kendimi kontrol edemiyordum. “Şimdi de karşıma gelmiş hakkın varmış gibi bana ne yapmam gerektiğini söylüyorsun!”
Ellerimle sertçe göğsüne vurdum. Bir adım gerilemek kenarda dursun olduğu yerden bir milim dahi kımıldamamıştı. “Sen korkak herifin tekisin!”gitmek için arkamı döndüğüm sırada sesini duydum. “Bilmediğin şeyler var.” Olduğum yerde durdum. Gözlerim karşımdaki kocaman evde öylece durdu. Ellerim her iki
yanımda yumruk halini alırken yavaşça topuklarımın üzerinde ona döndüm.
Az öncekine nazaran duruşu daha dik, bakışları daha sertti. Tırnaklarım avuç içimi yara yapacak kadar sıkı yaptığım yumruklarımdan birisi ben daha kontrol edemeden havalandığı gibi Marco’nun elmacık kemiği ile buluştu. “Adi herif! Son zamanlarda çok film izliyor olmalısın!” Benden beklemediği bu yumruk ile büyük bir şoka uğramış ve birkaç adım gerilemişti. Gözleri ardına kadar şaşkınlıkla açılırken ona doğru bir adım attım. “Ne bu şimdi? Yeni kozun mu? Bilmediğin şeyler var her şey senin iyiliğin içindi. Her şeyi senin
için yaptım.” Eliyle yanağını tutarken söylediğim her bir cümleyi dikkatle dinliyordu. “Hadi! Bir bu yalanların eksikti zaten!” Sesim gittikçe sanki mümkünmüş gibi yükseliyordu.
Elini elmacık kemiğinin üstünden çektiğinde gördüğüm kızarıklık ile göğsümde bir sızı belirdi. Ben böyle bir insan değildim ki. Nasıl yapabilmiştim bunu? Hayatımda sesimi dahi yükselten bir insan değilken bugün hiç de kendim gibi davranmıyordum. İstemsizce
parmaklarımla oynamaya başladım. Yavaşça ona doğru
yaklaştım. “Çok acıdı mı?” İyice yüzüne doğru yaklaşarak yarasına baktım. Gittikçe daha çok kızarmaya başlamıştı. Marco ses çıkarmadan sadece öylece baktı. Bir anda etrafımızda öylece durmuş bizi seyreden korumaları fark ettim. Utançla yanaklarım yanmaya başladı. Her birisi şaşkınlıkla bir bana bir de Marco’ya bakıyordu. Ayaklarımdaki topuklularda
olabildiğince hızlıca bahçeye girdim ve aynı hızla açık duran mutfak kapısından eve girdim.
Mutfağa girdiğimi anda tezgahta bir şeyler ile uğraşan Sofia ile göz göze gelmemiz bir olmuştu. Kötü kötü bakan mavi gözlerini bana çevirdiğinde sertçe yutkundum. “Akasya nerede?” O an aklıma gelen ilk şey bu olmuştu. “Odasında uyuyor.” Anladığımı
belirtmek adına sessizce başımı olumlu anlamda aşağı-yukarı sallamakla yetindim. Sofia geri önüne dönerek kaldığı yerden devam etmeye koyuldu.
Yavaşça başımı mutfak kapısından bahçeye doğru uzattığım sırada karşıda Marco’nun telefonla uğraştığını fark ettim. Buradan tam olarak yarasını göremesem de şu anki durumu tahmin edilebilirdi. Sağ tarafımda beliren karaltı ile irkilerek o tarafa döndüm.
Gözlerini kısmış beni dikkatle izleyen Alex’i fark edince sevinsem mi ağlasam mı emin olamadım. Aklıma gelen bir fikirle alt dudağımı ağzımın içerisine yuvarlarken tekrardan Marco’ya baktım. Telefonda her ne ile uğraşıyorsa hala onunla meşguldü. “Bir dakika burada bekleyebilir misin?” Alex ona sorduğum soru ile
öylece bakmaya devam etti. Gerçekten çok ilginç bir kişiliği var. Geri bedenimi içeriye sokarak buzdolabına yöneldim. Sofia’nın arkamdan sorgulayıcı bakışlar attığını hissedebiliyordum. Ona aldırmadan dondurucu kısmını açarak bir adet buz kabı aldım.
Yine Sofia’ya bakmamaya çalışarak küçük bir örtü aldım. Buzu örtüye sarmaya çalışırken yavaşça başımı bahçeye uzattım. Hala Alex’in aynı yerinde durduğunu görünce elimdeki buzu ona uzattım. “Bunu ona verebilir misin?” Tek kaşı havalanmış bir vaziyette bir bana bir de elimdeki buza baktı. Ardından gözleri tam
karşımda hala telefonuyla uğraşan Marco’yu buldu. “Neden gidip kendin vermiyorsun?” Aldığım cevapla dudaklarım şokla aralandı. Şaka yapıyor olmalıydı.
Ona karşılık vermek üzere dudaklarımı aralamıştım ki o
konuşmama fırsat tanımadan bana sırtını döndüğü gibi yürümeye başladı.
Elimdeki buzu istemsizce sıkmaya başladım. Tam o sırada ne büyük şanssızlıktır ki dakikalardır telefondan başını kaldırmayan Marco ile göz göze geldik. Elimdeki buzu fark edince kaşları sorgularcasına havalandı. Evet, yapabilirim. Sadece gidip uzatacağım. Yaptığım minik hatanın karşılığı sadece. Aynen öyle. Kendi kendime verdiğim gazla birlikte hızlı adımlarla ona doğru
yürümeye başladım. Aramızda yalnızca birkaç adım kalasıya kadar durmadım, yürüdüm. Bu sırada o da gözlerini ayırmadan yalnızca bana bakıyordu. Önünde durunca elimdeki buzu uzattım.
Yüzümde herhangi bir duygunun yer edinmemesi için içten içe çabalıyordum. Sessiz kalarak uzattığım buzu elimden aldı. Başka bir şey dememek için hızla arkamı dönerek koşarcasına yürümeye başladım. “Eline krem sür!” Sesinin gürlüğü beni hafiften irkiltse de aynı hızla yürümeye devam ettim. Mutfak kapısına yaklaştığım
sırada bana bakan Alex ile göz göze geldim. Dudağının bir kenarı alayla havalanmıştı. Gerçekten çok pislik bir hareketti.
Önüme dönerek mutfağa girdiğimde Marco’nun cümlesi kulaklarımda yankılandı. Ona yumruk attığım elimi bakış açıma soktuğumda şaşırmadan edemedim. Eklem yerlerim kızarmıştı. Onun kadar değildi ama hafiften zedelenmiş gibi duruyorlardı.
O diyesi kadar ne fark etmiş ne de acısını hissetmiştim.
Şaşkınlıkla elime bakmaya devam ederken mutfaktan çıkarak kendime krem bulma arayışına girdim.
Bölüm etkileşimi
