2. bölüm / 60
Beyaz Yalanlar2. Bölüm🕯️
Bölümler 60Şu an: 2. Bölüm🕯️
- 1 1. Bölüm🕯️1.871 kelime
- 2 2. Bölüm🕯️2.023 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 3. Bölüm🕯️2.374 kelime
- 4 4. Bölüm🕯️1.879 kelime
- 5 5. Bölüm🕯️1.555 kelime
- 6 6. Bölüm🕯️2.034 kelime
- 7 7. Bölüm🕯️1.732 kelime
- 8 8. Bölüm🕯️2.089 kelime
- 9 9. Bölüm🕯️2.396 kelime
- 10 10. Bölüm🕯️1.408 kelime
- 11 11. Bölüm🕯️1.350 kelime
- 12 12. Bölüm🕯️1.886 kelime
- 13 13. Bölüm 🕯️1.910 kelime
- 14 14. Bölüm🕯️1.592 kelime
- 15 15. Bölüm🕯️1.803 kelime
- 16 16. Bölüm🕯️1.023 kelime
- 17 17. Bölüm🕯️1.795 kelime
- 18 18. Bölüm 🕯️1.132 kelime
- 19 19. Bölüm🕯️1.331 kelime
- 20 20. Bölüm🕯️1.156 kelime
- 21 21. Bölüm 🕯️1.301 kelime
- 22 22. Bölüm🕯️1.354 kelime
- 23 23. Bölüm🕯️1.366 kelime
- 24 24. Bölüm🕯️1.869 kelime
- 25 25. Bölüm🕯️1.206 kelime
- 26 26. Bölüm🕯️978 kelime
- 27 27. Bölüm🕯️1.144 kelime
- 28 28. Bölüm🕯️1.003 kelime
- 29 29. Bölüm🕯️990 kelime
- 30 30. Bölüm🕯️1.157 kelime
- 31 31. Bölüm🕯️820 kelime
- 32 32. Bölüm🕯️722 kelime
- 33 33. Bölüm🕯️826 kelime
- 34 34. Bölüm🕯️1.488 kelime
- 35 35. Bölüm🕯️1.207 kelime
- 36 36. Bölüm🕯️1.200 kelime
- 37 37. Bölüm🕯️2.059 kelime
- 38 38. Bölüm🕯️1.401 kelime
- 39 39. Bölüm🕯️1.269 kelime
- 40 40. Bölüm🕯️1.807 kelime
- 41 41. Bölüm🕯️1.496 kelime
- 42 42. Bölüm🕯️1.735 kelime
- 43 43. Bölüm🕯️2.130 kelime
- 44 44. Bölüm🕯️1.619 kelime
- 45 45. Bölüm🕯️1.524 kelime
- 46 46. Bölüm🕯️2.238 kelime
- 47 47. Bölüm🕯️1.905 kelime
- 48 48. Bölüm🕯️1.405 kelime
- 49 49. Bölüm🕯️1.392 kelime
- 50 50. Bölüm🕯️1.440 kelime
- 51 51. Bölüm🕯️1.436 kelime
- 52 52. Bölüm🕯️2.180 kelime
- 53 53. Bölüm🕯️2.009 kelime
- 54 54. Bölüm🕯️2.328 kelime
- 55 55. Bölüm🕯️2.731 kelime
- 56 56. Bölüm🕯️1.696 kelime
- 57 57. Bölüm🕯️1.391 kelime
- 58 58. Bölüm🕯️2.640 kelime
- 59 59. Bölüm🕯️2.044 kelime
- 60 FİNAL 🕯️2.688 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bazen arkama bile bakmadan bu evden kaçıp gidesim geliyor. Annemin ansızın gidişinin ardından burası artık evim olmaktan çıkmıştı. Sorun içinde bulunduğum dört duvar değildi. Sorun babamdı. En son ne zaman babamla karşılıklı oturup bir baba-kız şeklinde konuştuğumuzu bile hatırlamıyorum. Belki de bu hiç olmadı. Arada da olsa dışarıya çıktığımda etrafı çok fazla incelerim. Her ne kadar yirmi beş yaşında yetişkin bir kadın da olsam yaşadığım şehri bile tanımıyordum.
Ne zaman bir baba-kız görsem içimde kabaran kıskançlık duygusuna engel olamam. İnci, en yakın arkadaşım. Babası ile mükemmel bir ilişkileri var. Seyit amca mükemmel bir baba. Ne zaman İncigile gitsem benimle İnci'den sonra en çok ilgilenen o olur. Babamdan görmediğimi Seyit amcadan görmek ister istemez canımı yakıyor.
Küçüklüğümden bazı parçalar var beynimde. Küçük bir kızım ve babam bana gülüyor. Yanında annem var. Babamı ayakta tutan, onun nefes almasını sağlayan meğerse annemmiş. Bir gün babama sıkıca sarılmayı ve bana gülmesini çok isterdim.
Derin bir nefes vererek gözlerimi kapattı. Sofia beni odama göndermeden hemen önce giyinmek için onu beklemem konusunda ufak bir uyarıda yapmıştı. Yatağımda oturmuş dolabımın kulpunda asılı duran yeşil elbiseyle bakışıyorduk. Parlak kumaşı onu oldukça öne çıkartıyordu. Şöyle bir baktığımda oldukça sadeydi. Göğüs dekoltesi yoktu, kalın askılıydı ve dizlerimin hemen üzerinde bitiyordu. Elbiseyi şık kılan da bu detaydı.
Oturduğum yerden can sıkıntısı ve stresle ayaklarımı sallamaya başladım. Neden bende iniyordum ki? Sonuçta gelenleri tanımıyordum ve onlar babamın misafiriydi. Çok geçmeden Sofia geldi. Elinde beyaz korse ile banyoya geçmemi söylediğinde hiçbir şey söyleyemedim. Banyonun ışıklarını açıp girdiğimde Sofia hemen arkamdaydı. Aynada ki yansımasına baktım. Göz göze geldik. "Bu akşam itibariyle korse takmaya yeniden başlamalıyız Akasiya." Sertçe yutkundum.
Elimden hiçbir şey gelmiyordu. Bulunduğum durumu sevmiyordum. Kilomu sevmiyordum. Çok zayıftım. Bacaklarım incecikti, çubuk gibi. Güzellik bu olmamalı. Güzellik ince bacak, ince bel, renkli göz, sarı saç, dolgun dudaklar ya da uzun boy olmamalı. Bu güzellik değil, bu fizik değil. Sofia'nın geldiği ilk zamanları hayal meyal hatırlıyorum. Ben küçükken daha katı bir kadındı. O zamanlar daha güzel ve gençti, artık yaşlanmıştı. Küçüklüğümde bu halimden farklı sayılmazdı. Topuklu ayakkabılara alışma süreci, çok dikkat edilmesi gereken kilo, her sabah takılan korse...
"Elbiseni çıkart Akasiya!" Sofia'nın dediği ikiletmeden elbisemin askılarına uzandım. Elbise ayak ucuma düştüğünde iç çamaşırlarımla kalmıştım. Sofia usta hareketlerle korseyi bedenime geçirdi. O, arkamda korsenin ipleriyle uğraşırken aynadan kendime baktım. Birkaç kilo daha verirsem eğer kemiklerim kolaylıkla sayılabilirdi. Tırnaklarımla ellerimi sıkmaya başladığımın farkında bile değildim. Arkamda korse ile uğraşan Sofia'nın bir anda ipleri çekiştirmesiyle nefesim kesildi. Ayakta kalmakta zorlanarak son anda duvardan destek alabilmiştim.
Derin bir nefes çekerek ciğerlerimi rahatlatmak istedim ama korsenin sıkılığından dolayı başaramadım. Bir elim ayakta durmak amacıyla duvardan destek alırken diğer elimle de korsenin üzerinden belimi sarmaladım. Sofia, korseye sıkı bir düğüm attıktan sonra banyodan çıktık.
Özenle elbisemi giyinmemde yardımcı oldu. Elbisenin altına siyah kadife topukluları giyindim. Böylelikle kıyafet kısmını tamamlayarak saça geçmiş olduk. Makyaj masasının pufuna oturur oturmaz Sofia saçlarımla ilgilenmeye başladı. Sofia el çabukluğu sayesinde saçımı on dakika gibi kısa bir süre içerisinde ensemde dağınık topuz yapmıştı. Önümden iki tutam bırakarak onları da maşayla dalgalandırdıktan sonra makyaj kısmına geçti.
Delicesine gelecek olan misafirleri merak ediyordum. Hatta bir ara Sofia'ya sormak gibi deli fikirler aklımdan geçmemiş değildi. Açık yeşil tonlarında göz makyajı ve cüretkar kırmızı rujla çok abartmadan makyaj faslı da sonlandığında rahat bir nefes mi versem yoksa daha da strese kapılsam bilemedim.
Beklenmedik bir anda odanın kapısının tıklatılmasıyla şaşkınlıkla aynadan Sofia'ya baktım. O ise benimle göz teması dahi kurmuyordu. Sadece birkaç saniye sonra kapı aralandığında babamı görmemle oturduğum puftan hızla ayağa fırladım. "Bizi yalnız bırak Sofia." Sofia sessizce odadan ayrılırken afallamıştım. Babam şu an benim odamdaydı.
Buz gibi bakan açık mavi gözleriyle beni inceledi bir süre. Kalp atışlarım hızlanmaya başladığında yüzüme yansımaması için zorladım kendimi. "Çok güzel olmuşsun Akasya." Gözlerime bakmadan mırıldanarak söyleyişi canımı yaktı. Sertçe yutkundum.
Bu evde ismimi doğru telaffuz eden tek kişi babamdı. Zaten benden sonra Tükçe'yi en düzgün konuşan da o. Tereddütle gülümsedim. Bana doğru bir adım attı, elini pantolonunun cebine koydu. "Misafirlerimizden haberin var," başıma hafifçe sallayarak sessizce onayladım onu. "Gelecek olanlar ile yeni bir ortaklık sözleşmesi imzalamak üzereyiz," kaşlarımı çatarak babamı dinlemeye devam ettim. Bana neden anlatıyordu bunları? "Adam aile ortamımızı görmek konusunda çok ısrarcı. Bu yüzden bu akşam senden daha dikkatli davranmanı istiyorum."
"Anlıyorum." gözleriyle kısaca etrafa bir bakış attı. Ardından sol kolunda takılı olan saatine baktı. "On dakika içerisinde aşağıda ol. Misafirlerimizi beraber karşılayacağız." yalnızca başımı sallamakla yetindim. Ne diyebilirdim ki? Babam odadan çıktığında hayal kırıklığı ile pufa oturdum. Babamın davranışları korseden daha çok canımı yakmıştı.
Bu kadar kırılgan ve hassas olmaktan nefret ediyorum. Keşke az önce babamın sergilediği tavır hiç umurumda olmasaydı. Bana ağzının kenarıyla söylediği güzelsin lafı bile canımı yakmasaydı. Keşke şu göğüs kafesimi yarıp kalbimi söküp atabilsem. Belki canım acımazdı. Kalpsiz olmak, hiçbir şey hissetmemek daha kolay gözüküyor.
Merdivenlerin son basamağına geldiğim sırada evin zili çaldı. Hemen ardından babamın ayak sesleri salondan duyuldu. Kapının yanında yerimi alırken babam geldi. Sofia koşar adımlarla geldi ve kapıyı açtı.
İlk önce babamın yaşlarında esmer bir adam girdi. Gülen yüzüyle babama yöneldi. İlk önce babamla tokalaştıktan sonra bana elini uzattı. Samimi bir gülüş sergilemeye çalışarak uzattığı elini sıktım. Adam Sofia'nın yönlendirmesi ile salona geçerken önümde genç bir beden belirdi. Tahminimce benden birkaç yaş büyüktü. Aynı az önce ki adama benziyordu. Muhtemelen oğlu olmalıydı. Elini tokalaşmak için uzattığını düşünerek elimi uzattım. Ancak o beklemediğin bir şekilde elimi çevirdi ve üstüne hafif bir buse kondurdu.
Yüzümü ekşitmemek için bir çabaladım. Adam gözlerime bakıp gülümsediğimde kendimi tebessüm etmeye zorladım. Ardından o da Sofia'nın yönlendirmesiyle salona geçti. Babam önde ben arka da salona girdiğimiz de en uzak koltuğa ilerledim. Ne kadar uzak o kadar iyi. Yaşlı adam ile babam çoktan iş konuşmaya başlamışlardı bile. Üzerimde hissettiğim rahatsız edici ağırlıkla adamın yanında ki oğluna bakındım istemsizce. Anında göz göze geldiğimiz de huzursuzca yerimde kıpırdandım.
Salonun kapısında beliren Sofia'yı fark eden babam ayaklandı. "Yemekte devam edelim." adam babamı onaylayarak ayaklandığında oğlu da kalkmıştı. Onlar salondan çıkarken özellikle en sona kalmıştım. Kendimi çok rahatsız hissediyordum. Bunun sebebi evde ilk kez misafir ağırlamamızdan kaynaklı olmasını umdum.
Babam her zamanki yerinde oturuyor, yaşlı adam hemen sağında oğlu da yanındaydı. Bense babamın sol tarafında ki boş olan sandalyeye oturdum. Bu sefer tabağım boştu. Şaşırmadan edemedim. Her ne kadar bu akşamki yemekte özgür gibi gözüksem de özgür olmadığıma çok eminim. Büyük bir ihtimalle Sofia yemek masasının arkasında ki duvarda bulunan küçük pencereden bizi seyrediyordu. "Afiyet olsun." Herkes tabağına bir şeyler almaya başladığında kararsızca sofraya bakındım.
Tabağıma biraz et ve salata koyduktan sonra çok yiyormuş gibi gözükmek adına ağır ağır yemeye başladım. "Seninle tam tanışamadık kızım." Adamın bir anda benimle iletişime geçmesiyle birlikte neredeyse ağzımda ki lokma boğazıma kaçıyordu. Lokmamı kolay yutmak adına suyumdan bir yudum aldım. "Ben Akasya, Efendim." adam gülümseyerek lokmasını ağzına attı. "Tanıştığıma çok memnun oldum Akasya," adamın ağır aksanından yabancı olduğu çok belliydi. Aksanı fark edilmeyecek gibi değildi. "Biraz bize kendinden bahsedebilir misin?"
Tereddütle babama bir bakış attım. Babam bana bakmıyor yemeğiyle ilgileniyordu. Ancak ona baktığımı bildiğinden hafifçe başını sallayarak onayladı. Masanın altından tırnaklarımı etime batırdım. "Yirmi beş yaşındayım. Resim yapmayı, kitap okumayı, çiçeklerle ilgilenmeyi çok severim." Adamın dudakları memnuniyetle kıvrıldı.
Yanında oturan oğlu da dahil olmak üzere üç çift göz de dikkatle bana bakıyordu. "En sevdiğin çiçek nedir?" işte bu soru beni gerçekten gülümsetmişti. "Akasyalar ," akasya çiçeği annemin en sevdiği çiçeklerdi. İsmimde buradan geliyordu zaten. Babamın oturduğu yerden gerim gerim gerildiğimi fark ettim. Çatalını tabağının kenarına bıraktı, ağırca arkasına yaslandı.
"Güzel çiçekler," gözleri babama kaydı sonra geri bana döndü. "Herhangi bir meslekle uğraşıyor musun?"
"Mimarlık bölümünü bitirdi. Yakın zamanda da şirkette işe başlaması gerektiğini düşünüyorum Kevin." Adamın kaşları şaşkınlıkla havalandı. "Bu çok güzel Akasya." teşekkür maiyetinde tebessüm ettim. Yemeğin geri kalanında bana bir daha soru sorulmadı. Babamla Kevin Bey üst kata çalışma odasına çıktıklarında Kevin Bey'in oğlu ile yemek masasında baş başa kalmıştık. "İzninizle biraz bahçeye çıkacağım." En azından bu şekilde kaçabilirdim.
O da benimle beraber oturduğu yerden ayaklandığında durdum. "İzin verirsen sana eşlik etmek isterim." bunu reddetme gibi bir lüksüm olmadığını biliyordum. "Elbette, beni takip edin lütfen." ben önde, o arkada bahçeye çıktık. Kararsızca bahçenin bir ucunda olan salıncağa baktım. Ancak hemen sonrasında oraya gitmekten vazgeçtim.
"Tam tanışamadık ben Hardin," uzattığı elini istemeye istemeye sıktım. "Memnun oldum Hardin Bey, ben de Akasya." elini çekip cebine yerleştirdi. "Hardin yeterli." işin rengi değişmeye başlıyor. Bedenimi yalayan soğuk rüzgar ile kollarımı göğsümde kauşturdum. "Rubin..."
"Anlamadım?" loş ışıktan dolayı yüzünü tam olarak seçemiyordum. Sinir bozucu bir durum. "Daha önce bir sürü kadınla karşılaştım. Aynı zamanla modelle. Ancak daha öncesinde tasarımlarımı bu kadar iyi taşıyan bir kadınla karşılaşmamıştım." şaşkınlıkla irileşen gözlerimle üzerimde ki elbiseye baktım. "Hediyemi kabul ettiğin için onur duydum Akasya." dudaklarıma zoraki bir tebessüm yerleştirdim. "Asıl ben teşekkür ederim. Çok incesiniz."
Gözlerimi etrafta dolaştırdım rahatsızca. Bizim haricimizde korumalar vardı yalnızca. Onda da artık saat geç olduğundan sayıları azalmıştı. İstemsizce onlara bakınma ihtiyacı duydum. Hepsi sessizce etrafa bakınıyorlar ama bize hiç dönüyorlardı. Bir tanesi dışında. Gölge de kaldığından tam olarak yüzünü seçemiyordum. Tek görebildiğim güçlü bedeni, uzun boyu ve siyah saçları olmuştu. Bütün dikkatiyle bize bakınmaya devam etmesiyle ağırca yutkundum. Korumaların bu şekilde bakması yasakken o neden böyle bakıyordu? Ona baktığımı fark etmesine rağmen çekinmeden bakmaya devam etti.
"Modellik yapmayı hiç düşündün mü?" ansızın gelen soru ile Hardin'e döndüm. Başımı iki yan sallayarak sessiz bir cevap verdim. Cevabımla birlikte gözleriyle hiç çekinmeden baştan aşağıya süzdü beni. "Düşünmelisiniz. Size-" Sofia'nın araya girmesiyle cümlesine devam edemedi. Hayatımda ilk defa Sofia'ya yaptığı şeyden dolayı minnet duydum. "Üzgünüm Efendim bölüyorum. Kevin Bey sizleri bekliyorlar."
Elimle kapıyı işaret ederek önden geçmesini söyledim. "Lütfen Akasya, kadınlar önden." Sofia'nın gözleri tüm dikkatiyle üzerimizde olunca daha çok rahatsız hissettim kendimi. Hardin'e gülümseyerek önüne geçtim.
Salona geçtiğimizde babam ile Kevin Bey ayakta sohbetlerine devam ediyorlardı. Kevin Bey bizi görür görmez kocaman gülümsedi. "Ah Hardin! Bende seni bekliyordum," ardından babama dönerek elini uzattı. "İzninle Victor, saat çok geç oldu." babam ona uzatılan eli büyük bir ciddiyetle sıktı. "Yine görüşmek isterim Kevin."
Kevin Bey kocaman gülümsemelerinden birisini babama sunarak başını olumu anlamda salladı. "İyi geceler Akasya."
"İyi geceler Kevin Bey." babamla birlikte onlara kapıya kadar eşlik etmek zorunda kaldım. Bana kalsa salondan çıktıkları an odama kaçardım. Sinirliydim. Tam olarak kime sinirli olmam gerektiğini bile bilmiyorum. Bu elbiseyi giymeme izin veren baba mı yoksa ilk defa gördüğüm elbiseyi hiç sorgulamadan giyinmeme mi?
Kapı kapanır kapanmaz babamın yüzüne dahi bakmadan hızlı adımlarla odama çıktım. Bu gece daha fazla Sofia tarafından rahatsız edilmek istemediğimden kapıyı kilitlemek için arkama döndüğümde artık çok geçti.
Sofia, hafif aralıklı olan kapıdan içeriye sızarak ardından kapadı. "Ne yapıyorsun Akasiya?" sinirliydi. O ne için sinirleniyordu ki? "Bir şey yapmıyorum Sofia. iznin olursa üstümü değiştirip yatacağım."
"Baban en son misafirler gittikten sonra ki halini sevmedi." dolabımdan aldığım geceliği sertçe yatağa fırlattım. "Çok mu umurunuzda?"
Sofia'nın kaşları önce şaşkınlıkla havalandı hemen ardından sinirle çatıldı. İlk defa ona bu şekilde karşılık veriyor, karşı çıkıyordum. Şaşırması gayet normal. "Akasiya! Derhal kendine el!" Dolabın kapağını sertçe kapattım. "Gelmiyorum!" ona doğru büyük bir adım attım. Elbisenin yan taraflarından tutarak sertçe sıktım. "Bu elbise nereden Sofia? Hangi mağazadan? Açıklar mısın bana?" sertçe yutkundu. Roller değişmişti.
Bir adım daha attım ona doğru. Ellerimi havaya kaldırdım, işaret ve orta parmaklarımla 'tırnak' işareti yaptım. "Hardin Bey'in kendi tasarımıymış!" Sonra aklıma bir şey gelmiş gibi şaşırdım. "Ha bir de bana hediye olarak gelmiş."
Sofia'nın bana hiçbir yanıt vermemesi daha çok sinirlerimi bozuyordu. "Bıktım tamam mı? Sınırlardan da kurallardan da bıktım. Ben bu yaşamı istemiyorum! Olmaz olsun zaten böyle şey!"
"Akasiya! Haddini bil!" gözlerim sinirle parladı. Yavaş yavaş kendimi kaybediyordum. "Neden Sofia? Yoksa senin yetiştirdiğin kız çocuğu gibi mi davranmalıyım?"
"Akasiya-" bana doğru adım atmıştı ki bağırmamla cümlesi de attığı adımı da yarım kalmıştı. "Derhal çık odamdan Sofia! Ne bir şey görmek ne de bir şey duymak istiyorum!" Alev topuna dönen Sofia çok beklemeden odamı terk etti. Belki basit bir şeydi ya da değil, fark etmez. Sorun elbise değildi. Asıl sorun babam ile Sofia'nın bana karşı sergilediği tavırlardı. Senelerdir onların bu tavırlarına, kuralarına katlanmaktan sıkılmıştım. Ben de insandım. Onları oyuncağı değildim.
Yaşıtlarım dışarıda özgürce istediklerini yapabilirken ben hala bu dört duvar arasında sıkışmış bir vaziyetteydim. Annem öldüğünden beri mezarına bile gitmemiştim hiç. Babam oraya gitmemi bile yasaklamıştı. Onun hatalarının bedelini ben ödüyordum.
Gözümden akan birkaç damla yaşı elimin tersiyle sertçe sildim. Karşımda ki makyaj masasının aynasından yansımamla göz göze geldim. Sinirden titreyen ellerim yumruk halini aldığında aynaya doğru bir adım attım. Kararımı vermiştim. Bu gece bu evden kurtulacaktım.
Bölüm etkileşimi
