21. bölüm / 60
Beyaz Yalanlar21. Bölüm 🕯️
Bölümler 60Şu an: 21. Bölüm 🕯️
- 1 1. Bölüm🕯️1.871 kelime
- 2 2. Bölüm🕯️2.023 kelime
- 3 3. Bölüm🕯️2.374 kelime
- 4 4. Bölüm🕯️1.879 kelime
- 5 5. Bölüm🕯️1.555 kelime
- 6 6. Bölüm🕯️2.034 kelime
- 7 7. Bölüm🕯️1.732 kelime
- 8 8. Bölüm🕯️2.089 kelime
- 9 9. Bölüm🕯️2.396 kelime
- 10 10. Bölüm🕯️1.408 kelime
- 11 11. Bölüm🕯️1.350 kelime
- 12 12. Bölüm🕯️1.886 kelime
- 13 13. Bölüm 🕯️1.910 kelime
- 14 14. Bölüm🕯️1.592 kelime
- 15 15. Bölüm🕯️1.803 kelime
- 16 16. Bölüm🕯️1.023 kelime
- 17 17. Bölüm🕯️1.795 kelime
- 18 18. Bölüm 🕯️1.132 kelime
- 19 19. Bölüm🕯️1.331 kelime
- 20 20. Bölüm🕯️1.156 kelime
- 21 21. Bölüm 🕯️1.301 kelime · Okuduğun bölüm
- 22 22. Bölüm🕯️1.354 kelime
- 23 23. Bölüm🕯️1.366 kelime
- 24 24. Bölüm🕯️1.869 kelime
- 25 25. Bölüm🕯️1.206 kelime
- 26 26. Bölüm🕯️978 kelime
- 27 27. Bölüm🕯️1.144 kelime
- 28 28. Bölüm🕯️1.003 kelime
- 29 29. Bölüm🕯️990 kelime
- 30 30. Bölüm🕯️1.157 kelime
- 31 31. Bölüm🕯️820 kelime
- 32 32. Bölüm🕯️722 kelime
- 33 33. Bölüm🕯️826 kelime
- 34 34. Bölüm🕯️1.488 kelime
- 35 35. Bölüm🕯️1.207 kelime
- 36 36. Bölüm🕯️1.200 kelime
- 37 37. Bölüm🕯️2.059 kelime
- 38 38. Bölüm🕯️1.401 kelime
- 39 39. Bölüm🕯️1.269 kelime
- 40 40. Bölüm🕯️1.807 kelime
- 41 41. Bölüm🕯️1.496 kelime
- 42 42. Bölüm🕯️1.735 kelime
- 43 43. Bölüm🕯️2.130 kelime
- 44 44. Bölüm🕯️1.619 kelime
- 45 45. Bölüm🕯️1.524 kelime
- 46 46. Bölüm🕯️2.238 kelime
- 47 47. Bölüm🕯️1.905 kelime
- 48 48. Bölüm🕯️1.405 kelime
- 49 49. Bölüm🕯️1.392 kelime
- 50 50. Bölüm🕯️1.440 kelime
- 51 51. Bölüm🕯️1.436 kelime
- 52 52. Bölüm🕯️2.180 kelime
- 53 53. Bölüm🕯️2.009 kelime
- 54 54. Bölüm🕯️2.328 kelime
- 55 55. Bölüm🕯️2.731 kelime
- 56 56. Bölüm🕯️1.696 kelime
- 57 57. Bölüm🕯️1.391 kelime
- 58 58. Bölüm🕯️2.640 kelime
- 59 59. Bölüm🕯️2.044 kelime
- 60 FİNAL 🕯️2.688 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Akasya?” İlk önce kısık bir tonun ismimi seslendiğini duydum. Uykumun en güzel yerinde uyanmak istemiyordum. Yatağımın baş ucunda duran her kimse ondan kurtulmak adına sol tarafıma doğru döndüm.
“Akasya.” Bu sefer bir tık sesi yükselmişti. Sırtımı dönmüş olmam hiçbir şeyi değiştirmemişti galiba. Ağzımın içinde birkaç şey mırıldandım. Ben de tam olarak ne dediğimin farkında değildim. Bu sefer omzumda bir parmak hissettim. Bu parmak ardı ardına durmaksızın beni dürtüp duruyordu.
Parmaktan kurtulmak için sertçe omuz silktim. “Akasya.” Her ismimi seslendiği sesi daha daha yükseliyordu. Sonrasında yanıma birisi daha geldi. Galiba erkekti.
Gözlerimi açmaya üşeniyordum. Başımdakilerin gitmesini ve yeniden güzel uykuma dönmek istiyordum. Tek isteğim buydu. Ta ki başımdan aşağıya dökülen buz gibi suya kadar. Yattığım yerden ışık hızıyla doğruldum. Suyun kulaklarıma dolmasıyla kahkaha sesleri kulağıma boğuk boğuk geliyordu.
Ağzım şaşkınlıktan beş karış açılmış, ellerim her iki yanımda havalanmış yatakta oturuyordum. Uyurken dağılan saçlarım su yüzünden yüzüme ve boynuma yapışmıştı. Her ne kadar suyun etkisi geçmiş gibi hissetmem gerekse de pijamam ve yatağım hala çok soğuktu.
Bedenimi bir titreme sardı. Yorganımın altına girerek bu titremeden kaçınmak istedim ama yorganımda sudan dolayı ıslaktı. Ellerim her iki yanımda sinirle yumruk halini aldı. Başımı bu işin sorumlusuna doğru çevirdim. Çınar hemen İnci’nin yanında elinde kocaman bir sürahi ile duruyordu. Dudaklarında kocaman bir sırıtma vardı. Ona baktığımı fark ettiği anda elindeki boş sürahiyi İnci’nin ellerinin arasına bıraktı. İnci’nin dudaklarındaki gülüş silinerek yerini şaşkınlığa bıraktı. Kaçmak üzere olan Çınar’ı kolundan yakaladığı gibi geri sürahiyi onun kollarının arasına bıraktı. Yeniden sürahiyi ellerinde tutan bu durumdan pek de memnun olmadığını hafifçe somurtarak belli etti.
İnci ise gülüşünü belli etmemek için elini dudaklarının üzerine kapatmıştı ancak pek de başarılı olabildiği söylenemezdi. Gözlerimi sıkıca yumma ile dudaklarımın arasından bir çığlığın dökülmesi bir olmuştu.
Çığlığım son bulduğunda gözlerimi açtım. Artık başımda hiçkimse yoktu. Büyük ihtimalle korkup kaçmışlardı. Ben olsam, bende çığlık atan benden korkup kaçardım. Sinirle üzerimdeki yorganı üzerimden attım. Her hareketimle buz gibi soğuk olan pijamalarım bana varlıklarını belli ediyorlardı.
Dişlerimi sertçe birbirine bastırdım. Yataktan çıktığımda bütün bedenim kaskatıydı. Bu kadar soğuk suyu özellikle mi ayarlamışlardı? Çok acımasızcaydı bu.
Özellikle de benim için. Tüm gece zaten uyuyamamıştım. İnci ve Çınar ile bazı planlar kurmamıza rağmen hala kafam karışıktı. Kurduğumuz plandan da tam olarak emin değildim. Başarabilir miydik? Bu işin sonunda yakalanmak gibi bir ihtimal de vardı. Ve eğer yakalanırsak üçümüzün de sonu çok kötü olurdu.
Oflayarak banyoya geçtim. En sıcak suyu açtıktan sonra üzerimdeki yapış yapış olan pijamamdan kurtuldum. Su yüzünden tenim bile buz gibiydi. Hızla kendimi sıcacık suyun altına attım. Soğuk su şokundan sonra o kadar iyi gelmişti ki…
Havluma sarılmış bir şekilde banyodan çıktığım sırada kıyafetlerimi yanıma almayı unuttuğumu fark ettim. Kıyafetlerimi almak için banyodan çıktığım sırada elindeki bardak ile Sofia odama giriş yaptı.
Bardağın içerisindeki yeşil içeceği fark etmemle midem bulandı. Yüzümü buruşturmamaya çalışsam da çok geçti. “Bugünkü sabah kahvaltın. Akşama kadar yalnızca bu.” Duyduklarım karşısında inanamazca karşımdaki kadına baktım. Şaka yapıyordu değil mi? Bardağı masanın üzerine bıraktıktan sonra bana döndü.
Hiç çekinmeden beni baştan aşağıya inceledi. “Erkenden duş alman akıllıca olmuş. Saat ikide saç ve makyaj için kuaför ekibi gelecek. Ondan sonra da kıyafet için alacaklar seni.” Söyleyeceklerini bitirdikten sonra bana konuşma fırsatı bile sunmadı. Arkasını döndü ve en hızlı adımlarla odamdan çıkıp gitti. Sinirle topuklarımı yere vurdum.
Daha ne kadar kötü bir sabah yaşabilirdim ki? Cidden, bugün herkes birbiriyle anlaşmış gibi neden benimle uğraşıyorlardı? Zaten yeterince çekilmez bir gün olacaktı benim için.
Elime spor ve rahat diz altı elbiselerimden birisini aldım. Hızla giyindikten sonra saçlarımı tarama gereksinimi bile duymadan tepeden topuz yaptım. Sofia’nın ’sabah kahvaltısı’ olarak getirdiği detoks içeceğini de elime alarak odamdan çıktım. Ağır ağır merdivenleri indim.
Her bir basamağı inmem ile mutfaktan burnuma çok güzel kokular gelmeye başlamıştı. Neden bugün kahvaltı yapamıyordum ki? Bu haksızlıktı. Dudaklarımı sinirle büzdüm.
Salona girdiğimde İnci ve Çınar ikilisini kahvaltı masasında oldukça ciddi bir şekilde konuştuklarını gördüm. Onları bu şekilde görmek oldukça nadir olaylardandır. İnci’nin karşısındaki sandalyeyi çekip oturmam ile ikisininde bakışını üzerime çekmeyi başarabilmiştim.
“Ne hakkında konuşuyorsunuz? Hem de çok ciddi bir şekilde?” Çınar arkasına yaslanarak bardağındaki kahvesini yudumladı. Onun konuşmayacağını anlayarak İnci’ye döndüm. “Dün akşam konuştuğumuz planlar hakkında son düzenlemeleri konuşuyorduk.” Kaşlarım hayretle havalandı. Hemen işe koyulmaları gerçekten harika ve bir o kadar da şaşırtıcıydı. “Neden bana haber vermediniz?” Sorumla birlikte Çınar güldü. Ters ters ona baktım. “O sırada prensesler gibi uyuyordun.” Bu sefer kaşlarımı çattım. “Tüm gece boyunca uyanıktım. Keşke bıraksaydınız da ben de uyuyabilseydim.” Sonlara da doğru yükselmem onu daha da güldürmüştü.
Sinirle arkama yaslandım. “Bir şeyler yesene.” İnci zeytin tabağını bana uzattığında burukça gülümsedim. Önümde duran bardağımı havaya kaldırdım. “Benim bu sabahki kahvaltım buymuş.” İnci’nin ağzından iğrenti dolu tuhaf sesler çıkarken Çınar da elimdeki içeceğe dünyanın en kötü şeyiymiş gibi bakıyordu.
Evet, benim için de çok kötüydü. Ama Çınar kadar olamazdı. Bakışları her an içeceğe saldırmaya hazır gibiydi. Bu tepkilerine gülmeden edemedim. ‘İğrenç’ içeceğimden bir yudum aldıktan sonra yeniden İnci’ye döndüm. “Son kalan şeyler ne?” Hızla lokmasını yuttuktan sonra konuşmaya başladı. “Aslına bakarsan her şey hazır ve şu anlık sorun yok gibi gözüküyor. Sadece akşam nişan töreninden sonra Hardin’in ne gibi planları var onu bilmiyoruz. Onu da öğrendik mi geriye hiçbir şey kalmıyor.” Anlattıklarından sonra Çınar’a dönerek onay bekledi. Çınar elindeki kahve bardağını masaya bıraktıktan sonra oturduğu yerden ayaklandı. “Aynen öyle,”
Sandalyesini düzelttikten sonra önce İnci’ye sonra da bana baktı. “Şimdi siz kızlar saç makyaj işlerinizi hallederken bende şirketteki işlerimi halledeyim. Böylece akşam çok rahat oluruz.” Bize göz kırptıktan sonra arkasını döndü.
Son hareketiyle İnci’nin kaşları havalandı. “Bak baka havalara bak.” Dediğine karşın kıkırdadım. “Seni duyabiliyorum!” Salonun kapısından bağıran Çınar ile kıkırtım kahkahaya döndü. “Duyarsan duy! Sanki senden korkan var!” İnci’nin karşılığı ile gülmem sanki mümkünmüş gibi daha da şiddetlenmişti.
Bir anda Çınar’ın kafası salonun girişinde belirdi. “Ne dedin?”
“Seni seviyorum Çınarişko!” Çınar kocaman sırıttı. Ardından geriye çekilmesiyle Marco’nun kapıda belirmesi bir oldu. İnci’nin anında gülen yüzü soldu. İnci’nin Çınar’a son söylediği şeyi duyduğuna emindim. Yüz hatları her zamankinden daha sert bakışları ise daha tersti.
İnci başını tabağına eğerek sanki kahvaltı ediyormuş gibi davranmaya koyuldu. “Akasya Hanım, paketinizi odanızın önüne bıraktım haberiniz olsun.”
Başımı hafifçe sallayarak onayladım. “Teşekkür ederim.” Marco çıkmadan hemen önce İnci’ye kısa bir bakış attı. O sırada yanağının üzerindeki morluğu fark ettim. Kavgaya mı karışmıştı? Daha önce fark etmemiştim. Onu en son gördüğümde yoktu sanki. “Marco’nun yüzündeki morluğu gördün mü? Kavgaya mı karışmış?”
Alt dudağını dişlerinin arasına aldı. “O kadar kötü mü?” Başımı aşağı-yukarı sallayarak onayladım. Gözleri salonun kapısına doğru kaydı. “Ben vurdum…” duyduğum şeyden emin olamadım. Doğru mu duymuştum ben? “Ne?” Yavaşça gözlerini bana çevirdi. “Ben vurdum.” Elim, şaşkınlıkla aralanan dudaklarımın üzerine kapandı. İnci Marco’ya ne zaman vurmuştu? Ben bunu şimdi mi öğreniyordum? “Ciddi misin sen? Ne zaman?”
“Geçen gün. Hazırlıklar için gittiğimiz yerden döndükten sonra. Sen içeriye girdikten sonra desem daha doğru olur.” Hala anlamamıştım. “Neden?” Başını hafifçe sağa-sola eğdi. Tam olarak nasıl anlatacağından emin değilmiş gibiydi. “Bana Hardin’den uzak dur dedi,” dudaklarının arasından pek de samimi olmayan bir gülüş döküldü. “Sanki ben o adamla aynı havayı solumaktan çok memnundum!” Ellerini rastgele havada savurdu. Benim yüzümden kavga etmişler. Ben eğer İnci’ye gelmemesini söyleseydim bunlar olmazdı. Omuzlarım hüzünle çöktü. “Bende ona bunu söylemeye hakkı olmadığını söyledim. Üste çıkmaya çalışınca yumruğu indiriverdim.”
“Böyle olacağını tahmin edemedim. Özür dilerim İnci-“ hızla araya girerek konuşmama izin vermedi. “Hayır Akasya. Bunda senin herhangi bir suçun yok. O benim artık hayatımda değil. Bu yüzden bana ne yapacağımı ya da kimi ile konuşup konuşamayacağımı söyleyemez. Bunun sorumlusu sen değilsin. O kaşındı.” Dudaklarımı sertçe birbirine bastırdım.
“Yalnız iyi vurmuşsun.” Dediğimle birlikte ikimizde kahkahalar eşliğinde gülmeye başladık. “Ben de kendimden bu performansı asla beklemiyordum. Bir şaşırmadım değil yani.”
Hala biraz da olsa gülebiliyor olmamız gerçekten çok değerliydi. Özellikle de benim açımdan. Akşamın ne kadar yoğun ve sıkıcı geçeceğini düşünürsek gülmek neredeyse imkansız gibi gözüküyordu.
Aklıma akşam yaşanacak olan muhtemel olaylar gelince yüzümdeki gülümseme soldu. İçli bir nefes çektim. “Ne oldu? Ne geldi aklına?” Sorusu üzerine başımı rastgele salladım.
“Merak etme, halledeceğiz. Biz senin yanındayız.” Ona minnettardım. Hafifçe tebessüm ettim.
Bölüm etkileşimi
