Beyaz Yalanlar kitap kapağı

4. bölüm / 60

Beyaz Yalanlar

4. Bölüm🕯️

Vaveyla Yazarı: Amaya Xxxx

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 60Şu an: 4. Bölüm🕯️
  1. 1 1. Bölüm🕯️1.871 kelime
  2. 2 2. Bölüm🕯️2.023 kelime
  3. 3 3. Bölüm🕯️2.374 kelime
  4. 4 4. Bölüm🕯️1.879 kelime · Okuduğun bölüm
  5. 5 5. Bölüm🕯️1.555 kelime
  6. 6 6. Bölüm🕯️2.034 kelime
  7. 7 7. Bölüm🕯️1.732 kelime
  8. 8 8. Bölüm🕯️2.089 kelime
  9. 9 9. Bölüm🕯️2.396 kelime
  10. 10 10. Bölüm🕯️1.408 kelime
  11. 11 11. Bölüm🕯️1.350 kelime
  12. 12 12. Bölüm🕯️1.886 kelime
  13. 13 13. Bölüm 🕯️1.910 kelime
  14. 14 14. Bölüm🕯️1.592 kelime
  15. 15 15. Bölüm🕯️1.803 kelime
  16. 16 16. Bölüm🕯️1.023 kelime
  17. 17 17. Bölüm🕯️1.795 kelime
  18. 18 18. Bölüm 🕯️1.132 kelime
  19. 19 19. Bölüm🕯️1.331 kelime
  20. 20 20. Bölüm🕯️1.156 kelime
  21. 21 21. Bölüm 🕯️1.301 kelime
  22. 22 22. Bölüm🕯️1.354 kelime
  23. 23 23. Bölüm🕯️1.366 kelime
  24. 24 24. Bölüm🕯️1.869 kelime
  25. 25 25. Bölüm🕯️1.206 kelime
  26. 26 26. Bölüm🕯️978 kelime
  27. 27 27. Bölüm🕯️1.144 kelime
  28. 28 28. Bölüm🕯️1.003 kelime
  29. 29 29. Bölüm🕯️990 kelime
  30. 30 30. Bölüm🕯️1.157 kelime
  31. 31 31. Bölüm🕯️820 kelime
  32. 32 32. Bölüm🕯️722 kelime
  33. 33 33. Bölüm🕯️826 kelime
  34. 34 34. Bölüm🕯️1.488 kelime
  35. 35 35. Bölüm🕯️1.207 kelime
  36. 36 36. Bölüm🕯️1.200 kelime
  37. 37 37. Bölüm🕯️2.059 kelime
  38. 38 38. Bölüm🕯️1.401 kelime
  39. 39 39. Bölüm🕯️1.269 kelime
  40. 40 40. Bölüm🕯️1.807 kelime
  41. 41 41. Bölüm🕯️1.496 kelime
  42. 42 42. Bölüm🕯️1.735 kelime
  43. 43 43. Bölüm🕯️2.130 kelime
  44. 44 44. Bölüm🕯️1.619 kelime
  45. 45 45. Bölüm🕯️1.524 kelime
  46. 46 46. Bölüm🕯️2.238 kelime
  47. 47 47. Bölüm🕯️1.905 kelime
  48. 48 48. Bölüm🕯️1.405 kelime
  49. 49 49. Bölüm🕯️1.392 kelime
  50. 50 50. Bölüm🕯️1.440 kelime
  51. 51 51. Bölüm🕯️1.436 kelime
  52. 52 52. Bölüm🕯️2.180 kelime
  53. 53 53. Bölüm🕯️2.009 kelime
  54. 54 54. Bölüm🕯️2.328 kelime
  55. 55 55. Bölüm🕯️2.731 kelime
  56. 56 56. Bölüm🕯️1.696 kelime
  57. 57 57. Bölüm🕯️1.391 kelime
  58. 58 58. Bölüm🕯️2.640 kelime
  59. 59 59. Bölüm🕯️2.044 kelime
  60. 60 FİNAL 🕯️2.688 kelime

Gözlerimi açalı sadece birkaç dakika olmuştu. Yumruk yaptığım ellerimle acıyan gözlerimi kaşıdım. Görüntüm tamamen netleştiğinde yattığım yerden doğruldum. Korse hem canımı acıtıyor hem de çok kaşındırıyordu. Memnun olmayan bir tavırla yüzümü buruşturdum. Bir anda kafamın içerisinde bayılmadan önce yaşanılanların her birisi tek tek dolaşmaya başladı. Saniyeler içerisinde hatırladıklarımla ağzım şaşkınlıkla aralandı. Oturduğum yerden nerede olduğuma bakındım. Burayı ilk defa görüyordum. Duvarlarda tuhaf çizimler vardı. Bulunduğum koltuğun karşısında siyah bir koltuk daha vardı. Bu koltuk dişçilerden olan koltuğun benzerindendi.

O koltuğun hemen yanında alçak bir tabure ve hemen yanında masa bulunuyordu. Oturduğum yerden kalkarak koltuğun hemen yanında bulunan tuhaf aletlere ilerledim. Bunları da hayatımda ilk defa gördüğümden tam olarak ne işe yaradıklarını bilmiyordum. Masanın üzerinde bulunan tuhaf kapaklı bir kitap dikkatimi çekti. Korkuyordum ama merakım daha ağır basıyordu. İlk sayfasını açtığımda bunun bir kitap değil de çizim defteri olduğunu anladım.

Her sayfada birbirinden tuhaf çizimler bulunuyordu. Bazısı küçük ve tatlıyken bazıları da devasa büyüklükte ve oldukça korkunçtu. Defterde bulunan çizimler oldukça dikkatimi çekmişti. Kapalı kapının ardından gelen sese kadar defterdeki çizimleri inceledim. Her kim çiziyorsa çok yetenekli.

Sanki suç işliyormuş gibi korkuyla defteri kapatıp kapıya döndüm. Ancak kapıda kimse yoktu. Derin bir nefes vererek kalbimi tuttum. Birkaç saniye boyunca kendimi sakinleştirdikten sonra yavaş yavaş hızlanan kalp atışlarım düzene girmeye başlamıştı.

Parmak uçlarımda sessiz olmaya dikkat ederek kapıya ilerledim. Titreyen ellerimle kapı kolunu kavrayarak aşağıya indirdim. Açılan kapı beni şaşkına uğratmıştı. Neden şaşırdığımı bilmiyorum. Belki de kilitli olmasını bekliyordum. Beni karanlık bir hol karşılamıştı.

Olduğum yerde durarak az önce duyduğum anlamsız sesin nereden geldiğini anlamaya çalıştım. Sağ çaprazımda bulunan kapıdan gelen kalın sesle oraya yöneldim. Sesin tam olarak kaynağını anlayamamıştım. Hafif aralıklı olan kapıdan yüzüme yansıyan ışıkla yüzümü ekşittim. Sırtı bana dönük olacak şekilde telefonla konuşan adamı fark ettim. Kaşlarımı çatarak biraz daha kapıya yaklaştım.

Telefonda ki kişi susmuş olacak ki o konuşmaya başladı. Kalın sesini işitmemle kaşlarım şaşkınlıkla havalandı. Telefonda ki kişiyle Rusça konuşuyordu. Ve ben bazı kısımlarını tam olarak anlayamamıştım. Çok hızlı ve Rusların kendilerine özgü tuhaf aksanıyla konuşuyordu. Aksanı yüzünden anlamam daha da güçleşmişti. Konuşmasından anladığım birkaç şey; geleceğim, hallettim ve şimdi değil gibi kısa şeyler olmuştu.

"Birilerinin gizlice dinlemenin ayıp olduğunu öğretmediler mi sana?" bir anda Türkçe konuşmaya başlamasıyla korkuyla sıçradım. Yüzünü bana dönmüş, o küçük aralıktan gözlerime bakıyordu. Buz mavisi gözlerini bana dikmesi beni korkutmak için yeterli olmuştu.

Fark edilmemle hafifçe ayağımla kapıyı itekledim. Artık saklanmamın bir anlamı yoktu. Utançla yanaklarım kavrulurken bakışlarımı kaçırdım. "Üzgünüm." elinde ki telefonunu cebine attı, kalçasını arkasında bulunan masaya yasladıktan sonra kollarını göğsünde bağladı. "Orada o saatte, tek başına ne yapıyordun?" elimi enseme atarak utançla kaşıdım. Bir başkası tarafından bu şekilde sorguya alınmak cidden utanç vericiydi. "Arkadaşıma gitmem gerekiyordu ve bir taksiye ihtiyacım vardı. Balık ekmek yapan bir amca bana o sokakta bir taksi durağı olduğunu söylemişti."

Başımı kaldırıp suçlulukla ona baktım. Benim aksime onun tek kaşı alayla havalanmıştı. Benimle dalga mı geçiyordu? "Saf mısın?" sorduğu anlamsız soru ile kaşlarımı çattım. "Anlamadım?"

"Sen cidden çok safsın. Kaç yaşındasın?"

"Yirmi beş." cevabımla birlikte yüzünde ki sert ifade yumuşar gibi oldu. O an gözüm yanağında takılı kaldı. Kulak memesinin hizasından başlayarak çenesine kadar uzanan bir kesik izi vardı. "Tanımadığın insanlara kendin hakkında bilgi vermemelisin küçük." bana hitap ediş şekli sinirlerimi bozmuştu. "Ben küçük değilim."

Elini, çenesine koyarak düşünüyormuş gibi yaptı. Gözleriyle ayaklarımdan başlayarak her yerimi inceledi. Rahatsız hissederek olduğum yerde huzursuzca kıpırdandım. "Bedenin ergenlik çağında ki bir kızın bedeniyle aynı zayıflıkta neredeyse," işaret parmağını kaldırıp yüzümü işaret etti. "Ayrıca tam bir çocuk gibi davranıyorsun."

Ellerim her iki yanımda yumruk şeklini almış, tırnaklarımı çoktan avuç içime batırır bir hale gelmiştim. Bana sırtını dönmeden hemen önce gözleriyle elimi işaret etti. "Tırnaklarını etine batırıyorsun. Sonradan çok acır."

Yumruk halinde ki ellerim anında gevşedi. Sesimi sabit tutmaya çalışarak giriş yaptım. "Neden buradayım? Neredeyim tam olarak? Ve sen kimsin?" Masanın üzerinde ilgilendiği kağıtları hızlıca toparlayarak şeffaf bir dosyanın içerisine koydu. "Kahve içer misin?" cevabımı bile duymadan yanımdan geçip gitti. Sinirli ve hızlı adımlarla arkasından çıktım. Ardından giriş yaptığım yer mutfaktı. Elinde ki dosyayı tezgahın en uç köşesine bıraktıktan sonra bardak çıkartmaya koyuldu. Sorularımı duymamazlıktan gelmesi çok sinir bozucuydu. "Sana soru sordum." her ne kadar korkudan ölmek üzere de olsam sert durmam gerekiyordu. Tanımadığım bir adamın yanında, hiç bilmediğim bir yerdeydim.

"Bende cevap vermediğimi hatırlıyorum." çıkarttığı bardaklara sıcak su dökmekle meşgulken gözlerimi sıkıca yumdum. "Kimsin sen? Neden buraya getirdin beni?"

Elinde ki kahve kavanozunu sertçe tezgaha bıraktı, bana döndü. Büyük bir adım atarak aramızda ki mesafeyi azalttı. Başını eğerek yüzünü yüzüme yaklaştırdı. "Tanışmak mı istiyorsun? Adımı öğrenmek, kaç yaşında olduğumu ya da nereli olduğumu falan? İnan bana bunları öğrendiğinde eline hiçbir şey geçmeyecek küçük kız."

Sinirle dişlerimin arasından tısladım. "Ben küçük değilim." Elini başımın üzerine hizaladı ama dokundurmadı. "Hem de fazlasıyla."

"Seni..." cümlemin devamını getiremedim. İçimden ona türlü türlü hakaretler etmek geçse de onun yanında ve onun mekanında onunla baş başa olduğumuz beynimin içerisinde yankılandı. "Beni ne küçük kız?" hakaret dolu cümlelerimin dudaklarımın arasından kaçmasını engellemek amacıyla dudaklarımı sertçe birbirine bastırdım. "Ben de öyle düşünmüştüm." dudağının bir kenarı alayla havalandı. Gözlerim istemsizce yanağında ki ize doğru kaydı. Yara izi çok büyüktü. Dikiş izleri olduğu gibi duruyordu. Yarası çok derin olmalı. Buradan bakınca ürkütücü gözüküyordu. Yanağımda, tam yarasının olduğu hizalarda, küçük bir sızı hissettim. Yanlış bir şey yapıyormuş hissine kapılarak gözlerimi geri buz gibi bakan mavi gözlerine çevirdim. Yarasına baktığımı anlamış olacak ki bakışları az öncekine nazaran daha sertti.

"Sakın küçük kız, sakın."

Buz mavisi gözleriyle son kez gözlerime baktıktan sonra işine geri döndü. Bakışlarının üzerimden çekilmesiyle derin bir nefes aldım. Nefesimi tuttuğumun bile farkında değildim. "Eve gitmek istiyorum." hazırladığı kahve bardaklarını mutfağın ortasında bulunan masanın üzerine bıraktı. Gözleriyle oturmam için sandalyeyi işaret ettiğinde sessizce gösterdiği yere oturdum. Bir şey söylemeden dediğini yerine getirmem dikkatini çekmiş olacak ki tek kaşı şüpheyle havalandı.

Bazı şeyleri öğrenmek için huyuna gitmeye karar vermiştim. Sonuçta kim odluğunu bilmiyorum. Onu hayatımda ilk defa görüyordum ve huylarının nasıl olduğunu bilmediğim bir adamın tersine gitmek iyi sonuçlar doğurmayabilir. Bu ihtimali göz önünde bulundurarak hareketlerime dikkat etmeye çalışacaktım. Evet, son kararım bu.

Gözlerini kıstı, hiç çekinmeden üzerimde dolaştırdı. Kahvesinden bir yudum aldıktan sonra rahat bir tavırla arkasına yaslandı. "Rica ederim, hiç teşekkür etmene gerek yok." hayatımda bir ilk yaparak gözlerimi devirdim. Nedense içimden bir ses bu adam yüzünden bunu sıkça yapacağımı söylüyordu.

Oturduğum yerden hızla doğruldum. "O adama ne yaptın?" kaşlarını çatarak kahvesini yudumladı. "Hak etmediğini düşündüğünü söyleme bana küçük." başımı hızla iki yana salladım. "Öyle bir şey söylemeyeceğim," kurduğum cümleyle yüzü hafiften yumuşar gibi oldu ancak hemen toparladı. "Ama yaptığın çok yanlış bir davranıştı. Böyle bir şey olduğunda polisi aramamız gerekirdi, yumruk atmak değil." Elinde ki bardağı sertçe masaya bıraktı. Bardaktan taşan birkaç kahve damlası masaya sıçramıştı.

Bir anda çıkan sesle oturduğum yere irkilsem de bu korkmuş halimi ona yansıtmak gibi bir amacım yoktu. "Gerçekten çok safsın küçük," sinirle sandalyesinde doğruldu, büyük ellerini masanın üzerinden birbirine kenetledi. "Ne bekliyordun? Polisler geldiğinde o adamları bulacağını mı? Diyelim ki buldular. Ne olacaktı? Onları tutuklayıp hapse tıkacaklarını mı? Çok büyük yanılgı içerisindesin küçük. Polis o adamlara hiçbir halt yapmazdı. En fazla bir gece tutar geri salardı. Anlıyor musun?"

Sertçe yutkundum. Sessiz kalmaktan yanaydım. En azından kısa süreliğine. Karşımda oturan bu adam çok tuhaftı. Bir anda sinirlenmesi beni fazlasıyla ürkütüyor. Başını onaylamaz anlamda iki yana salladı. "Öğrenmen gereken çok şey var anlaşılan."

Arkama yaslanarak kollarımı göğsümde bağladım. Çatık kaşlarımın ardından gözlerimi onda diktim. Bana bakmıyor, bir yandan kahvesini yudumluyor diğer yandan da telefonuyla ilgileniyordu. "Adın?" başını kaldırmadan sorduğu soru ile yüzümü ekşittim. Eğer mutfakta bizden başka birileri olsaydı soruyu bana sorduğunu anlamazdım. Cevap vermedim, sessiz kaldım. Benim sorularım cevapsız kalmıştı, onunkilerde kalabilirdi bence.

Başını telefonundan kaldırdı ve dik dik baktı. "Anlaşılan söylemeyeceksin küçük."

"Bana küçük demekten vazgeç." bu sefer o sessiz kaldı. "Evime gitmek istiyorum."

"Elbette. Mutfaktan çıkınca kapı solda. Çantan da uyandığın oda da." Sarf ettiği cümlelerin şaşkınlığıyla dudaklarım aralandı. Şok olmuş bir şekilde ona bakakaldım. Başını kaldırdı ve sorgulayan bir ifadeyle bakındı. "Gitmekten vaz mı geçtin?" ona cevap vermek yerine oturduğum sandalyeden kalktım ve hızlı adımlarla mutfağı terk ettim.

İlk önce gözlerimi açtığımda kendimi bulduğum o tuhaf odaya girdim. Uyandığım koltuğun hemen yanında sırt çantam duruyordu. Korse yüzünden eğilemeyeceğimi bildiğimden dizlerimin üzerinde çöktüm. Çantanın fermuarını açarak içerisinden telefonumu çıkarttım. Ekranda Sofia başta olmak üzere babam ve İnci'nin aramaları bulunuyordu. Babam ile Sofia'yı es geçerek İnci'nin isminin üzerine basarak arama başlattım.

Telefonun açılmasını beklerken çantamın içerisini kurcalamaya başladım. Bu tuhaf adama elbette güvenmiyorum. Beni o adamların elinden kurtararak büyük bir iyilik yapmış olsa bile.

Telefon ikinci kez kulağımda ötmüştü ki açıldı. "Akasya! Neredesin? Meraktan çatlayacağım!" Olduğum yerde oturagittim. "Sakin ol İnci."

"Neredesin kızım sen ya? Baban beni aradı, bizde olup olmadığını sorduğunda nasıl korktuğumu anlatamam. Bizde olmadığını öğrenince adam direkt yüzüme kapattı. Hem de hiçbir şey söylemeden!"

Derin bir nefes eşliğinde sırtımı soğuk duvara yasladım. "Ben gayet iyiyim İnci. Dün akşam bazı şeyler oldu. Bardağı taşıran son damlaydı. Şimdi dışarıdayım, birazdan buradan çıkıp bir taksiye atladığım gibi size geleceğim."

"Akasya... ne yapmaya çalışıyorsun? Dışarıdayım ne demek? Kimin yanında neredesin? Babanı tanımıyor musun? Eğer eve gitmek yerine bize gelirsen işler iyice karışır. Lütfen, sana bir şey olmasını istemiyorum Akasya. Senin canın yanarsa benimki daha çok yanar." İnci'den işittiğim cümleler ile gözlerimin dolmasına engel olamadım Dolan gözlerime inat gülümsedim. "Güven bana, hiçbir şey olmayacak. Bana zarar vermesine izin vermeyeceğim İnci. Artık büyüdüm. Onun bu tavırlarıyla büyüyemem. Yapamam."

Bir anda kapıda beliren bedenin varlığıyla boğazımı temizledim. "Ben seni arayıp haber edeceğim tamam mı? Sakın merak etme beni."

"Seni çok seviyorum Akasya, kendine dikkat et." kapanan telefonu çantama attım. Fermuarını sertçe çektim ve sırtıma taktım. "Başın belada mı?" sırtım ona dönüktü. Göremeyeceğini bile bile güldüm. "Seni ilgilendirmez." Çantamı sırtıma taktıktan sonra ayaklandım. "Kimden kaçıyorsun... Akasya?" adımı söylemesi ile şaşkınlıkla geriledim. "Adımı... nereden biliyorsun?" gözlerime yerleşen korkuya engel olamadım bu sefer.

Umursamazca omuz silkti. "Cevap?" Parmak uçlarımda yükselerek boyuna yaklaşmaya çalıştım ancak bu mümkün değildi. "Adımı nasıl öğrendiysen onu da öyle öğrenmeye ne dersin Bay Bilinmeyen? Şimdi çekil yolumdan gideceğim."

Yanından geçmek üzere adım atmıştım ki kolumu kavrayan eli ile adımım hava da kaldı. "Bakıyorum da birden cesaretlenmişsin küçük." kolumu kendime doğru çekerek elinden kurtarmaya çalıştım ancak başarılı olamadım. "Daha bulunduğun şehri bile tanımazken nasıl gideceksin?" gözlerim korkuyla irileşti. Karşımda duran bu adam da kimdi? Adımı ve bunu nereden biliyordu? Yoksa beni tanıyor muydu? Ama daha öncesinde onu hiç görmemiştim. "Bekle beni ceketimi alıp geliyorum."

"Gerek yok kendim giderim." Yüzüme doğru eğilmesiyle başımı geriye kaçırdım. Bu hareketim onu güldürmüştü. "Bekle küçük."

Kolumu bıraktı ve saniyeler içerisinde bana sırtının döndüğü gibi yok oldu. Sinirle ayağımı yere vurdum. Neyin içerisine düştüğüm hakkında en ufak fikrim yoktu. Aradan dakikalar geçti ancak gelmedi. Gittikçe meraklanırken odadan çıktım. Kapılarla bakışmaya başladım. Hangisindeydi ve bunca zamandır ne yapıyordu?

Gözlerimi merakla kapıların üzerinde gezdirirken bir tanesi açıldı ve o gözüktü. Üstünü değiştirmemişti. Onu ilk gördüğüm gibiydi. Üzerinde koyu yeşil bir tişört ve altında siyah kotu vardı. Üstünü değiştirmediyse bunca zamandır ne yapıyordu? "Çıkabiliriz."

Apartman dairesinden çıktıktan sonra onun yönlendirmesi ile arabasına bindik. Bu yaptığım ne kadar mantıklı ya da uygundu bilmiyorum. Ama içimden bir ses ona güvenmemi ama inanmamamı bağırıyordu. Emniyet kemerimi taktıktan sonra gözümün kenarıyla ona bakma ihtiyacı duydum. Gözlerimi yüzümde gezdirirken fark ettiğim bir detayla bedenim gerildi. Yüzünde ki o yara izi şimdi yoktu. Ama orada olduğuna eminim. Kendi gözlerimle yakından görmüştüm. "Tarif edecek misin?"

Bir anda konuşmasıyla irkildim. "E-evet." kekelemem üzerine bakışlarını anlık olarak üzerime çevirdi. Ancak bir şey demeden geri önüne dönerek yola odaklandı. Hiç iyi şeyler hissetmiyorum. Bu günden sonra her şeyin değişeceğinin farkındayım ama çok geçti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

508okunma 18beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.