Beyaz Yalanlar kitap kapağı

36. bölüm / 60

Beyaz Yalanlar

36. Bölüm🕯️

Vaveyla Yazarı: Amaya Xxxx

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 60Şu an: 36. Bölüm🕯️
  1. 1 1. Bölüm🕯️1.871 kelime
  2. 2 2. Bölüm🕯️2.023 kelime
  3. 3 3. Bölüm🕯️2.374 kelime
  4. 4 4. Bölüm🕯️1.879 kelime
  5. 5 5. Bölüm🕯️1.555 kelime
  6. 6 6. Bölüm🕯️2.034 kelime
  7. 7 7. Bölüm🕯️1.732 kelime
  8. 8 8. Bölüm🕯️2.089 kelime
  9. 9 9. Bölüm🕯️2.396 kelime
  10. 10 10. Bölüm🕯️1.408 kelime
  11. 11 11. Bölüm🕯️1.350 kelime
  12. 12 12. Bölüm🕯️1.886 kelime
  13. 13 13. Bölüm 🕯️1.910 kelime
  14. 14 14. Bölüm🕯️1.592 kelime
  15. 15 15. Bölüm🕯️1.803 kelime
  16. 16 16. Bölüm🕯️1.023 kelime
  17. 17 17. Bölüm🕯️1.795 kelime
  18. 18 18. Bölüm 🕯️1.132 kelime
  19. 19 19. Bölüm🕯️1.331 kelime
  20. 20 20. Bölüm🕯️1.156 kelime
  21. 21 21. Bölüm 🕯️1.301 kelime
  22. 22 22. Bölüm🕯️1.354 kelime
  23. 23 23. Bölüm🕯️1.366 kelime
  24. 24 24. Bölüm🕯️1.869 kelime
  25. 25 25. Bölüm🕯️1.206 kelime
  26. 26 26. Bölüm🕯️978 kelime
  27. 27 27. Bölüm🕯️1.144 kelime
  28. 28 28. Bölüm🕯️1.003 kelime
  29. 29 29. Bölüm🕯️990 kelime
  30. 30 30. Bölüm🕯️1.157 kelime
  31. 31 31. Bölüm🕯️820 kelime
  32. 32 32. Bölüm🕯️722 kelime
  33. 33 33. Bölüm🕯️826 kelime
  34. 34 34. Bölüm🕯️1.488 kelime
  35. 35 35. Bölüm🕯️1.207 kelime
  36. 36 36. Bölüm🕯️1.200 kelime · Okuduğun bölüm
  37. 37 37. Bölüm🕯️2.059 kelime
  38. 38 38. Bölüm🕯️1.401 kelime
  39. 39 39. Bölüm🕯️1.269 kelime
  40. 40 40. Bölüm🕯️1.807 kelime
  41. 41 41. Bölüm🕯️1.496 kelime
  42. 42 42. Bölüm🕯️1.735 kelime
  43. 43 43. Bölüm🕯️2.130 kelime
  44. 44 44. Bölüm🕯️1.619 kelime
  45. 45 45. Bölüm🕯️1.524 kelime
  46. 46 46. Bölüm🕯️2.238 kelime
  47. 47 47. Bölüm🕯️1.905 kelime
  48. 48 48. Bölüm🕯️1.405 kelime
  49. 49 49. Bölüm🕯️1.392 kelime
  50. 50 50. Bölüm🕯️1.440 kelime
  51. 51 51. Bölüm🕯️1.436 kelime
  52. 52 52. Bölüm🕯️2.180 kelime
  53. 53 53. Bölüm🕯️2.009 kelime
  54. 54 54. Bölüm🕯️2.328 kelime
  55. 55 55. Bölüm🕯️2.731 kelime
  56. 56 56. Bölüm🕯️1.696 kelime
  57. 57 57. Bölüm🕯️1.391 kelime
  58. 58 58. Bölüm🕯️2.640 kelime
  59. 59 59. Bölüm🕯️2.044 kelime
  60. 60 FİNAL 🕯️2.688 kelime

Alex’in eli masanın kenarında, benim elimin hemen birkaç santim uzağında duruyordu. Aramızdaki bu minicik mesafenin beni rahatsız etmesini bekledim. Ama içimde herhangi bir rahatsızlık belirtisi yoktu.

Gözlerindeki hiç görmediğim kadar yorgun gözüküyordu.
"Neden burada?" diye fısıldadım sonunda. Sesim, odanın loşluğunda yankılanırken titremesine engel olamamıştım.

"Bu çizimler... Bunlar sadece rastgele çizgiler değil..." içimden geçenleri dile getirmeden edememiştim. Atılan her bir çizgiyi az buçuk da olsa anlardım. Her fırçayı tutan el farklıdır. Ve her elin sahibinin duyguları attığı çiziklerde saklıdır. Alex’in kâğıdın üzerinde bıraktığı çizgilere bakmaktan alamıyordum kendimi.

Alex, bakışlarını bir an bile ayırmadan hafifçe gülümsedi ama bu gülümseme dudaklarına ulaşmadan solup gitti. Gözlerindeki o buz mavisinde ilk kez bir hüzün kırıntısı görür gibi oldum. "Sanat, bazen en iyi saklanma biçimidir Akasya," dedi sesi her zamankinden daha boğuk, daha karanlık bir tonda. "Bazı yaraları bandajla kapatamazsın. Derinin altına işleyen acıları, ancak daha büyük bir acıyla, mürekkeple bastırabilirsin. Görülmesini istemediğin sırları, herkesin görebileceği bir sembolün altına gizlersin. Kimse altına bakmayı akıl etmez."
Elim masanın üzerindeki defterin kapağında asılı kalmıştı. "O gece..." dedim, sesim neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı. Bu eve geldiğim andan beri istemsizce evden kaçtığım geceyi düşünüp duruyordum. Geriye dönüyor, Alex’in evinde gördüklerimi tekrar düşünüyordum. Aslına bakılırsa üstüne düşünülecek bir olay yoktu ortada.

"Evinden kaçtığım o gece gördüğüm odayla aynı ruh var burada."
Tam bir adım daha atıp, o dejavu yaşadığım çizimin neyi temsil ettiğini düşünmeden duramıyordum. Kapı eşiğinde beliren gölge aramızdaki o sessizliği bir cam gibi tuzla buz etti. "Alex? Akasya?"

İnci, kapı koluna Yorgun bir halde tutunmuş, yorgunluktan çökmüş gözleriyle bize bakıyordu. Yüzü, mutfaktaki o ilk çatışma anındaki kadar beyazdı, sanki damarlarındaki kan çekilmişti. "Çınar sizi çağırıyor," dedi usulca.

"Herkesin salonda toplanmasını istiyor. Acil olduğunu söyledi. Hemen gelmeniz lazım." Alex, bir anda doğruldu."Geliyoruz," dedi soğuk bir sesle.

Yanımdan geçerken omuzu omuzuma çok hafif bir şekilde çarptı. Bende onun ardından elimde olan defteri hiç elime almamışım gibi eski yerine koydum. Arkama döndüğümde İnci olduğu yerde beni bekliyordu. Ona hafifçe tebessüm ederek yanına ilerledim.

Salona geçtiğimizde hava ağırdı, sanki görünmez bir el boğazımıza sarılmıştı. Yutkunmak istedim ama yapamadım. Salona adımımı atar atmaz bir yük binmişti üstüme.

Marco, her zamanki sessiz ve sert tavrı ile bir köşede dikiliyordu. Çınar ise salonun ortasında durmuştu ama yerinde duramayan, patlamaya hazır bir bomba gibiydi. "Oturun," dedi Çınar, sesi otoriter ama kontrol etmeye çalıştığı bir tedirginlikle titriyordu.

Hepimiz tozlu, üzeri örtülü koltuklara iliştiğimizde o ayakta kaldı, bir komutan gibi başımızda dikildi. Hiç görmediğim kadar gergin ve stresliydi. Onun bu hali beni daha fazla geriyordu.

"Vaktimiz daralıyor. Yarın akşam için bir plan değişikliği var. Aslında buna bir fırsat demek daha doğru olur. Şehrin kalbinde, o büyük otellerden birinde devasa bir davet düzenleniyor. Sosyetenin, iş dünyasının, bürokratların ve en önemlisi... bizimkilerin de orada olacağı bir gece." İlk başta dediklerini algılayamadım.

"Ne planı Çınar?" diye çıkıştım, içimdeki o huzursuzluk aniden bir öfke patlamasına dönüşmüştü. "Daha bugün kurşun yağmuruna tutulduk! Cam kırıklarının arasından sağ çıktık. Şimdi de bir davete mi gideceğiz? 'Buradayız, gelin bizi vurun' demek mi bu?" Onun bu gerginliği beni fazlasıyla gerdiğinden daha fazla sessiz kalamamıştım.

Çınar, gözlerini doğrudan benimkilere dikti. Bakışlarında ilk kez pişmanlık değil, amansız bir kararlılık vardı. "Bu davet, planın son aşaması Akasya. Oraya gitmek zorundayız çünkü babanın asıl hamlesini, o büyük gövde gösterisini orada yapacağını biliyoruz. Onları kendi sahalarında, o sahte parıltılı dünyalarında avlamanın tek yolu bu. Kaçmak bizi kurtarmaz, sadece sona yaklaştırır."

Ona karşı çıkmak adına dudaklarımı araladım ancak o benden önce davrandı. “Baban her şeyin farkında. İfşa oldum Akasya! İçeriye sızamıyorum daha fazla bilgi edinemiyorum, adımlarını takip edemiyorum!” Olanları bana anlatırken her bir cümlesinde sesi daha da yükseliyordu. Sanki bana anlatmaktan ziyade kendine kızıyormuş gibiydi.

"Bu delilik!" diyerek ayağa fırladım. "Ve buna rağmen sen bizi açık hedef haline getiriyorsun. Bahçedeki o saksıların nasıl patladığını gördün mü? Bir sonraki sefer hedef saksılar olmayacak!" Ona karşı haykırdığım her bir cümlemle sarsıldı.

"Akasya, lütfen dinle," dedi İnci, aniden elimi tutarak. Parmakları buz gibiydi ama bakışlarındaki o çaresizlik beni durdurdu. "Eğer yarın o kapıdan içeri girmezsek, hayatımız boyunca arkamıza bakarak yürümek zorunda kalacağız. Bu işin bir yerde, bir şekilde bitmesi lazım. Ben de korkuyorum ama... bitmesini daha çok istiyorum. Rahata ermeni her şeyden ve herkesten daha çok istiyorum."

Alex de oturduğu yerden araya girdi. "Korku, sadece kaçarsan seni arkandan yakalar. Oraya gidip masadaki kartları biz dağıtacağız. Ya masayı devireceğiz ya da o masada öleceğiz. Başka bir seçenek o masada hiç olmayacak."

Onların bu sözsüz ittifakı karşısında kendimi yapayalnız hissettim. İkna olmamıştım, kalbim göğüs kafesimi dövüyordu ama gidecek başka bir yerimin, sığınacak başka bir limanımın olmadığını acı bir şekilde fark ettim. Kabullenmekten başka çarem yoktu. Onlara karşı tek başıma bir düşünceyi savunmak artık mantıksızdı. Boşa çaba harcayacaktım. En sonunda pes ederek omuzlarımı düşürdüm. "Pekala," dedim kısık bir sesle. "Pekala..."

Bir anda artan gerilimden kaçmak adına İnci ile mutfağa geçtik. Eski, tozlu mutfak tezgahının üzerinde duran sürahiye uzandım. Bardaklara su doldururken ellerimin zangır zangır titrediğini, suyun bardağın kenarlarından taştığını gördüm. Kendimi sakinleştirmek adına derin bir nefes aldım.

"İnci," dedim, sesimi neredeyse fısıltı seviyesine indirerek. "Sen de hissediyor musun? Alex bir şeyler karıştırıyor. Çınar da bunu biliyor. Sanki ikisi arasında bizim asla dahil edilmediğimiz, karanlık bir anlaşma var gibi. Onlara gerçekten güvenebilir miyiz?"
İnci, tezgahın üzerine çökmüş, boş gözlerle karşıdaki kirli duvara bakıyordu. Omuzları düşmüştü, o her zamanki neşeli halinden eser kalmamıştı. "Bilmiyorum Akasya... Artık kimin dost, kimin cellat olduğunu ayırt edemiyorum. Kafam o kadar dolu ki, tek bir düşünceye odaklanamıyorum. Sadece... sadece bu gecenin bitmesini, yarının gelmesini ve her ne olacaksa olup bitmesini istiyorum. Belki de gerçek özgürlük, artık korkacak bir şeyin kalmamasıdır."

İnci'nin bu teslimiyeti beni daha çok korkuttu. Hala son olan olayın şokunda olduğu ortadaydı. Daha fazla onu sıkmamak adına sessiz kalmayı tercih ettim. Salona geri döndüğümüzde Alex ve Çınar fısıldaşmayı kestiler. Bu durum fazlasıyla sinirimi bozmaya başlamıştı artık.

Gerginliğimi dizginlemeye çalışırken Alex ve Çınar ikilisine doğru çevirdim yönümü. Onlara doğru geldiğimi fark ettikleri an fısıldaşmayı kesmeleri yetmemiş gibi aralarına birkaç adımlık mesafe koydular. Sinirden gülmek istedim. Ama yüzümü sabit tutmayı da başardım.

"Bize bugün olanları hala tam olarak anlatmadın Çınar. Sadece korkutmak mıydı amaçları? Babamın adamlarıydı di mi?"
Çınar derin bir nefes aldı, boyun kaslarının gerildiğini gördüm. "Baban," dedi dişlerinin arasından, "Baban ve Hardin. Yerimizi bulmuşlar. O saldırı bizi yok etmek için değildi Akasya. Eğer isteselerdi o eve her şekilde girerlerdi. O bir mesajdı. Bir gözdağıydı. 'Nereye giderseniz gidin, hangi ormana saklanırsanız saklanın, nefesimiz ensenizde' demenin bir yoluydu. Baban seni geri istiyor, Hardin ise yarım kalan işini bitirmek."

Odanın havası bir anda dondu. Babamın ismini duymak, omurgamdan aşağı soğuk bir buz kütlesinin kaymasına neden oldu. Her ne olursa olsun hala ondan bu cevabı duymak istemiyordum. Olan onca olaya rağmen hala ve hala kabullenememek de canımı fazlasıyla yakıyordu.

Yakınımda bulunan koltuğun köşesini sıkıca kavrayarak kendime destek oluşturdum. Başım dönüyordu. Bazı şeyleri sindirmek ve düşünmek için birazcık zamana ihtiyacım vardı.

"Yarın," dedi Çınar, ceketini alıp kapıya, Marco'nun yanına doğru ilerlerken. Sesi soğuk ve kesindi. "Yarın akşam o davete girdiğimizde, ya o bizi bağlayan zincirleri kökünden kıracağız ya da o zincirlerin altında ezilip yok olacağız. Herkes hazırlansın. Geri dönüşü olmayan o ince çizgiyi geçiyoruz."

Çınar ve Marco kapıdan çıkarken, Alex yerinden kalkıp camın kenarına geçti. Salondaki her birimizin yüzünde, yarının bize neler getireceğini bilememenin huzursuzluğu sinmişti.

Artık bu sadece bir kaçış hikayesi değildi; bu, küllerinden doğmaya çalışanlarla, onları küle çevirmek isteyenlerin büyük hesaplaşmasıydı. Ve gece, en karanlık haliyle üzerimize çökmüştü.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

210okunma 2beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.