Beyaz Yalanlar kitap kapağı

3. bölüm / 60

Beyaz Yalanlar

3. Bölüm🕯️

Vaveyla Yazarı: Amaya Xxxx

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 60Şu an: 3. Bölüm🕯️
  1. 1 1. Bölüm🕯️1.871 kelime
  2. 2 2. Bölüm🕯️2.023 kelime
  3. 3 3. Bölüm🕯️2.374 kelime · Okuduğun bölüm
  4. 4 4. Bölüm🕯️1.879 kelime
  5. 5 5. Bölüm🕯️1.555 kelime
  6. 6 6. Bölüm🕯️2.034 kelime
  7. 7 7. Bölüm🕯️1.732 kelime
  8. 8 8. Bölüm🕯️2.089 kelime
  9. 9 9. Bölüm🕯️2.396 kelime
  10. 10 10. Bölüm🕯️1.408 kelime
  11. 11 11. Bölüm🕯️1.350 kelime
  12. 12 12. Bölüm🕯️1.886 kelime
  13. 13 13. Bölüm 🕯️1.910 kelime
  14. 14 14. Bölüm🕯️1.592 kelime
  15. 15 15. Bölüm🕯️1.803 kelime
  16. 16 16. Bölüm🕯️1.023 kelime
  17. 17 17. Bölüm🕯️1.795 kelime
  18. 18 18. Bölüm 🕯️1.132 kelime
  19. 19 19. Bölüm🕯️1.331 kelime
  20. 20 20. Bölüm🕯️1.156 kelime
  21. 21 21. Bölüm 🕯️1.301 kelime
  22. 22 22. Bölüm🕯️1.354 kelime
  23. 23 23. Bölüm🕯️1.366 kelime
  24. 24 24. Bölüm🕯️1.869 kelime
  25. 25 25. Bölüm🕯️1.206 kelime
  26. 26 26. Bölüm🕯️978 kelime
  27. 27 27. Bölüm🕯️1.144 kelime
  28. 28 28. Bölüm🕯️1.003 kelime
  29. 29 29. Bölüm🕯️990 kelime
  30. 30 30. Bölüm🕯️1.157 kelime
  31. 31 31. Bölüm🕯️820 kelime
  32. 32 32. Bölüm🕯️722 kelime
  33. 33 33. Bölüm🕯️826 kelime
  34. 34 34. Bölüm🕯️1.488 kelime
  35. 35 35. Bölüm🕯️1.207 kelime
  36. 36 36. Bölüm🕯️1.200 kelime
  37. 37 37. Bölüm🕯️2.059 kelime
  38. 38 38. Bölüm🕯️1.401 kelime
  39. 39 39. Bölüm🕯️1.269 kelime
  40. 40 40. Bölüm🕯️1.807 kelime
  41. 41 41. Bölüm🕯️1.496 kelime
  42. 42 42. Bölüm🕯️1.735 kelime
  43. 43 43. Bölüm🕯️2.130 kelime
  44. 44 44. Bölüm🕯️1.619 kelime
  45. 45 45. Bölüm🕯️1.524 kelime
  46. 46 46. Bölüm🕯️2.238 kelime
  47. 47 47. Bölüm🕯️1.905 kelime
  48. 48 48. Bölüm🕯️1.405 kelime
  49. 49 49. Bölüm🕯️1.392 kelime
  50. 50 50. Bölüm🕯️1.440 kelime
  51. 51 51. Bölüm🕯️1.436 kelime
  52. 52 52. Bölüm🕯️2.180 kelime
  53. 53 53. Bölüm🕯️2.009 kelime
  54. 54 54. Bölüm🕯️2.328 kelime
  55. 55 55. Bölüm🕯️2.731 kelime
  56. 56 56. Bölüm🕯️1.696 kelime
  57. 57 57. Bölüm🕯️1.391 kelime
  58. 58 58. Bölüm🕯️2.640 kelime
  59. 59 59. Bölüm🕯️2.044 kelime
  60. 60 FİNAL 🕯️2.688 kelime

Beynim ve kalbim kendi aralarında büyük bir savaşa tutuşmuşlardı. Beynim; yapacağım şeyin tehlikeli olduğunu, yaşadığım şehri bile doğru düzgün tanımadığımdan başıma gelebilecek olan kötü ihtimalleri sıralayıp duruyordu. Kalbim ise beynime inatla karşı çıkıyordu. Artık bu evden kurtulmamı ve bir şeyler yapmam gerektiğini bağırıyordu.

İkisini de dinlemiyordum. Olacakları göze almışken geri dönmek istemiyordum. Daha başından bırakmak istemiyorum. Üzerimde ki elbiseyi bir hışımla çıkartarak rastgele bir yere attım. Ellerimi korsenin iplerine atarak çözmeye çalıştım ancak başaramadım. Sinirden mi bilmiyorum ama parmaklarımın arasında bulunan ipler birbirine girip daha da katlanılmaz bir hal alıyordu.

En sonunda pes ederek ellerimi korseden çekmek zorunda kaldım. Dolaptan bir tayt ve uzun bir tişört alarak hızla giyindim. Ayağımda ki topukluları fırlatırcasına kurtulduktan sonra ayakkabı dolabından spor ayakkabılarımı alarak giyindim. Senelerdir bu ayakkabıları giyinmek için bekliyordum, bugüne kısmetmiş.

Hızlı adımlarla bir çanta kaptım. İçine bir-iki eşyam, telefonum ve cüzdanımı attım. Evden çıkabilirsem eğer gideceğim yer İnci'nin evi olacaktı. Tek istediğim, birkaç saatliğine de olsa babamı endişelendirmek.

Odamın kapısını kilitledikten sonra ışıkları kapadım. Böylelikle Sofia uyuduğumu düşünecek ve bir süre sonra beni izlemeyi bırakacaktı. Yani öyle umuyorum.

Daha öncesinde hiç evden kaçmadım, böyle bir girişimde bulunmak aklıma dahi gelmedi aslında. Derin nefes almaya çalışarak yatağın ayak ucuna oturdum. Sırt çantamı takınırken korsenin hareketlerimi kısıtlamasından dolayı sinirle homurdandım. Takılacak günü bulmuştu!

Aradan ne kadar geçti bilmiyorum ama her bir akan dakika da stresim daha da artıyordu.

Evin tüm ışıkları kapanmış, kocaman bir sessizliğe gömülmüştü. Yine de emin olmak adına biraz daha bekledim. Bu süre zarfında da arada bir kalkıp camımdan bahçe de ki korumaları kontrol ettim. Gittikçe sayıları azalıyordu. Kaçarken kullanacağım kapı bahçenin en ucundaki köşedeydi. Küçük bir kapıydı ve ağaçların arasında gizlenmişti. Bu seneye kadar o kapının varlığından dahi haberim yoktu. Can sıkıntısıyla ağaçların arasında gezinirken tesadüfen denk gelmiştim. Neden orada öyle bir kapı olduğu ise kafa karıştırıcı.

Artık çıkma vaktimin geldiğini düşünüyordum. Kapımın kilidini çevirdim, başımı yavaşça dışarıya uzattım. Babamın odası hemen koridorun en sonundaydı. Biraz daha sünerek kapıyı görmeye çalıştım. Karanlıktan dolayı koridorun sonunu bırak kapıları bile seçemiyordum. Hiçbir ışık olmadığına göre babam yatmış demektir.

Parmak uçlarımda odadan çıktım. Yine aynı sessizlikte merdivenlerden indim. Mutfağın bulunduğu koridorun sonunda da Sofia'nın odası vardı. Başımı koridordan içeriye uzattım. Sofia'nın odasının ışığı açıktı. Kalbim korkuyla çarpmaya başladı. Tam kafamı geri çektiğim sırada ışığın kapandığını gördüm. Yine de rahat bir nefes alamadım. Sonuçta Sofia yatağa yeni girmişti.

Mutfağa geçtiğimde bahçeye çıkan kapıya ilerledim. Sofia senelerdir bu kapıyı açık bırakıyordu. Gece-gündüz fark etmeksizin kapı açık olurdu. Sebebi ise gece herkes uyurken korumaların bir ihtiyacı olursa eğer oradan eve girebilmeleri içindi. Her ne olursa olsun bu kapının kilitli olması gerekirdi.

Kapıdan dışarıya adım attığımda ürkekçe etrafa bakındım. Birkaç koruma vardı. Onlarda kendi aralarında sohbet ediyorlardı. Beni gördükleri falan yoktu. Belimi bükerek iki büklüm oldum ve ağaçların arasına karıştım. Etrafın çok sessiz olması cidden korkunçtu. Ağaçların ardından koşarak ilerlerken ayağımın taşa takılmasıyla ansızın yere yapıştım. "Kim var orada?" korumalardan birisinin bağırmasıyla korkuyla başımı kaldırdım. Benim bulunduğum tarafa doğru bakıyorlar ancak beni gördüklerini sanmıyorum.

"Hayvandır gece gece başka ne olacak."

"Biz yine de kontrol etmeliyiz." Bir diğer korumanın dediğiyle gözlerim ardına kadar açılırken içlerinden birisi öne çıktı. "Ben bakarım, siz işinize dönün." Konuşan korumanın buz gibi sesiyle tüylerim diken diken oldu. Koruma benim olduğum tarafa doğru gelirken diğerleri evin bir tarafına dağıldı. Düştüğüm yerden kalkmaya çalışıyordum ancak bacağım çok acıyordu. Ayağa kalktığım sırada bacağımda ki sızı şiddetini arttırdı. İstemsizce acıyla inledim.

Tam o sırada üzerime bir gölge düştü. Başımı kaldırmamla koruma ile göz göze gelmem bir olmuştu. Çığlık atmak üzere dudaklarım aralandığında son anda çığlıklarımı yutarak dudaklarımı sertçe birbirine bastırdım. Bu, akşam yemeğinden sora Hardin ile bahçeye çıktığımızda bize hiç çekinmeden bakan korumaydı. Simsiyah saçları ve koyu gözleri vardı. Bembeyaz teni saçlarıyla tezatlık içindeydi. Elleri cebinde, ukala bakışlarıyla üstten üstten bana bakıyordu. Her ne kadar dudaklarında ukala bir gülümseme yer edinse de bakışları tam tersine çok sertti. Demek ki kaçışım buraya kadarmış.

Birazdan buradan çıkacaktım, babamı çağıracaklardı ve gece beklediğim gibi geçmeyecekti. Zehir gibi bir geceye dönüşecekti.

"Ne varmış orada Marco?" Önümde duran koruma yani Marco gözlerini benden ayırmadan ona seslenen korumaya hitaben konuştu. "Sadece küçük bir kedi Arthur!" Sertçe yutkundum. Beklediğimin aksine Marco beni enselememişti. Bana son kez sert bakışlarından birisini daha attıktan sonra arkasını dönerek yürümeye başladı. Neden yalan söylemişti? Neden yapmıştı bunu?

Elimi hızlı atan kalbimin üzerine koydum. Çok korkmuştum. Acıyan bacağımla tökezleye tökezleye küçük demir kapıya ulaştım. Kapının içeriden olan kilidini çevirdim ve araladım.

Dışarıya adımımı atmadan önce birkaç saniye duraksadım. Kalbim göğüs kafesimin altında korkuyla çarpıyor, nefes alış-verişlerimin düzensizliğiyle göğsüm hızla inip kalkıyor, bacağım ise düşmenin etkisiyle fena halde sızlıyordu. Kısacası beraber bir haldeydim. Bu geri dönmek için son şansımdı. Şu anda açtığım kapıyı geri kapatıp ağaçların arasından geri eve girip odama çıkabilirdim. Sabah da hiçbir şey olmamış gibi uyanabilirim. Ama istediğim bu değil.

O yüzden de ilk adımımı attım. Bahçede kalan diğer ayağımı da çıkarttığımda ardımdan kapıyı kapadım. Bulunduğum sokak ıssızdı. Etrafta bizim evimize benzer evler vardı ve çoğunun ışığı kapalıydı. Ara ara dizilmiş olan sokak lambaları sokağı aydınlatıyordu.

Kollarımı bedenime dolayarak sokakta yürümeye başladım. Halime acıdım. Dışarıdan bakan birisi yirmi beş yaşında bir kadın olduğuma inanmazdı. Zayıftım. Hem fiziksel olarak hem de psikolojik olarak. Sokakları tanımıyordum. Yabancıydım. Saat gecenin bilmem kaçıydı, sokaklar bomboştu ve ben tek başımaydım. Deli olmalıydım.

Onaylamaz bir halde başımı iki yana salladım. Buna beni onlar iteklemişti. Sokağın sağa doğru sapmasıyla yolumdan ayrılmadım bende sağa doğru saptım. Yavaş yavaş araba sesleri kulaklarıma ulaşmaya başlayınca burukça gülümsedim. Keşke böyle olmasaydı. Ama hayat herkese istediğini vermiyordu.

Kısa süre sonra ana caddeye çıkmıştım. Saat geç olmasına rağmen sokaklar çok kalabalıktı. Başımı yukarı kaldırıp gökyüzüne bakınma ihtiyacı duydum. Tek karşılaştığım hilal şekilde ki aydı. Derin bir nefes verdim.

Bir yandan insanların arasından geçip gidiyor bir yanda da etrafı inceliyor ve nerede olduğumu anlamaya çalışıyordum. Kaldırımın üzerinde ara ara banklar bulunuyordu. Kimisinde yalnız başına oturanlar varken kimisinde de sevdikleriyle oturanlar vardı. Sadece bir tane kavga eden çifte denk gelmiştim. Kadın adama bağırıyor ve hesap soruyordu. Adam ise sinirli ve pişman gözüküyordu. Dışarıdan bakan birisi olmama rağmen adamın bakışlarından ne kadar pişman olduğunu görebiliyordum. Kavga eden çiftin olumsuz enerjisi anında bana da bulaşmıştı.

Çifti arkamda bırakmama rağmen yüzüm asık yürüyordum. Gözlerim az ilerimde ki adam ile küçük kız da takılı kaldı. Adımlarım yavaşlarken gözlerimi onlardan çekemedim. Adam, küçük kızı omuzlarına almış ona satıcıdan bir şeyler alıyordu. Küçük kız, adamın omzundan bir şeyler işaret ediyor adam da satıcıya gösteriyordu. Satıcı, küçük kıza renkli bir şey uzattığında kaşlarım çatıldı. Adam parayı ödedikten sonra bana doğru yürümeye başladılar.

Sanki suç işlerken yakalanmışım gibi suçlulukla gözlerimi kaçırdım. Adam ile küçük kız yanımdan geçip gittiklerinde arkalarından bakma cesaretini bile bulamadım kendimde. Yerlerde olan moralim iyice düşmüştü. Hayat acı gerçeklerimi hiç acımadan, çekinmeden yüzüme vuruyordu.

Ayaklarım o satıcının önünde durdu. "Buyur abla?" gözlerimi tabak gibi şeylerin içinde bulunan rengarenk şeylerin üzerinde gezdirdim. İşaret parmağımla renkli şeyleri işaret ederek başımı kaldırdım. "Bunlar nedir?" sorduğum soruyla adamın kaşları şaşkınlıkla havalanmıştı. Yanlış bir şey sorduğumu sanmıyordum oysaki. Utançla yanaklarım alev aldı. "Dondurma." bu sefer şaşırma sırası bana geçmişti.

Daha önce böyle dondurma görmemiştim. Defalarca kez dondurma yemiştim. "Hepsinin tadı farklı mı?" artık sorduğum sorularda adam şaşırmayı bir kenara atmış ve her birisine özenle tek tek cevaplamıştı. "O zaman ben çikolatalı, limonlu, çilekli istiyorum." adam kocaman gülümseyerek siparişimi hazırlamaya başladı.

Eline aldığı şey külah olmalıydı. Ama benim yediğim dondurma külahından daha farklı duruyordu. Adam dondurmamı hazırlarken etrafıma bakındım. "Sahil ne tarafta?"

"Bu yolu takip et abla. Sahile çıkartır seni." minnetle gülümsedim. "Teşekkür ederim."

"Merakımı mazur gör abla, sen turist misin?" adamın sorusu ile kıkırdadım. "Değilim." adam cevabımla daha çok şaşırdım. "Yani dondurmayı bilemeyince bir de sarışın mavi gözlü olunca turist sandım seni. Yanlış anlama ha! Her sarışın mavi gözlü yabancı değil elbet ama sen de tam turist tipi var." adamın samimiyeti içimi ısıtmıştı.

"Babam rus. Sarışınlığımı ve mavi gözlerimi ondan almışım. Dondurma kısmı da biraz karışık." adam şaşkınlığını gizleme gereği duymadan hazırladığı dondurmamı uzattı. "Al abla. Bunu gavur topraklarında bulamazsın bak." küçük bir kahkaha attım. Dondurmamı sol elime alarak sağ elimle çantama uzandığım sırada dondurmacı adam paraya gerek kalmadığını ve kendisinden olduğunu söylese de inatlaşarak parasını ödedim. Sonuçta para kolay kazanılan bir şey değil.

Dondurmamı yiyerek yürüdüm yol boyunca. Dondurmacı adamın da dediği gibi yolu takip ettim. İştahla külahın son parçasını da ağzıma attım. Boş bulduğum ilk banka oturdum. Gözlerimi kapatarak denizin tuzlu kokusunu soludum. Bu kokuyu sevmiştim.

Şu ana kadar her şey yolunda ilerliyordu. Geriye bir taksi bulup İnci'nin evine gitmek kalmıştı. Yavaş yavaş bastıran uyku ile oturduğum yerde kollarımı açarak esnedim. Çantamdan telefonumu çıkartarak saate baktım. Gece iki olmak üzereydi. Telefonun ekranını kaydırarak kilidini açtım. Rehbere girip İnci'nin ismine tıkladım. Umarım davetten gelir gelmez hemen uyumamıştır. Telefon üçüncü kez kulağımda çalarken oflayarak indirdim.

Telefonu geri çantaya atarak ayaklandığımda burnuma dolan bir koku ile duraksadım. Daha önce böyle bir koku almamıştım. Çatık kaşlarımla kokuyu takip etmeye çalıştım. Birkaç dakika boyunca sırf merakım yüzünden sahilde turladım ve en sonunda minik bir arabaya denk geldim.

Arabanın üstünde ince uzun bir baca vardı ve duman tütüyordu. Aynı zamanda arabanın önünde bulunan minik masa ve sandalyelerde insanlar oturuyor ve bir şeyler yiyordu. Koku artık daha yakından geliyordu. Arabanın açık camına yaklaştım. İçeride yaşlı bir adam yemek pişiriyordu ancak ne olduğunu çözmemiştim. "Bu güzel koku buradan mı geliyor?" sorumla birlikte adam başını kaldırıp bana baktı ve kocaman gülümsedi. "Sen de kimsin?"

Adamın sorusuyla şaşkınlıkla baka kaldım. "Şey, ben Akasya efendim." cevabımla birlikte adam kahkaha atmaya başladı. "Nereden gelirsin böyle? Yabancı mısın buralara?" başımı olumlu anlamda salladım. "Koku çok dikkatimi çekti." Adam maşasını kaldırarak tavanın kenarına vurdu. "Bu pişirdim balık. Ekmek arası balık sever misin?"

"Daha önce yemedim." yüzümün düşmesi üzerine adam anlayışla baktı. "Dert etme, ben şimdi sana en güzelinden hazırlayayım da bak parmaklarını nasıl yiyeceksin. Geç otur hadi boş masaya. Bizim çocuklar pişince getirir sana." Adamın dediğini ikiletmeden boş masalardan birisine oturdum.

Genç bir oğlan masaya gelerek önüme peçete ve kutu içecek bıraktı. Beyaz kutulu içeceği merakla elime aldım. Üstünde ki ambalajını sıyırarak burnuma yaklaştırdım ve kokladım. Yoğurt gibi kokuyordu. İçeceği dudaklarıma götürerek bir yudum aldım. Hafif yoğurtumsu ve tuzlu tadıyla çok değişikti. Gözlerimden kalpler fışkırırken neden daha önce bundan içmediğimi sorguladım. Adını bilmediğim içecekle aşk yaşarken genç oğlan geldi yine. Elinde ki tabağı önüme bırakmış geri gidiyorken son anda durdurdum onu. "Bu içeceğin adı ne?"

Genç oğlan şaşkınlıkla elimde ki içeceğe bakış attı. "Ayran abla o."

"Bir tane daha alabilir miyim peki?" genç oğlan şaşkınlıkla bana bakmaya devam ederken ayranımın son yudumunu da içtim. Genç oğlan yanımdan ayrıldığında iştahla önümdeki ekmeğe baktım. Bu gece hiçbir şey düşünmeyeceğim. Sonu iyi ya da kötü mü bitecek bilmiyorum ama her nasıl bitecek olursa olsun bu geceyi sonuna kadar değerlendirmek istiyorum.

Ekmekten koca bir ısırık aldığımda damağıma yayılan o muhteşem tatla gözlerimi kapadım. Bu sırada da genç oğlan yeni bir ayran getirmişti bana. Akşam yemeğini de yiyememenin verdiği açlıkla saldırdım ekmeğe. Hem ayranı hem de ekmeği çok hızlı bitirmiştim. Masadan tok bir karınla kalkmak beni çok mutlu etmişti. Çantamdan cüzdanı çıkartırken kararsızca parayı nereye ödeyeceğime bakındım. En nihayetinde o yaşlı adamda karar vererek o tarafa ilerledim.

Adamdan ekmek ile ayranların fiyatını öğrendikten sonra cüzdanımdan kredi kartını çıkarttım. Bu kartı çıkartalı çok olmuştu ama şimdiye kadar iki-üç kere falan kullanabilmiştim. "Nasıl sevdin mi ekmeği?" adam uzattığım kartı alırken kocaman gülümsedim. "Sevmek ne kelime bayıldım!" adam verdiğim tepkiyi beğenmiş olacak ki hoş bir kahkaha ile karşılık verdi. "Yine gel." işte bu cümle ile bütün sevincim yerle bir oldu. "Umarım." diyebildim yalnızca. Yaşlı adam yüzümün düştüğünü fark etse de sebebini sormadı. Bunun için ona içimden teşekkür ettim. "Buralarda taksi var mı?"

Adam işaret parmağı ile sokağın köşesini işaret etti. "Oradan gir, biraz git. Bulursun. Bulamasan sor oradan birilerine gösterirler sana."

"Teşekkür ederim." geriye doğru bir adım atmıştım ki adamın ciddileşerek tekrardan konuşmasıyla durmak zorunda kaldım. "Aman ha dikkat et! Bu saatte oralar pek tekin olmaz kızım." başımı hafifçe salladım. "Ederim." boğazıma oturan yumruyla gülümsemeye çalıştım. Yaşlı adama bir kez daha teşekkür ettikten sonra oradan ayrıldım.

Yaşlı adamın dediği köşeyi döndüğümde adımlarım duraksadı. Bir anda etrafı müzik sesleri ve neon renkli ışıklar sarmıştı. Gözlerimi kısarak etrafıma bakındım. Tuhaf giyinimli insanlar, sarmaş dolaş çiftler, bir köşede kusan insanlar ve bağırarak konuşup gülen insanlar... Tiksintiyle yüzümü buruşturdum. Nereye gelmiştim ben böyle?

İstemsizce sırt çantamın askılarına sarıldım. Alt tarafı taksi durağı arıyordum. "Şştt! Güzellik!" önünden geçmekte olduğum gruptan bir adamın sesini işitmemle başımı kaldırıp ürkek bakışlarla baktım. "Bana mı dediniz?" işaret parmağımla kendimi gösterdim korkuyla. Adamlar aralarında bakışıp gülüştüklerinde yerin dibine girmek istedim. "Senden başka güzellik mi var buralarda? Tabi ki sana dedik. Boş musun?"

Adamın bakışları da ses tonu da hoşuma gitmemişti. "Üzgünüm, karıştırmış olmalısınız." adamlar bir kez daha güldüğünde hızlı adımlarla yürümeye başladım. Başımı önüme eğmiş yürüyorken güçlü bir elin kolumu kavramasıyla sendeledim. "Nereye kaçıyorsun böyle? Ne güzel sohbet ediyorduk bak." kolumda ki acı yüzünden dişlerimle sertçe yanağımın içini ısırdım. "Lütfen kolumu bırakır mısınız?"

Adamdan buram buram yükselen alkol kokusuyla yüzümü buruşturdum. Tuhaf bir tipi vardı. Yüzünün neredeyse hepsi dövme ile kaplıydı. Burnunda, dudağında, kaşında hatta yanağında bile pirsing bulunuyordu. Geriye adımlayarak elinden kurtulmaya çalıştım. Elinden kurtulmak bir yana tutuşunu daha da sıkılaştırdı. "Kız sana bırakmanı söyledi."

Başım sesin geldiği tarafa döndü anında. Sokak lambasının altında, sırtını yaslamış elleri cebinde bir adam vardı. Oldukça kendinden emin ve sert duruyordu. Bana bakmıyor, direkt olarak kolumu tutan adama bakıyordu. Bakışlarının sertliğine karşılık yutkundum. "İşine birader!"

Sırtını sokak lambasından ayırarak bize doğru gelmeye başladı. Yavaş yavaş etrafıma doluşmaya başlayan insanlarla kalp atışlarım istemsizce hızlanmaya başladı. "Sana bırak dedim." Kolumu tutan adam sertçe kolumu bırakınca acıyla inledim. "Sana ne oluyor? Kimsin sen?"

"Tanışalım birader!" demesiyle adama kafa atması bir olmuştu. Dudaklarımın arasından kaçan çığlıkla bir adım geriledim. Bir anda ortalık karışmıştı. Kavgaya girenler ve kavgayı ayırmaya çalışan birçok insan toplanmıştı. Ellerimle titreyen bacaklarımı kavradım. Bacaklarımda ki güç çekiliyordu. Şimdi olmaz, lütfen.

Bir anda insan topluluğunun arasından sokak lambasının altında bulunan adam sıyrıldı. Ellerinde ve yüzünde kan vardı. Bana doğru geliyor olması beni korkutmaya yetmişti. Elimi ona doğru kaldırdım. "G-gelme."

Ellerini havaya kaldırdı ama bana doğru yürümekten vazgeçmedi. "Sakin ol." tuhaf bir aksanı vardı. Ama şu an ilgilenmem gereken şey bu değildi. Hayatımda ilk defa bir kavgaya tanıklık ediyordum. Panik atak geçiriyor olmalıyım! Nefes alamıyordum. Bir yandan korse iyice karnımı sıkıyor diğer yandan da gördüklerimin etkisinden çıkamıyordum. Elimle boğazımı sardım. "N-nefes alamıyorum."

"Sakin ol, nefes al." gözlerimin yavaş yavaş kararmaya başlamasıyla sonumun ne olacağını tahmin etmek zor olmadı. "T-tut beni." gözleri söylediğim şeyi anlamadığını belirtircesine kısıldığı sırada bedenim geriye doğru savruldu. Tam anlamıyla karanlığa gömülmeden önce belimde bir çift sıcak el hissettim.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

539okunma 22beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.