25. bölüm / 60
Beyaz Yalanlar25. Bölüm🕯️
Bölümler 60Şu an: 25. Bölüm🕯️
- 1 1. Bölüm🕯️1.871 kelime
- 2 2. Bölüm🕯️2.023 kelime
- 3 3. Bölüm🕯️2.374 kelime
- 4 4. Bölüm🕯️1.879 kelime
- 5 5. Bölüm🕯️1.555 kelime
- 6 6. Bölüm🕯️2.034 kelime
- 7 7. Bölüm🕯️1.732 kelime
- 8 8. Bölüm🕯️2.089 kelime
- 9 9. Bölüm🕯️2.396 kelime
- 10 10. Bölüm🕯️1.408 kelime
- 11 11. Bölüm🕯️1.350 kelime
- 12 12. Bölüm🕯️1.886 kelime
- 13 13. Bölüm 🕯️1.910 kelime
- 14 14. Bölüm🕯️1.592 kelime
- 15 15. Bölüm🕯️1.803 kelime
- 16 16. Bölüm🕯️1.023 kelime
- 17 17. Bölüm🕯️1.795 kelime
- 18 18. Bölüm 🕯️1.132 kelime
- 19 19. Bölüm🕯️1.331 kelime
- 20 20. Bölüm🕯️1.156 kelime
- 21 21. Bölüm 🕯️1.301 kelime
- 22 22. Bölüm🕯️1.354 kelime
- 23 23. Bölüm🕯️1.366 kelime
- 24 24. Bölüm🕯️1.869 kelime
- 25 25. Bölüm🕯️1.206 kelime · Okuduğun bölüm
- 26 26. Bölüm🕯️978 kelime
- 27 27. Bölüm🕯️1.144 kelime
- 28 28. Bölüm🕯️1.003 kelime
- 29 29. Bölüm🕯️990 kelime
- 30 30. Bölüm🕯️1.157 kelime
- 31 31. Bölüm🕯️820 kelime
- 32 32. Bölüm🕯️722 kelime
- 33 33. Bölüm🕯️826 kelime
- 34 34. Bölüm🕯️1.488 kelime
- 35 35. Bölüm🕯️1.207 kelime
- 36 36. Bölüm🕯️1.200 kelime
- 37 37. Bölüm🕯️2.059 kelime
- 38 38. Bölüm🕯️1.401 kelime
- 39 39. Bölüm🕯️1.269 kelime
- 40 40. Bölüm🕯️1.807 kelime
- 41 41. Bölüm🕯️1.496 kelime
- 42 42. Bölüm🕯️1.735 kelime
- 43 43. Bölüm🕯️2.130 kelime
- 44 44. Bölüm🕯️1.619 kelime
- 45 45. Bölüm🕯️1.524 kelime
- 46 46. Bölüm🕯️2.238 kelime
- 47 47. Bölüm🕯️1.905 kelime
- 48 48. Bölüm🕯️1.405 kelime
- 49 49. Bölüm🕯️1.392 kelime
- 50 50. Bölüm🕯️1.440 kelime
- 51 51. Bölüm🕯️1.436 kelime
- 52 52. Bölüm🕯️2.180 kelime
- 53 53. Bölüm🕯️2.009 kelime
- 54 54. Bölüm🕯️2.328 kelime
- 55 55. Bölüm🕯️2.731 kelime
- 56 56. Bölüm🕯️1.696 kelime
- 57 57. Bölüm🕯️1.391 kelime
- 58 58. Bölüm🕯️2.640 kelime
- 59 59. Bölüm🕯️2.044 kelime
- 60 FİNAL 🕯️2.688 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İNCİ’DEN;
Dakikalardır yaptığım şeyi yapmaya devam ediyordum. Elimde bir bardak içecek ile sözde beni tanıyan insanlar ile değişik sohbetler ediyordum. Ben onları tanımıyordum, kabul. Şu ana kadar kiminle konuştuysam ya annemin ya da babamın bir tanıdığıydı. Neden benimle bu kadar tatlı tatlı sohbet etmeye çalıştıklarını anlayamıyordum. Bu tarz etkinlikler de insanlar genelde tatlı tatlı sohbet etmezlerdi. Daha çok kendi çıkarlarını sağlamak adına iş anlaşmaları yapmaya çalışırlar ya da birilerinin açıklarını yakalamaya çalışırlardı. Bu insanların bana bu şekilde yaklaşıyor olması beni şüphelendiriyordu.
Şu anda karşımda benimle gülümseyerek ve minik şakalar eşliğinde sohbet eden kadına baygın baygın bakmamak için çabalıyordum. Benden oldukça büyüktü. Belki kırk beş ya da elli yaşındaydı. Koyu kahve saçları eski tarzda topuz yapılmış. Omuzlarını açıkta bırakan lacivert kısa bir elbise ve omuzlarının altında bulunan kocaman kürkü ile oldukça değişik bir tarzı vardı.
Kadının sağ tarafından gelen başka bir kadının da aramıza katılması üzerine neredeyse baygınlık geçirmek üzereydim. Gözlerimi etrafta gezdiremeye başladım. En azından tanıdık bir yüz falan arıyordum. Az ilerimde bulunan masalardan birisinde Akasya, Çınar ve Víctor Bey üçlüsü gözüme çarptı.
İçeceğimden bir yudum alırken bakışlarımı onlardan ayıramıyordum. Akasya öyle sık sık babasıyla iletişim kuran birisi değildi. Bunun sorumlusu tabi ki de o değildi. Derin bir nefes aldığımı geç fark ettim. Çınar, Akasyagilin yanından ayrıldığında anlık olarak göz göze geldik.
Bakışlarımdan ne sormak istediğimi anlamış olmalıydı ki başını hafifçe sağa-sola salladı. Demek ki ortada pek de olumlu bir durum yoktu. İçeceğimden bir yudum daha almak istediğim sırada bittiğini fark ettim. Karşımdaki iki kadın aralarındaki sohbete öyle bir dalmışlardı ki benim varlığımı bile unutmuş haldelerdi. Ben de bunu kendi lehime kullanarak oradan uzaklaştım.
Arkamı onlara döndüğüm gibi içeceklerin olduğu taraf ilerledim. Bahçenin bir diğer köşesine mini bar kurulmuştu. O tarafa doğru yürürken yanımda beliren bedenin kime ait olduğunu çok iyi biliyordum. “Gerginsin.” Gözlemden uzak daha çok bir tespit gibi söylemişti. Dudağımın bir kenarı alayla kıvrıldı. “Sen de öyle.” Elimdeki bardağı tezgaha bıraktıktan sonra tezgahın arka tarafında bulunan kızdan büyük bir bardak su istedim. “Bu iş biraz zorladı beni. Kabul etmeliyim.” Bir anda gelen bu itiraf karşısında gülmeden edemedim.
“Küçük dağları ben yarattım Çınar’ından büyük itiraf. Şok şok!” O da elinde bulunan bardağını tezgaha bıraktıktan sonra yeniden bana döndü. “Bakıyorum da bayağı hoşuna gitti?” Elimi rastgele havada salladım. “Tabi tabi.” Çınar’ın içeceği hazırlanmıştı. Hemen onun ardından benim suyum gelmişti. “Ben korumaları kontrol etmeye gidiyorum. Büyük yerden emir geldi.” Bıkkın bir tonda söylenerek yanımdan ayrıldı.
Ben de daha fazla o kokoş takımının saçma sohbetlerine katlanmak istemiyordum. Bu yüzden tezgahın önünde bulunan yüksek sandalyelerinden birisinde oturmayı tercih ettim. Soğuk sudan büyük bir yudum aldıktan sonra yeniden yaşadığımı hissetmiştim. Birazcık da olsa keyiflenerek arkama yaslandım. Arka da çalan şarkıyı biliyordum. Bu da daha çok keyiflenmeme neden olmuştu. Mırıldanarak şarkıya eşlik ederken sağ tarafımda başka bir beden belirdi. Elinde bulunan bardağı sertçe tezgaha bıraktığında hafifçe irkildim. Kendimi şarkıya biraz fazla kaptırmış olmalıydım.
Sağ tarafımda bulunan kişiye döndüğümde içimden homurdandım. Keşke hiç dönmeseydim. “İnci! Seninle karşılaşmak ne kadar da hoş.” Evet, cidden çok hoş bir durumdu(!) “Hardin! Ne kadar hoş bir tesadüf değil mi?” Gülümsemeye çalıştım ancak bu durumda başarılı olabildiğimi pek sanmıyorum. Yapmacık bir samimiyetle kuşanmıştım. İçimden bir ses onun da benim gibi yapmacık davrandığını fısıldıyordu.
“Bir su alabilir miyim?” Sol tarafımdan gelen bir başka kalın ve tanıdık ses ile küfür etmemek çok zordu. Sesi oldukça soğuk ve sertti. Şu içinde bulunduğum durumda tek eksiğim Marco’ydu. Ama şimdi tamamlanmıştık. Ne hoş…
“Keyfin yerinde değil mi?” Önüne bırakılan içeceğinden yudum alırken inatla gözlerimin içine içine bakıyordu. Sanki bir şeylerin peşindeymiş gibi. Gözlerini hızla etrafta dolaştırdı. Ardından bakışları Akasya’yı buldu. “Onu böyle kalabalık bir ortamda tek başına bırakmak… kulağa pek güvenli gelmiyor.” Bakışlarım hala babası ile konuşmakta olan Akasya’nın sırtına kilitlenmiş bir haldeydi. “İnsan ne zaman ne ile karşılacağını bilemiyor değil mi? Kendi evinde olsan bile.”
İçimde yeşermeye başlayan sinire rağmen sakin kalmayı başarabildim. Dudaklarıma yapışan sahte gülümseme eşliğinde ona döndüm. “Çok haklısın. İnsan ne zaman başına ne geleceğini kestiremiyor. Kaderin cilvesi işte.” Yüzüne yerleşen ifade dediklerimden keyif aldığını gösteriyordu. Bu adamın cümlelerimden keyif almasından ziyade rahatsız olması gerekiyordu. Ne tür bir psikopattı bu? “Seni böyle görmek güzel. Umarım hep böyle kalırsın.”
Sol tarafımda bulunan Marco’nun elindeki bardağı sertçe tezgaha koymasıyla irkildim. Korkuyla hareketlenen omzularıma rağmen yüzüm hala stabildi. Hardin’in bakışları omzumun üzerinden Marco’yu buldu. Onda her ne gördüyse daha çok keyiflenmişti. “Çünkü bazen insanlar farkında olmadan ellerindeki ipleri kaçırabilir. “ anında tüylerim diken diken olmuştu.
Bir şeylerin peşinde olduğumuzu mu anlamıştı? Ama böyle bir durumun imkanı dahi yoktu. Bu plan yalnızca Akasya, Çınar ve benim aramdaydı. Üçümüzün dışında bu plandan kimsenin haberi yoktu. Hafifçe kısılan gözlerimle ona bakmayı sürdürdüm. Yem atıyor ihtimali daha yüksekti. Bence o da biliyordu. Böyle kalabalık bir etkinlik birçok fırsata çevrilebilirdi. “O kadar haklısın ki.”
Elindeki bardağını havaya kaldırdı. Birkaç adım geriledi. “Gecenin keyfini çıkart.” Tam arkasını dönmüş gidiyordu ki çenemi tutamadım, cümleler dudaklarımın arasından fırlayıverdi. “Kiminle oynadığına dikkat et Hardin. Herkes eskisi gibi olmayabilir.”
Cümlelerim tökezlemesine neden olmuştu. Olduğu yerde durdu, omzunun üstünden bir bakış attı. Ona gülümsemeye devam ederken boşta olan elimi havaya kaldırarak keyifle salladım. Sessiz kaldığı birkaç saniyenin ardından yeniden önüne dönerek ilerledi.
Yeniden önüme döneceğim sırada Akasya ve Çınar’ı yan yana eve doğru hızlı hızlı gittiğini gördüm. Bu da planın devreye gireceği anlamına geliyordu galiba. Bardağımın dibinde kalan somun suyu da içerken Marco’nun hala aynı yerden dikildiğini fark ettim. Boşalan bardağımı tezgahın üzerine bırakırken elbisenin cebinde bulunan telefonum titredi. Telefonu çıkartıp ekrana baktığımda Çınar’dan bir mesaj geldiğini gördüm.
Mesajı okumayı bitirdiğimde dudaklarımda sahi bir sırıtma vardı. Yüksek sandalyeden inerken topuklularım yüzünden biraz zorlanmış olsam da kazasız bir inişi başarmıştım. Uzaklaşmadan önceMarco’ya döndüm. Bakışlarını önündeki boş bardağa dikmiş bir halde hareketsizce duruyordu. “Anı kaçırmak istemezsin. Git ve kendine sahneyi en güzel görebileceğin bir yer bul.” Bardaktaki bakışlarını bana çevirdiğinde göz göze geldik. Hiçbir şey demeden yalnızca gözlerimin içine baktı. Konuşmayacağını anlayınca arkamı ona döndüğüm gibi ön masalara doğru yürümeye başladım.
Kendime güzel bir yer bulduktan sonra bir sandalye çektim. Aradan neredeyse üç-dört dakika geçmişti. Hala bir hareketlilik yoktu. Herkes kendi halinde takılmaya devam ediyordu. Ta ki bir anda bahçeyi aydınlatan ışıkların sönmesi üzerine. Misafirlerden yükselen şaşkınlık nidaları gittikçe yükselirken karşımda bulunan perdeye ışık vurdu ve hemen ardından bir video oynatılmaya başladı.
Keyifle arkama yaslandım. Zorluklarlar hazırladığımız planın böylesine kusursuz işlemesi gurur vericiydi. Oturduğum yerde keyifle etrafta olanları seyrederken cebimdeki telefon titredi. Çınar’Dan gelecek herhangi bir telefon ya da mesaj beklemediğimden şaşırmıştım.
Çınar, hemen eve gelmemi acil bir durum olduğuna dair mesaj atmıştı. Oturduğum yerden hızla ayaklanarak eve doğru koşmaya başladım. Ayağımdaki ayakkabılar beni zorlasa da koştum tüm gücümle. En azından ışıkların olmaması yararıma olmuştu. Herkes şok olmuş bir şekilde video seyrederken kimse beni fark etmemişti. Eve girdiğimde durdum. Etrafta kimseler yoktu. Çınar neredeydi? Akasya da yoktu?
Çınar gelmem için mesaj atmıştı ama ortalıkta gözükmüyordu. Ayrıca mesaj da tam olarak nereye gelmem gerektiğinden bahsetmemişti. Benim de aklıma sormak gelmemişti. Olduğum yerde düşünürken salondan gelen adım sesleriyle cevabımı almış bulundum. Hızla yönümü o tarafa çevirdim. Ancak salona girdiğimde etrafta kimse yoktu. Az önce sesler duyduğuma da gayet emindim. Birkaç saniye boyunca durdum ve sesleri dinlemeye çalıştım. Bahçeden gelen sesler yüzünden biraz zor olsa da dinledim. Herhangi bir hareketlilik yoktu. Kafam karışmıştI. Belki de dışarıdan gelen başka bir sesti. Arkamı dönerek salondan çıkmak üzere hareketlenmiştim ki bir kolun belimi sarmasıyla beni karanlığa çekmesi bir oldu. Çığlık atmak üzere aralanan dudaklarımı ise bir başka el hızla susturdu.
Bölüm etkileşimi
