30. bölüm / 60
Beyaz Yalanlar30. Bölüm🕯️
Bölümler 60Şu an: 30. Bölüm🕯️
- 1 1. Bölüm🕯️1.871 kelime
- 2 2. Bölüm🕯️2.023 kelime
- 3 3. Bölüm🕯️2.374 kelime
- 4 4. Bölüm🕯️1.879 kelime
- 5 5. Bölüm🕯️1.555 kelime
- 6 6. Bölüm🕯️2.034 kelime
- 7 7. Bölüm🕯️1.732 kelime
- 8 8. Bölüm🕯️2.089 kelime
- 9 9. Bölüm🕯️2.396 kelime
- 10 10. Bölüm🕯️1.408 kelime
- 11 11. Bölüm🕯️1.350 kelime
- 12 12. Bölüm🕯️1.886 kelime
- 13 13. Bölüm 🕯️1.910 kelime
- 14 14. Bölüm🕯️1.592 kelime
- 15 15. Bölüm🕯️1.803 kelime
- 16 16. Bölüm🕯️1.023 kelime
- 17 17. Bölüm🕯️1.795 kelime
- 18 18. Bölüm 🕯️1.132 kelime
- 19 19. Bölüm🕯️1.331 kelime
- 20 20. Bölüm🕯️1.156 kelime
- 21 21. Bölüm 🕯️1.301 kelime
- 22 22. Bölüm🕯️1.354 kelime
- 23 23. Bölüm🕯️1.366 kelime
- 24 24. Bölüm🕯️1.869 kelime
- 25 25. Bölüm🕯️1.206 kelime
- 26 26. Bölüm🕯️978 kelime
- 27 27. Bölüm🕯️1.144 kelime
- 28 28. Bölüm🕯️1.003 kelime
- 29 29. Bölüm🕯️990 kelime
- 30 30. Bölüm🕯️1.157 kelime · Okuduğun bölüm
- 31 31. Bölüm🕯️820 kelime
- 32 32. Bölüm🕯️722 kelime
- 33 33. Bölüm🕯️826 kelime
- 34 34. Bölüm🕯️1.488 kelime
- 35 35. Bölüm🕯️1.207 kelime
- 36 36. Bölüm🕯️1.200 kelime
- 37 37. Bölüm🕯️2.059 kelime
- 38 38. Bölüm🕯️1.401 kelime
- 39 39. Bölüm🕯️1.269 kelime
- 40 40. Bölüm🕯️1.807 kelime
- 41 41. Bölüm🕯️1.496 kelime
- 42 42. Bölüm🕯️1.735 kelime
- 43 43. Bölüm🕯️2.130 kelime
- 44 44. Bölüm🕯️1.619 kelime
- 45 45. Bölüm🕯️1.524 kelime
- 46 46. Bölüm🕯️2.238 kelime
- 47 47. Bölüm🕯️1.905 kelime
- 48 48. Bölüm🕯️1.405 kelime
- 49 49. Bölüm🕯️1.392 kelime
- 50 50. Bölüm🕯️1.440 kelime
- 51 51. Bölüm🕯️1.436 kelime
- 52 52. Bölüm🕯️2.180 kelime
- 53 53. Bölüm🕯️2.009 kelime
- 54 54. Bölüm🕯️2.328 kelime
- 55 55. Bölüm🕯️2.731 kelime
- 56 56. Bölüm🕯️1.696 kelime
- 57 57. Bölüm🕯️1.391 kelime
- 58 58. Bölüm🕯️2.640 kelime
- 59 59. Bölüm🕯️2.044 kelime
- 60 FİNAL 🕯️2.688 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Evin içine doğru ilk adımımı atarken istemsizce tereddüt ettim. Tek tereddüt eden ben olmamalıyım ki, İnci’nin koluma dolanmış halde olan eli daha da sıkılaştı. Ona tedirginliğimi belli etmemek adına kalmaya devam ettim. Girişi oldukça karanlıktı. Alex’i ya da bir başka şey görmeye çalıştım ancak göremedim.
Yeniden bir adım daha attığımda bu sefer İnci’nin de ayağının takılıp tökezlemesi bir olmuştu. Son anda onu dirseğinden yakalayarak düşmesini engelleyebildim. Dudaklarının arasından huzursuz birkaç mırıldanma dökülse de hiçbirini anlamadım.
Neredeydik ya da burada ne gibi bir amacımız olduğunu hala anlayamamıştım. “Ne işimiz var bizim burada ya?” Her ne kadar onun bu yakarışına karşılık gülmek istesem de durumun ciddiyeti yüzünden sessiz kaldım. “Niye karanlıktayız biz? Ev değil mi burası? Işıkları nerede?” İnci’nin durmak bilmeyen sorularının hiçbir karşılığı bende yoktu. Yine sessizliğimi korumayı tercih ettim. Ama haklıydı. Dışarıdan incelediğim zaman ben de burasının bir ev olduğunu düşünmüştüm.
“Burada bir yerlerde elbet bir şey buluruz.” Bulunduğumuz yerden sanki etrafımı görebilecekmişim gibi sağıma-soluma bakınmaya başladım. Bir kolum hala İnci’nin esiriyken diğer boşta olanı etrafımda sallamaya başladım. Bir duvar ya da bir cisme temas etmeyi beklemiştim ama sonuç koca bir boşluktu.
“Daha ne kadar orada durmaya devam edeceksiniz?” Karanlığın içinden gelen tanıdık ses ile olduğumuz yerde korkuyla sıçradık. “Alex?” Diye seslenmem ile karanlığın ortasında minik turuncu bir ışığın belirmesi bir oldu. Alttan vuran turuncu ışık birkaç adım uzağımızda bulunan Alex’in yalnızca yüzünün yarısını aydınlatmaya yetebilmişti. “Beni takip edin.”
İnci’nin bakışlarının karanlığa rağmen üzerimde olduğunu hissettim. “Gidelim.” Aynı anda harekete geçtik. Önümüzde ilerleyen küçük ışığı sessizce takip etmeye koyulduk. En nihayetinde ise bir kapıdan içeriye girdik. Burası küçük bir salondu. Odada bulunan birkaç yanan mum odayı aydınlatmaya oldukça yeterliydi. Alex, elinde bulunan mumu da boş bir yere bıraktıktan sonra odada bulunan koltuklardan birisine oturdu.
İstemsizce gözlerimi etrafta dolaştırmaya başladım. Burası bana biraz tanıdık gelmişti. Etrafı incelemeye devam ederken birkaç anı yaniden gözümde canlandı. Burası bana tanıdık gelmişti çünkü Alex bana yardım ettiğinde beni buraya getirmişti. Bu odada uyanmıştım.
En sonunda gözlerim koltukta oturana Alex’e kaydı. Mavi gözleri tam olarak benim üzerimdeydi. Onun bana baktığını fark etmeme rağmen gözlerini yüzünden ayırmadı. Ta ki, arkamdan gelen bir diğer adım seslerine kadar.
Arkamızdan gelen kişinin kim olduğunu tahmin etmek pek de zor değildi ancak. Marco’nun burada bizimle ne yaptığını fazlasıyla merak ediyordum. Çünkü benim bildiğim Marco, evimdeki koruma ve arkadaşımın küçük bir olayında yer alan adam ile sınırılıydı. Ama şimdi burada bizimle oluyor oluşu bilmediğim şeylerin henüz bitmediğinin kanıtı.
“Ne işimiz var burada?” Yalnızca birkaç dakika önce İnci’nin bana yönelttiği ancak benim sessiz kaldığım o soruyu bu sefer dile getiren taraf ben oldum. Gözlerimi sorgulayıcı bir tavırla Alex’e diktim. Hala gözleri üzerimdeydi ve hala sessizdi. Hiçkimsenin benim soruma yanıt vermediği yetmezmiş gibi öyle sessizce duruyorlardı. Son zamanlarda sıkça maruz kalmaya başladığım bu sessizlik beni delirtmeye başlamıştı artık.
“Gitmek istiyorum.” Yanımda duran İnci’nin sesinin oldukça net ve kararlı çıkıyor olması istemsizce beni şaşırtmıştı. Gözümün ucuyla istemsizce onu kontrol etme iç güdüsüyle dolup taştım. Omuzları ve başı oldukça dik ve ses tonunda yer edinen o kararlılığın aynısı gözlerinde de vardı. Yeniden önüme döndüğümde tekrardan Alex ile göz göze geldim. Bu defa kısa sürdü çünkü bakışlarını benden çekerek yanımda bulunan İnci’ye çevirdi. “Kimse hiçbir yere gitmiyor.”
Ondan durmak istediğim cümleler kesinlikle bu tarzda değildi. Daha çok açıklama bekliyordum. Ya da bu akşam yaşananlar hakkında birazcık da olsa beni aydınlatmasını falan. “Hiçbir güç beni burada tutmaya yetmez.” Arkadaşımın dudaklarından dökülen cümleler bende şaşkınlık yaratmıştı. İnci’yi birisinin karşısında uzun zamandır bu kadar sinirli ve inatçı görmüyordum. “Marco, onlara kalacakları odayı göster.”
İnci, koluma doladığı eli ile beni hafifçe kendine doğru çekti. “Yürü Akasya. Burada daha fazla kalmaya katlanamam.” Nedensizce kendimi Alex’e bakarken buldum. Belki saçma ya da anlamsızdı bu davranışım ama dönüp ona baktım bir umutla. “Marco.” Diyerek daha öncesinde kurmuş olduğu cümlesini kısaca tekrar etti. Gözlerimi yumdum ve derin bir nefes aldım. Çünkü buna gerçekten ihtiyacım vardı. Yeniden gözlerimi açtığımda İnci’nin bana bakan gözleri ile karşılaştım. Elimi kolumun üzerinde bulunan elinin üzerine koydum.
Buz gibi olan parmaklarını sıkıca sarmaladım. Konuşmadan ona baktım. Biliyorum, ben konuşamasam dahi her zaman benim bakışlarımdan ne demek istediğimi anlar. Hafifçe kaşları çatıldı. Bir çaprazımda kalan Alex’e bir de bana baktı. Onun da kendi soruları vardı tıpkı benimkiler gibi. Kararlı bir ifadeyle ona baktığımı fark edince ağırca yutkundu ardından yavaşça gözlerini kapatıp açtı.
Omuz omuza vererek arkamızda bulunan Marco’ya doğru yönümüzü çevirdik. Marco’nun gözleri anında İnci’ye dönse de İnci hala kararlılıkla ona bakmayı reddediyordu. Şimdilik pes eden Marco elindeki küçük mum ile birkaç adım önümüzden yürümeye başladı. Birkaç koridor ve kapı geçtik. Evin içi hala fazlasıyla karanlıktı ve ben karanlıklar tam olarak nereden geçtiğimizi anlayamamıştım. Herhangi bir takılma ya da düşme tehlikesi atlatamadan Marco’nun eşliğinde kalacağımız odaya vardık.
Marco cebinden çıkarttığı anahtar ile kapıyı açtıktan sonra anahtarı direkt olarak bana uzattı. Sessizce uzattığı anahtarı ondan aldım ve İnci ile beraber içeriye girdik. Tam kapıyı kapatmak için arkamı döndüğümde Marco’nun hala Kapıda durduğunu fark ederek irkildim. Gözleri arkamda duran İnci’de olsa da elinde bulunan mumu bana doğru uzattı. Mırıldanarak ona teşekkür ettikten sonra kapıyı kapattım.
Elimdeki mumu havaya kaldırarak odayı görmeye çalıştım.
İnci çoktan odada bulunan yataklardan birisine oturmuş bir haldeydi. Odanın öbür ucunda bulunan masanın üzerinde duran mumları fark edince ilk iş olarak oraya yönelmeyi tercih ettim. Elimde buluna mumu masanın üzerine bıraktım,kibrit kutusundan aldığım kibriti yaktıktan sonra masanın üzerinde bulunan bütün mumları hiç üşenmeden tek tek yaktım.
Oda artık daha aydınlıktı. Yanan kibirti üfleyerek söndürdükten sonra masanın üzerine, mumların yanına, bıraktım. Yeniden arkama döndüğümde artık İnci’yi daha rahat seçebiliyordum. Sol tarafta bulunan yatağın ucuna oturmuş, vücudunu öne doğru eğmiş bakışlarını yere dikmiş bir vaziyette öylece oturuyordu.
Derin bir nefes alarak onun yanına oturdum. Yavaşça bakışlarını yerden kaldırdı. Göz göze geldiğimizde ona gülümsedim. “Saçımı çözer misin?” Arkasını döndüğünde yavaş ve dikkatli hareketlerle saçında bulunan tel tokaları çıkartmaya koyuldum. Bu süre zarfında ne o ne de ben ağzımızı açıp tek kelime dahi konuşmadık. Sanki ikimizinde daha fazla konuşmaya mecali yok gibiydi. Oldukça zor, yoğun ve stresli bir gün atlatmıştık.
Saçındaki tokların hepsini çıkarttığımdan emin olduktan sonra yavaşça saçlarını parmaklarımla taradım. Hareketlenmeye başlaması üzerine durdum, ellerimi saçlarından uzaklaştırdım. Yeniden bana doğru döndü. “Teşekkür ederim.” Hafifçe omuz silkmekle yetindim yalnızca. “Konuşmak ister misin?” Yorgun bir şekilde başını iki yana sallayarak ona sunduğum teklifi reddetti.
Ellerimi hafifçe dizlerime vurarak yanından kalktım. “Pekala, sen nasıl istersen.” Odanın öbür tarafında bulunan yatağa oturmak için geçtiğim sırada üzerinde duran poşeti fark ettim. Merakla uzandım ve içine bakındım. Oda tam anlamıyla aydınlık sayılmadığı için anlayamamıştım. Elimi içine daldırdığımda yumuşak bir şeylere dokunmuş olsam da tam olarak hala emin değildim.
Ben de poşeti ters çevirdiğim gibi içerisinde bulunan her şeyi yatağın üzerine döküverdim. Mum ışığının aydınlattığı kadarıyla seçebildiğim şeyler kıyafetti. Rastgele bir tanesine elimi attığımda bunun ince bir bluz olduğunu fark ettim. Hafiften bir kaşlarım çatıldı. Bluzun bedenine baktığımda tam olarak benim bedenim olduğunu hatta hala etiketinin üzerinde durduğunu fark etti. “Neye bakıyorsun?”
Elimde bulunan bluzu arkamda bulunan İnci’ye uzattım ve diğerlerini incelemeye başladım. Burada ikimize yetecek kadar kıyafet vardı. Bu da benim kafam da tek bir şeye karşılık geliyordu: Alex en başından beri onu seçeceğimi biliyordu. Ama nasıl?
Bölüm etkileşimi
