Beyaz Yalanlar kitap kapağı

17. bölüm / 60

Beyaz Yalanlar

17. Bölüm🕯️

Vaveyla Yazarı: Amaya Xxxx

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 60Şu an: 17. Bölüm🕯️
  1. 1 1. Bölüm🕯️1.871 kelime
  2. 2 2. Bölüm🕯️2.023 kelime
  3. 3 3. Bölüm🕯️2.374 kelime
  4. 4 4. Bölüm🕯️1.879 kelime
  5. 5 5. Bölüm🕯️1.555 kelime
  6. 6 6. Bölüm🕯️2.034 kelime
  7. 7 7. Bölüm🕯️1.732 kelime
  8. 8 8. Bölüm🕯️2.089 kelime
  9. 9 9. Bölüm🕯️2.396 kelime
  10. 10 10. Bölüm🕯️1.408 kelime
  11. 11 11. Bölüm🕯️1.350 kelime
  12. 12 12. Bölüm🕯️1.886 kelime
  13. 13 13. Bölüm 🕯️1.910 kelime
  14. 14 14. Bölüm🕯️1.592 kelime
  15. 15 15. Bölüm🕯️1.803 kelime
  16. 16 16. Bölüm🕯️1.023 kelime
  17. 17 17. Bölüm🕯️1.795 kelime · Okuduğun bölüm
  18. 18 18. Bölüm 🕯️1.132 kelime
  19. 19 19. Bölüm🕯️1.331 kelime
  20. 20 20. Bölüm🕯️1.156 kelime
  21. 21 21. Bölüm 🕯️1.301 kelime
  22. 22 22. Bölüm🕯️1.354 kelime
  23. 23 23. Bölüm🕯️1.366 kelime
  24. 24 24. Bölüm🕯️1.869 kelime
  25. 25 25. Bölüm🕯️1.206 kelime
  26. 26 26. Bölüm🕯️978 kelime
  27. 27 27. Bölüm🕯️1.144 kelime
  28. 28 28. Bölüm🕯️1.003 kelime
  29. 29 29. Bölüm🕯️990 kelime
  30. 30 30. Bölüm🕯️1.157 kelime
  31. 31 31. Bölüm🕯️820 kelime
  32. 32 32. Bölüm🕯️722 kelime
  33. 33 33. Bölüm🕯️826 kelime
  34. 34 34. Bölüm🕯️1.488 kelime
  35. 35 35. Bölüm🕯️1.207 kelime
  36. 36 36. Bölüm🕯️1.200 kelime
  37. 37 37. Bölüm🕯️2.059 kelime
  38. 38 38. Bölüm🕯️1.401 kelime
  39. 39 39. Bölüm🕯️1.269 kelime
  40. 40 40. Bölüm🕯️1.807 kelime
  41. 41 41. Bölüm🕯️1.496 kelime
  42. 42 42. Bölüm🕯️1.735 kelime
  43. 43 43. Bölüm🕯️2.130 kelime
  44. 44 44. Bölüm🕯️1.619 kelime
  45. 45 45. Bölüm🕯️1.524 kelime
  46. 46 46. Bölüm🕯️2.238 kelime
  47. 47 47. Bölüm🕯️1.905 kelime
  48. 48 48. Bölüm🕯️1.405 kelime
  49. 49 49. Bölüm🕯️1.392 kelime
  50. 50 50. Bölüm🕯️1.440 kelime
  51. 51 51. Bölüm🕯️1.436 kelime
  52. 52 52. Bölüm🕯️2.180 kelime
  53. 53 53. Bölüm🕯️2.009 kelime
  54. 54 54. Bölüm🕯️2.328 kelime
  55. 55 55. Bölüm🕯️2.731 kelime
  56. 56 56. Bölüm🕯️1.696 kelime
  57. 57 57. Bölüm🕯️1.391 kelime
  58. 58 58. Bölüm🕯️2.640 kelime
  59. 59 59. Bölüm🕯️2.044 kelime
  60. 60 FİNAL 🕯️2.688 kelime

Araba yolculuğumuz bir öncekine göre daha sakin geçmişti denilebilir. Bugün yanımızda yalnızca Alex yoktu. Babam Alex’in yanında Marco’yu da bize eşlik etmesi için göndermişti. Elbette bu durumdan en çok nefret eden İnci’den başkası olamazdı. Ben kahvaltının ardından kendi kabuğuma çekilerek sessizleşmiştim.

İnci konuştuğunda onu dinliyor ardından ya bir kafa hareketiyle ya da tek kelimelik kısa cevaplar ile onu geçiştiriyordum. Bunun sebebi ise kafamda dolaşıp duran sorular ve sorunlardı. İstemediğim bir durumun tam göbeğindeydim. İstemediğim bir şeye zorlanıyordum. Kimse beni dinlemiyor, anlamak istemiyor ya da umursamıyor. Kendime kaçış yolu bulamıyorum. Ve en sonunda gerçekleşecek olan o kötü sonla karşı karşıya kalmaktan korkuyorum. Babam bile bana yardım etmiyordu. Ama niye yardım etsin ki?

Zaten bütün bunların olmasını isteyen, beni böyle bir duruma karşı karşıya bırakan kişinin ta kendisiydi. Neden umurunda olayım ki? Onun tek derdi sadece işiydi. Küçüklüğümde olduğu gibi. Kendimi bildim bileli hep olduğu gibi. İşte en çok canımı acıtan şeylerden birisi de buydu. İşini benden önde tutması.

Aslında alışmam gereken bir durum. Bu yıllardır böyle. Belki umursamamam gerekiyor olabilir. Ama bir kız çocuğunun babasından sevgi görememesi ondan karşılık alamaması kadar kötü bir şey yoktu.
“Akasya?” Omzumda hissettiğim el ile irkildim. İnci, kaşları çatılmış halde bana bakıyordu. “Efendim?” Onunla konuştuğum sırada yalnızca bana bakanın o olmadığını fark ettim. Şoför koltuğunda oturan Marco ve hemen onun yan koltuğunda oturan
Alex de bana bakıyordu. Utançla yanaklarıma sıcaklık akın etmeye başladı. “Sabahtan beri sana sesleniyoruz. Hiçbirimizi duymadın. Sen iyi misin?” Bakışlarımı Alex ve Marco ikilisine
değdirmemeye çalışarak başımı hafifçe salladım “İyiyim, sadece dalmışım.”

İnci pek ikna olmamıştı. Ancak şu anda yalnız olmadığımızın farkında olduğundan daha fazla üstemeledi. Geriye çekilerek beni kendime bıraktı. Dudaklarımın arasından rahat bir nefes dökülürken arabanın da durduğunu fark ettim. Etrafıma bakınırken
Marco ve Alex arabadan indi. Tam olarak nereye gelmiştik? Oturduğum tarafın kapısı açıldığında karşımda duran Alex ile göz göze geldik. Yüzü her zamanki gibi dümdüz ve ifadesizdi. Arabadan inerken yardımcı olması adına elini uzattığında bu sefer
geri çevirmedim. Uzattığı elini tuttum ve arabadan indim. Büyük bir evin önündeydik. Etrafta yalnızca birkaç takım elbiseli adam bulunuyordu.

Elimi Alex’in elinden çektiğim sırada sol tarafımda İnci belirdi. “Nereye geldik?” Güzel soruydu. “Bilmiyorum.” Alex ile ben yan yana onların birkaç adım önünde yürümeye başladık. Bir anlık cesaret ile başımı kaldırıp Alex’e bakma gafletinde bulundum. Ancak bana bakan buz mavisi sert gözlerine yakalanmanın verdiği bocalama ile hızla önümde döndüm. Gözlerinebakmıyordum. Gözleri beni ürkütüyordu. Evin büyük giriş kapısına geldiğimizde kapı aralanmaya başladı.
Sol tarafımda beliren İnci ile tam dikkat kesilmiş öylece karşımıza çıkacak kişiyi bekliyorduk. Kapıların açılması ile karşımızda beliren kişi ile düşük olan modum tamamen yerle bir olmuştu. “Hoş geldiniz!” Ellerini iki yana açmış güler yüzüyle bizi karşılayan elbette Hardin’di. Bu adam gerçekten sinir bozucu bir karaktere
sahipti.

“Akasya,” bana sarılmak gibi bir hamle de bulunduğu sırada aramıza bir kol girdi. Alex’in müdahalesi ile Hardin neye uğradığını şaşırarak geriledi. Gülen yüzü hızla soldu, en ters bakışları ile Alex’e bakmaya başladı.
Bakışları yeniden bana döndü, gözleriyle Alex’i işaret etti. Aslında ne demek istediğini anlamıştım. Alex’in bu şekilde müdahale etmesini istemiyordu. Ama bilmediği bir şey vardı: Alex’in bu müdahalesi benim resmen hayatımı kurtarmıştı. Alex’e kızmamı ya da hesap sormamı bekliyorsa bayağı üzülecekti. Çünkü onun
beklediğinin aksine bunu yapmak gibi bir niyetim asla yoktu.

Bakışlarımı Hardin’den Alex’e çevirdim. Ona minik bir tebessüm gönderdim. Alex hala havada duran kolunu yüzümde gördüğü ifadeden sonra indirirdi. Bu tepkimi beklemeyen Hardin’in sert bir nefes verdiğini işittim. “Hardin Bey! Yeniden sizinle karşılaşmak
ne kadar güzel.” Yaşanan durumun gerginliğini fark eden arkadaşım müdahale ederek zekice bir şey yapmıştı. Hardin, İnci’ye döndü. Yüzündeki sert ifade dağıldı yerine bizi ilk karşıladığı hali geldi. İnci’ye eline uzatmasıyla tokalaştılar. “Ben de sizin için aynı şeyleri söyleyebilirim İnci Hanım.” İnci duydukları
karşısında yalnızca tebessüm etmeyi tercih etti. Dudaklarında yer edinen tebessümün sahte olduğunu çok kolay fark etmiştim. Hardin’in gözleri kısa bir an İnci’nin kıyafetinde gezindi. “Geçenki yapılan çekimde çok güzel iş çıkartmışsınız. Fotoğraflarınızın her biri çok güzel ve özel. Eğer ilerde bu alanda bir şeyler
düşünürseniz ilk uğratacağınız yer ben olayım.” Teklifi karşısında kaşlarım şaşkınlıkla havalandı.
“Çok kibarsınız, teşekkürler.” İnci alttan alttan bana ‘lütfen beni kurtar’ bakışları atmaya başladığında yalandan öksürdüm. Hala burada, onların yanında olduğumu belli ettim. Her ne kadar bunu
istemesem de yapmak zorundaydım. “Artık en heyecanlı kısma geçelim. Beni takip edin.” Hardin hepimizin önünde yürürken İnci bir anda yanıma yaklaşarak koluma girdi.

Bizim yakınlaşmamız ile Marco ve Alex’i kendimizden birkaç adım uzaklaştırmıştık. “Bu nasıl bir şeydir ya? Bu ne cıvıklık?” Onun bu tepkisine kahkahalar ile gülmek istedim. Ama bulunduğumuz durum ciddiydi. “Sorma İnci, sorma.” İkimizde sessizleşerek Hardin’in arkasından yürümeye devam ettik.
En nihayetinde bir kapıdan geçerek kocaman bir salona giriş yaptık. Salonun ortasında kocaman dikdörtgen bir masa bulunuyordu. Masanın etrafında üniformalı birkaç çalışna kadın masanın üzerinde bulunan kâğıtlarla ilgileniyordu. Hiçbir şey anlamayarak
İnci’ye döndüğüm sırada İnci’de bana doğru döndü.

Göz göz geldiğimizde aynı onunda benim gibi hiçbir şey anlamadığını fark
ederek önüme döndüm. “Eminim neden burada olduğunu biliyorsundur.” Beklentiyle
yüzüme baktı. Bilmiyordum. Babam beni oyunun dışında bırakarak oynatıyordu. Ama bunu ona belli etmek istemedim. Bu yüzden neye evet dediğimi bilmeden yalnızca başımı olumlu anlamda salladım. Benden aldığı olumlu karşılık üzerine Hardin’in
gülüşü mümkünmüş gibi daha da genişlemişti.
“Beni takip edin.” Bu adam ne için bu kadar heyecanlıydı? Masaya yaklaştığımız sırada her şey kafamda daha da netleşmeye başlamıştı. Masanın üzerinde birbirinden farklı yüzlerce dergi ve fotoğraflar bulunuyordu. İlk gözüme çarpan derginin sayfasında gelinlik modelini görmemle başımdan aşağıya
kaynar sular döküldü. Bir anlık yaşadığım şokun sonucunda irkilmiştim. Bu irkilme ile farkında olmadan elim bir şeyi kavradı ve sıkı sıkı tutundu. Sağ tarafımdan yakalaşan beden ile başımı kaldırıp bedenin sahibine baktım. Alex, buz gibi soğuk olan gözlerini kısmış dikkatle yüzüme bakıyordu. Ondan kaçmak adına
başımı eğdiğim sırada elimin sımsıkı sarıldığı şeyin onun eli olduğunu fark ettim.

Sıçrayarak geriye kaçtım. Hızla elimi kendime çektim. Neden ona bu kadar güvendiğimi bilmiyorum. Sebepsiz bir güvenle bağlıydım ona. Tek umudum, bunu fark etmemesiydi. “Siz hanımlar istediğiniz kısımdan başlayın, ben hemen geliyor olacağım.”
Hardin cebinden çıkarttığı telefonu kulağına dayayarak hızlı adımlarla yanımızdan ayrıldı. “İnanmıyorum…” İnci birkaç adımla tamamen masaya yaklaştı,
masada bulunan bir fotoğrafa uzandı. Ardından bana doğru çevirdi. Fotoğraftaki bir gelinlik modeliydi. “Şaka di mi?” Tepki vermedim, daha doğrusu veremedim desek daha doğru olurdu. Birkaç adım atarak masaya yaklaşım. Masanın üzerine sanki öylece atılmış gibi dağınık duran fotoğraflara bakındım.

Fotoğraflara öylece bakınırken İnci ile aramıza Hardin’in bedeni girdi. “Çok zevkli bir kadınsın.” Ne dediğini anlamamıştım. Daha sonra parmağımın bir fotoğrafın üzerinde durduğunu fark ettim.
Parmağımın altında duran fotoğraftaki gelinlik modeline şöyle bir bakındım. “Maria!” Hardin, parmağımın altında duran fotoğrafı tek
seferde çekip aldı. Koşar adımlarla yanımıza gelen telaşlı kadın İnci’nin yanında durarak patronuna baktı. “Bunu bir kenara ayır.” Maria, ona uzatılan fotoğrafı alarak sessizce yanımızdan uzaklaştı. “Diyorum
ki,” ellerini birkaç dergide gezdirdikten sonra aradığını bularak önümüze çekti. Birkaç sayfa atladı ve daha rahat görmem için önüme itti.

Açtığı sayfada bir organizasyon şirketine ait örnek salon
süslemeleri vardı. Seçtiği örnek daha çok sarı renk ve çiçekler ağırlıklıydı. “Nasıl? Beğenmediysen aklımda bir tane daha var.” Başımı iki yana salladım ağır ağır. “Beğendim, güzel.” Ağzımdan zehir gibi akan kelimelerin ardından zorlukla yutkunabildim.
Ellerine birbirine vurarak sırıttı. “Beğeneceğini biliyordum. Maria!” Bir anda sesini yükseltmesi üzerine korkuyla gözlerimi yumdum. Aradan dakikalar geçti. Önüme birçok konu hakkında örnekler
koydular. Bir süre sonra ayakta durmaya dayanamamış bir sandalye istemek zorunda kalmıştım. Pasta kısmını geçtiğimiz sırada önüme en az on çeşit pasta konuldu. Masanın karşısında ayakta dikilen görevli kadın tek tek her pastanın aromasından, hangi ülkeden geldiğinden bahsederken gözlerim öylece pastalara bakıyordu. Ben öyle sessizce otururken İnci’nin de benden pek bir farkı
yoktu. Arada Hardin ona sorular soruyordu. O da sanki
ilgileniyormuş gibi birkaç yorum yapıp geçiştiriyordu. O da en az benim kadar rahatsızdı. Kadının saydıkları arasında aklımda kalan yalnızca iki çeşit
olmuştu. İşaret parmağım ile hangi pastaların olacağını
gösterdim. Onlar ikisinden birisini seçebilirdi. “Bize çatal verebilir misiniz?” Hardin’in isteği üzerine İnci’ye baktım. Bunu yapamayacağımı biliyordu. Önüme bir tabak ve çatal kondu. Aynı şekilde diğerlerine de verildikten sonra tabaklara ilk önce seçtiklerinden birisini koydular.

Çatalın ucuyla pastadan biraz aldım. Hardin ve İnci pastanın tadına baktığı sırada bakışlarımı etrafta gezdirdim. Yemesem çok mu dikkat çekerdim? Tam bu sırada yanımda dikilen Alex’e dikkat kesildim. Ona baktığımı fark edince bir şeyler düşündüğümü fark
etti. Tek kaşı sorgularcasına hafifçe havalandı. Aklıma gelen ani parlak fikirle dudaklarımda şeytani bir gülümseme belirdi. Oturduğum sandalyeden kalkmamla herkesin bakışları bana dönmüştü. Elimdeki çatalla birlikte Alex’e doğru döndüm. Ne
yapacağımı anlayınca kaşları çatılmış olsa da ağzını açıp tek kelime etmedi. “Tadına bakar mısın?” Bir anlık gözleri arkamda bulunan Hardin’e kaydı. Hardin’in yüz ifadesini tahmin etmek zor olmasa gerek. Elimde tuttuğum çatalı ısrarla yüzüne doğru kaldırdım.
“Akasya? Ne yapıyorsun?” Sağ tarafımda beliren Hardin
şaşkınlıkla bir bana bir de karşımda öylece dikilen Alex’e bakıyordu. Başımı omzumun üzerinden ona çevirdim. “Sadece denemesini istiyorum.” Benden aldığı cevap onu pek de memnun etmemişti. “Bir çalışandan fikir mi alacaksın? Saçmalıyorsun.”
Çalışanlarına elinden geldiği her an kaba davranan bir adama göre saçma davranmam gayet normal olmalıydı. Ama benim görüşüm hiçbir zaman bu yönde olmamıştı. Aklımdan geçen cümleleri dilimle seslendirmek istesemde dilimi
ısırmak zorunda kaldım. Bunun yerine pek de samimi olmayacan bir gülümseme eşliğinde ona baktım. “Benim için çalışanlarım oldukça özeldir. Aynı zamanda onların fikirleri de. Şimdi izninle çalışanımla kendim konuşup karar vermek istiyorum.” Önüme
dönerek çatalı iyice Alex’e uzattım. Ayağımdaki topukluluk onun boyuna ulaşmama yetmediği için parmak uçlarımda yükseldim. Çatalın ucunu dudaklarına değdirdiğim sırada ağzını açmak
zorunda kalmıştı. Keyfim yerine gelmişti. Bakışlarını sabit tutmaya çalışırken ağır ağır çiğnedi lokmasını. Bu süreç boyunca gözlerini gözlerimden başka tarafa çekmemişti. En nihayetinde lokmasının
tamamını yuttuğunda hafifçe başını salladı. Etrafımda dönerek görevli kadına baktım. “Pastamız bu olsun.” Hardin’in arkamdan sinirli bir ses verdiğini işitsem de dönüp bakmadım. Keyifim oldukça yerindeydi ve birkaç dakika bunun tadına varmak istiyordum. Görevli kadın Hardin’in bakışları yüzünden olsa gerek
tereddütle başını salladı.

“Başka bir şey kalmadıysa artık gitmem gerekiyor. İnci ile uğramamız gereken birkaç mağaza var. Geri kalanı senin halledeceğine eminim.” Gitmek için çantamı aldığım sırada Hardin kolumdan yakalı. Onun bu hareketi ile oldukça gafil avlanmıştım. Ancak saniye olmadan hızla Alex ve Marco ikilisi araya girdi.
Marco, Hardin’in kolunu yakalayarak beni ondan kurtarırken Alex beni kendisine doğru çekti. “Ne yaptığınızı sanıyorsunuz siz?” “Hiç kimse Akasya Hanım’a bu şekilde yaklaşamaz.” Marco’nun
cümlesi üzerine Hardin’in rengi iyice kırmızıya dönmüştü. “Ben onun müstakbel kocasıyım!” Bu sefer cevabı hemen bir adım önümde duran Alex verdi. “Müstakbel kocası bile.” Hardin’in sinirden dönmüş gözleri beni hedef almıştı. Hala kolunu tutmakta olan Marco’da kurtuldu. Üzerinde bulunan takım
elbisesini sertçe düzeltti. İşaret parmağını havaya kaldırarak Alex’e doğru salladı. “Yanlış yerdesin. Yanlış adama bulaştın.” Kalbim korkuyla çarpmaya
başlamıştı. “Sadece işimizi yapıyorum.” Alex, onun aksine o kadar sakindi ki…

Alex, omzunun üzerinden bana döndü. Başımı sallayarak gitmek için benden beklediği onayı ona verdim. Sağ kolunu açarak ona tutunmamı istediğinde geri çevirmedim. Koluna girdim ve onun eşliğinde salondan ayrıldık. Hemen arkamızdan gelen Marco ve
İnci ikilisi ile arabaya bindik. İnci tam yanıma yaklaştı ve kucağımda duran elimi ellerinin arasına aldı. “Merak etme, halledeceğiz. Bunun da üstesinden geleceğiz.” Yalnızca ona gülümsemekle yetindim.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

284okunma 5beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.