Beyaz Yalanlar kitap kapağı

46. bölüm / 60

Beyaz Yalanlar

46. Bölüm🕯️

Vaveyla Yazarı: Amaya Xxxx

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 60Şu an: 46. Bölüm🕯️
  1. 1 1. Bölüm🕯️1.871 kelime
  2. 2 2. Bölüm🕯️2.023 kelime
  3. 3 3. Bölüm🕯️2.374 kelime
  4. 4 4. Bölüm🕯️1.879 kelime
  5. 5 5. Bölüm🕯️1.555 kelime
  6. 6 6. Bölüm🕯️2.034 kelime
  7. 7 7. Bölüm🕯️1.732 kelime
  8. 8 8. Bölüm🕯️2.089 kelime
  9. 9 9. Bölüm🕯️2.396 kelime
  10. 10 10. Bölüm🕯️1.408 kelime
  11. 11 11. Bölüm🕯️1.350 kelime
  12. 12 12. Bölüm🕯️1.886 kelime
  13. 13 13. Bölüm 🕯️1.910 kelime
  14. 14 14. Bölüm🕯️1.592 kelime
  15. 15 15. Bölüm🕯️1.803 kelime
  16. 16 16. Bölüm🕯️1.023 kelime
  17. 17 17. Bölüm🕯️1.795 kelime
  18. 18 18. Bölüm 🕯️1.132 kelime
  19. 19 19. Bölüm🕯️1.331 kelime
  20. 20 20. Bölüm🕯️1.156 kelime
  21. 21 21. Bölüm 🕯️1.301 kelime
  22. 22 22. Bölüm🕯️1.354 kelime
  23. 23 23. Bölüm🕯️1.366 kelime
  24. 24 24. Bölüm🕯️1.869 kelime
  25. 25 25. Bölüm🕯️1.206 kelime
  26. 26 26. Bölüm🕯️978 kelime
  27. 27 27. Bölüm🕯️1.144 kelime
  28. 28 28. Bölüm🕯️1.003 kelime
  29. 29 29. Bölüm🕯️990 kelime
  30. 30 30. Bölüm🕯️1.157 kelime
  31. 31 31. Bölüm🕯️820 kelime
  32. 32 32. Bölüm🕯️722 kelime
  33. 33 33. Bölüm🕯️826 kelime
  34. 34 34. Bölüm🕯️1.488 kelime
  35. 35 35. Bölüm🕯️1.207 kelime
  36. 36 36. Bölüm🕯️1.200 kelime
  37. 37 37. Bölüm🕯️2.059 kelime
  38. 38 38. Bölüm🕯️1.401 kelime
  39. 39 39. Bölüm🕯️1.269 kelime
  40. 40 40. Bölüm🕯️1.807 kelime
  41. 41 41. Bölüm🕯️1.496 kelime
  42. 42 42. Bölüm🕯️1.735 kelime
  43. 43 43. Bölüm🕯️2.130 kelime
  44. 44 44. Bölüm🕯️1.619 kelime
  45. 45 45. Bölüm🕯️1.524 kelime
  46. 46 46. Bölüm🕯️2.238 kelime · Okuduğun bölüm
  47. 47 47. Bölüm🕯️1.905 kelime
  48. 48 48. Bölüm🕯️1.405 kelime
  49. 49 49. Bölüm🕯️1.392 kelime
  50. 50 50. Bölüm🕯️1.440 kelime
  51. 51 51. Bölüm🕯️1.436 kelime
  52. 52 52. Bölüm🕯️2.180 kelime
  53. 53 53. Bölüm🕯️2.009 kelime
  54. 54 54. Bölüm🕯️2.328 kelime
  55. 55 55. Bölüm🕯️2.731 kelime
  56. 56 56. Bölüm🕯️1.696 kelime
  57. 57 57. Bölüm🕯️1.391 kelime
  58. 58 58. Bölüm🕯️2.640 kelime
  59. 59 59. Bölüm🕯️2.044 kelime
  60. 60 FİNAL 🕯️2.688 kelime

Kütüphanenin o ağır meşe kapısı arkamızdan büyük bir gürültüyle kapandığında, içerideki o kasvetli ve tekinsiz hava koridorun soğuk mermerlerine taştı.

Ayaklarımı zar zor hareket ettirerek, az önce beni getirdikleri o büyük odaya doğru yürüdüm. İnci, hemen arkamdan geliyordu. Adımları en az benimkiler kadar kararsız ve kırılgandı. Odanın kapısını kapatıp içeri adım attığım an, sanki günlerdir beni ayakta tutan o görünmez ipler birden kesilmiş gibi dizlerimin bağının çözüldüğünü hissettim.

Yatağın kenarına çöktüm. Gözlerimden akan yaşlar yanaklarımı yakarak süzülürken, hıçkırıklarım odanın yüksek tavanında çaresizce yankılanmaya başladı. Bunca yıl o adamın o sahte, koruyucu şefkatinin altında, aslında babamın katiliyle aynı havayı soluduğumu bilmenin üstüne üstelik hiç bilmediğim, adeta karanlık bir imparatorluğun başındaki o yabancı büyükbabanın gölgesinin altına fırlatılmış olmanın ağırlığı göğsüme bir balyoz gibi indi.

İnci tek bir kelime bile etmeden yanıma geldi. O her zamanki neşeli, etrafına ışık saçan kızdan eser kalmamıştı. Yüzü kireç gibi beyaza dönmüştü. Yatağa, hemen yanıma bağdaş kurup oturdu ve beni şefkatle kendine doğru çekti. Karşı çıkmadım, beni kendisine doğru çekmesine izin verdim.

Başımı onun dizlerine bıraktım. Tıpkı çocukluğumuzda, o tekinsiz evinde korktuğumuz o zamansız geceler gibi İnci parmaklarını saçlarımın arasına doladı. Yavaş yavaş, sanki beni kırılmaktan kurtarmak ister gibi okşamaya başladı. "Ağla Akasya..." diye fısıldadı, sesi titriyordu ama yine de dik durmaya çalışıyordu.

"İçindeki o zehri dökene kadar ağla. Biz ne yangınlardan çıktık seninle, unuttun mu? O çamurlu sokakları, o karanlık evleri nasıl arkamızda bıraktıysak, bunu da atlatacağız. Ben buradayım. Soluğum tükenene kadar yanındayım."

Onun dizlerinde, sanki dünyadaki son güvenli sığınağım orasıymış gibi dakikalarca, içim sökülürce ağladım. İnci’nin parmakları saçlarımda gezinirken onun da sessiz gözyaşlarının hırkama damladığını hissettim. İkimiz de darmadağındık ama birbirimize tutunmaktan başka çaremiz yoktu.

Bir süre sonra odanın kapısı hafif bir tıkırtıyla vuruldu. Olduğum yerde içeri giren Rus yardımcı kadın, başını öne eğerek büyükbabamın aşağıda, o devasa yemek masasında beni beklediğini, akşam yemeğinin servis edildiğini söyledi. Kadının yüzündeki o robotik, ifadesiz tavır bile bu evdeki baskıyı özetliyordu.

Gözlerimi karşımda benden cevap bekleyen yardımcı kadına diktim ve sesimdeki o pürüzlü sertlikle araya girdim. "İnmiyorum. Aç değilim. O masaya da oturmayacağım. Kimseyi görmek istemiyorum, git söyle ona."

Kadın tek bir kelime etmeden başıyla selam verip geri çekildi. İlerleyen saatlerde gecenin o zifiri karanlığı malikanenin üzerine iyice çöktüğünde, İnci’nin de yorgunluktan ve ağlamaktan gözleri kapandı. Onu rahat uyuması için yatağın ortasına doğru çektim, üzerini yavaşça örttüm. İçimdeki o gürültü o kadar büyüktü ki, bu odanın duvarları bana dar gelmeye başlamıştı.

İnci’yi uyandırmamaya dikkat ederek yavaş ve sessiz adımlara yataktan uzaklaştım. Odanın bir diğer ucunda bulunan kapıya doğru ilerledim. Odanın ağır perdelerini aralayarak balkona çıktım.

Rusya’nın dondurucu gece havası, balkona adım attığım an çıplak kollarıma binlerce iğne gibi battı. Ama bu acı, zihnimi berraklaştırmak için ihtiyacım olan tek şeydi. Derin bir nefes aldım, ciğerlerimin buz tuttuğunu hissettim. Aşağıdaki karanlık çam ormanına bakarken, kafamın içinde bazı şeyler yavaş yavaş dank etmeye başladı.

Neden buradaydım? Neden sürekli kaçıyordum? Büyükbaba denilen o adam, Alex’i karşısında bir piyon gibi oynatırken, ben neden hala bir kurban gibi odamda bekliyordum? Bu odada kapalı kalarak, amcamın o karanlık geçmişinin üzerime yıkılmasına izin veremezdim. Kendime gelmeliydim.

Artık kendi kendime bir şeyler yapma vakti gelmiş hatta geçiyordu bile. Daha fazla içerisine sürüklendiğim, büyütüldüğüm bu yalanlardan kurtulamak için ne Alex’i ne de Çınar’ı beklemek gibi bir niyetim vardı. Onlardan almak için çırpındığım her cevap ve gerçek için bundan sonra kendi başıma savaşacaktım.

Herkesin uyumuş olduğuna kanaat getirdiğim gece yarısı, üzerime koyu renk hırkamı alarak sessizce odadan çıktım. Malikanenin loş koridorları tamamen bir mezarlık sessizliğine gömülmüştü. Adımlarımı parmak uçlarımda atarak devasa galeri boşluğuna doğru ilerledim. Duvarlarda asılı olan eski tablolara ve çerçevelere yaklaştım.

Şöminenin aşağıdan vuran soluk, titrek ışığı altında, duvarlardaki eski fotoğrafları incelerken buldum kendimi. Kalbimin duracağını sandım. Annemin gençliği, babamın o hiç görmediğim, gözlerindeki o tanıdık yangını barındıran gülümseyen yüzü... bu fotoğraflar bulduklarımdan daha farklıydı. Daha samimiydi. Annem ve babam oradaydı, tam karşımda. Arkalarında Rusya’nın buz gibi havası kendini göstermekten çekinmiyordu.
Büyükbabanın haklı olduğunu, o fotoğraflardaki sarsılmaz gerçeklikle bir kez daha anladım. Biz bu topraklara, bu karanlık güce aittik.

Gözlerimi fotoğraftaki eskimiş yüzlerden alamıyordum ama uzun uzun bakmak kalbimdeki yaranın daha fazla sızlamasına neden olmuştu. Yavaşça yumdum gözlerimi. Belki bunun için çok geçti ama tüm içtenliğimle tüm kalbimle onlardan özür diledim. Yıllar boyunca onları hatırlamadığım, onların katilinin elleri arasında büyüdüğüm ve onu kendime aile edindiğim için.

Sol gözümden çeneme doğru bir yaş damladığında hızla gözlerimi açtım. Ne zaman ağlamaya başlamıştım? Daha fazla yaş aksın istemiyordum. Gözlerimi tavana dikerek ellerimi gözlerime doğru sallamaya başladım. Birkaç saniye sonra kendimi daha toplanmış hissediyordum. Bu sefer bakışlarımı fotoğraftakİ yüzlere değdirmemeye çalışarak zemine diktim. Hızlı adımlarla oradan uzaklaşmaya koyuldum.

Tam merdivenlerin başına doğru yönelmiştim ki, alt kattaki koridorun en sonundaki odanın kapı altından sızan ince, sarı bir ışık fark ettim. Evin ölümcül sessizliğinde gırtlaktan gelen, boğuk konuşma sesleri yükseliyordu. Kaşlarım merakla çatıldı anında. Merakım korkuma baskın geldi. Merdivenleri bir gölge gibi inip o hafifçe aralık kalan kapıya yaklaştım. Duvarın karanlığına sırtımı yaslayıp nefesimi tuttum.

İçerideki ses büyükbabama ve Alex’e aitti. Alex, her zamanki o düz, profesyonel ve mesafeli tonuyla son durumlardan bahsediyordu. Ama ağzından çıkan ilk Türkçe cümleyle kulaklarım adeta uğuldadı.
"…hapisten kaçtı, efendim," diyordu Alex. Sesi buz gibiydi, en ufak bir şaşkınlık emaresi taşımıyordu. "Şu an tamamen kayıp. Türkiye’deki tüm bağlantıları izliyoruz ama yerini tamamen saptamak zaman alacak. Çok profesyonel bir destek aldığı belli."

O adam hapisten kaçmış mıydı? O canavar serbest miydi yani? Şokla elimi ağzıma bastırdım. Göğsüm hızla kalkıp inerken, içeriden büyükbabanın o ağır, kehribar tesbihinin masaya sertçe vurma sesi geldi. Ardından o gaddar, tavizsiz sesi odayı doldurdu: "O alçak serbest kaldığı sürece Akasya güvende olmayacak, Alexei! Sana verdiğim emir net. Gerekirse tüm adamlarını topla, o şehri altüst et ama onu bulduğun yerde yok et! Bana onun cesedini getireceksin. Unutma, bir piyonun görevi şahı korumak ve onun için feda olmaktır. Geçmişte bir kez başarısız oldun, bunun tekrarına müsaade etmem. Git ve işini bitir."

Aradan bir saniye bile geçmeden Alex’in o sert ve kendinden emin sesi kulaklarımda yankılandı. "Emredersiniz, efendim," Sesi o kadar düz, o kadar itaatkardı ki, içim ürperdi.

Duyduklarımla kanımın çekildiğini hissettim. Amcamın kaçışı, büyükbabanın ölüm emri... Daha fazla orada kalamayacağımı anlayarak sessizce arkama döndüm. Koridordan hızla sıyrılıp malikanenin bahçeye açılan o ağır yan kapısını bulduğum ilk fırsatta kendimi dışarı attım.

Dışarıdaki rüzgar saçlarımı uçururken, bahçenin en karanlık köşesinde, devasa bir taş sütunun gölgesine çöktüm. Dizlerimi göğsüme çekip oturdum. Kafam darmadağındı. Kollarımı göğsüme doğru çektiğim bacaklarımın etrafına dolayıp sıkı sıkı sarıldım kendime. Neyin ortasındaydım ben? Nereye aittim? Kimdim ben? Burada ne yapıyordum?

Kafamda art arda yankılanmaya başlayan cevapsız sorular ile başımı dizlerime gömdüm. Sanki bu hareketimle kafamın içindeki kontrol edemediğim o seslerden kurtulabilecekmişim gibi.

Tam o sırada, kuru yaprakların ve çakıl taşlarının üzerinde ilerleyen o tanıdık, ağır adım seslerini duydum. Başımı kaldırmadım bile. Karanlığın içinden sıyrılan o devasa cüssenin Alex olduğunu biliyordum. Ağır ağır başımı dizlerimden kaldırdım önüme düşen gölgesine baktığım sırada tam önümde durdu.

"Gecenin bu saatinde bir gölgenin arkasında saklanıp insanları dinlemek... bir çocuk gibi kapı arkasından dinleme alışkanlığından vazgeçemiyorsun değil mi Akasya?" dedi. Sesinde o her zamanki mesafeli ama içten içe laf sokan o iğneleyici ton vardı. Kulak misafiri olduğumu çoktan anlamıştı. Geçmişe dair yaptığı iğneleme üzerine istemsizce kıkırdadım.

Ama cevap vermemeyi tercih ettim. Sessiz kaldım. Alex birkaç saniye tepemde dikildikten sonra, üzerindeki o ağır paltonun eteklerini düzelterek yanıma, o soğuk taşın üzerine oturdu. Aramızda bir iki karışlık mesafe vardı ama sessizliği o kadar yoğundu ki, aramızdaki o görünmez duvarı hissedebiliyordum.

Duyduğumu bildiği için lafı hiç dolandırmadı. Düz bir sesle anlatmaya başladı. "Amcan tehlikeli bir adam. Kaçması işleri zorlaştırıyor ama seni bulamaz. Burası korunaklı."

Ona doğru döndüm. İçimdeki o biriken öfke patlamaya yer arıyordu. "Sana kızgınım," dedim aniden, sesimdeki o titreyen nefretle. Şu anda o tam yanımdayken onunla o adam hakkında konuşmak istemiyordum. Aklıma gelen bir diğer ayrıntı ile sinirle ona doğru döndüm. Kaşları biraz şaşkınlıkla biraz da merakla çatılmıştı.

"Büyükbabanın karşısında o odada bir heykel gibi durmana kızgınım! Sana 'piyon' dedi Alex. 'Görevi bitti, paramı aldı' dedi. Nasıl bu kadar küçümsenmene, bir hiçmiş gibi davranılmasına izin verirsin? Nasıl 'Olan bu' diyerek susarsın?" Alex başını hafifçe iki yana salladı. Bakışlarını gecenin karanlığına dikti. Dudaklarının kenarında kırık, çok eski bir kabulleniş belirdi.

"Çünkü olan bu, Akasya..." dedi. Sesi o kadar derinden ve bıkkın geliyordu ki... "Bizim gibiler için bu topraklarda, bu evlerde başka bir isim yoktur. Rusya’da sistem böyle işler. Güç kimdeyse, sen onun gölgesindeki bir gölgeden ibaretsindir. Küçümsenmek... Benim için yeni bir şey değil."

Onun bu yaralı, sistemin dişlileri arasında ezilmiş ama bunu tamamen kanıksamış hali içimi garip bir şekilde sızlattı. Gözlerim, onun o her zaman titizlikle sakladığı yüzünün sol tarafına kaydı. Karanlıkta bile o hizada bir şeylerin gizlendiğini biliyordum. O an içimde amansız bir dürtü uyandı.

Yavaşça elimi kaldırdım. Parmak uçlarım onun yüzüne doğru uzandı. Alex ne yapacağımı anladığı an saniyeliğine kasıldı, buz mavisi gözleri gözlerime kilitlendi. Ama beni durdurmadı. Kaçmadı da. Sadece bekledi.

Parmaklarım, onun şakağından elmacık kemiğine doğru inen o pürüzsüz ama yapay dokuya dokundu. İşte o an anladım, Alex’in yüzündeki o kusursuz görünüm, aslında özel bir tiyatro makyajı hamuruyla ve profesyonel kozmetiklerle kapatılmış devasa bir maskeydi. Parmak uçlarımla o sahte, donuk hamur katmanını yavaşça, incitmekten korkar gibi sıyırdım.

Altından çıkan o gerçek doku... Şakağından başlayıp çenesine kadar uzanan, derin, beyaz ve dikiş izleriyle bezeli o büyük yara izi tamamen açığa çıktı.

Ay ışığı, onun o gerçek, gizli yarasının üzerine düştü.
O an içimde, tam sol göğsümün altında amansız bir sızı hissettim. Canım acımıştı. Onun yüzündeki o derin, beyaz, dikiş izleriyle kaplı kesiğe bakarken nefesim boğazımda tıkandı. Kalbim öyle bir sıkıştı ki, şaşkınlıkla elimi geri çekmek istedim ama yapamadım. İçimden kendime kızıyordum, deli gibi sorguluyordum kendimi: Neden? Neden bu adama karşı tüm savunma mekanizmalarım saniyeler içinde çöküyor? Neden onun karşısında bu kadar gardımı indirmiş, bu kadar savunmasız hissediyorum?

Oysa o benim bir anda hayatıma giren ve tüm hayatımı altüst eden adamdı. Ama şu an, o yaranın çıplaklığı karşısında ruhumun da soyulduğunu hissediyordum. "Bu izin hikayesini öğrenme vaktim geldi, Alex," dedim, sesimin titremesini engelleyemeyerek.

Parmağımı o derin yara çizgisinin üzerinde hafifçe gezdirirken gözlerinin içine baktım. "Buna o içeride oturan adam mı sebep oldu? Büyükbabam mı yaptı bunu sana? Konuş lütfen."

“Eğer bunun sebebi oysa burada tek bir saniye daha kalamam.” Kararlı bakışlarla gözlerine baktım. Alex yüzündeki elime doğru ters bir hareket yapmadı ama gözlerini anında benden kaçırdı. Sertçe yutkundu. "Duymak istemezsin, Akasya. Git odana," diyerek beni savuşturmaya çalıştı. Duvarını yine o her zamanki acelecilikle örmek istiyordu.

"Gitmiyorum!" diye üsteledim, bu kez daha kararlı bir şekilde sesimi yükselterek. Göğsüne doğru bir adım daha yaklaştım, onu zorluyordum. "Bana piyon olmadığını, bu evde neyin bedelini ödediğini anlatmak zorundasın. Üstüme gelme deme, anlat!"

Alex derin, sıkıntılı bir nefes verdi. Bakışlarındaki o sert direnç, benim geri adım atmayan inatçı gözlerim karşısında ilk kez yavaşça kırıldı. Elini cebine attı. Siyah metal sigara tabakasını çıkardı, içinden tek bir dal sigara alıp dudaklarının arasına yerleştirdi. Çakmağını ateşlediğinde, o küçük alev saniyeliğine yüzündeki o derin yarayı ve gözlerindeki o dipsiz karanlığı aydınlattı. Sigarasından derin bir nefes çekti. Kor ateş karanlıkta parıldarken, dumanı dondurucu Rusya ayazına doğru yavaşça üfledi. Sesi, o dumanın kasvetine karışarak, kelimeleri canımı yakarak dökülmeye başladı:

"Yıllar önce..." dedi, sigarasının dumanı yüzünün yaralı tarafını bir tül gibi örterken. "Babam çok erken yaşta öldü. Bir kalp kriziyle her şey bitti. Arkasında annemle bana sadece kenar mahallede küçük, köhne bir lokanta bıraktı. Geçinmeye çalışıyorduk. Ben o zamanlar gencim... On yedi yaşında bir çocuk. Bir akşam, lokantayı kapatmak üzereydim. Sandalyeleri topluyordum."

Sigarasından bir nefes daha çekti, gözlerini ormanın karanlığına dikti. O dumanı içine çekerken geçmişin o kanlı sayfalarını da ciğerlerine çekiyor gibiydi. Gözlerimi bir an olsun ondan çekemiyordum. Sanki ona bakmayı kestiğim an susacakmış gibiydi.

"Kapı büyük bir gürültüyle açıldı," dedi, sesi gitgide boğuklaştı, kalbime dokunan o çocuksu çaresizlik ses tonuna sızmıştı. "İçeri takım elbiseli, izbandut gibi adamlar girdi. Başlarında çok tanıdık, o sinsi yüz vardı. Senin amcan, Akasya... Babamın onlara çok büyük bir kumar borcu olduğunu, o parayı hemen tahsil edeceklerini söylediler. Annem diz çöktü, ağladı. Babamın daha yeni öldüğünü, lokantanın gelirinin yetmeyeceğini, o parayı asla ödeyemeyeceğimizi söyleyerek yalvardı." Gözlerimden yaşlar süzülürken, amcamın o merhametsiz silueti gözümün önünde canlandı. Alex sigarasının külünü parmağıyla hafifçe silkeledi, sesi artık titriyordu.

"Amcan durmadı. Annemin saçlarından tutup onu yere fırlattı, paranın yerini söylemesi için tehdit etmeye, kadını hırpalamaya başladı. Annemi yalan söylemekle ve onu kandırmakla suçladı. Ben... O yaşta, o adamların kim olduğunu, arkalarındaki o cehennemi bilmeden delirdim. Annemin çığlığını duyunca tezgahın arkasından fırladım. Amcanın önüne atıldım, onu yumruklamaya çalıştım. Amcan beni tek bir hamleyle yere serdi. Adamlarına beni tutmalarını söyledi. Saçımdan tutup başımı masaya bastırdılar. Amcan üzerime eğildi, yüzüme baktı ve o iğrenç sesiyle güldü... 'Bu cesaretin bir bedeli olmalı küçük adam, yüzün güzelmiş' dedi. Ve cebinden çıkardığı o çelik çakıyla... Tek bir hamlede, bağırışlarıma aldırmadan yüzümü bu hale getirdi. Ben o gece o lokantanın zemininde kendi kanımda boğulurken, annemin feryatları altında ruhumu kaybettim."

Nefesim tamamen kesilmişti. Göğsümün üzerindeki o ağırlık canımı öyle bir yakmıştı ki, Alex’in çocuk yaşta uğradığı bu gaddarlık karşısında hıçkırığıma engel olamadım.

"İşte bu yüzden," dedi Alex, sigarasından son bir derin nefes alıp izmariti karın içine fırlatırken. Gözlerini tekrar bana çevirdi, o buz mavisi bakışlar şimdi tam bir intikam ateşiyle yanıyordu.

"Büyükbaban beni o çamurların içinden, o intikam çöplüğünden bulup bu görevi önüme koyduğunda tek bir saniye bile düşünmedim. Ben bu görevi sadece onun emir kulu olduğum, bana para verdiği için kabul etmedim Akasya. Ben o adamdan, senin o amcan olacak canavardan kendi çocukluğumun, annem dökülen gözyaşlarının ve bu yüzümün bedelini almak için kabul ettim. O buraya gelecek. Ve bu kez piyon şahı devirecek."Bahçedeki dondurucu rüzgar ikimizin etrafında uğuldamaya devam ederken, maskeler tamamen düşmüştü. Alex’in o buz gibi sessizliğinin arkasındaki o devasa intikam yangını ve yüzündeki o derin yara, şimdi iki yaralı ruhu o karanlık gecede birbirine tamamen kenetlemişti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

68okunma 3beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.