24. bölüm / 60
Beyaz Yalanlar24. Bölüm🕯️
Bölümler 60Şu an: 24. Bölüm🕯️
- 1 1. Bölüm🕯️1.871 kelime
- 2 2. Bölüm🕯️2.023 kelime
- 3 3. Bölüm🕯️2.374 kelime
- 4 4. Bölüm🕯️1.879 kelime
- 5 5. Bölüm🕯️1.555 kelime
- 6 6. Bölüm🕯️2.034 kelime
- 7 7. Bölüm🕯️1.732 kelime
- 8 8. Bölüm🕯️2.089 kelime
- 9 9. Bölüm🕯️2.396 kelime
- 10 10. Bölüm🕯️1.408 kelime
- 11 11. Bölüm🕯️1.350 kelime
- 12 12. Bölüm🕯️1.886 kelime
- 13 13. Bölüm 🕯️1.910 kelime
- 14 14. Bölüm🕯️1.592 kelime
- 15 15. Bölüm🕯️1.803 kelime
- 16 16. Bölüm🕯️1.023 kelime
- 17 17. Bölüm🕯️1.795 kelime
- 18 18. Bölüm 🕯️1.132 kelime
- 19 19. Bölüm🕯️1.331 kelime
- 20 20. Bölüm🕯️1.156 kelime
- 21 21. Bölüm 🕯️1.301 kelime
- 22 22. Bölüm🕯️1.354 kelime
- 23 23. Bölüm🕯️1.366 kelime
- 24 24. Bölüm🕯️1.869 kelime · Okuduğun bölüm
- 25 25. Bölüm🕯️1.206 kelime
- 26 26. Bölüm🕯️978 kelime
- 27 27. Bölüm🕯️1.144 kelime
- 28 28. Bölüm🕯️1.003 kelime
- 29 29. Bölüm🕯️990 kelime
- 30 30. Bölüm🕯️1.157 kelime
- 31 31. Bölüm🕯️820 kelime
- 32 32. Bölüm🕯️722 kelime
- 33 33. Bölüm🕯️826 kelime
- 34 34. Bölüm🕯️1.488 kelime
- 35 35. Bölüm🕯️1.207 kelime
- 36 36. Bölüm🕯️1.200 kelime
- 37 37. Bölüm🕯️2.059 kelime
- 38 38. Bölüm🕯️1.401 kelime
- 39 39. Bölüm🕯️1.269 kelime
- 40 40. Bölüm🕯️1.807 kelime
- 41 41. Bölüm🕯️1.496 kelime
- 42 42. Bölüm🕯️1.735 kelime
- 43 43. Bölüm🕯️2.130 kelime
- 44 44. Bölüm🕯️1.619 kelime
- 45 45. Bölüm🕯️1.524 kelime
- 46 46. Bölüm🕯️2.238 kelime
- 47 47. Bölüm🕯️1.905 kelime
- 48 48. Bölüm🕯️1.405 kelime
- 49 49. Bölüm🕯️1.392 kelime
- 50 50. Bölüm🕯️1.440 kelime
- 51 51. Bölüm🕯️1.436 kelime
- 52 52. Bölüm🕯️2.180 kelime
- 53 53. Bölüm🕯️2.009 kelime
- 54 54. Bölüm🕯️2.328 kelime
- 55 55. Bölüm🕯️2.731 kelime
- 56 56. Bölüm🕯️1.696 kelime
- 57 57. Bölüm🕯️1.391 kelime
- 58 58. Bölüm🕯️2.640 kelime
- 59 59. Bölüm🕯️2.044 kelime
- 60 FİNAL 🕯️2.688 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gözlerim ve ağzım şaşkınlıkla açılmış bir halde geriye doğru kaçtım. Henüz az önce yaşadığım şeyin şokundan kurtulamamıştım. Şimdi ise bunun sebebi olan kişi tam karşımda arsızca dikiliyordu. Hayır, yüzünde utanmaya ya da pişmanlığa dair tek bir iz dahi yoktu. “Sen…” geriye doğru kaçmam pek hoşuna gitmemişti. Bana doğru büyük bir adım attı. “Bence çok güzel bir sürpriz. Bunu ilk ne zaman anladım biliyor musun? Şirkette o gün tuvaletteki yüz ifadeni gördüğümde. Aldığım zevki sana kelimelerle ifade edemem.” Dudaklarında yer edinen kocaman sırıtma ile midem daha da bulandığını hissettim. Bu gerçek olamazdı. Ben neyin içine düşmüştüm?
“Neden?” Yalnızca bunu sorabildim. Henüz yaşadığım şeyin şoku ve etkisi altındaydım. Kalp çarpıntım yavaşlamak bir yana akan saniyeler boyunca sanki mümkünmüş gibi daha da şiddetleniyordu. Titremeye devam eden ellerimi saklamak adına sıkıca yumruk haline getirdim. “Bana gelmeni istedim,” bir adım daha attı. Geriye doğru kaçtım istemsizce. Kaçmam onun gülmesine sebep olsa da sessiz kalamaya devam ettim. Gerçek anlamda neden yaptığını merak ediyordum. Hangi insan böyle bir şey yapma isteği duyardı ki?
“Oradan çıktığında korkuyla bana gelmeni istedim. Bana sığınmanı, benden yardım istemeni.” Bana doğru bir adım daha atmasıyla bende geriye kaçtım. Ancak bu sefer kaçacak daha fazla yerim kalmamıştı. Sırtım buz gibi soğuk duvarla temas ettiğinde sertçe yutkundum. “Ama sen ne yaptın? Bulduğun ilk anda o korumanın kollarının arasına sığındın.” İyice yaklaştığında artık ayakkabılarımızın ucu birbirine temas ediyordu. “Bu da yetmezmiş gibi onu iyice dibine kadar soktun.”
“Bu yaptıklarını bildikten sonra kollarını koşmamı bekleyemezsin benden.” Dedim, iğrenti dolu bir ses tonuyla. Onunla olmak istemediğimi o da biliyordu. Ve bu yüzden böyle bir yola başvurmuştu. Ne aptalcaydı. Erkeksi kıpırtısız kulaklarımı doldurduğunda yüzümü ekşittim. Bu kadar yakınımda olması hoşuma gitmiyordu. “Hayır, beklemiyorum. Ama bu saatten sonra sana seçim şansı bırakmıyorum.” Benden birkaç adım gerilediğinde derin bir nefes aldım.
Ellerini hafifçe iki yana açtı. “Bak etrafına. Çok sevdiğin o koruman burada mı? Sana yaklaşmamı engelleyecek kim var? Artık oyunun kuralları değişti.” Hayır, hayır,hayır… Karşısında öyle susup kalmamalıyım. Sönük kalmamalıyım. Cesaretini topla Akasya. Konuşmak zorundasın. Kendin için bunu yapmak zorundasın. Aldığım nefesi dışarıya vermeden ona doğru adımladım. Attığım adımla ayakkabının tok sesi aramızda yankılandı. Bunu en az benim kadar o da beklemiyordu. Ama insan bir şeyler yapmak zorunda olduğunu hissedince kendisinin bile inanamayacağı şeyleri yapabiliyordu.
Belki dışarıdan yalnızca bir adım olarak gözükebilirdi. Yalnızca bir adım değildi. Benim için değildi. Bu zamana kadar her anlamda bastırılmış birisi olarak benim için bir ilkti. “Madem oyunun kuralları değişti o zaman izin ver bende sana eşlik edeyim.” Bir adım daha attım ona doğru. Dudaklarımın arasından dökülen kelimeler onu duyura uğratmıştı. “Ama oyunun sonunda ağlamak yok,” elimi gömleğinin yakasına götürdüm. Sanki orada bir toz varmış gibi parmak uçlarımla silkeledim. “Sonuçta oyun bu. Kazanmak da var, kaybetmek de. Öyle değil mi?” Geriye doğru çekilip gözlerinin içine baktım.
“Akasya Hanım?” Hardin’in omzunun arkasından Marco’yu gördüm. İkimizde aynı anda ona döndük. Marco, Hardin’e kısa bir bakış attıktan sonra bana doğru adımladı. “Bahçede sizi görmek için sabırsızlanan birkaç konuk var.” Hardin’e bakmadan yanından geçtim. Marco’nun yanına gittiğimde Marco son kez Hardin’e doğru bir bakış attı. Aklından ne geçiyordu bilmiyorum ama yüz ifadesinden görünen üzere pek de tatlı şeyler değildi. İkimizde bahçeye çıktığımızda ona doğru döndüm. Beni yönlendirmesini bekliyordum. “Sizi çağıran kimse yok,” diye kısık sesle mırıldandı. Kimsenin duymasını istemiyor gibi bir hali vardı. Şaşkınlıkla havalanan kaşlarımla ona döndüm. “Anlamadım?” Gözlerini bahçede gezdirmeye devam ediyordu. “Zor durumda görünüyordunuz.” Bu sefer şaşırmaktan ziyade içim kıpır kıpır oldu. Beni fark etmişti. Bana yardım etmişti. “Teşekkür ederim.”
Yavaşça başını omzunun üzerinden bana doğru çevirdi. O an göz göze geldik. Marco ve uzun cümleler kurmak? Hayatım da bir ilkti. Aynı zamanda bu bana ikinci kez yardım edişiydi. Hem de zorunda olmadığı halde yapıyordu. “Sana borçlandım. Hem de ikinci kez.” Dediğime karşılık hiçbir şey demedi. Hafifçe başını salladıktan sonra yanımdan ayrıldı. Marco sağ tarafa doğru uzaklaşırken solumdan gelen İnci’yi biraz geç fark etmiştim. Her ne kadar bana geliyor olsa da gözlerini bir an olsun Marco’nun sırtından ayırmıyordu. “Ne oldu? Ne konuşuyordunuz?” Merakına karşılık gülmek istedim. Bazen kendisi ile çelişiyordu o farkında değildi. Ama ben neden böyle tutarsız davrandığının farkındaydım.
“Pek önemli bir durum değil. Sonra anlatırım, şimdi burası pek uygun değil.”
“Tamam,” bakışlarıyla bahçenin öbür ucunda bulunan Çınar’ı işaret etti. “Her şey hazır, bilgisayara da aktardı. Senden işaret bekliyor.” İnci’yi dinlerken Çınar ile göz göze geldik. Hafifçe başını sağa doğru yatırdı. Bende onu tekrar ettim. Bu bizim anlaşma şeklimizdi. Çok küçükken kendimize göre uydurmuştuk. O başını sağa doğru yatarak bana olumlu bir mesaj veriyordu. Ve bende karşılığında ona güvendiğimi söylüyordum. “Yalnızca küçük bir işim kaldı,” İnci’ye hitaben konuşsam da artık bakışlarım Çınar’da değildi. Çınar’ın bulunduğu masada bulunan babamdaydı. “Ne gibi?” Sesi biraz tereddütlü çıkmıştı. Galiba birazcık plan açısından endişelenmişti.
“Babam gibi.”
İnci’yi bulunduğu yerde tek başına bırakarak babama doğru ilerlemeye başladım. Henüz beni görmemişti. Bir elinde içeceğini tutarken diğer elinde bulunan telefonu ile ilgileniyordu. Açıkçası pek şaşırmamıştım. Hep görmeye alıştığım bir görüntüydü. Yalnızca bu sefer ofisinde değildi. Masalarına doğru yaklaştığımda yalnızca birkaç adım kalmıştı. Beni ilk fark eden ise Çınar olmuştu. Neden onlara doğru yürüdüğümü anlamamış olacak ki kaşları çatılmıştı.
Yalnızca babama odaklanmış bir haldeydim. Ona doğru attığım her adım ile içimdeki sinir daha da kabarıyordu. Ellerim her iki yanımda yumruk halini aldılar. Masaya vardığımda Çınar’a bakmadım, bakamadım. Cesaretimin kırılmasından, sinirmin geçmesinden korktum. “Sana tek bir şey soracağım.” Tiz çıkan sesim yüzünden sertçe yutkunmak zorunda kaldım. Başını telefonundan kaldırdı ve direkt olarak yüzüme baktı. Hiçbir tepki vermedi. “Ben sizi yalnız bırakayım.” Çınar saniyeler içerisinde masadan ayrılarak bizi baş başa bıraktı. “Bulunduğum bu durumdan memnun musun?” Yine cevap vermedi.
Hiçbir tepki vermeden bana dümdüz bakması daha çok sinirlenmeme sebep oluyordu. “Ya da daha farklı bir şey sorayım. Hardin’in yaptıklarından haberin var mıydı?” Mimiklerinde değişen tek bir şey olmadı. Ben anlamıştım. Cevabımı almıştım. Eğer onun ne yaptığını bilmeseydi kaşlarını çatardı. Onu en azından bu kadar tanıyordum. “Anlamalıydım, senin haberin olmadan bu evde bu kadar rahat beni tehdit edemezdi.” İyice ona doğru eğildim. “Bu kadar mı nefret ediyorsun benden? Beni tehdit etmesi, köşeye sıkıştırması hoşuna mı gidiyor?” Yine sessizlik. Yine cevapsız kalan sorular. Dudaklarımdan dökülen kıkırtıya ben bile şaşırmıştım. Sinirden artık duygularımı kontrol edemiyordum. Ağlamamak için çabalarken gülmem pek de olağan değildi galiba. “Hayat duygularla değil akılla yönetilir. Sen duygularına yeniliyorsun Akasya.” Ondan aldığım ilk tepkiydi. Neden bu kadar sertti? Neden bana karşı bu kadar acımasızdı? Başını hafifçe salladım. Gözlerimde akmak için sabırsızlanan yaşlar canımı sıkıyordu.
“O zaman benim de sana bir sürprizim var baba.” Fısıltılı bir şekilde dudaklarımdan dökülen cümle üzerine ikinci kez tepki vermişti. Kaşları hafifçe çatılmıştı. İki kaşının oratasında beliren küçük çizgiye baktım. “Bu gecenin keyfini çıkartmaya bak.” Eğildiğim yerden doğruldum ve hızlı adımlarla masayı arkama alarak yürümeye başladım. Bahçede gözlerim Çınar’ı arıyordu. Kalabalıktan dolayı onu görmek biraz zordu. Onu ne nihayetinde bir masanın başında kadının birisiyle konuşurken gördüm. Adımlarımı olabildiğince hızlandırdım. Bacaklarımın arkasında beliren sızılara rağmen durmadan yürümeye devam ettim. Onların yanına yaklaştığımda dudaklarıma sahte bir gülümseme yerleştirdim. “Böldüğüm için üzgünüm ancak kuzenimi çalmam gerekiyor.” Kadın gülümsememe karşılık kocaman gülümsedi.
Çınar’ın koluna girdiğim gibi onu evin içine doğru sürüklemeye başladım. “Ne oluyor? Ne bu acele?” Evin içerisine girdiğimizde direkt olarak salona geçtik. Etrafta herhangi birisi var mı diye kontrol ettim. “Her şey hazır değil mi?” Sorduğum soru ile ilk başta kaşları çatılsa da ardından başını aşağı-yukarı sallayarak beni onayladı. “Beş dakikaya planı devreye sokuyoruz. İnci’ye haber et.” Daha az önce oturduğu koltuktan kalktı. “O iş bende” o yeniden bahçeye doğru yönelirken bende koşar adımlarla merdivenleri tırmandım. İlk iş olarak Sofia’nın odasını buldum. Benim odamı kilitlemişti ve anahtarı bulmak zorundaydım. Onun kapısı açmaya çalıştığım da ise kilitli olduğunu fark ettim. Bu sefer yönümü babamın çalışma odasına çevirdim. Eğer kendi odasına saklamadıysa kesinlikle orada olmalıydı.
Babamın odasına girdiğim gibi masasına yöneldim ve ilk çekmeceyi açtım. Beni kaşılayan anahtarlara gülümseyerek baktım. Kolay olmuştu. Anahtarların üzerinde bulunan etiketlere bakınmaya başladım. Üzerinde büyük harflerle AK yazanı aldım, geri çekmeceyi kapattıktan sonra çalışma odasından ayrıldım. Anahtarı kapımın yuvasına soktum ve çevirdim. Arkamdan kapıyı kapattığıma emin olduktan sonra kafamda oluşturduğum planı gerçekleştirmek adına giysi dolabımın kapaklarını açtım. İçerisinden çıkarttığım büyük sırt çantasını fermuarını açarak yere bıraktım. Ardından dolapta bulduğum en rahat ve normal kıyafetlerimi rastgele içine doldurmaya başladım.
Çantanın büyük kısmının fermuarını kapattıktan sonra ön tarafında bulunan bölmeyi açtım. Makyaj masama doğru ilerledim ve yere çöktüm. Makyaj masamın gizli bölmesinde bulunan pahalı mücevherlerimden elime gelendi oldurmaya başladım. Buradan sonrası için tam olarak aklımda bir plan yoktu ve her an bir şeye ihtiyacım olabilirdi.
Ayağa kalkarken çantanın fermuarını iyice kapattığımdan emin oldum. Çantayı balkon kapısının yanına bıraktıktan sonra balkon kapısını açtım. Balkona çıkmadan önce saate bakma ihtiyacı duydum. Dokuza yaklaşıyordu. Beklediğimden daha erkendi. Balkona adım atmamla rüzgarın yüzümü okşaması bir olmuştu. İstemsizce derin bir nefes aldım.
Bahçeyi aydınlatan ışıkların aniden sönmesi üzerine misafirlerin dudaklarından şaşkınlık nidalarının döküldüğünü işittim. Ellerimi önümde bulunan soğuk trabzanların üzerinde birleştirdim. Işıkların kapanışının ardından nişan için hazırlanan görsel amaçlı perdenin üzerine video yansıtıldı. Videonun oynatılmaya başlaması üzerine herkes bir anda sus pus olmuştu. Merakla perdeye bakıyorlardı.
Video ilk başladığında görüntü biraz kötüydü. Videoyu çeken telefon gizlenmiş olduğundan bazı şeyler net gözükmüyordu ama sesler oldukça netti. Karşı kanepede oturan bir kadın ve onun karşısında ayakta dikilen bir adam vardı. Yüzleri tam net değildi. “Lütfen bana vurma, kabul ediyorum teklifini. Ne dersen yapacağım. Yeter ki, bana ve aileme daha fazla zarar verme.” Kadınını sesi titriyordu ve ses tonundan ağladığı da çok net bir şekilde anlaşılıyordu. “Artık çok geç. En başında sana ilk geldiğimde kabul edecektin. Şimdi kim kurtaracak seni benim ellerimden?” Bu ses ise oldukça net ve açıktı.
Videodaki kişiler biraz hareketlendi sonrasında ise kadın koltuktan kalktığı gibi ayakta duran adamın ayaklarına sarılmaya başlamıştı. “Yalvarırım Hardin.” İsmi duyan bütün misafirlerin fısıldaşmasını buradan duyabiliyordum. “Kapatın şunu! Kim bunu yapan?” Masaların arasından Hardin ile etrafta bulunan onun korumaları bahçede koşturmaya başladılar. İzlemesi oldukça keyifli bir manzaraydı. Her ne kadar Hardin kapatın diye bağırmaya devamı etse de video oynamaya devam ediyordu. “Bana gelmedin ama şimdi gidecek bir yerin yok. Seçimin kalmadı çünkü ben senin son durağınım.”
Videonun devamında ise Hardin hiç acımdadan belindeki silahı çıkartıp kadını öldürüyordu. Bu kadarını ben de beklemiyordum. Videoyu ilk izlediğimde midemin ne kadar bulandığını hala hatırlıyorum. Kadın için ise hala çok üzgündüm.
Hardin, perdenin önünde durmuş hareket etmeden videoyu seyrediyordu. Bunu hiçbir şekilde beklemediği açıktı. Büyük ihtimalle böyle bir videonun varlığından haberi bile yoktu. Biraz buruk biraz da mutlu bir halde içeriye geçtim. Balkonun kapısını kapanmak üzere hareketlenen kolum arkamda duyduğum ses ile havada asılı kaldı. Bedenim anında gerilirken arkamda adılan bir adım sesi duydum. Kapı sesi duymamıştım. Az önce bahçede bulunan kimsenin eve girdiğini de fark etmemiştim. Yoksa babam çoktan önemlem mi almıştı? Kaçacağımı tahmin mi etmişti?
Yükselen kalp atışlarımın sesi kulaklarımda yankılanmaya başlamıştı. Elimi yavaşça indirdim. Nefesimi tutarak topuklarımın üzerinde arkama doğru döndüm. Karşımda görmeyi beklediğim insan kesinlikle değildi. “Alex?” Karşımdaydı, elleri cebinde tam karşımda duruyordu. “Sen…” devamını getiremedim. Ne zaman gelmişti? Nasıl fark etmemiştim onu? “Seni kaçırmaya geldim.”
Gözlerim ve ağzım şaşkınlıkla açılmış bir halde geriye doğru kaçtım. Henüz az önce yaşadığım şeyin şokundan kurtulamamıştım. Şimdi ise bunun sebebi olan kişi tam karşımda arsızca dikiliyordu. Hayır, yüzünde utanmaya ya da pişmanlığa dair tek bir iz dahi yoktu. “Sen…” geriye doğru kaçmam pek hoşuna gitmemişti. Bana doğru büyük bir adım attı. “Bence çok güzel bir sürpriz. Bunu ilk ne zaman anladım biliyor musun? Şirkette o gün tuvaletteki yüz ifadeni gördüğümde. Aldığım zevki sana kelimelerle ifade edemem.” Dudaklarında yer edinen kocaman sırıtma ile midem daha da bulandığını hissettim. Bu gerçek olamazdı. Ben neyin içine düşmüştüm?
Bölüm etkileşimi
