28. bölüm / 60
Beyaz Yalanlar28. Bölüm🕯️
Bölümler 60Şu an: 28. Bölüm🕯️
- 1 1. Bölüm🕯️1.871 kelime
- 2 2. Bölüm🕯️2.023 kelime
- 3 3. Bölüm🕯️2.374 kelime
- 4 4. Bölüm🕯️1.879 kelime
- 5 5. Bölüm🕯️1.555 kelime
- 6 6. Bölüm🕯️2.034 kelime
- 7 7. Bölüm🕯️1.732 kelime
- 8 8. Bölüm🕯️2.089 kelime
- 9 9. Bölüm🕯️2.396 kelime
- 10 10. Bölüm🕯️1.408 kelime
- 11 11. Bölüm🕯️1.350 kelime
- 12 12. Bölüm🕯️1.886 kelime
- 13 13. Bölüm 🕯️1.910 kelime
- 14 14. Bölüm🕯️1.592 kelime
- 15 15. Bölüm🕯️1.803 kelime
- 16 16. Bölüm🕯️1.023 kelime
- 17 17. Bölüm🕯️1.795 kelime
- 18 18. Bölüm 🕯️1.132 kelime
- 19 19. Bölüm🕯️1.331 kelime
- 20 20. Bölüm🕯️1.156 kelime
- 21 21. Bölüm 🕯️1.301 kelime
- 22 22. Bölüm🕯️1.354 kelime
- 23 23. Bölüm🕯️1.366 kelime
- 24 24. Bölüm🕯️1.869 kelime
- 25 25. Bölüm🕯️1.206 kelime
- 26 26. Bölüm🕯️978 kelime
- 27 27. Bölüm🕯️1.144 kelime
- 28 28. Bölüm🕯️1.003 kelime · Okuduğun bölüm
- 29 29. Bölüm🕯️990 kelime
- 30 30. Bölüm🕯️1.157 kelime
- 31 31. Bölüm🕯️820 kelime
- 32 32. Bölüm🕯️722 kelime
- 33 33. Bölüm🕯️826 kelime
- 34 34. Bölüm🕯️1.488 kelime
- 35 35. Bölüm🕯️1.207 kelime
- 36 36. Bölüm🕯️1.200 kelime
- 37 37. Bölüm🕯️2.059 kelime
- 38 38. Bölüm🕯️1.401 kelime
- 39 39. Bölüm🕯️1.269 kelime
- 40 40. Bölüm🕯️1.807 kelime
- 41 41. Bölüm🕯️1.496 kelime
- 42 42. Bölüm🕯️1.735 kelime
- 43 43. Bölüm🕯️2.130 kelime
- 44 44. Bölüm🕯️1.619 kelime
- 45 45. Bölüm🕯️1.524 kelime
- 46 46. Bölüm🕯️2.238 kelime
- 47 47. Bölüm🕯️1.905 kelime
- 48 48. Bölüm🕯️1.405 kelime
- 49 49. Bölüm🕯️1.392 kelime
- 50 50. Bölüm🕯️1.440 kelime
- 51 51. Bölüm🕯️1.436 kelime
- 52 52. Bölüm🕯️2.180 kelime
- 53 53. Bölüm🕯️2.009 kelime
- 54 54. Bölüm🕯️2.328 kelime
- 55 55. Bölüm🕯️2.731 kelime
- 56 56. Bölüm🕯️1.696 kelime
- 57 57. Bölüm🕯️1.391 kelime
- 58 58. Bölüm🕯️2.640 kelime
- 59 59. Bölüm🕯️2.044 kelime
- 60 FİNAL 🕯️2.688 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Odada bulunan bütün gözler benim üzerimdeydi. Beni pek de hoş şeylerin beklemediğini hissediyordum. Ancak ne olacak olandan ne de buradan kaçma şansım vardı. Yenilgiyle omuzlarımı düşürdüm, saniyeler sonra dikkatle Alex’e doğru döndüm. Bakışlarımız buluştuğunda en azından onda bir duygu kırıntısı görmeyi bekliyordum. Ama beni yine şaşırtmamıştı.
“Baban ve Hardin’i seçip burada kalmayı mı yoksa benimle beraber buradan çıkmayı mı tercih edersin?” Kafamın zonklamaya başladığını hissettim. İşaret parmağını havaya kaldırdığında ise hala sessizliğimi koruyordum. “Kararını dikkatli ver. Sonuçlarından memnun kalmayacağın şeyler ile uğraşmanı istemem.”
“Bunu ondan isteyemezsin! Onu tehdit ediyorsun. Seninle gelmesi için her yolu deniyorsun.” Hardin’in bağırışları duvarlara çarparak yankılanıyordu. Derin bir nefes vermek istedim. Ama bulunduğum şu durumda o bile mümkün değildi. “Neden?” Belki de dakikalar sonra dudaklarımın arasından dökülen ilk kelimeydi. Merak ediyordum, neyin peşinde olduğunu. Sorumla birlikte gözlerinin mavileri parladı. “Biliyorsun.” Aldığım tek kelimelik yanıt üzerine kaşlarım çatıldı ama o anda kafamın içerisinde bir ışık patladı. Bir anda bulunduğum yerden soyutlanarak geçmişe doğru savruldum.
Alex’in beni eve getirdiği gündü. Babam ile yaptığım korkunç bir konuşmanın ardından bana fısıldadığı cümleler tek tek canlandı zihnimde. Bana söz vermişti, beni buradan kurtarmak için. Ama hayır, abartıyor olmam gerekiyordu. Hiç kimse tanımadığı bir insan için bu kadar zahmete ve tehlikeye girmezdi. Ya bir şeyleri yanlış anlıyordum ya da bazı noktaları kaçırmıştım.
Geçmişin anısından sıyrıldığımda yeniden gözümün önünde Alex belirdi. Başımı hafifçe sağa sola salladım. “Hayır…” Sesim o kadar kısıktı ki, büyük ihtimalle yalnızca Alex duyabilmişti. Başımı önüme çevirdiğim sırada babamın arkasında kalan Çınar ile göz göze geldik. Yüzünde kararlı ve emin bir ifade vardı. Çekmedim gözlerimi onun üzerinden. Bakmaya devam ettim.
Gözleri saniyelik Alex’in üzerine kaydıktan sonra yeniden bana döndü ve gözlerini kapatıp açtı. Onunla gitmemi istiyordu. Onu seçmemi istiyordu. “Akasya,” Hardin’in bana seslenmesiyle ona baktım bu defa. Gözlerinde yalvarır gibi bir ifade vardı. Ama onu tanıdığım şu kısacık zamanda bile ne kadar oyuncu bir insan olduğunu çözmüştüm. “Onun seni manipüle etmesine izin verme. Sen her zaman bizi seçtin. Biz senin aileniz.” Dudağımın bir kenarı alayla havalandı. Bu adam ciddi miydi? Ne ailesinden bahsediyordu?
“Bence asıl manipülatörün kim olduğu konusu tartışılır. Öyle değil mi?” İnatla gözlerimi Hardin’in üstüne diktim. Sorduğum soruyla birlikte sustu. Gözlerini uyarırcasına iyice açtı. Beni böyle korkutamazdı ama hala bunu idrak edememişti. “Yoksa yaptıklarının duyulmasından mı korkuyorsun? Senin gibi alçakların gücü ancak güçsüzlere yeter.”
“Bunları yaparken yalnız olduğumu mu düşünüyorsun?” Artık mağdur rolünü bırakmış, bana cephe almaya koyulmuştu. “Sence bütün bunları planlayan tek ben miyim?” İşte o anda başka bir şey kafama dank etti. Şaşkınlıkla olduğum yerde kasıldım. Bakışlarımı güç bela babama çevirdim. Çelik gibi sert olan gözleri hala benim üstümdeydi. Hardin’in söylediklerinin ardından ağzını açıp reddetmesini bekledim. 'Ona destek çıkmadım, yol açmadım' demesini bekledim. Ama o yapmadı. Sessiz kalarak Hardin’in dediklerini doğruladı.
Bir an nefes alamadığımı hissettim. “B-bu kadarı da… fazla değil mi?” Göğsüm sıkışıyor, aldığım hava ciğerlerime ulaşmıyordu. “Doğru olan bu,” dedi babam buz gibi bir sesle.
“Doğru olan bu mu? Senin doğrun bir hiç uğruna kendi kızını harcamak mı?” Baş ve işaret parmaklarımla sertçe şakaklarıma baskı uygulamaya başladım. Artık duyduklarım ağır gelmeye başlamıştı. “Artık karar vermen gerekiyor. Tik tak, zaman akıyor.” Yan tarafımdan gelen sesle beraber ellerimi indirdim.
Tek bir çıkış yolum kalmıştı. Çınar’ın az önceki uyarısı zihnimde yankılanırken ellerim her iki yanımda yumruk şeklini aldı. “Tamam,” dedim sesimin titremesine engel olmaya çalışarak. “Kararımı verdim.” Tırnaklarım avuç içime olabildiğine batıyor, canımı yakıyordu. Başımı omzumun üzerinden Alex’e çevirdim. Merakla yanıtımı bekliyordu. “Seninle geliyorum.” Ukala bir tavırla yukarıya doğru kıvrılan dudakları ve kendinden emin bakan mavi gözleri, zaten bu cevabı vereceğimi bilir gibiydi.
“Akasya, yanlış yapıyorsun. Bize sırtını dönemezsin.” Babamdan tek bir kelime bile işitmezken Hardin’in bu ısrarları canımı sıkmaya başlamıştı. “Onunla gidemezsin. Bak, aşağıda bizi bekleyen bir sürü insan var. Günlerdir bunu bekliyoruz.” Gitmek için kapıya yönelmek üzereyken durdum. Pes etmeyecekti, değil mi? “Rezil olduğun insanlardan mı bahsediyorsun? Bu nasıl bir pişkinlik ya?” Öne doğru bir adım attım, tehditkâr bir tavırla işaret parmağımı ona uzattım. Tırnağımın ucuna bulaşan kanı görsem de umursamadım. “Şimdi sırtını dönme sırası bende.”
Hardin bir şeyler söylemek üzere dudaklarını aralamıştı ki babama dönerek ondan önce konuşmaya koyuldum. “Köpeğinin tasmasını sıkı tut, canımı sıkmaya başladı.” Dudaklarımdan dökülen cümlenin ardından Hardin’in bana doğru atıldığını göz ucuyla fark ettim. Kaçmak için zamanım olmamıştı ama bana gerek kalmadan, yanında bulunan korumalar onu kollarından yakalayarak geriye çekti. Alex’in cıkcıkladığını duydum. “Ama kabalaşmak hiç yakışıyor mu sana? Özellikle de bir hanımefendinin karşısında olacak iş mi?” Hardin, korumalardan kurtulmak için çabalıyordu hala. “Arkadaşlara çok zorluk çıkarmamanı tavsiye ederim. Onların hiç şakası yoktur. Bir kaza çıksın istemeyiz, değil mi?”
Hardin, sert bir nefes verdikten sonra çabalamayı bıraktı. Her ne kadar pes etse de korumalar hala onu tutuyordu. Alex birkaç adımla yanıma geldi. Bana doğru döndü ve elini uzattı. Bunun ne anlama geldiğini pek anlayamamıştım ama ısrarla beklemeye devam etmesiyle elimi avucuna bıraktım.
“Ziyaretin kısası makbulmüş derler.” Gözleriyle korumalara işaret ettikten sonra elimi sıkıca kavradı. O önde ben arkada odadan çıktık. Acele etmeden merdivenleri indik. Dış kapıdan çıkmak üzereyken başımı arka bahçe kapısına doğru çevirdim. Çoğu kişinin çoktan gittiğini o anda fark ettim.
Evden dışarı çıktığımızda bile durmadan yürüyordu. “Nereye gidiyoruz?” Cevap vermedi. Bu adam bir tek benimleyken mi bu kadar sessiz oluyordu? Sinirle kaşlarım çatıldı. Bana cevap vermemesine içerlemiştim. Bir anda yürümeyi keserek boş sokağın ortasında öylece durdum. Durduğumu fark ettiğinde o da adımlarını kesti. Elimi elinden kurtarmaya çalıştım. Sertçe kendime çektim ama inatlaşarak elimi bırakmadı. “Bırak elimi. Gelmiyorum seninle.”
Alex derin bir nefes alıp bakışlarını bana dikti. Sanki sabrının son demlerindeymiş gibiydi. Ama bu benim sorunum değildi. Kimse ona bu tarz şeylere bulaşmasını ne istemişti ne de söylemişti. “Gitmemiz gerekiyor.”
“Ben de sana nereye diye sordum.” Dalga geçercesine kaşları havalandı. “Benimle gelmeyi kabul ederken bunu umursamıyordun?” Nokta atışı yapmıştı. Dudaklarım ona karşılık vermek için aralandı ama saniyesinde geri kapandı. Ne diyebilirdim ki? O anda derdim o değildi. “Hadi gel, güvenli bir yere gidiyoruz.” Yerimden kıpırdamadım. İnada binmiştim bir kere. “Gitmek istediğin zaman gidebilirsin. Sadece şimdi benimle gel.” Bu sefer sakin bir tavırla, beni teşvik etmek istercesine elimi hafifçe çekti. Karşı çıkmayı bırakarak peşine takıldım. Hızlı adımlarla sokak boyunca ilerledik. Sokağın sonunda bizi bekleyen siyah bir arabaya bindikten sonra sessizliğin içinde yola çıktık.
Bölüm etkileşimi
