Beyaz Yalanlar kitap kapağı

6. bölüm / 60

Beyaz Yalanlar

6. Bölüm🕯️

Vaveyla Yazarı: Amaya Xxxx

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 60Şu an: 6. Bölüm🕯️
  1. 1 1. Bölüm🕯️1.871 kelime
  2. 2 2. Bölüm🕯️2.023 kelime
  3. 3 3. Bölüm🕯️2.374 kelime
  4. 4 4. Bölüm🕯️1.879 kelime
  5. 5 5. Bölüm🕯️1.555 kelime
  6. 6 6. Bölüm🕯️2.034 kelime · Okuduğun bölüm
  7. 7 7. Bölüm🕯️1.732 kelime
  8. 8 8. Bölüm🕯️2.089 kelime
  9. 9 9. Bölüm🕯️2.396 kelime
  10. 10 10. Bölüm🕯️1.408 kelime
  11. 11 11. Bölüm🕯️1.350 kelime
  12. 12 12. Bölüm🕯️1.886 kelime
  13. 13 13. Bölüm 🕯️1.910 kelime
  14. 14 14. Bölüm🕯️1.592 kelime
  15. 15 15. Bölüm🕯️1.803 kelime
  16. 16 16. Bölüm🕯️1.023 kelime
  17. 17 17. Bölüm🕯️1.795 kelime
  18. 18 18. Bölüm 🕯️1.132 kelime
  19. 19 19. Bölüm🕯️1.331 kelime
  20. 20 20. Bölüm🕯️1.156 kelime
  21. 21 21. Bölüm 🕯️1.301 kelime
  22. 22 22. Bölüm🕯️1.354 kelime
  23. 23 23. Bölüm🕯️1.366 kelime
  24. 24 24. Bölüm🕯️1.869 kelime
  25. 25 25. Bölüm🕯️1.206 kelime
  26. 26 26. Bölüm🕯️978 kelime
  27. 27 27. Bölüm🕯️1.144 kelime
  28. 28 28. Bölüm🕯️1.003 kelime
  29. 29 29. Bölüm🕯️990 kelime
  30. 30 30. Bölüm🕯️1.157 kelime
  31. 31 31. Bölüm🕯️820 kelime
  32. 32 32. Bölüm🕯️722 kelime
  33. 33 33. Bölüm🕯️826 kelime
  34. 34 34. Bölüm🕯️1.488 kelime
  35. 35 35. Bölüm🕯️1.207 kelime
  36. 36 36. Bölüm🕯️1.200 kelime
  37. 37 37. Bölüm🕯️2.059 kelime
  38. 38 38. Bölüm🕯️1.401 kelime
  39. 39 39. Bölüm🕯️1.269 kelime
  40. 40 40. Bölüm🕯️1.807 kelime
  41. 41 41. Bölüm🕯️1.496 kelime
  42. 42 42. Bölüm🕯️1.735 kelime
  43. 43 43. Bölüm🕯️2.130 kelime
  44. 44 44. Bölüm🕯️1.619 kelime
  45. 45 45. Bölüm🕯️1.524 kelime
  46. 46 46. Bölüm🕯️2.238 kelime
  47. 47 47. Bölüm🕯️1.905 kelime
  48. 48 48. Bölüm🕯️1.405 kelime
  49. 49 49. Bölüm🕯️1.392 kelime
  50. 50 50. Bölüm🕯️1.440 kelime
  51. 51 51. Bölüm🕯️1.436 kelime
  52. 52 52. Bölüm🕯️2.180 kelime
  53. 53 53. Bölüm🕯️2.009 kelime
  54. 54 54. Bölüm🕯️2.328 kelime
  55. 55 55. Bölüm🕯️2.731 kelime
  56. 56 56. Bölüm🕯️1.696 kelime
  57. 57 57. Bölüm🕯️1.391 kelime
  58. 58 58. Bölüm🕯️2.640 kelime
  59. 59 59. Bölüm🕯️2.044 kelime
  60. 60 FİNAL 🕯️2.688 kelime

Tüm gün boyunca odamdan çıkmamıştım. Cezalıydım, biliyorum. Ama kendi içimde inatlaşmıştım. Sabah uyandırmak için Sofia kapımı çalmıştı ancak açmamıştım. İkincisinde kahvaltı getirdiğini ve açmam gerektiğini söylese bile açmadım.

Şimdi ise yatağıma yüz üstü uzanmış kitap okuyordum. En azından günümü boşa geçirmemeye çalışıyordum. Tam yeni sayfayı çevirirken kapının tekrardan çalınmasıyla birlikte elim hareket etmeyi kesti, kaşlarım çatıldı. "Kapıyı açmayacağım Sofia!" kapının arka tarafından birkaç adım sesi geldi. Tam Sofia'nın gittiğini düşünerek rahatlamışken tekrardan çalmaya başladı.

Sinirle yatakta oturur pozisyona geçtiğimde kapının farklı bir şekilde çalındığını fark ettim. Bu düz bir vuruştan daha çok ritmikti. İşte tam olarak bu çalışla kapıyı çalan kişinin Sofia olmadığını anladım. Heyecanla yataktan indim, koşarak kapıyı açtım.

Karşımda görmeyi beklediğim yüz ile karşılaşınca kocaman gülümsedim. "Sen nasıl geldin?" İnci kahkaha atarak ellerini iki yana açtı. "Kızım ben İnci Akgün'üm hala tanıyamadın mı beni?" ellerimi belime koyarak gözlerimi devirdim. "Nasıl unuturum ki?" birkaç saniye sessizce birbirimize baktık. Dakika olmamıştı ki ikimizde kahkahalar ile gülmeye başladık.

Ona doğru büyük bir adım atarak aramızdaki mesafeyi olabildiğince azalttım, kollarımı özlemle bedenine doladım. "Çok özlemişim." onunda kolları belimde yerini aldı. "Bende bende." yavaşça birbirimizden ayıldıktan sonra İnci'yi daha fazla kapıda tutmayarak içeriye aldım.

O, çalışma masamın hemen önünde bulunan sandalyeye yerleşirken bende ona yakın olabilmek adına yatağın ayak ucuna oturdum. "Ee, anlat bakalım seni küçük kaçak. Neden kaçtın?" gözlerimi devirdim. İlk önce Kevin Bey ile Hardin'den bahsederek başladım. Ben baştan sonra olan biteni anlatırken İnci bütün dikkatiyle beni dinliyor, arada anlamadığı yer olursa araya girerek sorularını soruyordu.

"Peki, elbise hala duruyor mu? Alınma ama çok merak ettim Akasya." işaret parmağımı havaya kaldırarak ondan müsaade istedim. O, oturduğu yerde başını olumlu anlamda sallarken ayaklandım, giysi dolabına ilerleyerek elbiselerin bulunduğu tarafı açtım. Ellerimi elbiselerimin arasında dolaştırmaya başladım. Çok sürmedi, yeşil elbiseyi diğer elbiselerin arasından çekip çıkardım.

İnci'nin elbiseyi daha iyi görebilmesi için göğsüme kadar kaldırdım. İnci, ellerini şaşkınlıkla aralanan dudaklarının üzerine kapattı. "İnanmıyorum," kaşlarımı çatıldı, başımı eğerek ellerimin arasında ki elbiseye baktım. Neye şaşırmıştı bu kadar? Oturduğu sandalyeden kalktı ve hemen karşımda durarak elbiseye daha yakından bakmaya başladı. "Neye şaşırdın bu kadar? Anlamadım."

Gözlerinde ki şaşkınlık ifadesi yerini korurken elbisenin eteklerinden tuttu. "Bu elbiseyi uzun zamandır istiyordum," şimdi anlamıştım. Bu yüzden bu kadar şaşırmıştı. Elbiseyi ona doğru itekledim. "Al, senin olsun."

Gözleri şaşkınlıkla irileşti. "Saçmalama, bu elbise ne kadar senin haberin var mı?" umursamaz bir tavırla omuz silktim. Ne kadar olduğu umurumda bile değildi. Tek isteğim bu elbiseyi daha fazla görmek istemiyordum. "Sana seve seve veririm." başını olumsuz anlamda salladı, ona doğru uzattığım elbiseyi eliyle itekledi. "Hayır, dedim Akasya. Her şeyden önce sana hediye edilmiş bir şey bu. Alamam."

Derin bir iç çektim. Hayal kırıklığı ile elimde kalan elbiseye bakındım. "Demek elimde patladı." İnci destek olmak istercesine elini omzuma attı. "Dert etme bu kadar. Altı üstü bir elbise. Dolabın görünmeyen bir köşesine atarsın. Merak etme bir süre sonra varlığını bile unutursun." ona minnetle gülümsedim.

Ben elbise için en kuytu köşeyi ararken İnci'de yatağın ayak ucuna oturmuş bana bakıyordu. "Ne düşünüyorsun?" sorumla birlikte derin bir nefes aldı. "Havayı," aldığım cevapla kaşlarım çatıldı. Elbiseyi bulduğum en kuytu köşeye sıkıştırdıktan sonra aceleci adımlarla yanına gittim. "Ha, dalgın dalgın havayı düşünüyordun yani?" bu kez sorduğum soru ile yanakları kıpkırmızı kesildi. Kaşlarım şaşkınlıkla havalandı. Çünkü İnci'yi ilk defa böyle utanmış bir şekilde görüyordum. "Evet!"

Bir anda bağırarak oturduğu yerden ayaklanması ile kaşlarım çatıldı. "Hadi gidip soğuk bir şeyler alalım!" beni beklemeden koşar adımlarla odadan çıktı. Bir süre İnci'nin çıktığı kapıya baktım. Ne oluyordu? Onu utandıracak bir şey sormamıştım. Ve ilk defa onu böyle görüyordum. Çok utanmıştı. Ama neyden?

Kafamın içerisinde dönüp dolaşan soru işaretlerinden kurtulmak adına kafamı iki yana sallayarak silkelendim. Daha fazla İnci'yi yalnız bırakmamak adına odamdan çıkarak direkt olarak mutfağın yolunu tuttum.

Merdivenlerin son basamağını inerken kulaklarımda tuhaf bir ses yankılandı. Gözlerim mutfağın kapısına takıldı ancak ses oradan gelmiyordu. Kalan son basamakları da ağır ağır inerken sese dikkat kesildim. Ses tam olarak evin dış kapısının yakınlarından geliyordu.

Hiç düşünmeden kapıya doğru ilerledim. Kapıyı açtığım anda dışarıya adımımı atmıştım ki alnımı sert bir bedene çarpmamla durmak zorunda kaldım. İnleyerek elimi başıma götürdüm. Son anda siyah takım elbisesini görmüş olmasam başımı duvara vurdum sanabilirdim. "Ne oluyo-" başımı kaldırdığımda başladığım cümleme devam edemedim. Gözlerimin çakıştığı bir çift buz gibi bakan mavi gözler yüzünden afalladım.

Alex, ensesinden tutup havaya kaldırdığı minik beyaz kedi ile şaşkınlıkla bana bakıyordu. Bir elinde ki kediye bir de ona baktım. Neden üzerinde diğer korumaların giydiği takım elbisesinin aynısı vardı? Neden buradaydı? Burada ne gibi bir işi olabilirdi ki? Üstelik takım elbiseyle? "Sen..." devam edemedim. Tam olarak ne diyeceğimi bilmiyordum.

O da beni karşısında görmeyi beklemiyor olacak ki aynı benim gibi afallamış gözüküyordu. "Ben, bu canavarın sesine daha fazla katlanamadım." bir anda küçük kedinin miyavlamasıyla yüzünü buruşturdu. "Al," kediyi bana uzatması ile hızlıca kollarımın arasına aldım. Küçük kedi anında mayışarak kollarıma yayılırken ona bakındım. "Senin ne işin var burada?"

Dudağının bir kenarı alayla havalandı. Ellerini gömleğinin yakalarına götürdü, yakalarının oldukça düzgün olmasına rağmen onları düzeltti. "Bilmiyorum." ve bana arkasını döndüğü gibi diğer korumaların yanına giderek gözden kayboldu. Şaşkınlıkla arakasından bakakaldım. Neyin peşindeydi bu adam?

"Akasya?" arkamdan gelen İnci ile beraber olduğum yerde sıçradım. Kedi de benim zıplamamlar beraber korkuyla uyanmıştı. Ellerimi başına çıkartarak parmak uçlarımla yavaşça okşadım. "Ah, şunun tatlılığına bak Akasya!" İnci bütün heyecanı ile kollarımın arasında ki minik kediyi okşarken benim gözlerim hala Alex'in az önce geçip gittiği yerdeydi.

"Akasya, onu alabilir miyim?" İnci'nin sorusu ile ona dönmek zorunda kaldım. Gülümseyerek küçük kediyi onun kollarına bıraktım. "Hadi içeri girelim. Bu minik çok aç olmalı." her ne kadar içimden Alex'in peşinden gidip neden burada olduğunu sorgulamak istesem de İnci'nin peşinden içeriye girdim.

Mutfağa girdiğimizde İnci bar tezgahının öbür tarafında bulunan uzun sandalyelerden birisine yerleşti. Onu kediyle baş başa bırakarak mama aranmaya başladım. Genelde mutfak dolaplarından birisinde bahçeye arada sırada gelen kedilere vermek için mama olurdu. Kalmış olmasını umarak dolapları karıştırmaya başladım. "Ne arıyorsun?" arkamdan gelen İnci'nin sesiyle beraber açtığım dolabı hayal kırıklığı ile kapattım. "Kedi maması arıyorum."

"Şu soldan üçüncü dolapta diye gördüm." ona minnetle gülümsedim. Henüz o tarafa bakmamıştım. İnci'nin tarif ettiği dolabı açarak içerisine bakınım. Kahve kavanozunun hemen yanında bulunan büyük bir saklama kabının içerisinde vardı. Memnuniyetle gülümsedim.

Saklama kutusunu tezgaha bıraktıktan sonra alt dolaplardan büyük iki tane kase çıkarttım. birisine kedi maması doldurdum. Diğerine de su doldurduktan sonra her iki kaseyi de elime alarak İnci'ye döndüm. "Hadi onu bahçeye çıkartalım da rahat rahat mamasını yesin."

Beraber bahçeye çıktık. Elimdeki kaseleri kediyi kimsenin rahatsız edemeyeceği bir yere koyduktan sonra İnci'de onu yere bıraktı. "Akasya?" bir yandan kediyi sevmeye devam ederken bana döndü. "Bizim için kahve hazırlamıştım. Mutfakta kaldı onlar. Getirebilir misin?" onu başımla onayladıktan sonra mutfağa giderek hazırladığı kahveleri aldım.

Kediyi, mamasını rahatça yiyebilmesi için, yalnız bıraktık. Salıncağa kurulduğumuzda topuklarımla ağır ağır sallamaya başladım. "Bana anlatmayacak mısın?" kahvemden bir yudum alırken ona yandan bir bakış attım. Tam olarak neyden bahsettiğini anlamamıştım. "Neyi?"

Boşlukta sallanan ayaklarını yukarı çekerek bağdaş kurdu. İçeceğini kucağına koyarken sırıtmaya başladı. Ona daha çok odaklanabilmek adına bedenimi ondan tarafı çevirdim. "Dışarıda neler yaptığından, geceyi nerede geçirdiğinden?" aklıma doluşan görüntüler ile yanaklarım yanmaya başladı. Elimi enseme atarak kaşımaya başlayınca İnci'nin gözleri irileşti. "Ne oldu?"

"Aslında çok da bir şey olmadı." gözlerimi ondan kaçırma ihtiyacı duydum. "Akasya!" ensemi kaşıyan elimi yakalayınca ona bakmak zorunda kaldım. "Dökül." sanki bunu demesini bekliyormuşum gibi anında anlatmaya başladım. Her bir şey anlatışımla İnci ya benimle dalga geçiyordu ya da kahkahalar ile gülüyordu. Ancak ilk verdiği tepki hep şaşkınlık oldu. "Bir dakika! Sen hayatında hiç açık dondurma ve ayran tatmadın mı?"

Sanki büyük bir suç işlemişim gibi bakışlarımı kaçırdım. "Akasya, kaçırma gözlerini benden. Bu utanılacak bir şey değil. Ancak bunca sene Türkiye gibi bir yerde yaşayıp da bunları bilmemen beni çok şaşırttı."

Başımı eğerek elimdeki içeceğime baktım. Ellerimi üşütmesine rağmen bardakla oynamaya başladım. "Biliyorsun," devam etmek için nefes alma ihtiyacı duydum. Aldığın derin nefesin ardından devam ettim. "Daha önce doğru düzgün dışarıya çıkmadım." başımı kaldırıp koyu kahve gözlerine baktım. "Sana bir şey itiraf edeyim mi?" merakla başını aşağı-yukarı salladı. "Ben ilk defa seninle beraber bu evden dışarıya adım attım. Sadece seninle birlikte dışarıya çıkabildim ve seninle dışarıya çıktığımız günlerin sayısı bir elin parmağını geçmez İnci."

İşte şimdi İnci gerçekten çok şaşırmıştı. Bir karış açılmış ağzıyla bana öylece bakıyordu. "Şaka yapıyorsun?" ciddiyetimi ölçmek adına irileşmiş gözlerini bir süre yüzümde gezdirdi. "Şaka yapmıyorsun."

"Maalesef." oturduğu yerden uzanıp ellerimi sıcak ellerinin arasına hapsetti. Bu sıcağa rağmen üşüyen ellerim İnci'nin sıcak elleri sayesinde ısınmaya başlamıştı." Ah Akasya, bunu bana neden daha önce söylemedin?" öne doğru kayarak iyice bana yaklaştı. "Sana söz tadamadığın, göremediğin bütün şeyleri ayağına kadar getireceğim." gözlerimin içi yanmaya başlamıştı. Ağlamamak için sertçe dişlerimi alt dudağıma geçirmek zorunda kaldım. Hiç düşünmeden kollarımı boynuna sıkıca doladım. "Teşekkür ederim."

Bir süre daha salıncakta oturarak sohbet ettik. Ben başımdan geçen her şeyi bitirdikten sonra İnci ile baştan sonra değerlendirmesini yapmayı da atlamadık elbette. Tabi, kendisi bazı konularda tuhaf tuhaf çıkarımlarda bulunsa da duymamazlıktan gelmeyi tercih ettim. Cidden çok saçmalardı. "Biz kediyi unuttuk!" İnci'nin bir anda bağırmasıyla beraber bahçede ki birkaç korumanın bakışı anında bize dönmüştü.

Alttan İnci'nin çıplak bacağını yavaşça çimdirdim. "Ah!" homurdanarak çimdirdiğim yeri tuttu. "Ben bardakları götüreyim sen de unuttuğun kediye bakmaya git." yüzünü buruşturmaya devam ederken sessizce başını sallayarak dediğimi onayladı.

Boşalan bardakları elime alarak mutfağa girdim. Bardakları bulaşık makinesine atmadan önce sudan geçirmem gerektiği için tezgaha doğru ilerlemiştim ki mutfağa giren karaltı ile dudaklarımın arasından küçük bir çığlık kaçtı. "Hey! Sakin ol!" elbette karşımda Alex'i görmeyi beklemiyordum. Elimi atışları hızlanan kalbimin üzerine koydum. "Senin burada ne işin var?"

Soruma cevap vermek yerine üst dolaplardan birisini açarak su bardağı çıkardı. Rahat tavırlarla buzdolabına ilerledi ve soğuk su dolu şişelerden birisini çıkartarak bardağına doldurdu. Nutkum tutulmuş bir şekilde hareketlerini izliyordum. Bardağına doldurduğu soğuk suyu bir dikişte içtikten sonra tezgahın üzerinden bardağı bana doğru itekledi. Ardından hiçbir şey demeden hızlı adımlarla mutfaktan çıktı. Neler oluyordu böyle? Kafayı mı yiyordum? Yoksa olmayan şeyler mi görmeye başlamıştım?

Üzerimde ki şoktan kurtulmaya çalışırken diğer yandan da bardakları bulaşık makinesine yerleştirdim. Kafamın içerisinde dönüp dolaşan düşünceler eşliğinde ıslak ellerimi kuruladım. Daha fazla düşünmek istemiyordum. Ne düşünmeye başlasam sonu tuhaf bitiyordu. Sertçe dağınık saçlarımı karıştırdım.

Açık kapıdan vuran rüzgarın çıplak bacaklarımı okşamasıyla gözlerim ardına kadar açıldı. Korkuyla başımı eğdim ve üzerimde ki pembe pijama takımına baktım. Yanaklarımı anında alev aldı. Alt dudağımı ağzımın içerisine doğru yuvarladım. Üzerimde ki pijama üstünün eteklerinden tuttum. Rezil olmuştum!

"Akasya! Nerede kaldın?" bahçeden İnci'nin seslenmesiyle birlikte ellerimin arasında bulunan kumaş parçasını serbest bıraktım. Derin bir nefes alarak bunu unutmaya çalıştım. Her ne kadar unutmak konusunda biraz başarısız olsam da bahçeye çıktım.

İnci, kedinin yanında dizlerinin üzerine çökmüş şefkatle seviyordu. "Sence ismi ne olsun onun?"

Ben, bu canavarın sesine daha fazla katlanamadım.

Kafamın içerisinde yankılanan cümle ile tebessüm ettim. "Canavar." dudaklarımdan dökülen isim ile İnci başını kediden kaldırıp bana baktı. "Canavar," kocaman gülümsemeye devam ederken kediyi kucağına aldı, bana doğru çevirerek havaya kaldırdı. "O zaman, aramıza hoş geldin Canavar!"

Beraber yeni üyemiz olan Canavar'ı sevdik. Artık güneş yavaş yavaş batmaya başlamıştı. İnci ile beraberken saatin nasıl geçtiğinin farkında bile değildim.

"Benim artık gitmem gerek." dudaklarını büzerek kucağında uyuyan Canavar'ı uyandırmamaya dikkat ederek kucağıma bıraktı. Her ne kadar İnci onu uyandırmamak için yavaş ve dikkatli davransa da Canavar çoktan gözlerini açmıştı.

Kucağımda Canavar ile İnci'yi kapıya kadar takip ettik. İnci çıkmadan hemen önce durdu, bize döndü. "Yarın yine geleceğim. O zamana kadar kendine dikkat et tamam mı?"

"Tamam." kucağımda ki Canavar'a dikkat edere birbirimize sarıldık. İnci son kez Canavar'ı da sevdikten sonra el sallayarak evden ayrıldı. Kapı kapandıktan sonra Canavar ile baş başa kalmıştık. Başımı eğip şefkatle kısılmış gözlerimle baktım ona. "Desene kaldık baş başa." sanki dediğimi anlamış gibi cılız bir ses miyavladı. "Akasiya?"

Tüm gün boyunca yüzünü görmeyerek beni mutlu eden Sofia bir anda karşımda belirmişti. Tüm ciddiyetiyle karşımda durmuş kucağımda ki Canavar'a bakıyordu. Onun hakkında bir şeyler söylemesini bekledim ancak o beni yanıltarak bana döndü. "Victor Bey odasında sizi bekliyor."

Ve bir şey söylememe fırsat tanımadan arkasını döndüğü gibi kayboldu. Derin bir nefes alarak merdivenlere yöneldim. Babamın çalışma odasına girmeden hemen önce yumruk yaptığım elimle kapıyı tıklattım. Birkaç saniye sonra kapının arkasından gelen tok ses ile kapıyı araladım.

Gözlerimi hiçbir yere değdirmeden direkt olarak babamın gözlerine diktim. Çok cesurca bir hareketti, biliyorum. Her ne kadar bu kadar cesur bir kişiliğe sahip olmasam da babamın karşısında cesur olmaya çalışıyordum. "Gel," tam karşısında durduğumda gözleri anlık olarak kucağımda duran Canavar'a dokundu. Hiçbir şey demeden yalnızca iç çekti. "Alex ile tanış. Kendisi yarından itibaren yakın koruman olarak işe başlayacak."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

456okunma 8beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.