Beyaz Yalanlar kitap kapağı

13. bölüm / 60

Beyaz Yalanlar

13. Bölüm 🕯️

Vaveyla Yazarı: Amaya Xxxx

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 60Şu an: 13. Bölüm 🕯️
  1. 1 1. Bölüm🕯️1.871 kelime
  2. 2 2. Bölüm🕯️2.023 kelime
  3. 3 3. Bölüm🕯️2.374 kelime
  4. 4 4. Bölüm🕯️1.879 kelime
  5. 5 5. Bölüm🕯️1.555 kelime
  6. 6 6. Bölüm🕯️2.034 kelime
  7. 7 7. Bölüm🕯️1.732 kelime
  8. 8 8. Bölüm🕯️2.089 kelime
  9. 9 9. Bölüm🕯️2.396 kelime
  10. 10 10. Bölüm🕯️1.408 kelime
  11. 11 11. Bölüm🕯️1.350 kelime
  12. 12 12. Bölüm🕯️1.886 kelime
  13. 13 13. Bölüm 🕯️1.910 kelime · Okuduğun bölüm
  14. 14 14. Bölüm🕯️1.592 kelime
  15. 15 15. Bölüm🕯️1.803 kelime
  16. 16 16. Bölüm🕯️1.023 kelime
  17. 17 17. Bölüm🕯️1.795 kelime
  18. 18 18. Bölüm 🕯️1.132 kelime
  19. 19 19. Bölüm🕯️1.331 kelime
  20. 20 20. Bölüm🕯️1.156 kelime
  21. 21 21. Bölüm 🕯️1.301 kelime
  22. 22 22. Bölüm🕯️1.354 kelime
  23. 23 23. Bölüm🕯️1.366 kelime
  24. 24 24. Bölüm🕯️1.869 kelime
  25. 25 25. Bölüm🕯️1.206 kelime
  26. 26 26. Bölüm🕯️978 kelime
  27. 27 27. Bölüm🕯️1.144 kelime
  28. 28 28. Bölüm🕯️1.003 kelime
  29. 29 29. Bölüm🕯️990 kelime
  30. 30 30. Bölüm🕯️1.157 kelime
  31. 31 31. Bölüm🕯️820 kelime
  32. 32 32. Bölüm🕯️722 kelime
  33. 33 33. Bölüm🕯️826 kelime
  34. 34 34. Bölüm🕯️1.488 kelime
  35. 35 35. Bölüm🕯️1.207 kelime
  36. 36 36. Bölüm🕯️1.200 kelime
  37. 37 37. Bölüm🕯️2.059 kelime
  38. 38 38. Bölüm🕯️1.401 kelime
  39. 39 39. Bölüm🕯️1.269 kelime
  40. 40 40. Bölüm🕯️1.807 kelime
  41. 41 41. Bölüm🕯️1.496 kelime
  42. 42 42. Bölüm🕯️1.735 kelime
  43. 43 43. Bölüm🕯️2.130 kelime
  44. 44 44. Bölüm🕯️1.619 kelime
  45. 45 45. Bölüm🕯️1.524 kelime
  46. 46 46. Bölüm🕯️2.238 kelime
  47. 47 47. Bölüm🕯️1.905 kelime
  48. 48 48. Bölüm🕯️1.405 kelime
  49. 49 49. Bölüm🕯️1.392 kelime
  50. 50 50. Bölüm🕯️1.440 kelime
  51. 51 51. Bölüm🕯️1.436 kelime
  52. 52 52. Bölüm🕯️2.180 kelime
  53. 53 53. Bölüm🕯️2.009 kelime
  54. 54 54. Bölüm🕯️2.328 kelime
  55. 55 55. Bölüm🕯️2.731 kelime
  56. 56 56. Bölüm🕯️1.696 kelime
  57. 57 57. Bölüm🕯️1.391 kelime
  58. 58 58. Bölüm🕯️2.640 kelime
  59. 59 59. Bölüm🕯️2.044 kelime
  60. 60 FİNAL 🕯️2.688 kelime

"Teşekkür ederim." Alex'in uzattığı ceketi alarak üzerime geçirdim. En son bir saat öncesinde doktorum durumumu kontrol etmek için gelmişti ve herhangi bir sorunun olmadığını kan tahlillerimin temiz çıktığını, istediğim zaman taburcu olabileceğimi söylemişti. Bunun üzerine Alex çıkış işlemlerini halletmişti. Yaklaşık yarım saat öncesinde de İnci annesinden gelen bir telefon üzerine istemeye istemeye yanımdan ayrılmak zorunda kalmıştı. Şimdi de Alex'in bana evden getirdiği temiz kıyafetleri giyinmiş oda da kalan son eşyaları toparlıyorduk. Sadece bir gecedir buradaydık ama etraf gözüme çok dağınık gelişiyordu.

Alex'in uzattığı terlikleri de ayağıma geçirirken derin bir nefes aldım. İçimde bir sıkıntı vardı. Bunca zaman dışarıya bile adım atmam yasakken ben yıllar sonra babamın izni bile olmadan dışarıya çıkmış üstelik hastaneye gelmiştim. Bunca zaman babamın beni neyden sakladığını ya da koruduğunu bilmediğimden çok huzursuzdum. Alex yatağın üzerinde kalan birkaç pamuğu alırken gözlerini üzerime çevirdi. Büyük bir ihtimalle içimdeki sıkıntı yüzüme vurmuştu ve o tek bir bakışıyla bunu anlamıştı. Ama sormadı. Hiçbir şey sormadı. Kalan pamukları toparladı ve odada bulunan küçük çöp kutusuna attı. "Çıkabiliriz." Sessizce başımı sallayarak onayladım onu.

Yataktan inerek peşine takıldım. Beraber odadan çıktığımızda kapının önünde bekleyen Marco karşıladı bizi. Hep beraber birkaç oda ilerimizde bulunan asansöre bindik. Asansör biraz kalabalık olduğundan ancak sığabilmeyi başarmıştık. Daraltıcı ve sıcak asansör yolculuğumuzun ardından asansörden indiğimizde derin nefes alırken buldum kendimi. Arabaya bindiğimizde şoför koltuğuna Marco, onun yanındaki yolcu koltuğuna da Alex oturmuştu. Arkada tek başıma kalmanın verdiği can sıkıntısı ile başımı cama yaslayarak akıp giden yolu seyretmeye koyuldum. Çok geçmeden de kendimi uykunun kollarını teslim etmiştim.

"Saçmalıyorsun." Boğuk sesin ilk önce kime ait olduğunu anlayamadım. Araba yeniden hareket etmeye başlamıştı. "Ne yaptığımın farkındayım." Marco'nun dudaklarının arasından alaycıl bir kahkaha döküldü. "Ölmüş-" Marco başladığı cümlesine devam edemeden Alex cümlesini sertçe yarıda kesti. "O yaşıyor. Her ne olursa olsun yaşamak zorunda." Birkaç saniye boyunca aralarında bir sessizlik oluştu ancak bu sessizliği ilk bozan yine Marco oldu. "Yine de bunları bilmene rağmen büyük bir risk aldın."

Alex'in sert sesiyle konuştukları konunun çok da tatlı olmadığının farkına varmam saniye sürmedi. Alex sessizliğini aynı şekilde korumaya devam ederken Marco devam etti. "Farkında değilsin. Kendine gel. Bu işin içindeki adamları görmüyor musun? Hepsi birbirinden tehlikeli." İlk defa Marco'nun sesinde gerçek bir duygu sezmiştim: endişe. Alex için endişeleniyor, onu ciddi anlamda önemsiyordu. Konuştukları konuyu tam olarak anlayamamıştım. Büyük ihtimalle benim uyuduğumu düşündükleri içinde bu kadar rahat konuşabiliyorlardı. "Kendi konumunu unutuyor olmalısın. Nereden geldiğimizi unutma Marco." Alex'in son cümlesiyle kaşlarım çatılmıştı. Ne yani? Alex ile Marco bu evden öncesinden mi tanışıyorlardı? Kuruyan dudaklarımı sertçe birbirine bastırdım.

Alex'in söylediklerinin üstüne Marco herhangi bir şey söylemedi, konuştukları konu her neyse aralarında kapandı ve arabayı rahatsız edici bir sessizlik kapladı. Araba en sonunda hareket etmeyi kestiğinde ön taraftaki iki kapının önce açıldığını ardından da kapandığını işittim. Kapalı gözlerimin ardından etraftaki seslerden nerede olduğumuzu anlamaya çalıştım. Büyük bir ihtimalle eve gelmiştik. Hiçbir yer evim kadar sessiz olamazdı. Gözlerimi aralayarak yaslandığımda yerden doğruldum. Saçma bir pozisyonda uyuya kaldığım için omuzlarım ve boynum acıyordu. Ellerimin ulaşabildiği kadarıyla ağrıyan uzuvlarıma masaj yaparken camdan dışarıya bir bakış attım.

Yanılmamıştım. Eve gelmiştik. İçimdeki korku yeniden yerini aldı. Boynumdaki ellerimden birisini açmak için kapıya uzattığım sırada dışarıdan birisi benden önce davranmıştı. Kapı tamamen ardına kadar açıldıktan sonra Alex karşımda belirdi. Gözleri hala omzumu ovmakta olan elime takıldı. Bir şey söylemek için dudakları hafifçe aralandı ancak saniyesinde vazgeçerek dudaklarını sertçe birbirine bastırdı. Söyleyeceği şeyi merak etmiştim. Ağzımın içerisinde sessizce kendi kendime homurdandım. Arabadan dışarı ilk adımımı attığımda görüş alanıma büyük bir el girdiğinde duraksadım. Alex inmem konusunda yardımcı olmak adına tutmam için elini uzatıyordu. Gözlerimi devirerek elini görmezden geldim, diğer ayağımda yere basar basmaz hızlı adımlarla yanından geçtim.

Eve girdiğim anda Sofia ile karşılaşmayı bekliyordum. Ancak kapıda yoktu. Hatta evin içerisinde tek bir ses bile yoktu. Arkamdan dış kapıyı yavaşça kapattım. Evdeki sessizliğe alışkındım ancak bu sessizlik tüyler ürperten bir tarzdaydı. Temkinli adımlarla mutfağa doğru ilerledim. Kafamı içeriye uzattığımda kocaman bir boşlukla karşılaştım. Durum gittikçe tuhaflaşıyordu. Kafamdaki soru işaretleri her geçen dakika da artıyordu. Eninde sonunda aldığım nefesi bana dar etmek için bile olsa Sofia'nın her şekilde ortaya çıkacağını bildiğimden çok fazla umursamamaya çalıştım.

Üzerimdeki ağırlıkla merdivenleri tırmandım. Odama girip arkamdan kapıyı kilitledim. Hastane de geçirdiğim onca zamandan sonra üzerime kokusu sinmiş gibi hissediyordum. Üzerimdeki ceketi yakalarından tutarak burnuma götürdüm. Daha sabah giyip hemen hastaneden çıkmama rağmen burnuma hastane kokusu geliyordu. Burnum aldığım kokuyla buruşurken yatağımda yatmakta olan Canavar'ı fark ettim. Patilerini çenesinin altında birleştirmiş uyuyordu. Yüzündeki o huzurlu ifade içimi huzurla kapladı. Onu uyandırmamak için parmak uçlarımda dolabıma yürüdüm. Aynı sessizlikte dolaptan en spor ve rahat olan elbiselerimden birisini ve üzerine giyebileceğim kısa bir hırka ile topuğu en az olan ayakkabılarımı bir kucağım topladım. Açık olan dolap kapağını kapatıp bir diğerini açarken omzumun üzerinden Canavar'a baktım. Hala aynı şekilde uyuyordu. Dudaklarındaki minik tebessüm eşliğinde iç çamaşırlarımı da aldıktan sonra küçük adımlarla banyoya ilerledim.

Kendimi sıcak suyun altına attığımda ne kadar rahatladığımı anlatmaya kelimeler yetersiz kalırdı. Sıcak banyomun ardından rahatlamış olarak duştan çıktım. Tam üzerimi giyinmiş saçlarımı kurutma aşamasına geçmek üzereyken odamın içerisinde ardı ardına yankılanan miyavlamalar ile hızla banyodan çıktım. En son yatağımın üzerinde uyur bir halde bıraktığım Canavar, balkon korkuluklarıma oturmuş miyavlıyordu. Gözlerim şokla ardına kadar açılırken koşar adımlarla balkona ilerledim. Tam balkona çıkmak üzereyken işittiğim kalın ses ile olduğum yerde çakılı kaldım. "Miyavlayıp duruyorsun. Sahibini başımıza saracaksın." Alex'in söylediklerinden sonra benim kaşlarım çatılırken Canavar ona karşılık olarak miyavlamıştı. "Kedi dili bilmiyorum, miyavlayıp durma."

Dudaklarıma yerleşen yaramaz bir gülümseme ile balkona çıktım. Alex'i görmezden gelerek Canavar'ı kucağıma aldım. Anında kollarımın arasında kendine yer edinmişti. Bir elimle başını okşarken yan balkondaki Alex'e döndüm. "Onun dilini senin anlaman gerekmez mi kotik?" Cümlemin sonundaki kelimeyi özellikle vurgulayarak söylemiştim. Parmaklarının arasındaki küçük sigarayı sertçe balkon korkuluklarına bastırtarak söndürdü. Gözlerim sigaraya kilitlenmiş bir halde hareketlerini takip ediyordu. Söndürdüğü sigarayı umursamaz bir tavırla bahçeye fırlattı. Gözleri saçlarımda gezinirken bir adım geriledi. Bu hareketine bir anlam veremeyerek sigarayı attığı yere baktım.

Marco her zamanki yerinden ayrılmış, tam balkonun altında, az önce Alex'in attığı sigara ile bana bakıyordu. Gözlerim şaşkınlıkla ardına kadar açılırken işaret parmağım ile yan balkonu işaret ettim. Ancak Alex kapının yanında durduğu için Marco aşağıdan bakan birisi olarak onu göremiyordu. Hiçbir şey demeden izmariti yere fırlattı ve geri yerine döndü. Kızgınlıkla çatılmış olan kaşlarımla Alex'e döndüm. "Bu yaptığın çok saygısızca."

"Saçlarını kurut." Söylediklerimi duymamazlıktan gelmesi beni daha da sinirlendirmişti. "Çok istiyorsan gel sen kurut!" Hızlı adımlarla odama girdim, ardımdan sertçe kapıyı kapattım. Canavar bir anda doğrularak kollarımın arasından yere atladı. Daha az önce kapattığım balkon kapısının yanına gitti ve küçük patileriyle kapıya vurmaya başladı. "Canavar," patileriyle kapıya vurmaya devam ederken miyavlamaya başladı. Alex'i istiyordu. Onun yanına geri dönmek için çabalıyordu.

Onu ürkütmemeye çalışarak yanına çöktüm. Geri kucağıma alabilmek için ellerime uzattığımda ona uzandığımı hissetti, bana döndüğü gibi elime vurdu. Ondan aldığım tepkinin şaşkınlığı ile gülsem mi ağlasam mı bilemedim. "Öyle olsun. Kalbimi kırdın ama bil." Çöktüğüm yerden kalktım ve balkona çıkabilmesi için ona kapıyı açtım. Canavar, balkon kapısı açılır açılmaz bütün hızıyla balkon korkuluklarına tırmandı ve Alex'in balkonuna doğru miyavlamaya başladı. Alex hala balkonda mıydı bilmiyorum ama bu ikiliyi kendi halinde bırakarak saçlarımı kurutmak için banyoya geçtim.

Yeni saçlarımı kurumuş ve taramıştım. Tam banyodan çıktığım sırada odamın kapısının tıklatıldığını işittim. Elim banyo ışığının üzerinde öylece kalakaldı. "Akasiya." Sofia'nın sesi normaldi. Bağırmıyordu ya da azarlar bir tonda değildi. Benden herhangi bir yanıt alamayınca az öncekine nazaran kapıya daha sert vurdu. "Akasiya beni duyuyorsun. Baban seni odasında bekliyor, geç kalma." Neye şaşıracağım bilememiştim. Babamın beni bu kadar geç çağırmasına mı, Sofia'nın sesinin normal bir tınıda olmasına mı yoksa odama girmek için herhangi bir zorluk yaratmamasına mı? Kafam allak bullak olmuş bir halde kapının kilidini çevirdim. Başımı odadan dışarıya çıkartarak önce koridoru kontrol ettim. Kimsecikler yoktu, sessizdi.

Korkuyordum ama korkunun ecele faydası yoktu. Her şekilde babamın önüne çıkmak zorundaydım. Belki azarlayacaktı ya da kızacaktı. Ki büyük ihtimalle olacak olan da buydu ama onun kızmalarına da bağırmalarına da cezalarına da alışkındım. En kötü ne yapabilirdi ki? Artık küçük bir kız çocuğu değilim. En azından eskisi kadar savunmasız da değilim. Derin bir nefes alarak çalışma odasının önünde durdum. Sakin ol Akasya, sadece baban konuşacak sende her zamanki gibi sessiz kalacaksın. Yaşamadığın şey değil. Duruşumu düzelttikten sonra yavaşça kapısına vurdum. İçeriden gelen 'gir' komutuyla titreyen ellerimle kapı kolunu indirdim.

Karşımda yıllardır görmeye alışkın olduğum o manzara vardı. Babam masasında oturmuş önündeki kağıtlarıyla ilgileniyordu. Üzerinde her zaman olduğu gibi siyah takım elbisesi vardı, saçları ise özenle taranmıştı. "Anlat." Başını kağıtlardan kaldırıp yüzüme bile bakmaya tenezzül etmemişti. "N-neyi?" Sesimin titremesi beni hazırlıksız yakalamıştı. Yavaşça yutkundum. "Son olanlar."

Tam olarak ne anlatmamı beklediğini bilmiyorum ama aklımda kalan birkaç şeyden bahsederek konuşmama başladım. "Ben çok hatırlamıyorum. Gece bir anda ateşim çıkmış Sofia endişelenince Alex de bir şey oldu sanmış. Bu yüzden odama girmiş. Gözlerimi açtığımda hastanedeydim." Cümlelerimi olabildiğince kısa tutmaya özen göstermiştim. Ellerimin titremesi her geçen saniye artıyordu. Parmaklarımı sertçe birbirine geçirerek ellerimi kenetledim. Babam anlattıklarıma rağmen sessiz kaldı. Konuşmasını bekliyordum ancak o beni görmezden gelerek elindeki kağıtlarla ilgileniyordu. Onun gözünde bu kadar görünmez olduğumu bilmiyordum. Gözlerimin içi yanmaya başlamıştı. Ama ağlamak istemiyordum.

Arkamdaki kapının tıklatılmasın hazırlıksız yakalandım. Olduğum yerde sıçradım. Babam başını kağıtlardan kaldırmadan kapının dışındaki kişiye girmesini söyledi. Kapı açıldığında Alex'in yüzünü görünce rahatlamalı mı yoksa daha mı çok korumalıydım bilemedim. Girdiği anda beni görünce kaşları çatıldı. Büyük adımlarıyla saniyeler içerisinde yanımdaki yerini aldı. "Beni çağırmışsınız Victor Bey." Babam başını kağıtlardan kaldırıp Alex'e baktığında göğsümün tam ortasına bir ateş düştü. Sol gözümden yanağıma doğru düşen gözyaşını babama fark ettirmeden hızla sildim.

Babam eliyle Alex'e masanın önündeki koltukları işaret etti. "Otur." Kalbimin kırılan sesi kulaklarımda yankılandı. Onun gözünde bir çalışanı kadar değerim yoktu. "Teşekkürler, böyle daha rahat." Alex'in verdiği karşılıkla başımı ona doğru çevirdim. O ise dimdik başıyla yalnızca babama bakıyordu. Geri önüme dönerek babama baktım. Babam ellerini masanın üzerinde birleştirmiş bütün dikkatiyle Alex'e bakıyordu. "Olayın aslını senden dinlemek istedim. Anlat."

"Aslında ortada çok büyütülecek bir olay yok. Evdeki bağırışları duyunca görevim sebebiyle Akasya Hanımın kapısını kırmak zorunda kaldım. Kendisine ulaştığımızda ciddi derecede yüksek ateşi vardı. Acilen hastaneye gitmesi gerekiyordu. Ben de gerekeni yaptım." Babam Alex'in biten cümlesiyle gözünün ucuyla bana bir bakış attı. Koltuğunda arkasına yaslanırken bana doğru döndü. "Sofia'nın senin için hazırlattığı beslenme programına uyuyor musun uymuyor musun? Tek kelime." Aniden değişen tavrı ile sertçe yutkundum." Uyuyorum." Babam benden aldığı cevapla pek de tatmin olmayan bir yüz ifadesi ile geri Alex'e döndü.

"Bak Alex, bu ev içerisinde çalışan birisi olarak bilmen gereken en önemli ve birinci kuralımız: Akasya evden dışarı bir adım dahi atamaz. Daha öncesinde seninle iş sözleşmesini konuşurken bu maddeden de bahsettiğimi hatırlıyorum. Ancak bu sefer bu işte ki acemiliğine veriyorum. Aksi halde ikincisinin affı olmaz." Babamın dudakları arasından dökülen bu cümlelere nasıl bir tepki verebilirdim ki? "İzniniz olursa size tek bir soru sormak istiyorum." Babamın kaşları merakla havalandı. "Dinliyorum."

"Akasya Hanımı evde tutmanızın sebebini öğrenebilir miyim? Sonuçta yakın koruması olarak bilmem gerektiğini düşündüm." Babamın yüz hatların sertleşirken bana döndü. "Odana gidebilirsin." İtiraz etme hakkım yoktu. Büyük adımlarla geri geri gittim kapıya ulaştığım an kendimi gücün dışarı atabildim. Gözlerimden yaşlar bir bir düşerken kendimi en yakınımdaki banyoya zorlukla attım.

Babamın bana bu şekilde davranması zoruma gidiyordu. Sebebini bile bilmediğim bir sebepten bana yokmuşum gibi davranıyordu. Yanaklarımdaki yaşı ellerimle sertçe sildim. Avuç içlerime doldurduğum soğuk suyu defalarca kez yüzüme çarptım. Yüzümü de kuruladıktan sonra aynada kendime baktım. Yansımama yaklaşarak gözlerimin içine baktım. "Sabret, bizim içinde bir çıkış yolu vardır." Aynadaki yansımama son bir bakış daha attıktan sonra banyodan çıktım. Biraz bahçede hava almak için merdivenlerden inerken zilin çaldığını duydum. Zil çalıyordu. Adımlarım anında hızlandı. Bizim eve gelen giden çok nadir olurdu ki zilin çaldığını duyduğum çok az zaman olurdu.

Kapıya Sofia'dan önce varmanın mutluluğu ile kapıyı açtım. "Bonjour Çiçek Kız!" Gözlerim şaşkınlıkla ardına kadar açıldı. "Çınar?"

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

302okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.