82. bölüm / 122
Karanlığın içindeki ışık79.Bölüm
Bölümler 122Şu an: 79.Bölüm
- 1 1.Bölüm393 kelime
- 2 2. Bölüm444 kelime
- 3 3.Bölüm Ateş ve Benzin479 kelime
- 4 4. Bölüm528 kelime
- 5 5. Bölüm274 kelime
- 6 6.Bolum449 kelime
- 7 7. Bolum259 kelime
- 8 7. Bölüm Part 2216 kelime
- 9 8. Bölüm227 kelime
- 10 9. Bölüm451 kelime
- 11 10.Bölüm196 kelime
- 12 11.Bölüm377 kelime
- 13 12.Bölüm101 kelime
- 14 13.Bölüm336 kelime
- 15 14.Bölüm243 kelime
- 16 15.Bölüm250 kelime
- 17 16. Bölüm383 kelime
- 18 17.Bolum490 kelime
- 19 18. Bolum363 kelime
- 20 19.Bolum385 kelime
- 21 19. Bolum 2113 kelime
- 22 20.Bolum506 kelime
- 23 21.Bölüm399 kelime
- 24 22.Bölüm335 kelime
- 25 23.Bölüm353 kelime
- 26 24.Bölüm492 kelime
- 27 25.Bölüm410 kelime
- 28 26.Bölüm440 kelime
- 29 27.Bölüm427 kelime
- 30 28.Bölüm254 kelime
- 31 29.Bölüm217 kelime
- 32 30.Bölüm160 kelime
- 33 31.Bölüm353 kelime
- 34 32.Bölüm497 kelime
- 35 33.Bölüm926 kelime
- 36 34.Bölüm195 kelime
- 37 35.Bölüm332 kelime
- 38 36.Bölüm419 kelime
- 39 37.Bölüm399 kelime
- 40 38.Bölüm781 kelime
- 41 39.Bölüm150 kelime
- 42 40.Bölüm614 kelime
- 43 41.Bölüm261 kelime
- 44 42.Bölüm321 kelime
- 45 43.Bölüm325 kelime
- 46 44.Bölüm381 kelime
- 47 45.Bölüm705 kelime
- 48 46.Bölüm346 kelime
- 49 47.Bölüm172 kelime
- 50 48.Bölüm356 kelime
- 51 49.Bölüm314 kelime
- 52 50.Bölüm315 kelime
- 53 51.Bölüm667 kelime
- 54 52.Bölüm571 kelime
- 55 53.Bölüm596 kelime
- 56 54.Bölüm646 kelime
- 57 55.Bölüm1.170 kelime
- 58 56.Bölüm642 kelime
- 59 57.Bölüm416 kelime
- 60 58.Bölüm400 kelime
- 61 59.Bölüm712 kelime
- 62 60.Bölüm308 kelime
- 63 61.Bölüm1.050 kelime
- 64 62.Bölüm397 kelime
- 65 63.Bölüm1.139 kelime
- 66 64.Bölüm326 kelime
- 67 65.Bölüm972 kelime
- 68 66.Bölüm761 kelime
- 69 67.Bölüm717 kelime
- 70 68.Bölüm391 kelime
- 71 69.Bölüm829 kelime
- 72 70.Bölüm289 kelime
- 73 71.Bölüm846 kelime
- 74 72.Bölüm415 kelime
- 75 73.Bölüm505 kelime
- 76 74.Bölüm733 kelime
- 77 75.Bölüm1.025 kelime
- 78 76.Bölüm978 kelime
- 79 77.Bölüm569 kelime
- 80 78.Bölüm563 kelime
- 81 79.Bölüm1.065 kelime · Okuduğun bölüm
- 82 80.Bölüm1.656 kelime
- 83 81.Bölüm959 kelime
- 84 82.Bölüm612 kelime
- 85 83.Bölüm298 kelime
- 86 84.Bölüm918 kelime
- 87 85.Bölüm268 kelime
- 88 86.Bölüm244 kelime
- 89 87.Bölüm280 kelime
- 90 88.Bölüm278 kelime
- 91 89.Bölüm334 kelime
- 92 90.Bölüm398 kelime
- 93 91.Bölüm296 kelime
- 94 92.Bölüm288 kelime
- 95 93.Bölüm310 kelime
- 96 94.Bölüm301 kelime
- 97 95.Bölüm787 kelime
- 98 96.Bölüm281 kelime
- 99 97.Bölüm490 kelime
- 100 98.Bölüm308 kelime
- 101 99.Bölüm309 kelime
- 102 100.Bölüm1.166 kelime
- 103 101.Bölüm561 kelime
- 104 102.Bölüm479 kelime
- 105 103.Bölüm588 kelime
- 106 104.Bölüm637 kelime
- 107 105.Bölüm467 kelime
- 108 106.Bölüm567 kelime
- 109 107.Bölüm591 kelime
- 110 108.Bölüm1.154 kelime
- 111 109.Bölüm944 kelime
- 112 110.Bölüm609 kelime
- 113 111.Bölüm589 kelime
- 114 112.Bölüm378 kelime
- 115 113.Bölüm483 kelime
- 116 114.Bölüm804 kelime
- 117 115.Bölüm323 kelime
- 118 116.Bölüm272 kelime
- 119 117.Bölüm293 kelime
- 120 118.Bölüm339 kelime
- 121 119.Bölüm315 kelime
- 122 120.Bölüm FİNAL640 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kamp haberi okulda bomba etkisi yarattı.
Ertesi gün herkesin konuştuğu tek konu buydu.
Nereye gidileceği.
Kimlerin aynı odada kalacağı.
Otobüste kimin kimin yanına oturacağı.
Berat işi iyice abartmıştı.
Daha kampa bir ay varken liste hazırlıyordu.
Efe sonunda dayanamadı.
"Berat, sanki Avrupa turuna çıkıyoruz."
"Bu daha önemli."
Kimse neden daha önemli olduğunu sormadı.
Çünkü cevabı duymak istemiyorlardı.
Günler geçtikçe heyecan arttı.
Ve sonunda kamp günü geldi.
Sabah okulun önünde büyük bir otobüs bekliyordu.
Herkes çantalarıyla gelmişti.
Azra otobüse bindiğinde arka taraftan bir bağırış duydu.
"AZRA BURAYA!"
Berat.
Azra gözlerini devirdi.
Yiğit güldü.
"Gitmezsen bağırmaya devam edecek."
"Haklısın."
Sonunda arkadaş grubunun yanına geçtiler.
Yol boyunca müzik açıldı.
Oyunlar oynandı.
Dedikodular yapıldı.
Bir ara Ece herkesin telefonunu topladı.
"Şimdi doğruluk cesaretlilik oynuyoruz."
Sınıftan toplu bir protesto sesi yükseldi.
Ama oyunu yine de oynadılar.
İlk birkaç soru normaldi.
Sonra sıra Berat'a geldi.
"Hoşlandığın biri oldu mu?"
Sınıf kahkahaya boğuldu.
Berat sandalyeye yaslandı.
"Bir avukat istiyorum."
Efe masaya vurup gülmeye başladı.
Saatler sonra kamp alanına vardılar.
Burası ormanlık bir bölgedeydi.
Küçük ahşap evler.
Yürüyüş yolları.
Basketbol sahası.
Ve büyük bir ateş alanı vardı.
Herkes valizlerini taşıyıp odalarına yerleşti.
Kızlar bir evde.
Erkekler başka bir evde kalıyordu.
Akşam olduğunda büyük kamp ateşi yakıldı.
Herkes etrafına toplandı.
Öğretmenler bile bu kez daha rahattı.
Şarkılar söylendi.
Hikâyeler anlatıldı.
Gece ilerledikçe ortam sakinleşti.
Azra ateşin biraz uzağında oturuyordu.
Yiğit yanına geldi.
"Sıkıldın mı?"
"Hayır."
"Yalan."
Azra güldü.
"Biraz."
Yiğit de yanına oturdu.
Bir süre sadece ateşi izlediler.
Sonra Azra sessizce konuştu.
"Bu yıl çok hızlı geçti."
Yiğit başını salladı.
"Evet."
"Bitmesine az kaldı."
Bu kez ikisi de sustu.
Çünkü ilk kez bunu yüksek sesle söylemişlerdi.
Ve gerçek gibi hissettirmişti.
Ateşin ışıkları yüzlerine vuruyordu.
Arkada arkadaşlarının sesleri geliyordu.
O an her şey güzel görünüyordu.
Ama ertesi gün kampın ikinci gününde olacak bir olay...
Bütün grubu şaşkına çevirecekti.Ertesi sabah kamp alanı normalden daha hareketliydi.
Herkes erkenden kalkmıştı.
Çünkü öğretmenler gün boyu sürecek takım etkinlikleri hazırlamıştı.
Kahvaltı sırasında Berat masaya oturur oturmaz:
"Bugün kesin kazanacağız."
dedi.
"Ne kazanacağız?"
diye sordu Efe.
"Henüz bilmiyorum ama kazanacağız."
Emir başını masaya koydu.
"Sabah sabah başladık."
Kahvaltıdan sonra bütün öğrenciler açık alanda toplandı.
Öğretmen kuralları anlattı.
Öğrenciler karışık takımlara ayrılacaktı.
Ve gün boyunca çeşitli görevler yapacaklardı.
İlk görev kolaydı.
İkinci görev de.
Ama üçüncü görevde işler karıştı.
Her takım ormanın içindeki belirli noktaları bulmak zorundaydı.
Harita verilmişti.
Ama kimse haritayı doğru düzgün okuyamıyordu.
Özellikle Berat.
"Bu kesin ters tutuluyor."
"Berat."
dedi Ece.
"Harita değil, sen ters duruyorsun."
Herkes gülmeye başladı.
Görev devam ederken Azra ve Yiğit biraz grubun önüne geçmişti.
Bir patikadan yürürken konuşuyorlardı.
Tam o sırada arkalarından büyük bir bağırış duyuldu.
"ARKADAŞLAR!"
Berat.
Yine.
Herkes dönüp ona baktı.
"Ne oldu?"
Berat nefes nefese koşarak geldi.
Ve elindeki şeyi gösterdi.
Küçük metal bir kutu.
Paslanmış görünüyordu.
Efe kutuya baktı.
"Bu ne?"
"Ben nereden bileyim?"
Kutunun üzerinde eski bir tarih yazıyordu.
Ve okulun adı vardı.
Bu kez öğretmenler bile şaşırdı.
Kutuyu açtılar.
İçinden eski fotoğraflar çıktı.
Ve bir sürü mektup.
Meğer yıllar önce aynı okulun başka bir sınıfı kamp sırasında zaman kapsülü gömmüş.
Ve Berat tamamen şans eseri bulmuştu.
Öğrenciler yere oturup mektupları okumaya başladılar.
Bazıları yıllar önce mezun olmuş öğrencilerin yazılarıydı.
Hayaller.
Korkular.
Gelecek planları.
Bir tanesinde şöyle yazıyordu:
"Şu an her şeyin sonsuza kadar süreceğini sanıyoruz."
"Ama birkaç yıl sonra en çok özleyeceğimiz şey sıradan günler olacak."
Bir anda herkes sessizleşti.
Çünkü ilk kez...
Mezuniyet gerçekten yakın hissettirmişti.
Azra yanındaki Yiğit'e baktı.
Yiğit de aynı şeyi düşünüyormuş gibi görünüyordu.
O sırada Ece yavaşça:
"Bir gün biz de böyle olacağız."
dedi.
Kimse itiraz etmedi.
Çünkü bunun doğru olduğunu biliyorlardı.
Ve kampın geri kalanı boyunca herkes biraz daha farklı davranmaya başladı.
Sanki o zaman kapsülü onlara bir şey hatırlatmıştı:
Bu günler sonsuza kadar sürmeyecekti
Zaman kapsülü olayı herkesi etkilemişti.
Akşam olduğunda kamp ateşi yeniden yakıldı.
Ama bu kez ortam daha sakindi.
Herkes düşünceli görünüyordu.
Bir süre sonra Azra kalabalıktan biraz uzaklaşmak istedi.
Sessizce ayağa kalktı.
Kamp alanının kenarındaki yürüyüş yoluna doğru ilerledi.
Arkasından ayak sesleri geldi.
Dönmeden kimin olduğunu anlamıştı.
"Takip mi ediyorsun beni?"
dedi.
Yiğit güldü.
"Tesadüf."
"Yalan."
"Biraz."
Azra da gülümsedi.
İkisi yan yana yürümeye başladılar.
Ormanın içinden gelen hafif rüzgâr sesi dışında etrafta neredeyse hiçbir ses yoktu.
Bir süre konuşmadılar.
Ama bu sessizlik rahatsız edici değildi.
Tam tersine.
Huzurluydu.
Sonunda Yiğit konuştu.
"Bugün okunan mektuplar garipti."
Azra başını salladı.
"Evet."
"İnsan düşünmeden edemiyor."
"Neyi?"
Yiğit birkaç saniye sustu.
"Birkaç yıl sonra bizi."
Azra önündeki patikaya baktı.
Aslında gün boyunca aynı şeyi düşünmüştü.
"Belki herkes farklı şehirlerde olacak."
dedi.
"Belki."
"Belki birbirimizi daha az göreceğiz."
"Belki."
Azra ona döndü.
"Niye bütün cevapların belki?"
Yiğit güldü.
"Çünkü geleceği bilmiyorum."
Sonra yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu.
"Ama bildiğim bir şey var."
Azra merakla baktı.
"Neymiş?"
Yiğit durdu.
Azra da durdu.
"Son zamanlarda ne kadar kavga edersek edelim..."
"...ne kadar zorlanırsak zorlanalım..."
"...yanımda olmanı seviyorum."
Azra'nın kalbi hızlandı.
Yiğit gözlerini ondan ayırmıyordu.
"Ve bunu bazen yeterince söylemiyorum."
Azra istemeden gülümsedi.
"Hayır, söylemiyorsun."
"Fark ettim."
İkisi de güldü.
Sonra Azra yavaşça başını omzuna yasladı.
Bu kez hiçbir şey söylemediler.
Sadece birkaç dakika boyunca öyle kaldılar.
Uzaktaki kamp ateşinin ışıkları görünüyordu.
Arkadaşlarının sesleri hafifçe geliyordu.
Ama o an ikisi için dünya biraz daha sessizdi.
Biraz daha küçüktü.
Ve sadece o anın tadını çıkarmak istiyorlardı.
Çünkü ilk kez uzun zamandır hiçbir şeyi çözmeye çalışmıyorlardı.
Sadece birlikteydiler.
Yiğit'in omzuna yaslanmış halde bir süre sessizce oturdular.
Kamp ateşinin ışıkları uzaktan görünüyordu.
Arkadaşlarının sesleri rüzgârla birlikte hafifçe geliyordu.
Ama o an ikisi de bulunduğu yerden memnundu.
Azra başını kaldırıp Yiğit'e baktı.
Yiğit de ona bakıyordu.
Bir süre hiçbir şey söylemediler.
Sanki konuşmaya gerek yokmuş gibiydi.
Yiğit hafifçe gülümsedi.
"Ne?"
dedi Azra.
"Hiç."
"Kesin bir şey var."
"Yok."
Azra gözlerini devirdi.
"Yalan söylüyorsun."
Yiğit güldü.
"Tamam."
"Bana bakınca mutlu oluyorum."
Azra'nın yüzü kızardı.
"Çok saçmasın."
"Olabilir."
Bir süre daha göz göze kaldılar.
Sonra Yiğit yavaşça Azra'nın elini tuttu.
Azra geri çekilmedi.
Aksine biraz daha yaklaştı.
O an ikisi de aynı şeyi hissediyordu.
Aylarca yaşadıkları bütün karmaşa, kırgınlıklar ve korkular sanki geride kalmıştı.
Yiğit yavaşça ona yaklaştı.
Azra'nın kalbi hızlandı.
Yiğit kendinden emin bir şekilde Azra'nın belini kavrayıp kendine çekti.
Azra teslim oldu ve dudakları sanki bir mıknatıs gibi birbirini çekti.
Tutkuyu ikiside hissedebiliyordu
Yigit'in dudakları kontrol ediyordu Azra'yı hareketleri
Sakin.
Yumuşak.
Ve acele etmedendi.
Hiç bitmesin istiyorlardı
Ayrıldıklarında ikisi de istemsizce gülümsedi.
"Sanırım bunu Berat'a söylememeliyiz."
dedi Azra.
Yiğit kahkahayı bastı.
"Kesinlikle söylememeliyiz."
"Yoksa bir hafta boyunca susmaz."
"Bir hafta mı?"
"Abarttım."
"Bir yıl."
İkisi de gülmeye başladı.
Sonra birlikte kamp alanına doğru yürüdüler.
Bu kez yan yana değil...
El ele.
Bölüm etkileşimi
