60. bölüm · Karanlığın içindeki ışık
57.Bölüm
Okul çıkış zili çaldığında koridorlar her zamanki gibi kalabalıklaşmıştı.
Öğrenciler çantalarını alıp aceleyle çıkıyordu.
Ama birkaç dakika sonra dışarıdan gelen yağmur sesi herkesi yavaşlatmaya başladı.
Azra sınıftan çıktığında okul bahçesine baktı.
Yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyordu.
"Harika..."
diye mırıldandı.
Çantasını karıştırdı.
Şemsiye yoktu.
Tekrar karıştırdı.
Yine yoktu.
"Gerçekten harika."
Bahçenin girişinde beklemeye başladı.
Belki yağmur hafifler diye düşünüyordu.
Ama aksine daha da şiddetlendi.
Tam o sırada yanında birisi durdu.
Yiğit.
Elinde siyah şemsiyesi vardı.
Azra ona baktı.
"Gitmedin mi?"
Yiğit omuz silkti.
"Sen gitmemişsin."
"Yağmuru bekliyorum."
Yiğit dışarı baktı.
"Bu yağmur sabaha kadar sürer."
Azra güldü.
"Hep umutlarımı kırıyorsun."
"Gerçekleri söylüyorum."
Birkaç saniye sessizlik oldu.
Sonra Yiğit şemsiyeyi açtı.
"Gel."
Azra istemsizce gülümsedi.
Birlikte okuldan çıkmaya başladılar.
Yol boyunca önce derslerden konuştular.
Sonra turnuvadan.
Sonra hiçbir önemi olmayan saçma şeylerden.
Ama ikisi de farkındaydı.
Uzun zamandır ilk kez her şey bu kadar normal hissettiriyordu.
Bir ara Azra ayağıyla su birikintisine bastı.
Suyun yarısı Yiğit'in ayakkabısına sıçradı.
Azra dondu.
"Özür dilerim."
Yiğit ayakkabısına baktı.
Sonra Azra'ya.
"Bilerek yaptın."
"Yapmadım."
"Yalan."
Azra gülmeye başladı.
"İspatla."
Yiğit cevap vermedi.
Ama yüzünde hafif bir gülümseme vardı.
Bir süre sonra mahalleye geldiler.
Azra bir şey fark etti.
"Bugün antrenmanın yok muydu?"
Yiğit başını salladı.
"Vardı."
"Ee?"
"Gitmedim."
Azra şaşırdı.
"Neden?"
Yiğit birkaç saniye sustu.
Sonra omuz silkti.
"Canım istemedi."
Azra ona baktı.
İkisi de bunun tam doğru olmadığını biliyordu.
Yiğit aslında onun yalnız gitmesini istememişti.
Ama bunu söylemeyecekti.
Asla söylemeyecekti.
Tam o sırada karşı kaldırımdan birkaç öğrenci geçti.
Onlardan biri Azra'yı görünce el salladı.
"Azra!"
Azra da gülümseyip karşılık verdi.
Çocuk birkaç saniye durup sohbet etti.
Sonra yoluna devam etti.
Yiğit sessizleşmişti.
Azra bunu fark etti.
"Hayırlı olsun."
Yiğit kaşlarını çattı.
"Neye?"
"Yine kıskandın."
"Hayır."
"Yiğit."
"Hayır."
"Suratın düştü."
"Yağmur yağıyor."
Azra kahkahaya boğuldu.
"Bahane bulma."
Yiğit istemeden gülümsedi.
Çünkü yakalanmıştı.
Bir süre sonra Azra'nın evinin sokağına geldiler.
İkisi de yavaşlamıştı.
Sanki yürüyüş biraz daha uzasın istiyorlardı.
Azra kapısının önünde durdu.
"Buradan sonra giderim."
Yiğit başını salladı.
Ama gitmedi.
Azra da gitmedi.
İkisi birkaç saniye öylece birbirine baktı.
Sonunda Azra gülümsedi.
"Ne?"
dedi.
Yiğit başını salladı.
"Hiç."
"Bakıyordun ama."
"Bakıyorum."
Azra'nın yüzü hafifçe kızardı.
Yağmur hâlâ yağıyordu.
Ama ikisinin de umurunda değildi.
Sonunda Azra kapıya yöneldi.
Tam içeri girecekken döndü.
"Yiğit."
"Hı?"
"İyi ki barışmışız."
Yiğit birkaç saniye sustu.
Sonra uzun zamandır olmadığı kadar içten gülümsedi.
"Ben de öyle düşünüyorum."
Azra eve girerken kalbi deli gibi atıyordu.
Yiğit ise yağmurun altında birkaç saniye daha durdu.
Ve fark etti ki...
Turnuvayı kazanmak, gol atmak, kaptan olmak...
Hiçbiri şu anki mutluluğu kadar önemli değildi.
