76. bölüm · Karanlığın içindeki ışık

73.Bölüm

Azra Seven

Azra koridordan çıktıktan sonra doğruca okulun arka bahçesine gitti.
Nefes nefeseydi.
Sanki biraz önce koşmuş gibiydi.
Ama onu yoran şey koşmak değildi.
Vicdanıydı.
Banklardan birine oturdu.
Ellerini yüzüne kapattı.
"Ne yaptım ben..."
Telefonu titredi.
Mert.
Azra ekrana baktı.
Ama açamadı.
Birkaç dakika sonra tekrar titredi.
Bu sefer Yiğit.
Azra'nın kalbi sıkıştı.
Mesajı açtı.
Antrenman erken bitti.
Neredesin?
Azra uzun süre ekrana baktı.
Sonra sadece:
Bahçedeyim.
yazdı.
Aradan iki dakika bile geçmedi.
Yiğit karşıdan yürüyerek geldi.
Her zamanki gibi.
Hiçbir şeyden habersiz.
Azra onu görünce gözlerini kaçırdı.
Yiğit yanına oturdu.
"Noldu?"
"Bir şey yok."
Bu cevabı bekliyordu.
Ama bu kez hemen geçmedi.
"Azra."
"Hı?"
"Son zamanlarda çok fazla dalıyorsun."
Azra sustu.
Yiğit devam etti.
"Bir şey seni üzüyor."
"Ve bana anlatmıyorsun."
Azra'nın boğazı düğümlendi.
Çünkü haklıydı.
Ama gerçeği söyleyemezdi.
Henüz söyleyemezdi.
"Ben sadece yoruldum."
Yiğit birkaç saniye ona baktı.
Sonra elini tuttu.
"Tamam."
"Anlatmak istediğinde anlatırsın."
İşte bu.
Tam da bu yüzden daha kötü hissediyordu.
Çünkü Yiğit ona güveniyordu.
Koşulsuz.
Azra gözlerini kapattı.
Ve ilk kez...
Kafasının karışık olmasının bir mazeret olmadığını düşündü.
O sırada okulun diğer tarafında Mert tek başına yürüyordu.
Telefonunu açtı.
Azra'nın mesajına baktı.
Sonra tekrar kapattı.
Çünkü o da olanların her şeyi değiştirdiğini biliyordu.
Artık ortada sadece bir proje yoktu.
Sadece arkadaşlık da yoktu.
Ve üçü de bunun farkındaydı.
Sadece henüz kimse yüksek sesle söylememişti.
Ama sessizlik sonsuza kadar sürmeyecekti...Ertesi gün Azra okula gitmek istemedi.
Alarm çaldı.
Kapattı.
Bir daha çaldı.
Yine kapattı.
Sonunda annesinin sesiyle yataktan kalktı.
Ama içindeki ağırlık gitmemişti.
Okula vardığında ilk gördüğü kişi Ece oldu.
Ece bir şeylerin ters gittiğini hemen anladı.
"Azra."
"Hı?"
"Ne oldu?"
Azra gözlerini kaçırdı.
"Hiç."
Ece iç çekti.
Bu "hiç" cevabından nefret ediyordu.
Ama bu kez üstelemedi.
İlk ders boyunca Azra neredeyse hiç konuşmadı.
Defterine bakıyordu.
Ama yazdıklarını okumuyordu.
Teneffüs zili çaldığında sınıftan ilk çıkan kişi oldu.
Koridorda yürürken bir ses duydu.
"Azra."
Mert.
Azra durdu.
Ama dönmedi.
Birkaç saniye sonra Mert yanına geldi.
İkisi de ne diyeceğini bilmiyordu.
Sonunda Mert konuştu.
"Dün için..."
Azra hemen sözünü kesti.
"Lütfen."
Mert sustu.
Azra gözlerini kapattı.
"Konuşmak istemiyorum."
Bu cümle Mert'in yüzünü düşürdü.
Ama başını salladı.
"Tamam."
Ve uzaklaştı.
Azra onun gidişini izledi.
İçinde garip bir boşluk oluştu.
Çünkü onu kırmak istemiyordu.
Ama şu an kendisini bile toparlayamıyordu.
Öğle arasında Yiğit her zamanki gibi yanına geldi.
Elinde iki tane meyve suyu vardı.
Birini Azra'ya uzattı.
"Al."
Azra istemsizce gülümsedi.
"Teşekkür ederim."
Yiğit oturdu.
Ve bir süre hiçbir şey söylemedi.
Sonra yavaşça konuştu.
"Ben bir şey mi yaptım?"
Azra'nın kalbi duracak gibi oldu.
"Ne?"
"Son zamanlarda benden uzaklaşıyorsun gibi hissediyorum."
Azra nefes alamadı.
Çünkü korktuğu soru sonunda gelmişti.
Yiğit gözlerini ondan ayırmıyordu.
"Kızgınsan söyle."
"Üzgünsen söyle."
"Bir şey varsa söyle."
Azra'nın gözleri doldu.
Çünkü söyleyebileceği şeyler vardı.
Ama söyleyemiyordu.
Sonunda başını salladı.
"Seninle ilgili değil."
Bu doğruydu.
Ama eksikti.
Yiğit birkaç saniye sustu.
Sonra başını salladı.
"Tamam."
Ama ilk kez...
İçindeki korku büyümeye başladı.
Çünkü Azra'nın sakladığı bir şey olduğunu hissediyordu.
Ve ne olduğunu bilmiyordu.
O günün sonunda Azra bir karar vermek zorunda kalacağını anlamaya başlamıştı.
Çünkü ne kadar kaçarsa kaçsın...
Bu hikâye artık düğümlenmeye başlamıştı.