58. bölüm / 66
⟡ İ K İ D Ü N Y A A R A S I N D A ⟡Yan hikaye bölüm 8.5
Bölümler 66Şu an: Yan hikaye bölüm 8.5
- 1 Bölüm 11.441 kelime
- 2 Bölüm 21.095 kelime
- 3 Bölüm 31.282 kelime
- 4 Bölüm 41.270 kelime
- 5 5.bolum Karanlığın içindeki gerçek.1.075 kelime
- 6 6.bölüm-Sınamanın Başlangıcı914 kelime
- 7 7.bolum Tahtın Gölgesinde1.023 kelime
- 8 8.Bölüm740 kelime
- 9 9.bölüm859 kelime
- 10 10.bölüm1.117 kelime
- 11 11.bölüm1.045 kelime
- 12 12.bölüm978 kelime
- 13 13.bolum1.083 kelime
- 14 14.bolüm865 kelime
- 15 15.bölüm834 kelime
- 16 16.bolum928 kelime
- 17 17.bölüm901 kelime
- 18 18.bolum1.000 kelime
- 19 19.bölüm1.008 kelime
- 20 20.bolum888 kelime
- 21 21.bölüm921 kelime
- 22 22.bölüm884 kelime
- 23 23.bolum1.008 kelime
- 24 24.bölüm746 kelime
- 25 25.bolum871 kelime
- 26 26.bölüm751 kelime
- 27 27.bölüm882 kelime
- 28 28.bolum569 kelime
- 29 29.bolum875 kelime
- 30 30.bolum908 kelime
- 31 31.bolum1.107 kelime
- 32 32.bolum882 kelime
- 33 33.bolum861 kelime
- 34 KARAKTERLER
- 35 34.bolu.1.007 kelime
- 36 35.bolum589 kelime
- 37 36.bolum919 kelime
- 38 37.bolum694 kelime
- 39 38.bolum1.088 kelime
- 40 38.5319 kelime
- 41 38.6569 kelime
- 42 39.bolum1.124 kelime
- 43 40.bolum1.182 kelime
- 44 41.bolum1.088 kelime
- 45 42.bolum1.133 kelime
- 46 43.bolum1.044 kelime
- 47 44.bolum1.013 kelime
- 48 45.bolum923 kelime
- 49 46.bolum final.1.386 kelime
- 50 Yan hikaye 1.bolum869 kelime
- 51 Yan hikaye bölüm 2966 kelime
- 52 Yan hikaye bölüm 31.020 kelime
- 53 Yan hikaye bölüm 4946 kelime
- 54 Yan hikaye bölüm 5811 kelime
- 55 Yan hikaye bölüm 6755 kelime
- 56 Yan hikaye bölüm 7894 kelime
- 57 Yan hikaye bölüm 8866 kelime
- 58 Yan hikaye bölüm 8.5799 kelime · Okuduğun bölüm
- 59 Yan hikaye 9.bolum1.138 kelime
- 60 Yan hikaye 10.bolum974 kelime
- 61 Yan hikaye bölüm 11701 kelime
- 62 Yan hikaye bölüm 12536 kelime
- 63 Yan hikaye bölüm 13822 kelime
- 64 Yan hikaye bölüm 14768 kelime
- 65 Özel bölüm888 kelime
- 66 Vaelis & Aurelion Özel sahneleri..
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yan Hikâye — Bölüm 8.5
Üç Gün Kala
Gökyüzünde beliren yıldız üç gündür kaybolmamıştı.
Sarayın üzerinden asılı duran o tek ışık, geceleri olduğu kadar gündüzleri de görünüyordu.
Aurelion her baktığında aynı şeyi düşünüyordu.
Rowan.
Henüz doğmamıştı.
Ama sanki bütün dünya onun gelişini bekliyordu.
Vaelis ise üç gündür neredeyse hiç konuşmuyordu.
Aurelion bunu fark etmişti.
“Bir şey yapacaksın.”
Vaelis durdu.
“Ne?”
“Bana karşı sessizleştiğinde bunu yapıyorsun.”
Vaelis ona baktı.
“Ne yapacağımı düşünüyordum.”
“Rowan'la ilgili.”
Cevap gelmedi.
Aurelion yaklaşarak sordu:
“Onun doğmasını engelleyecek misin?”
Vaelis'in bakışları değişti.
Aurelion zaten cevabı anlamıştı.
“Bunu yapma.”
Vaelis sessizce:
“Yapmak zorundayım.”
“Hayır.”
“Bu kez sizi kaybetmeyeceğim.”
Aurelion başını salladı.
“Beni koruduğunu sanıyorsun.”
“Koruyorum.”
“Hayır, Vaelis.”
Aurelion'un sesi titredi.
“Beni seçim yapamayacağım bir dünyaya hapsediyorsun.”
Vaelis'in yüzünde acı bir ifade belirdi.
“Seçim yaptığınızda ne olduğunu gördüm.”
Aurelion sustu.
Vaelis devam etti:
“Her seferinde ona gittiniz.”
“Çünkü onu seviyorum.”
Bu cümle Vaelis'i susturdu.
Aurelion bile söylediği sözün ağırlığını fark etmişti.
Ama geri almadı.
“Onu hatırlamasam bile…”
Elini göğsüne koydu.
“Bir şey içimde onu buluyor.”
Vaelis gözlerini kapattı.
“İşte bundan korkuyorum.”
O gece Vaelis sarayın altındaki eski arşive indi.
Kimsenin kullanmadığı taş koridorlardan geçti.
Sonunda duvarın arkasında gizli bir oda buldu.
Kapıyı açtığında içeride yalnızca bir masa vardı.
Masanın üzerinde eski kitap duruyordu.
Vaelis.
Vaelis kitabı açtı.
Sayfalar hızla çevrildi.
Birinci hayat.
İkinci hayat.
Üçüncü hayat.
Aurelion ve Rowan'ın farklı şekillerde tekrar karşılaştığı bütün ihtimaller…
Son sayfaya geldiğinde tek bir cümle vardı:
“Rowan doğarsa, yazar hatırlayacak.”
Vaelis kitabın üzerine elini koydu.
“Ya doğmazsa?”
Sayfa değişti.
“Yazar unutacak.”
Vaelis gözlerini kapattı.
İşte aradığı cevap buydu.
Rowan'ın doğmasını engellemek yalnızca Rowan'ı ortadan kaldırmayacaktı.
Aurelion'un Rowan'a ait bütün anılarını da yok edecekti.
Vaelis uzun süre hareketsiz kaldı.
Sonunda fısıldadı:
“Özür dilerim.”
Kitabın sayfasında yeni bir cümle belirdi.
“Seçim geri alınamaz.”
Vaelis kitabı kapattı.
“Biliyorum.”
Ertesi sabah şehirde garip bir sessizlik vardı.
Çocukların doğduğu günlerde çalınan çanlar çalmadı.
Ebeler saraya çağrılmadı.
Hiçbir haber gelmedi.
Aurelion pencerenin önünde bekliyordu.
Saatler geçti.
Sonra gökyüzündeki yıldız söndü.
Aurelion'un kalbi bir anda sıkıştı.
“Hayır…”
Vaelis odanın kapısında duruyordu.
Aurelion ona döndü.
“Ne yaptın?”
Vaelis cevap vermedi.
“Vaelis!”
“Bitti.”
Aurelion'un yüzü değişti.
“Ne bitti?”
“Rowan'ın yolu.”
Aurelion birkaç saniye boyunca onu anlamadı.
Sonra gözlerinin önünde görüntüler oluşmaya başladı.
Bir şehir.
Bir bebek.
Bir isim.
Sonra…
hiçlik.
Aurelion'un eli başına gitti.
“Ben…”
Bir an durdu.
“Birini bekliyordum.”
Vaelis'in gözleri doldu.
“Hayır.”
Aurelion ona baktı.
“Kimi?”
Vaelis cevap vermedi.
Aurelion birkaç saniye daha düşündü.
Sonra kaşlarını çattı.
“Adı…”
Cümlesi yarıda kaldı.
Kelimeyi bulamıyordu.
“Ne?”
Aurelion gözlerini kapattı.
“Bilmiyorum.”
Vaelis'in içinde bir şey koptu.
Çünkü biliyordu.
Aurelion artık Rowan'ın adını bile hatırlamıyordu.
Dünya değişmeye başladı.
Aurelion'un odasındaki resim kayboldu.
Arşivdeki kayıtlar silindi.
Taş merdivenler eski hâline döndü.
Siyah defterin sayfaları boşaldı.
Aurelion'un rüyaları sona erdi.
Ve en kötüsü…
Vaelis'in dışındaki herkes olanları unutmaya başladı.
Hizmetçiler hiçbir şey fark etmedi.
Askerler geçmişte hiçbir değişiklik olmamış gibi görevlerine devam etti.
Saray aynıydı.
Kral aynıydı.
Aurelion aynıydı.
Ama Vaelis…
aynı değildi.
Çünkü o hatırlıyordu.
Her şeyi.
Rowan'ı.
Diğer dünyayı.
Aurelion'un kollarında kaybolan Rowan'ı.
Kendisinin ona sarılışını.
Ve şimdi…
Aurelion'un onu hiç tanımamasını.
Vaelis aynanın karşısına geçti.
Kendi yansımasına baktı.
“Bunu sen istedin.”
Yansıması cevap vermedi.
“Onu geri göndermedin.”
Sessizlik.
“Şimdi onu da kaybettin.”
Vaelis gözlerini kapattı.
Fakat bir süre sonra başka bir şey fark etti.
Aurelion'un odasındaki kitaplıkta tek bir kitap hâlâ duruyordu.
İki Dünya Arasında.
Vaelis ona yaklaştı.
Kitabın kapağına dokundu.
İlk sayfa açıldı.
Ve Vaelis dondu.
Çünkü ilk satır yeniden yazılıyordu.
“Prens Aurelion, Vaelis'i odasına çağırdı.”
Vaelis'in gözleri büyüdü.
Hayır.
Bu sadece bir geri dönüş değildi.
Hikâye en başına dönüyordu.
Aurelion yatağından kalktı.
Yüzünde hiçbir anı yoktu.
Modern dünya yoktu.
Rowan yoktu.
Yeni dünya yoktu.
Siyah kapı yoktu.
Vaelis'in onu geri getirdiği döngü yoktu.
Hiçbir şey.
Aurelion masasına oturdu.
Bir süre düşündü.
Sonra kapının dışındaki askere seslendi:
“Vaelis'i çağırın.”
Vaelis koridorda dondu.
Bu cümleyi daha önce duymuştu.
Tam olarak aynı şekilde.
Aynı ses tonuyla.
Aynı odada.
Aynı hikâyenin başlangıcında.
Kapı açıldı.
Vaelis içeri girdi.
Aurelion ona baktı.
Onun için bu ilk karşılaşmaydı.
Vaelis için ise…
yirminci kezdi.
Aurelion sakin bir sesle konuştu:
“Vaelis.”
Vaelis başını eğdi.
“Majesteleri.”
“Yaklaş.”
Vaelis birkaç adım attı.
Aurelion onu dikkatle süzdü.
“Güney kanadındaki eski isyan artığını temizle.”
Vaelis'in gözleri bir anlığına kapandı.
Bu emri biliyordu.
Sonrasını da.
Rowan'ı da.
Aurelion'un acısını da.
Kendi yaptığı bütün seçimleri de.
Fakat Aurelion hiçbir şey bilmiyordu.
Vaelis başını eğdi.
“Emriniz olur.”
Aurelion'un yüzünde hiçbir şüphe yoktu.
“Çıkabilirsin.”
Vaelis kapıya yöneldi.
Tam çıkacakken durdu.
Arkasını dönüp Aurelion'a baktı.
Bir an için söylemek istedi:
“Sizi hatırlıyorum.”
Ama söylemedi.
Çünkü kitap rafların arasında sessizce kapanmıştı.
Vaelis dışarı çıktı.
Kapı arkasından kapandı.
Koridorda yalnız kaldığında gözlerini kapattı.
Ve ilk kez kendi kendine söyledi:
“Bu kez hikâyeyi ben biliyorum.”
Fakat bilmediği bir şey vardı.
Sarayın çok uzaklarında, kimsenin ulaşamadığı bir yerde…
küçük bir kâğıt parçası hâlâ duruyordu.
Üzerinde tek bir isim vardı.
ROWAN.
Mürekkep silinmemişti.
Çünkü Rowan doğmamış olabilirdi.
Ama hikâye…
onu henüz tamamen unutamamıştı.
Bölüm etkileşimi
