27. bölüm / 66
⟡ İ K İ D Ü N Y A A R A S I N D A ⟡27.bölüm
Bölümler 66Şu an: 27.bölüm
- 1 Bölüm 11.441 kelime
- 2 Bölüm 21.095 kelime
- 3 Bölüm 31.282 kelime
- 4 Bölüm 41.270 kelime
- 5 5.bolum Karanlığın içindeki gerçek.1.075 kelime
- 6 6.bölüm-Sınamanın Başlangıcı914 kelime
- 7 7.bolum Tahtın Gölgesinde1.023 kelime
- 8 8.Bölüm740 kelime
- 9 9.bölüm859 kelime
- 10 10.bölüm1.117 kelime
- 11 11.bölüm1.045 kelime
- 12 12.bölüm978 kelime
- 13 13.bolum1.083 kelime
- 14 14.bolüm865 kelime
- 15 15.bölüm834 kelime
- 16 16.bolum928 kelime
- 17 17.bölüm901 kelime
- 18 18.bolum1.000 kelime
- 19 19.bölüm1.008 kelime
- 20 20.bolum888 kelime
- 21 21.bölüm921 kelime
- 22 22.bölüm884 kelime
- 23 23.bolum1.008 kelime
- 24 24.bölüm746 kelime
- 25 25.bolum871 kelime
- 26 26.bölüm751 kelime
- 27 27.bölüm882 kelime · Okuduğun bölüm
- 28 28.bolum569 kelime
- 29 29.bolum875 kelime
- 30 30.bolum908 kelime
- 31 31.bolum1.107 kelime
- 32 32.bolum882 kelime
- 33 33.bolum861 kelime
- 34 KARAKTERLER
- 35 34.bolu.1.007 kelime
- 36 35.bolum589 kelime
- 37 36.bolum919 kelime
- 38 37.bolum694 kelime
- 39 38.bolum1.088 kelime
- 40 38.5319 kelime
- 41 38.6569 kelime
- 42 39.bolum1.124 kelime
- 43 40.bolum1.182 kelime
- 44 41.bolum1.088 kelime
- 45 42.bolum1.133 kelime
- 46 43.bolum1.044 kelime
- 47 44.bolum1.013 kelime
- 48 45.bolum923 kelime
- 49 46.bolum final.1.386 kelime
- 50 Yan hikaye 1.bolum869 kelime
- 51 Yan hikaye bölüm 2966 kelime
- 52 Yan hikaye bölüm 31.020 kelime
- 53 Yan hikaye bölüm 4946 kelime
- 54 Yan hikaye bölüm 5811 kelime
- 55 Yan hikaye bölüm 6755 kelime
- 56 Yan hikaye bölüm 7894 kelime
- 57 Yan hikaye bölüm 8866 kelime
- 58 Yan hikaye bölüm 8.5799 kelime
- 59 Yan hikaye 9.bolum1.138 kelime
- 60 Yan hikaye 10.bolum974 kelime
- 61 Yan hikaye bölüm 11701 kelime
- 62 Yan hikaye bölüm 12536 kelime
- 63 Yan hikaye bölüm 13822 kelime
- 64 Yan hikaye bölüm 14768 kelime
- 65 Özel bölüm888 kelime
- 66 Vaelis & Aurelion Özel sahneleri..
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yumuşak Kafes
Rowan son günlerde rüyasız uyanamıyordu.
Fakat gördüğü şeyler sıradan rüyalar değildi.
Her sabah gözlerini açtığında zihninin bir köşesinde aynı görüntüler kalıyordu; yüksek taş duvarları olan bir saray, tanımadığı hâlde içini sızlatan bir isim, karanlığın içinden ona bakan bir çift göz ve tarif edemediği, fakat her geçen gün daha da ağırlaşan bir his…
Birini kaybetmiş olmanın hissi.
Ama kimi kaybettiğini bilmiyordu.
Bazen uyandığında birkaç saniye boyunca odasının tavanına bakıyor, gördüğü görüntülerin gerçek mi yoksa rüya mı olduğunu anlamaya çalışıyordu. Sonra modern dünyanın sessizliği yavaş yavaş geri geliyor, duvarlar yeniden sıradanlaşıyor ve o görüntüler zihninin derinliklerine çekiliyordu.
Fakat artık tamamen kaybolmuyorlardı.
Aksine…
geri dönüyorlardı.
Bir sabah Rowan aynanın karşısında durdu.
Saçlarını düzeltmek için elini kaldırdı.
Yansıması da aynı hareketi yaptı.
Fakat—
yarım saniye geç.
Rowan’ın eli havada kaldı.
Yansıması ise hareketini yeni tamamlamıştı.
İkisi birkaç saniye boyunca birbirlerine baktılar.
Rowan’ın kaşları çatıldı.
“Yorgunum,” dedi kendi kendine.
Başını çevirdi.
Sonra tekrar aynaya baktı.
Her şey normaldi.
Yansıma da normaldi.
Ama Rowan’ın içinde küçük bir şüphe oluşmuştu.
Ve o şüphe, gün ilerledikçe büyümeye başladı.
Önce saat oldu.
Çalıştığı yerdeki duvar saati aynı dakikada takılı kalmıştı.
Rowan saati birkaç kez kontrol etti.
Akrep ve yelkovan ilerlemiyordu.
Sonra bir süre sonra birden hareket ediyor ve olması gereken zamanı gösteriyordu.
Bunu tesadüf sanabilirdi.
Ta ki aynı şey ikinci kez gerçekleşene kadar.
Daha sonra üçüncü kez.
Ardından insanlar…
Aynı konuşmalar.
Aynı cümleler.
Aynı hareketler.
Bir adamın telefonda söylediği cümleyi birkaç saat sonra başka bir yerde yeniden duyması bile Rowan’ın dikkatinden kaçmadı.
Sanki şehir yaşıyor gibi görünüyordu ama aslında aynı birkaç anı tekrar tekrar oynatıyordu.
En sonunda kitapçı vitrininde durdu.
Vitrinde günlerdir gördüğü aynı kitap yine açıktı.
Aynı sayfada.
Aynı cümlede.
Rowan kitabın kapağına baktı.
İçindeki huzursuzluk artık dayanılmaz hâle gelmişti.
“Bu mümkün değil…”
Fısıltısı yağmurun ve şehir gürültüsünün arasında kayboldu.
Fakat ardından zihninde bir görüntü belirdi.
Bir el.
Bir ses.
Bir söz.
Ve ardından başka bir anı.
Rowan’ın nefesi kesildi.
Birinin yanında olduğunu hissetti.
O kişiyi göremiyordu.
Ama hissediyordu.
Sanki yıllar önce kaybettiği birinin varlığı, hafızasının karanlık bir köşesinde yeniden uyanmıştı.
“Bu anılar bana ait değil.”
Bir süre sustu.
Sonra çok daha kısık bir sesle ekledi:
“Ya da…”
Gözlerini kapattı.
“Fazla ait.”
O anda Rowan bir şeyi fark etti.
Bu dünyada garip olan yalnızca tekrarlar değildi.
Dünya ona direnmiyordu.
Ne düşünse karşısına çıkıyordu.
Bir şeyi merak ettiğinde cevabı başka bir yerde beliriyordu.
Bir yeri görmek istediğinde yolu kendiliğinden açılıyordu.
Birini hatırlamak istediğinde o kişiye ait bir iz buluyordu.
Her şey fazla kolaydı.
Fazla kusursuzdu.
Ve gerçek hayat…
böyle değildi.
Rowan’ın kalbi hızlandı.
“Hayır…”
Bir binanın camında kendi yansımasını gördü.
Fakat bu kez camdaki gökyüzü dikkatini çekti.
Bulutların şekli doğal değildi.
Gökyüzü, uzaktan bakıldığında devasa bir sayfanın yüzeyine benziyordu.
İnce çizgiler…
Beyaz boşluklar…
Ve gökyüzünün üzerinde hareket eden karanlık şekiller.
Rowan geri çekildi.
Zihninin içinde bir cümle tamamlandı.
Tek bir kelime.
Kitap.
Rowan’ın yüzündeki ifade değişti.
“Bu dünya gerçek değil.”
Nefesi hızlandı.
“Bu…”
Devamını söylemek istemedi.
Çünkü cevabı biliyordu.
Bir oyun.
Kitap hâlâ onlarla oynuyordu.
Onlara acısız bir hayat vermişti.
Hatırlamadıkları bir geçmiş…
Sorgulamadıkları bir gelecek…
Ve gerçekmiş gibi hissettiren bir huzur.
Fakat bunun karşılığında onlardan tek bir şey istiyordu:
Burada kalmaları.
Rowan yumruklarını sıktı.
“Bizi kandırıyor…”
Sonra bir isim dudaklarından döküldü.
“Aurelion…”
O ismi söylediği anda dünya titredi.
Sokak lambaları aynı anda söndü.
Camlar dalgalandı.
Uzakta duyulan şehir sesleri bir anda kesildi.
Rowan’ın gözleri büyüdü.
Artık emindi.
Aurelion da buradaydı.
Hiç düşünmeden koşmaya başladı.
Fakat şehir ona izin vermiyordu.
Sokaklar uzuyordu.
Daha önce birkaç dakikada geçtiği mesafeler sonsuzmuş gibi büyüyordu.
Dönmesi gereken köşe uzaklaşıyor, binalar yer değiştiriyor, yollar birbirine bağlanıyordu.
Rowan hızını artırdı.
“Çekil yolumdan!”
Sesi boş sokaklarda yankılandı.
Bir köşeyi döndüğünde ise dünya bir anda normale döndü.
Ve onu gördü.
Aurelion.
Meydanın tam ortasında tek başına duruyordu.
Elinde defteri vardı.
Sayfalar rüzgâr olmamasına rağmen hızla çevriliyor, satırlar kendi kendine yazılıyor ve hemen ardından siliniyordu.
Aurelion başını kaldırdı.
Rowan’ı gördü.
Bir saniyeliğine ikisi de konuşmadı.
Sonra Aurelion’un gözleri değişti.
Onu tanımıştı.
Belki zihniyle değil…
Belki anılarıyla bile değil…
Ama kalbiyle.
“Rowan…”
Rowan ona doğru yürüdü.
“Beni dinle.”
Aurelion defteri yavaşça kapattı.
“Biliyorum.”
Rowan durdu.
“Ne?”
Aurelion gözlerini meydanın çevresindeki binalara çevirdi.
“Burası gerçek değil.”
Sesindeki sakinlik, yaşadığı gerçeği ne kadar uzun zamandır düşündüğünü gösteriyordu.
“Geç fark ettim.”
Defteri elinde sıkıca tuttu.
“Kitap bize bir hayat verdi.”
Bir an sustu.
“Hatırlamadan.”
Sonra Rowan’a baktı.
“Acısız.”
Rowan başını salladı.
“Ve karşılığında bizi burada tutuyor.”
İkisi de sustu.
Çünkü artık gerçeği biliyorlardı.
Bu dünya bir kurtuluş değildi.
Bir ödül değildi.
Bir ikinci şans da değildi.
Yumuşak bir kafesti.
Duvarları görünmüyordu.
Parmaklıkları yoktu.
İçeride acı bile yoktu.
Ama kapısı da yoktu.
Rowan Aurelion’a doğru bir adım daha attı.
Sonra elini uzattı.
Aurelion birkaç saniye o ele baktı.
Ardından elini onun eline bıraktı.
Rowan parmaklarını sıktı.
“Seni bu sefer kaybetmeyeceğim.”
Aurelion’un bakışları yumuşadı.
Rowan gözlerini gökyüzüne kaldırdı.
“Gerçek dünyaya çıkacağız.”
Tam o anda…
gökyüzü çatladı.
Meydandaki ışıklar söndü.
Binaların yüzeylerinde ince çizgiler belirdi.
Aurelion’un elindeki defter şiddetle titredi.
Sayfalar kendi kendine açıldı.
Ve sayfanın ortasında daha önce hiç görmedikleri bir cümle belirdi.
Bu kez kitap konuşmuyordu.
Öfkeleniyordu.
Rowan Aurelion’un elini daha sıkı tuttu.
İkisi de başlarını kaldırıp parçalanan gökyüzüne baktı.
Çünkü artık biliyorlardı:
Kitap onları unutmuş gibi davranabilirdi.
Onlara huzur verebilirdi.
Onlara sahte bir hayat sunabilirdi.
Ama onları bırakmaya…
hiçbir zaman niyeti yoktu.
Ve gökyüzündeki ilk çatlak, kitabın sabrının artık tükendiğini gösteriyordu.
Bazı kafeslerin kapısı görünmezdir; ta ki içindeki kişi özgürlüğü hatırlayana kadar.
Bölüm etkileşimi
