25. bölüm / 66
⟡ İ K İ D Ü N Y A A R A S I N D A ⟡25.bolum
Bölümler 66Şu an: 25.bolum
- 1 Bölüm 11.441 kelime
- 2 Bölüm 21.095 kelime
- 3 Bölüm 31.282 kelime
- 4 Bölüm 41.270 kelime
- 5 5.bolum Karanlığın içindeki gerçek.1.075 kelime
- 6 6.bölüm-Sınamanın Başlangıcı914 kelime
- 7 7.bolum Tahtın Gölgesinde1.023 kelime
- 8 8.Bölüm740 kelime
- 9 9.bölüm859 kelime
- 10 10.bölüm1.117 kelime
- 11 11.bölüm1.045 kelime
- 12 12.bölüm978 kelime
- 13 13.bolum1.083 kelime
- 14 14.bolüm865 kelime
- 15 15.bölüm834 kelime
- 16 16.bolum928 kelime
- 17 17.bölüm901 kelime
- 18 18.bolum1.000 kelime
- 19 19.bölüm1.008 kelime
- 20 20.bolum888 kelime
- 21 21.bölüm921 kelime
- 22 22.bölüm884 kelime
- 23 23.bolum1.008 kelime
- 24 24.bölüm746 kelime
- 25 25.bolum871 kelime · Okuduğun bölüm
- 26 26.bölüm751 kelime
- 27 27.bölüm882 kelime
- 28 28.bolum569 kelime
- 29 29.bolum875 kelime
- 30 30.bolum908 kelime
- 31 31.bolum1.107 kelime
- 32 32.bolum882 kelime
- 33 33.bolum861 kelime
- 34 KARAKTERLER
- 35 34.bolu.1.007 kelime
- 36 35.bolum589 kelime
- 37 36.bolum919 kelime
- 38 37.bolum694 kelime
- 39 38.bolum1.088 kelime
- 40 38.5319 kelime
- 41 38.6569 kelime
- 42 39.bolum1.124 kelime
- 43 40.bolum1.182 kelime
- 44 41.bolum1.088 kelime
- 45 42.bolum1.133 kelime
- 46 43.bolum1.044 kelime
- 47 44.bolum1.013 kelime
- 48 45.bolum923 kelime
- 49 46.bolum final.1.386 kelime
- 50 Yan hikaye 1.bolum869 kelime
- 51 Yan hikaye bölüm 2966 kelime
- 52 Yan hikaye bölüm 31.020 kelime
- 53 Yan hikaye bölüm 4946 kelime
- 54 Yan hikaye bölüm 5811 kelime
- 55 Yan hikaye bölüm 6755 kelime
- 56 Yan hikaye bölüm 7894 kelime
- 57 Yan hikaye bölüm 8866 kelime
- 58 Yan hikaye bölüm 8.5799 kelime
- 59 Yan hikaye 9.bolum1.138 kelime
- 60 Yan hikaye 10.bolum974 kelime
- 61 Yan hikaye bölüm 11701 kelime
- 62 Yan hikaye bölüm 12536 kelime
- 63 Yan hikaye bölüm 13822 kelime
- 64 Yan hikaye bölüm 14768 kelime
- 65 Özel bölüm888 kelime
- 66 Vaelis & Aurelion Özel sahneleri..
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yeniden
Yağmur hafif hafif yağıyordu.
Şehrin üzerine çöken akşamın gri sessizliği, sokak lambalarının altında ince bir perde gibi uzanıyor; ıslak asfalt, binaların sarı ışıklarını bulanık bir şekilde yansıtırken insanların telaşlı adımları yağmurun düzenli sesiyle birbirine karışıyordu.
Rowan işten çıkmıştı.
Günün bütün yorgunluğu omuzlarına çökmüş, kulaklarında hâlâ ofisteki konuşmaların, telefonların ve şehir gürültüsünün yankısı kalmıştı. Eve gitmek istiyordu. Her zamanki gibi aynı yolu kullanacak, aynı köşeden dönecek ve birkaç dakika sonra düşüncelerinden uzaklaşmaya çalışacaktı.
Fakat son haftalarda zihninin içinde açıklayamadığı bir boşluk vardı.
Ne zaman başladığını bilmiyordu.
Nedenini de.
Bazen sabah uyandığında, çok önemli bir şeyi hatırlaması gerektiğini hissediyordu. Bazen kalbinin içinde bir isim dolaşıyor, fakat o ismi zihninde tamamlayamıyordu.
Sanki birini unutmuştu.
Ama kimi?
Ne zaman?
Nerede?
Bilmiyordu.
Bu his, ne kadar üzerine düşünürse düşünsün ortadan kaybolmuyordu.
Aksine, gün geçtikçe daha tanıdık hâle geliyordu.
Rowan caddenin köşesine geldiğinde bir anda durdu.
Nedensizce.
Sanki görünmeyen bir şey onu bulunduğu yerde tutmuştu.
Başını kaldırdı.
Karşı kaldırımda biri duruyordu.
Uzun boyluydu.
Üzerinde koyu renkli, sade bir palto vardı. Yağmur damlaları saçlarının üzerine düşmüş, birkaç tutam alnına yapışmıştı. Bir elinde eski, kalın ciltli bir kitap taşıyordu.
Rowan’ın bakışları kitaba takıldı.
Kalbi bir anda hızlandı.
O kitap…
Nedense ona tanıdık gelmişti.
Fazlasıyla tanıdık.
Fakat bunun nedenini hatırlayamıyordu.
Karşıdaki adam da aynı anda başını kaldırdı.
Göz göze geldiler.
Bir saniye.
Sonra bir saniye daha.
Şehir hâlâ hareket ediyordu.
Arabalar geçiyor, insanlar yanlarından yürüyüp gidiyor, yağmur kaldırıma düşmeye devam ediyordu.
Ama Rowan için bütün bunlar bir anda uzaklaştı.
Sanki dünya sesini kısmıştı.
Göğsü aniden sıkıştı.
Kalbi hızlandı.
Fakat bu korku değildi.
Daha garip bir şeydi.
Karşısındaki yabancıya bakarken içinde açıklayamadığı bir acı yükselmişti.
Onu tanımıyordu.
En azından aklı ona bunu söylüyordu.
Ama kalbi…
Kalbi onu tanıyormuş gibiydi.
Adam da aynı şeyi hissediyor olmalıydı.
Çünkü kaşları hafifçe çatılmış, bakışları Rowan’ın yüzünde sabitlenmişti.
Aurelion…
İsmi buydu.
Rowan henüz bilmiyordu.
Fakat Aurelion’un içinde de aynı boşluk açılmıştı.
Boğazında anlaşılmaz bir düğüm oluşmuştu.
Sanki bir kelime dilinin ucunda duruyor, fakat hafızasının kapısının arkasında kalıyordu.
Bir isim.
Bir yüz.
Bir söz.
Bir veda…
Ama hiçbirini hatırlayamıyordu.
Aurelion farkında olmadan bir adım attı.
Rowan da aynı anda hareket etti.
İki yabancı…
Neden birbirlerine doğru yürüdüklerini bilmeden.
Aralarındaki mesafe birkaç adıma kadar indi.
Rowan durdu.
“Şey…”
Sesi, kendi kulağına bile yabancı geldi.
“Garip bir soru olacak ama…”
Cümlesinin devamını getiremedi.
Neden konuşuyordu?
Neden bu adamla konuşmak zorundaymış gibi hissediyordu?
Aurelion’un dudakları aralandı.
Ve sonunda ikisinin de zihninde dolaşan soruyu sordu.
“Tanışıyor muyuz?”
Rowan’ın kalbi daha da hızlandı.
Başını yavaşça salladı.
“Hayır,” dedi.
Sonra tereddüt etti.
“Yani…”
Bakışları Aurelion’un gözlerinde kaldı.
“Sanmıyorum.”
Fakat söylediği kelimeler, kendi cevabına bile inanmıyormuş gibiydi.
Sessizlik çöktü.
Yağmurun sesi aralarına doldu.
Aurelion’un bakışları Rowan’ın yüzünde gezindi. Sanki yüzündeki bir ayrıntıyı bulmaya çalışıyor, hafızasında bir kapıyı açacak küçük bir işaret arıyordu.
Sonra çok kısa bir an için bakışları Rowan’ın gözlerinde durdu.
Ve kalbinin neden bu kadar hızlı attığını anlayamadı.
“Komik,” dedi sonunda.
Sesindeki şaşkınlık gizlenmiyordu.
“Sanki…”
Bir an durdu.
“Seni uzun zamandır arıyormuşum gibi hissediyorum.”
Rowan’ın nefesi kesildi.
O cümle…
Nedense ona hiç yabancı gelmedi.
Sanki yıllar önce bir yerde duymuştu.
Sanki başka bir dünyada, başka bir zamanda, aynı his başka kelimelerle söylenmişti.
Bir söz.
Bir vaat.
Bir veda.
Ve sonra yeniden buluşma.
Rowan’ın gözleri hafifçe doldu.
Nedenini bilmiyordu.
“Ben de…”
Sesi fısıltıya dönüştü.
“Sanki seni kaybetmişim gibi.”
İkisi de sustu.
Çünkü o anda ikisinin de anlayamadığı bir şey gerçekleşmişti.
İlk kez karşılaşıyorlardı.
Fakat karşılaşmanın içinde ilk karşılaşmaya ait olmayan bir hüzün vardı.
Sanki birbirlerini tanımıyorlardı…
ama bir zamanlar birbirlerinden ayrılmışlardı.
Aurelion elindeki kitaba baktı.
Parmakları kapağın üzerinde istemsizce sıkılaştı.
“Bir yere yetişmem gerekiyor,” dedi.
Fakat sesinde gitmek isteyen birinin kararlılığı yoktu.
Daha çok, gitmesi gerektiğini kendisine hatırlatan birinin isteksizliği vardı.
Rowan başını salladı.
“Evet…”
O da aynı şekilde konuştu.
“Ben de.”
Fakat ikisi de hareket etmedi.
Birkaç saniye daha orada kaldılar.
Yağmur saçlarına ve kıyafetlerine düşmeye devam etti.
Sonunda Aurelion bir adım geri attı.
Bakışlarını Rowan’dan ayırmak istemiyormuş gibi birkaç saniye daha bekledi.
“Belki…”
Dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
“Tekrar karşılaşırız.”
Rowan da gülümsedi.
Bu gülümseme ona bile tanıdık geldi.
Nereden geldiğini bilmiyordu.
Fakat sanki çok uzun zaman önce başka bir yerde, başka bir hayatın içinde bu gülümsemeyi birine vermişti.
“Evet,” dedi.
“Bence…”
Bir an durdu.
“Bu kaçınılmaz.”
Aurelion sonunda arkasını döndü.
Rowan da kendi yoluna devam etti.
İki yabancı, aynı yağmurun altında birbirlerinden uzaklaşmaya başladı.
Birkaç adım sonra Rowan durdu.
Elini göğsüne götürdü.
Kalbi hâlâ hızlı atıyordu.
Neden?
Karşı kaldırımdaki adam kimdi?
Neden onu görünce içinde hem huzur hem de özlem oluşmuştu?
Neden sanki yıllardır beklediği birini yeniden görmüş gibi hissetmişti?
Cevap yoktu.
Yalnızca kalbinin derinliklerinde açıklayamadığı bir sıcaklık vardı.
Aurelion da sokağın diğer köşesine geldiğinde durdu.
Elindeki kitaba baktı.
Kapağını açmak istedi.
Fakat nedense vazgeçti.
Başını geriye çevirdi.
Rowan artık uzaktaydı.
Yine de Aurelion’un yüzünde hafif bir gülümseme belirdi.
Dudaklarında açıklayamadığı bir sıcaklık vardı.
Sanki bir şeyi hatırlamıyordu.
Ama bir şeyi biliyordu.
Onu yeniden görmek istiyordu.
İkisi de bilmiyordu.
Ne geçmişi hatırlıyorlardı…
ne sarayı…
ne kitabı…
ne de yok olan dünyayı.
Hatırladıkları tek şey, açıklayamadıkları bir histi.
Bir zamanlar bir dünya yok olurken birbirlerini bulmaya söz vermişlerdi.
Şimdi ise o söz, hafızalarının değil…
kalplerinin içinde yaşamaya devam ediyordu.
Yağmur yağmaya devam etti.
Şehir onları birbirinden uzaklaştırdı.
Fakat kader…
bu kez bir kitapta yazılı değildi.
Çünkü hikâye yeniden başlamıştı.
Ve bazı insanlar birbirlerini hatırlamasalar bile, kalpleri verdikleri sözü unutmazdı.
Bölüm etkileşimi
