16. bölüm / 66
⟡ İ K İ D Ü N Y A A R A S I N D A ⟡16.bolum
Bölümler 66Şu an: 16.bolum
- 1 Bölüm 11.441 kelime
- 2 Bölüm 21.095 kelime
- 3 Bölüm 31.282 kelime
- 4 Bölüm 41.270 kelime
- 5 5.bolum Karanlığın içindeki gerçek.1.075 kelime
- 6 6.bölüm-Sınamanın Başlangıcı914 kelime
- 7 7.bolum Tahtın Gölgesinde1.023 kelime
- 8 8.Bölüm740 kelime
- 9 9.bölüm859 kelime
- 10 10.bölüm1.117 kelime
- 11 11.bölüm1.045 kelime
- 12 12.bölüm978 kelime
- 13 13.bolum1.083 kelime
- 14 14.bolüm865 kelime
- 15 15.bölüm834 kelime
- 16 16.bolum928 kelime · Okuduğun bölüm
- 17 17.bölüm901 kelime
- 18 18.bolum1.000 kelime
- 19 19.bölüm1.008 kelime
- 20 20.bolum888 kelime
- 21 21.bölüm921 kelime
- 22 22.bölüm884 kelime
- 23 23.bolum1.008 kelime
- 24 24.bölüm746 kelime
- 25 25.bolum871 kelime
- 26 26.bölüm751 kelime
- 27 27.bölüm882 kelime
- 28 28.bolum569 kelime
- 29 29.bolum875 kelime
- 30 30.bolum908 kelime
- 31 31.bolum1.107 kelime
- 32 32.bolum882 kelime
- 33 33.bolum861 kelime
- 34 KARAKTERLER
- 35 34.bolu.1.007 kelime
- 36 35.bolum589 kelime
- 37 36.bolum919 kelime
- 38 37.bolum694 kelime
- 39 38.bolum1.088 kelime
- 40 38.5319 kelime
- 41 38.6569 kelime
- 42 39.bolum1.124 kelime
- 43 40.bolum1.182 kelime
- 44 41.bolum1.088 kelime
- 45 42.bolum1.133 kelime
- 46 43.bolum1.044 kelime
- 47 44.bolum1.013 kelime
- 48 45.bolum923 kelime
- 49 46.bolum final.1.386 kelime
- 50 Yan hikaye 1.bolum869 kelime
- 51 Yan hikaye bölüm 2966 kelime
- 52 Yan hikaye bölüm 31.020 kelime
- 53 Yan hikaye bölüm 4946 kelime
- 54 Yan hikaye bölüm 5811 kelime
- 55 Yan hikaye bölüm 6755 kelime
- 56 Yan hikaye bölüm 7894 kelime
- 57 Yan hikaye bölüm 8866 kelime
- 58 Yan hikaye bölüm 8.5799 kelime
- 59 Yan hikaye 9.bolum1.138 kelime
- 60 Yan hikaye 10.bolum974 kelime
- 61 Yan hikaye bölüm 11701 kelime
- 62 Yan hikaye bölüm 12536 kelime
- 63 Yan hikaye bölüm 13822 kelime
- 64 Yan hikaye bölüm 14768 kelime
- 65 Özel bölüm888 kelime
- 66 Vaelis & Aurelion Özel sahneleri..
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Tahtın Bedeli
Kitap ağırdı.
Rowan onu masanın üzerine bıraktığında çıkan tok ses, kütüphanenin sessizliğinde beklenenden daha uzun süre yankılandı. Sanki masaya yalnızca eski bir kitap değil, yıllardır kimsenin açmaya cesaret edemediği bir sır bırakılmıştı.
Rowan sandalyeye oturdu.
Fakat oturduğu anda içinde tuhaf bir his oluştu.
Sanki karşısındaki yalnızca bir kitap değildi.
Sanki kapağını açtığında bir hikâyeye değil, bir kadere dokunacaktı.
Aurelion masanın diğer tarafına geçti ve sessizce karşısına oturdu.
Her zamanki gibi dik duruyordu.
Fakat bu kez o soğukkanlı görünüşünün altında bir huzursuzluk vardı. Gözleri kitabın kapağından ayrılmıyor, sanki kitabın kendisini izlediğini hissediyordu.
Sessizlikte bile bir tehdit vardı.
Bilmediği bir şeyin eşiğinde duruyordu.
Rowan derin bir nefes aldı.
Sonra kapağı açtı.
İlk sayfa.
Ardından ikinci.
Sonra üçüncü.
Sayfalar çevrildikçe kütüphanenin geri kalanı onun için yavaş yavaş önemini kaybetmeye başladı.
Şehirden gelen sesler uzaklaştı.
Saatin ilerleyişi anlamını yitirdi.
Zaman kavramı sanki kitabın sayfalarının arasında eriyip gidiyordu.
Dakikalar mı geçmişti?
Saatler mi?
Rowan bilmiyordu.
Sadece okumaya devam ediyordu.
Her satırı dikkatle inceliyor, hiçbir cümleyi atlamıyor, en küçük sembolün bile üzerinde duruyordu. Bazı sayfaları iki kez, bazılarını üç kez okuyordu.
Çünkü artık biliyordu.
Bu kitabın içindeki herhangi bir ayrıntı, onların hayatını değiştirebilirdi.
Bir kelime.
Bir tarih.
Bir isim.
Bir sembol…
Her şey önemli olabilirdi.
Aurelion da zaman zaman ona sorular soruyor, fakat Rowan çoğuna kısa cevaplar veriyordu.
“Burada ne yazıyor?”
“Henüz bilmiyorum.”
“Bu sembol ne?”
“Biraz bekle.”
“Bunu daha önce gördün mü?”
“Hayır.”
Aslında Rowan'ın zihninde tek bir düşünce vardı:
Bir şey bulmalıyım.
Herhangi bir şey.
Sonra…
Parmağı bir anda sayfanın üzerinde durdu.
Rowan'ın nefesi kesildi.
Gözleri sayfanın ortasına kilitlendi.
Bir süre hareket etmedi.
Aurelion bunu fark etti.
“Rowan?”
Cevap gelmedi.
Rowan başını biraz daha eğdi.
Okudu.
Sonra tekrar okudu.
Bir kez daha.
Ve o anda anladı.
Bu kitap bir teori değildi.
Bir efsane hiç değildi.
Bunlar hayal ürünü bilgiler değildi.
Kitap…
Onun kaza geçirdiği gece gittiği evreni anlatıyordu.
Rowan'ın kalbi hızla çarpmaya başladı.
Sayfaları çevirdi.
Bir başka sayfa.
Sonra bir diğeri.
Her şey oradaydı.
Sarayın planları.
Koridorların yerleşimi.
Taht salonunun ölçüleri.
Kraliyet muhafızlarının kullandığı zırhların üzerindeki işaretler.
Vaelis'in rütbesi.
Görevleri.
Geçmişi.
Ve ardından…
Aurelion.
Prensin çocukluğu.
Eğitimi.
Saraydaki konumu.
Hatta bazı olayların gerçekleştiği tarihler bile yazılıydı.
Rowan'ın parmakları titremeye başladı.
Bu mümkün değil.
Bir sayfayı çevirdi.
Aynı saray.
Aynı insanlar.
Aynı dünya.
Kendi gözleriyle gördüğü her şey, sanki yıllar önce biri tarafından oturulup yazılmıştı.
Bu bir kurgu olamaz.
Çünkü Rowan o dünyayı okumamıştı.
O dünyayı yaşamıştı.
Koridorlarında yürümüştü.
Sarayın taşlarına dokunmuştu.
Aurelion'un yanında durmuştu.
Ve Vaelis'in bedeninde geçirdiği zaman boyunca o dünyanın acılarını kendi zihninde taşımıştı.
Peki bütün bunlar daha önce yazıldıysa…
Rowan'ın oraya gelişi neydi?
Bir tesadüf mü?
Yoksa kitabın çok önceden belirlediği bir olay mı?
Tam o sırada bir bölüm başlığı dikkatini çekti.
Kalın harflerle yazılmıştı:
“Tahtın Bedeli.”
Rowan'ın kalbi bir kez daha hızlandı.
Elini sayfanın kenarına götürdü.
Aurelion onun yüzündeki değişimi fark etmişti.
“Ne var?”
Rowan cevap vermedi.
Sayfayı çevirdi.
Ve okumaya başladı.
İlk satırlar gelecekte yaşanacak olaylardan bahsediyordu.
Henüz gerçekleşmemiş şeyler.
Henüz verilmemiş kararlar.
Henüz söylenmemiş sözler.
İsyan.
İhanet.
Taht mücadeleleri.
Sarayın içindeki bölünmeler.
Rowan okudukça yüzündeki ifade değişti.
Çünkü bunlar geçmiş değildi.
Bunlar gelecekti.
Henüz yaşanmamış gelecek.
Parmaklarının titrediğini fark etti.
Sayfanın ilerleyen bölümlerinde Aurelion'un adı tekrar tekrar geçiyordu.
Açıkça.
Hiçbir gizleme olmadan.
Prens Aurelion.
Rowan'ın gözleri satırların üzerinde ilerledi.
Bir olay.
Sonra başka bir olay.
Ardından saraydaki güç dengeleri.
Ve en sonunda…
Sayfanın alt kısmında tek bir cümle vardı.
Kısa.
Soğuk.
Kesin.
Rowan'ın gözleri o cümlede dondu.
“Prens Aurelion, kralın emriyle öldürülecektir.”
Her şey sustu.
Rowan bir anda hiçbir şey duyamaz oldu.
Kütüphanenin duvarları.
Raflar.
Masa.
Aurelion.
Hepsi bulanıklaştı.
Kulaklarında yalnızca uğultu vardı.
Kalbi göğsüne sertçe vuruyordu.
Hayır.
Bakışlarını cümleden ayıramadı.
Bu olamaz.
Fakat cümle oradaydı.
Değişmiyordu.
Silinmiyordu.
Ve en korkutucu tarafı…
Bu yalnızca bir tahmin değildi.
Kitap, bunu gelecek olarak yazmıştı.
Aurelion…
Kendi babası tarafından öldürülecekti.
Rowan yavaşça başını kaldırdı.
Aurelion hâlâ karşısındaydı.
Yaşıyordu.
Nefes alıyordu.
Hiçbir şeyden habersiz, Rowan'ın yüzüne bakıyordu.
“Bir şey mi buldun?”
Rowan'ın boğazı düğümlendi.
Bir an için gerçeği söylemek istedi.
Evet.
Senin ölümünü buldum.
Baban seni öldürecek.
Ve bunu kitap çoktan yazmış.
Fakat kelimeler dudaklarına ulaşmadı.
Rowan kitabı yavaşça kapattı.
“Henüz değil.”
Aurelion kaşlarını çattı.
“Emin misin?”
Rowan başını salladı.
“Evet.”
Yalandı.
Ama söyleyebileceği tek şey buydu.
Çünkü Rowan artık başka bir şeyi anlamıştı.
Bu dünyada bazı gerçekler, öğrenildikleri anda kaderi değiştirebilirdi.
Eğer Aurelion bunu öğrenirse davranışları değişecekti.
Davranışları değişirse olaylar değişecekti.
Olaylar değişirse…
Kitap ne yapardı?
Rowan bunu bilmiyordu.
Belki kader hızlanacaktı.
Belki kitap yeni bir yol yazacaktı.
Belki de Aurelion'un ölümünü engellemek için başka bir bedel isteyecekti.
Rowan kitabı kendisine doğru çekti.
Gözlerini kapattı.
Eğer bu yazıldıysa…
Parmakları kitabın kapağında sıkıca kenetlendi.
Değiştirilebilir.
İlk kez bu düşünce korkutucu gelmedi.
Aksine, içinde küçük bir umut doğurdu.
Fakat o umudun hemen arkasında başka bir düşünce vardı.
Her değişikliğin bir bedeli vardır.
Rowan gözlerini açtı.
Karşısında Aurelion duruyordu.
Henüz geleceğini bilmiyordu.
Henüz ölümünün kitabın bir satırına dönüştürüldüğünden habersizdi.
Ve Rowan o anda kendi gerçeğini de fark etti.
Bu dünyaya gelişi bir kaza değildi.
Kitap onu buraya getirmişti.
Geçişi.
Vaelis'in bedenine düşmesi.
Aurelion'la karşılaşması.
İkinci geçiş.
Hatta şu anda bu kitabın karşısında oturuyor olması bile…
Belki başından beri yazılmıştı.
Rowan'ın bakışları Aurelion'a kaydı.
Peki ya seni kurtarmak da yazıldıysa?
Bu düşünceyle birlikte içindeki umut yeniden ağırlaştı.
Çünkü cevabını henüz bilmiyordu.
Ama bir şeyi biliyordu:
Aurelion'un kaderi artık yalnızca Aurelion'un kaderi değildi.
Ve onu değiştirmeye çalıştığı anda, kendi kaderini de değiştirmiş olacaktı.
Belki de kitabın asıl istediği buydu.
İki insanı aynı sayfaya getirip onlara bir seçim yaptırmak.
Rowan kitabı yeniden açtı.
Bu kez korktuğu için değil.
Aurelion'un geleceğini değiştirmek için.
Ve sayfanın kenarında, henüz fark etmediği küçük bir cümle karanlığın içinde sessizce duruyordu:
“Kaderi değiştiren kişi, kendi sonunu da yeniden yazar.”
Bölüm etkileşimi
