30. bölüm / 66
⟡ İ K İ D Ü N Y A A R A S I N D A ⟡30.bolum
Bölümler 66Şu an: 30.bolum
- 1 Bölüm 11.441 kelime
- 2 Bölüm 21.095 kelime
- 3 Bölüm 31.282 kelime
- 4 Bölüm 41.270 kelime
- 5 5.bolum Karanlığın içindeki gerçek.1.075 kelime
- 6 6.bölüm-Sınamanın Başlangıcı914 kelime
- 7 7.bolum Tahtın Gölgesinde1.023 kelime
- 8 8.Bölüm740 kelime
- 9 9.bölüm859 kelime
- 10 10.bölüm1.117 kelime
- 11 11.bölüm1.045 kelime
- 12 12.bölüm978 kelime
- 13 13.bolum1.083 kelime
- 14 14.bolüm865 kelime
- 15 15.bölüm834 kelime
- 16 16.bolum928 kelime
- 17 17.bölüm901 kelime
- 18 18.bolum1.000 kelime
- 19 19.bölüm1.008 kelime
- 20 20.bolum888 kelime
- 21 21.bölüm921 kelime
- 22 22.bölüm884 kelime
- 23 23.bolum1.008 kelime
- 24 24.bölüm746 kelime
- 25 25.bolum871 kelime
- 26 26.bölüm751 kelime
- 27 27.bölüm882 kelime
- 28 28.bolum569 kelime
- 29 29.bolum875 kelime
- 30 30.bolum908 kelime · Okuduğun bölüm
- 31 31.bolum1.107 kelime
- 32 32.bolum882 kelime
- 33 33.bolum861 kelime
- 34 KARAKTERLER
- 35 34.bolu.1.007 kelime
- 36 35.bolum589 kelime
- 37 36.bolum919 kelime
- 38 37.bolum694 kelime
- 39 38.bolum1.088 kelime
- 40 38.5319 kelime
- 41 38.6569 kelime
- 42 39.bolum1.124 kelime
- 43 40.bolum1.182 kelime
- 44 41.bolum1.088 kelime
- 45 42.bolum1.133 kelime
- 46 43.bolum1.044 kelime
- 47 44.bolum1.013 kelime
- 48 45.bolum923 kelime
- 49 46.bolum final.1.386 kelime
- 50 Yan hikaye 1.bolum869 kelime
- 51 Yan hikaye bölüm 2966 kelime
- 52 Yan hikaye bölüm 31.020 kelime
- 53 Yan hikaye bölüm 4946 kelime
- 54 Yan hikaye bölüm 5811 kelime
- 55 Yan hikaye bölüm 6755 kelime
- 56 Yan hikaye bölüm 7894 kelime
- 57 Yan hikaye bölüm 8866 kelime
- 58 Yan hikaye bölüm 8.5799 kelime
- 59 Yan hikaye 9.bolum1.138 kelime
- 60 Yan hikaye 10.bolum974 kelime
- 61 Yan hikaye bölüm 11701 kelime
- 62 Yan hikaye bölüm 12536 kelime
- 63 Yan hikaye bölüm 13822 kelime
- 64 Yan hikaye bölüm 14768 kelime
- 65 Özel bölüm888 kelime
- 66 Vaelis & Aurelion Özel sahneleri..
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yazılmamış Sayfa
Gizli kapı, gölgenin taş duvara dokunmasıyla neredeyse sessizce açıldı.
Ne ağır bir mekanizma sesi duyuldu ne de eski taşların birbirine sürtünmesinden kaynaklanan o tanıdık gıcırtı…
Duvar yalnızca geriye doğru çekildi.
Sanki aslında hiçbir zaman orada olmamıştı.
Sanki zindanın taş duvarı değil, yalnızca kitabın çizdiği bir görüntüymüş ve şimdi hikâye başka bir sayfaya geçebilmek için o görüntüyü ortadan kaldırmıştı.
Rowan ilk adımı attığında içini garip bir ürperti kapladı.
Arkasında bıraktığı zindanın soğukluğu hâlâ teninde hissediliyordu, fakat önündeki yer tamamen farklıydı.
Burası bir koridor değildi.
Bir oda değildi.
Bir hapishane hiç değildi.
Burası bir ara yerdi.
Duvarlar yoktu.
Fakat boşluk da yoktu.
Ayaklarının altında herhangi bir zemin görünmüyordu ama Rowan yürüdüğünde adımlarının karşılığını hissedebiliyordu. Hava hafifçe titreşiyor, görünmeyen dalgalar etraflarında hareket ediyor ve söylenmemiş kelimeler bile sanki boşluğun içinde yankılanıyordu.
Bir düşünce ortaya çıktığında, o düşüncenin yankısı birkaç saniye sonra çevrelerinde dolaşıyor gibiydi.
Aurelion yavaşça başını kaldırdı.
Gözleri boşluğun derinliklerinde gezindi.
“Burası…”
Bir süre konuşamadı.
Sonunda fısıldadı:
“Yazılmamış bir bölüm.”
Gölge durdu.
İlk kez tamamen onlara döndü.
Zindanın loşluğunda yalnızca bir siluet gibi görünen yüzü şimdi daha belirgindi. Genç görünüyordu, fakat gözlerinde genç bir insana ait olmayan bir ağırlık vardı. Sanki uzun yıllardır bu dünyanın içinde dolaşıyor, kitabın açtığı ve kapattığı yolları izliyordu.
“Evet.”
Sesi sakindi.
“Burası kitabın henüz karar vermediği yer.”
Rowan kaşlarını çattı.
“Henüz karar vermediği?”
“Bazı bölümler yazılır.”
Gölge boşluğun içine baktı.
“Bazıları değiştirilir.”
Sonra Rowan’a döndü.
“Bazılarıysa henüz yazılmaz.”
Rowan çevresine baktı.
“Yani…”
Bir an durdu.
“Burası güvenli mi?”
Gölge acı bir tebessümle başını salladı.
“Hayır.”
Rowan’ın yüzü gerildi.
Fakat gölge devam etti:
“Fakat en azından burada…”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Özgür iradeniz var.”
Bu söz Rowan’ın dikkatini çekti.
Çünkü uzun zamandır ilk kez birinin ona, kaderin dışında kalan bir yerden bahsettiğini duyuyordu.
Kitabın yazdığı yolların dışında…
Kitabın henüz karar vermediği bir boşluk.
Belki de ilk kez gerçekten kendi kararlarını verebilecekleri bir yer.
Tam o anda Rowan’ın başında keskin bir zonklama başladı.
Elini şakağına götürdü.
Gözlerinin önündeki boşluk bir anda değişti.
Bir masa.
Eski bir oda.
Açık bir defter.
Ve defterin üzerinde tek bir isim.
AURELION.
Görüntü bir saniye bile sürmeden kayboldu.
Rowan sendeledi.
Aurelion hemen ona doğru uzandı ve onu dengede tuttu.
“Rowan?”
Rowan birkaç saniye gözlerini kapattı.
“Ne gördün?”
Rowan nefesini toparlamaya çalıştı.
Sonra Aurelion’a baktı.
“Bu dünya…”
Sesi kısıktı.
“Seni tanıyor.”
Aurelion’un yüzü değişti.
Rowan devam etti:
“Ama…”
Bir an tereddüt etti.
“Seni yanlış tanıyor.”
Gölge derin bir nefes aldı.
Sanki bu cümleyi uzun zamandır bekliyormuş gibi başını eğdi.
“Çünkü bu kitap…”
Sesindeki sakinlik kaybolmuştu.
“Bir hikâye değil.”
Boşluk ağırlaştı.
Sanki etraflarındaki görünmez dünya bile söylediklerini dinliyordu.
Gölge devam etti:
“Bu kitap bir hikâye anlatmak için yazılmadı.”
Aurelion’un bakışları ona çevrildi.
“Öyleyse neden?”
Gölgenin cevabı kısa oldu.
“Kaçış için.”
Aurelion’un yüzü soldu.
“Kaçış…”
Kelimeyi tekrarladı.
“Kimden?”
Gölge doğrudan Aurelion’a baktı.
“Senden.”
O anda boşluk çatladı.
Gerçek anlamda bir taş ya da cam kırılmadı.
Fakat çevrelerindeki görünmez alan bir anda yarıldı.
Çatlakların arasından karanlık yayıldı.
Ve uzaklardan bir ses yükseldi.
Tanıdık.
Soğuk.
Buyurgan.
Bir insanın sesi gibi değildi.
Daha çok kitabın bütün sayfalarından aynı anda konuşan bir iradenin yankısıydı.
“Yazar, sayfalarına geri dön.”
Aurelion’un yüzü bir anda gerildi.
Dizlerinin üzerine çöktü.
Ellerini başına götürdü.
“Hayır…”
Sesi titriyordu.
“Ben…”
Gözlerini kapattı.
“Ben bunu yazmadım…”
Rowan hemen yanına çöktü.
Omuzlarını tuttu.
“Aurelion.”
Aurelion başını kaldırdı.
Gözlerinde korku vardı.
Rowan onun bakışlarını yakaladı.
“Beni dinle.”
Aurelion nefesini tuttu.
“Sen yazmadın.”
Rowan’ın sesi kararlıydı.
“Ama kitap seni yeniden yazmaya çalışıyor.”
Bu sözlerin ardından uzaklardan gelen ses tekrar yankılandı.
“Yazar, sayfalarına geri dön.”
Aurelion gözlerini kapattı.
Rowan onu bırakmadı.
Gölge hızla konuşmaya başladı.
“Zamanımız yok.”
Bakışları boşluğun çatlaklarına çevrildi.
“Kitap seni geri almak istiyor, Aurelion.”
Aurelion başını kaldırdı.
“Neden?”
Gölge cevap vermeden önce bir an durdu.
“Çünkü sen hatırlarsan…”
Boşluk yeniden sarsıldı.
Çatlaklar genişledi.
Gölgenin sesi ağırlaştı.
“Bu dünya çöker.”
Rowan ayağa kalktı.
“Peki çözüm ne?”
Gölge bu kez hiç tereddüt etmeden Rowan’a baktı.
“Çözüm sensin.”
Rowan dondu.
“Ben mi?”
“Evet.”
Gölgenin gözlerinde ilk kez gerçek bir ciddiyet vardı.
“Çünkü kitap seni gözlemci yaptı.”
Rowan sessiz kaldı.
“Ve bir gözlemci…”
Gölge cümlesini tamamladı.
“Hikâyeyi bitirebilir.”
Aurelion yavaşça Rowan’a döndü.
Gözlerinde korku vardı.
Fakat korkusundan daha güçlü olan başka bir şey vardı.
Bağ.
“Eğer bu dünya çökerse…”
Sesi neredeyse fısıltıydı.
“Birbirimizi unutur muyuz?”
Rowan’ın kalbi sıkıştı.
Çünkü bu soru daha önce de karşılarına çıkmıştı.
Unutmak.
Kaybetmek.
Yeniden bulmak.
Aynı döngü…
Farklı dünyalar…
Rowan Aurelion’un elini tuttu.
“Bunu daha önce de yaşadık.”
Aurelion gözlerini ondan ayırmadı.
Rowan devam etti:
“Ve yine bulduk birbirimizi.”
Bu sözle birlikte boşluk daha da şiddetli şekilde çatlamaya başladı.
Sayfalar havada belirdi.
Bazıları eski kitaplardan kopmuş gibiydi.
Bazılarıysa henüz yazılmamış boş sayfalardı.
Kelimeler sayfalardan kopuyor, birkaç saniye havada duruyor ve ardından hiçliğin içinde kayboluyordu.
Gölge geriye doğru bir adım attı.
Sonra karanlıkta beliren bir kapıyı gösterdi.
“Seçim zamanı.”
Rowan ve Aurelion aynı anda kapıya baktılar.
“Ya kitabın seni geri almasına izin vereceksiniz…”
Gölgenin sesi boşlukta yankılandı.
“Ya da…”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Bu hikâyeyi kendiniz yazacaksınız.”
Rowan Aurelion’un elini daha sıkı tuttu.
Aurelion da karşılık verdi.
İkisi birbirlerinin gözlerine baktı.
Artık kitabın onlara sunduğu yolların hiçbirinin gerçek bir özgürlük olmadığını biliyorlardı.
Kitap onların yerine karar vermek istiyordu.
Onlara bir son vermek istiyordu.
Fakat bu kez önlerinde başka bir ihtimal vardı.
Kendi sonlarını yazmak.
Aurelion yavaşça başını salladı.
Rowan da aynı şekilde karşılık verdi.
Bu sefer kaçış yoktu.
Bu sefer saklanacak başka bir sayfa yoktu.
Bu sefer kitabın yazdığı kaderi takip etmek yerine, ellerine kalemi alıp kendi hikâyelerine dokunmaları gerekiyordu.
Ve ikisi aynı anda anladı:
Bazı hikâyelerde özgürlük, sonu bulmak değildir; sonu kimin yazacağına karar vermektir.
Bölüm etkileşimi
