10. bölüm / 66
⟡ İ K İ D Ü N Y A A R A S I N D A ⟡10.bölüm
Bölümler 66Şu an: 10.bölüm
- 1 Bölüm 11.441 kelime
- 2 Bölüm 21.095 kelime
- 3 Bölüm 31.282 kelime
- 4 Bölüm 41.270 kelime
- 5 5.bolum Karanlığın içindeki gerçek.1.075 kelime
- 6 6.bölüm-Sınamanın Başlangıcı914 kelime
- 7 7.bolum Tahtın Gölgesinde1.023 kelime
- 8 8.Bölüm740 kelime
- 9 9.bölüm859 kelime
- 10 10.bölüm1.117 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 11.bölüm1.045 kelime
- 12 12.bölüm978 kelime
- 13 13.bolum1.083 kelime
- 14 14.bolüm865 kelime
- 15 15.bölüm834 kelime
- 16 16.bolum928 kelime
- 17 17.bölüm901 kelime
- 18 18.bolum1.000 kelime
- 19 19.bölüm1.008 kelime
- 20 20.bolum888 kelime
- 21 21.bölüm921 kelime
- 22 22.bölüm884 kelime
- 23 23.bolum1.008 kelime
- 24 24.bölüm746 kelime
- 25 25.bolum871 kelime
- 26 26.bölüm751 kelime
- 27 27.bölüm882 kelime
- 28 28.bolum569 kelime
- 29 29.bolum875 kelime
- 30 30.bolum908 kelime
- 31 31.bolum1.107 kelime
- 32 32.bolum882 kelime
- 33 33.bolum861 kelime
- 34 KARAKTERLER
- 35 34.bolu.1.007 kelime
- 36 35.bolum589 kelime
- 37 36.bolum919 kelime
- 38 37.bolum694 kelime
- 39 38.bolum1.088 kelime
- 40 38.5319 kelime
- 41 38.6569 kelime
- 42 39.bolum1.124 kelime
- 43 40.bolum1.182 kelime
- 44 41.bolum1.088 kelime
- 45 42.bolum1.133 kelime
- 46 43.bolum1.044 kelime
- 47 44.bolum1.013 kelime
- 48 45.bolum923 kelime
- 49 46.bolum final.1.386 kelime
- 50 Yan hikaye 1.bolum869 kelime
- 51 Yan hikaye bölüm 2966 kelime
- 52 Yan hikaye bölüm 31.020 kelime
- 53 Yan hikaye bölüm 4946 kelime
- 54 Yan hikaye bölüm 5811 kelime
- 55 Yan hikaye bölüm 6755 kelime
- 56 Yan hikaye bölüm 7894 kelime
- 57 Yan hikaye bölüm 8866 kelime
- 58 Yan hikaye bölüm 8.5799 kelime
- 59 Yan hikaye 9.bolum1.138 kelime
- 60 Yan hikaye 10.bolum974 kelime
- 61 Yan hikaye bölüm 11701 kelime
- 62 Yan hikaye bölüm 12536 kelime
- 63 Yan hikaye bölüm 13822 kelime
- 64 Yan hikaye bölüm 14768 kelime
- 65 Özel bölüm888 kelime
- 66 Vaelis & Aurelion Özel sahneleri..
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gece ilerledikçe sarayın içindeki bütün sesler birer birer kaybolmuş, gündüzleri insanlarla dolup taşan uzun koridorlar bile ağır bir sessizliğin içine gömülmüştü. Uzaklarda yalnızca nöbet değiştiren askerlerin belli belirsiz ayak sesleri duyuluyor, ardından o sesler de taş duvarların arasında kaybolarak yerini gecenin derin sessizliğine bırakıyordu.
Vaelis ise hâlâ odadaydı.
Odanın köşesindeki ağır ahşap sandalyeye oturmuş, sırtını duvara yaslamadan sessizce bekliyordu. Üzerinde zırhı yoktu; yalnızca koyu renkli kıyafetleriyle oturması bile onun için başlı başına bir riskti. Çünkü Vaelis için zırh yalnızca bir savaş aracı değildi. Aynı zamanda yıllardır taşıdığı kimliğin, görevlerinin ve insanların ondan beklediği acımasızlığın bir parçasıydı.
Şimdi ise onu çıkarmıştı.
Ve ilk kez, kendisini koruyan o sert kabuğun dışında oturuyordu.
Mumların titrek ışığı yatağın üzerine düşüyor, Aurelion’un sırtındaki bandajları aydınlatırken kumaşın üzerinde kalan koyu lekeleri duvara belirsiz gölgeler hâlinde yansıtıyordu. Vaelis zaman zaman prensin nefesini kontrol ediyor, sonra tekrar sessizliğe gömülüyordu.
Ne kadar zaman geçtiğini bilmiyordu.
Ta ki yataktan gelen hafif bir hareketi duyana kadar.
Aurelion gözlerini yavaşça açtı.
Bakışları önce tavanda gezindi, ardından odanın karanlık köşesine yöneldi.
Vaelis’in hâlâ orada olduğunu gördüğünde dudaklarının kenarı hafifçe kıpırdadı.
“Gitmediğini biliyordum,” dedi kısık bir sesle.
Vaelis başını kaldırdı.
“Uyumadınız.”
Aurelion bakışlarını tavana çevirdi.
“Uyuyamam.”
Bir an sustu.
“Bazı geceler…” dedi daha düşük bir sesle, “insanın uyumasına izin vermez.”
Vaelis bu sözün ne anlama geldiğini sormadı.
Çünkü bazı cümlelerin ardından soru sormak, cevaptan daha ağır olabilirdi.
Odanın içine yeniden sessizlik çöktü.
Fakat bu kez önceki sessizliklerden farklıydı.
Artık iki insanın birbirinden saklanmaya çalıştığı bir sessizlik değildi.
Daha çok, söylenmesi gereken fakat doğru kelimeleri bekleyen bir şeyin sessizliğiydi.
Aurelion derin bir nefes almaya çalıştı. Ancak nefesi derinleştikçe acı bedenine yayıldı ve yüzündeki ifade istemsizce gerildi. Buna rağmen herhangi bir şikâyette bulunmadı; yalnızca birkaç saniye bekleyerek nefesini yeniden düzene soktu.
Sonra gözlerini Vaelis’e çevirdi.
“Sana bir şey soracağım.”
Vaelis’in bakışları tamamen ona yöneldi.
Aurelion’un yüzünde alışılmış o soğuk prens ifadesi yoktu artık. Yerine, cevabını gerçekten bilmek isteyen ve aynı zamanda duyacağı cevaptan korkan birinin dikkatli ifadesi yerleşmişti.
“Ve eğer yalan söylersen…” dedi.
Bakışları keskinleşti.
“…bunu hissederim.”
Vaelis cevap vermedi.
Sadece dinledi.
“Hatırlıyor musun?” diye sordu Aurelion.
Kısa bir sessizlikten sonra ekledi:
“İsyanın son gecesini.”
Rowan’ın zihni bir anda gerildi.
Hayır.
Bu kelime zihninde yankılandı.
Hatırlamıyorum.
Ama bunu söyleyemezdi.
Çünkü karşısındaki kişi Vaelis’in geçmişini soruyordu ve Rowan, o geçmişin içinde kendisine ait olmayan anıların gölgesinde yürüyordu.
“Parçalar,” dedi Vaelis sonunda.
Sesi sakindi.
“Tamamı değil.”
Aurelion dudaklarını hafifçe sıktı.
“Yeterince.”
Bakışlarını bir süre mum alevine çevirdi.
“Zaten kimse tamamını hatırlamaz.”
Mum ışığı yüzünün yalnızca bir tarafını aydınlatıyordu. Diğer tarafı karanlığın içinde kalmıştı; sanki yüzünde bile geçmişle bugün arasında görünmez bir sınır vardı.
Aurelion konuşmaya devam etti.
“O isyan…”
Sesi yavaşladı.
“Tahta karşı değildi.”
Vaelis kıpırdamadı.
Aurelion’un gözleri yeniden ona döndü.
“Bana karşıydı.”
Bu söz odada ağır bir şekilde yankılandı.
“Babam adına yönetmemi istemeyen soylular vardı. Onlara göre fazla gençtim, fazla tecrübesizdim ve tahtın yükünü taşıyacak kadar güçlü değildim.”
Bir an durdu.
“Benim zayıf olduğumu düşünüyorlardı.”
Vaelis’in parmakları yavaşça sıkıldı.
Aurelion bunu fark etmiş olsa da üzerinde durmadı.
“Babam,” dedi, sesi giderek sertleşerek, “onları susturmak istedi.”
Bakışlarında eski bir anının gölgesi belirdi.
“Ama bunu açıkça yapamazdı. Çünkü bir prensin etrafındaki bütün soyluları ortadan kaldırmak, tahtın kendi düzenini bile sarsabilirdi.”
Kısa bir sessizlik daha oldu.
“Bu yüzden seni seçti.”
Vaelis’in yüzündeki ifade değişmedi.
Fakat Rowan’ın zihninde parçalar birbiri ardına yerine oturmaya başladı.
Vaelis…
Kralın sadık askeri değildi yalnızca.
Tahtın görünmeyen eli olmuştu.
Tahtın gerektiğinde ortaya çıkardığı silah.
Aurelion konuşmaya devam etti.
“Emir açık değildi.”
Gözlerini Vaelis’ten ayırmadı.
“Babam sana yalnızca ‘bitir’ dedi.”
Vaelis’in nefesi ağırlaştı.
“Ve sen…”
Aurelion’un sesi artık neredeyse fısıltıya dönüşmüştü.
“…bitirdin.”
Bu kez sesinde suçlama yoktu.
Öfke bile yoktu.
Sadece yıllardır içinde taşıdığı bir gerçeğin ağırlığı vardı.
“Ben oradaydım,” dedi Aurelion.
Vaelis’in gözleri ilk kez dikkatle ona yöneldi.
“Gizlice. Görmemi istemediler.”
Aurelion bir an gözlerini kapattı.
“Ama gördüm.”
Nefesi hafifçe titredi.
“Bir çocuk vardı.”
Odanın içindeki hava sanki bir anda ağırlaştı.
“On altı yaşındaydı.”
Aurelion’un bakışları uzaklara kaydı.
“Kılıcı bile doğru tutamıyordu.”
Vaelis’in göğsünde açıklayamadığı bir ağırlık oluştu.
Hiçbir görüntü zihnine gelmedi.
Ama bedeni hatırlıyordu.
Omuzlarında beliren eski gerginlik, parmaklarının istemsizce kasılması ve nefesinin kısa bir anlığına değişmesi, geçmişin zihinden önce bedende saklandığını gösteriyordu.
Aurelion ona baktı.
“Onu sen öldürmedin.”
Vaelis başını kaldırdı.
“Ama sen dur demedin.”
Cümle odanın ortasına bırakılmış ağır bir taş gibi düştü.
Vaelis cevap veremedi.
Çünkü bazen insanı en çok yaralayan suçlama, yaptığı bir şeyle değil, yapmadığı bir şeyle ilgili olurdu.
Aurelion devam etti.
“İsyan bittiğinde herkes seni kahraman ilan etti.”
Dudaklarında acı bir gülümseme belirdi.
“İnsanlar senin adına hikâyeler anlattı. Tahtı kurtardığını, isyanı bastırdığını ve kralın düşmanlarını susturduğunu söylediler.”
Bakışları yeniden Vaelis’e döndü.
“Ben ise seni ne zaman görsem…”
Sesi kısıldı.
“…o çocuğu gördüm.”
Vaelis başını hafifçe eğdi.
“İşte bu yüzden senden nefret ettim.”
Vaelis yavaşça ayağa kalktı.
Sandalyeden ayrılırken hiçbir acele göstermedi. Aurelion’a birkaç adım yaklaştı, fakat onun sınırını aşmadan durdu.
“Beni test ettin,” dedi.
Aurelion cevap vermedi.
“Çünkü aynı şeyi tekrar yapıp yapmayacağımı bilmek istedin.”
Aurelion’un yüzünde acı bir gülümseme oluştu.
“Evet.”
Sonra bakışlarını yere indirdi.
“Ve korktum.”
Vaelis’in ifadesi değişti.
Aurelion’un ağzından çıkan bu kelime, taşıdığı bütün unvanlardan daha ağırdı.
“Korktum,” diye tekrarladı prens.
“Çünkü eğer yine aynı şeyi yaparsan…”
Nefesi titredi.
“…bu tahtın başına geçtiğimde seni durduramayacağımı biliyordum.”
Vaelis uzun süre sessiz kaldı.
Sonra başını eğdi.
“Ben o adam değilim.”
Sesi çok alçaktı.
Bir an durdu.
“Ya da…”
Bakışlarını Aurelion’a kaldırdı.
“…artık değilim.”
Aurelion onu uzun süre inceledi.
Bu kez bakışlarında yalnızca şüphe yoktu.
Bir insanı yeniden tanımaya çalışan birinin dikkatli bakışı vardı.
“Bunu bilmiyorum,” dedi sonunda.
“Ama bu gece…”
Gözleri Vaelis’in üzerinde sabitlendi.
“…o çocuğu tekrar öldürmedin.”
Sessizlik çöktü.
Fakat bu sessizlik, gecenin başındaki sessizlik değildi.
Bu kez aralarında söylenmemiş bir gerçek vardı.
İki düşman arasında değildi artık.
İki insanın aynı sırrın ağırlığını taşıdığı bir sessizlikti.
Aurelion başını hafifçe çevirdi.
“Bu gerçeği kimse bilmemeli.”
Vaelis cevap vermeden onu dinledi.
“Babam öğrenirse…”
“Öğrenmeyecek.”
Vaelis’in sesi hiç tereddüt taşımıyordu.
Bu bir teselli değildi.
Bir söz de değildi.
Daha çok, kendi içinde çoktan verilmiş bir yemin gibiydi.
Aurelion gözlerini kapattı.
Bir süre sonra yeniden açtığında bakışları karanlıktı, fakat önceki gibi boş değildi.
“Eğer bir gün gerçekten değiştiğini kanıtlarsan…”
Vaelis sessizce bekledi.
Aurelion’un dudaklarından çıkan sonraki söz, ikisinin de beklemediği kadar ağırdı.
“Sana sadece nefret etmeyeceğim.”
Vaelis dondu.
“Peki ne yapacaksınız?”
Aurelion gözlerini ona çevirdi.
“Beni bu tahtta tutan tek kişi sen olacaksın.”
Kısa bir sessizlik.
“Ya da…”
Bakışları daha da derinleşti.
“…beni yıkan.”
Vaelis cevap vermedi.
Çünkü bu söz bir tehdit değildi.
Bir emir hiç değildi.
Bu, iki insanın birbirine bağladığı tehlikeli bir kader çizgisiydi.
Aurelion’un tahtı ile Vaelis’in geçmişi artık aynı noktada birleşmişti.
Ve ikisi de henüz bunun ne kadar büyük bir bedel doğuracağını bilmiyordu.
Ama o gece bir şey değişmişti.
Vaelis artık yalnızca kralın silahı değildi.
Aurelion ise yalnızca korunması gereken bir prens değildi.
İkisinin arasında, sarayın bütün duvarlarından daha tehlikeli bir sır doğmuştu.
Bölüm etkileşimi
