52. bölüm / 66
⟡ İ K İ D Ü N Y A A R A S I N D A ⟡Yan hikaye bölüm 3
Bölümler 66Şu an: Yan hikaye bölüm 3
- 1 Bölüm 11.441 kelime
- 2 Bölüm 21.095 kelime
- 3 Bölüm 31.282 kelime
- 4 Bölüm 41.270 kelime
- 5 5.bolum Karanlığın içindeki gerçek.1.075 kelime
- 6 6.bölüm-Sınamanın Başlangıcı914 kelime
- 7 7.bolum Tahtın Gölgesinde1.023 kelime
- 8 8.Bölüm740 kelime
- 9 9.bölüm859 kelime
- 10 10.bölüm1.117 kelime
- 11 11.bölüm1.045 kelime
- 12 12.bölüm978 kelime
- 13 13.bolum1.083 kelime
- 14 14.bolüm865 kelime
- 15 15.bölüm834 kelime
- 16 16.bolum928 kelime
- 17 17.bölüm901 kelime
- 18 18.bolum1.000 kelime
- 19 19.bölüm1.008 kelime
- 20 20.bolum888 kelime
- 21 21.bölüm921 kelime
- 22 22.bölüm884 kelime
- 23 23.bolum1.008 kelime
- 24 24.bölüm746 kelime
- 25 25.bolum871 kelime
- 26 26.bölüm751 kelime
- 27 27.bölüm882 kelime
- 28 28.bolum569 kelime
- 29 29.bolum875 kelime
- 30 30.bolum908 kelime
- 31 31.bolum1.107 kelime
- 32 32.bolum882 kelime
- 33 33.bolum861 kelime
- 34 KARAKTERLER
- 35 34.bolu.1.007 kelime
- 36 35.bolum589 kelime
- 37 36.bolum919 kelime
- 38 37.bolum694 kelime
- 39 38.bolum1.088 kelime
- 40 38.5319 kelime
- 41 38.6569 kelime
- 42 39.bolum1.124 kelime
- 43 40.bolum1.182 kelime
- 44 41.bolum1.088 kelime
- 45 42.bolum1.133 kelime
- 46 43.bolum1.044 kelime
- 47 44.bolum1.013 kelime
- 48 45.bolum923 kelime
- 49 46.bolum final.1.386 kelime
- 50 Yan hikaye 1.bolum869 kelime
- 51 Yan hikaye bölüm 2966 kelime
- 52 Yan hikaye bölüm 31.020 kelime · Okuduğun bölüm
- 53 Yan hikaye bölüm 4946 kelime
- 54 Yan hikaye bölüm 5811 kelime
- 55 Yan hikaye bölüm 6755 kelime
- 56 Yan hikaye bölüm 7894 kelime
- 57 Yan hikaye bölüm 8866 kelime
- 58 Yan hikaye bölüm 8.5799 kelime
- 59 Yan hikaye 9.bolum1.138 kelime
- 60 Yan hikaye 10.bolum974 kelime
- 61 Yan hikaye bölüm 11701 kelime
- 62 Yan hikaye bölüm 12536 kelime
- 63 Yan hikaye bölüm 13822 kelime
- 64 Yan hikaye bölüm 14768 kelime
- 65 Özel bölüm888 kelime
- 66 Vaelis & Aurelion Özel sahneleri..
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yan Hikâye — Bölüm 3
Geleceğin İlk Kapısı
Sabahın ilk ışıkları şehrin üzerine yayıldığında Rowan uzun süre uyuyamadı.
Dün gece gördükleri hâlâ zihnindeydi.
VAELİS.
Ve onun altında yazan o cümle:
“Beni arıyorsanız, geçmişe bakmayın. Geleceğe bakın.”
Rowan yatağın kenarında otururken odanın sessizliğini dinledi.
Bu dünya gerçekten sessizdi.
Ne uzaktan gelen araba sesleri vardı ne insanların konuşmaları ne de rüzgârın ağaçların arasından geçerken çıkardığı ses.
Sanki şehir, onların uyanmasını bekliyordu.
Aurelion da uyanıktı.
Pencerenin önünde durmuş, dışarı bakıyordu.
“Sen de uyumadın.”
Rowan bunu soru olarak sormamıştı.
Aurelion başını çevirmeden cevap verdi.
“Uyursam rüya göreceğimden korkuyorum.”
Rowan ayağa kalktı.
“Geçmişi mi?”
“Hayır.”
Aurelion pencereye biraz daha yaklaştı.
“Geleceği.”
Bu kelime ikisinin arasında kaldı.
Rowan dün gece yerde bulduğu küçük kâğıdı tekrar eline aldı.
Kâğıt hâlâ oradaydı.
Üzerindeki yazı değişmemişti.
Geleceğe bakın.
Rowan cebinden siyah anahtarı çıkardı.
Anahtarın yüzeyinde hiçbir işaret yoktu.
Dün Mavi Kapı'dan ayrıldıklarından beri defalarca incelemişlerdi.
Normal bir anahtara benziyordu.
Fakat normal bir anahtar değildi.
Çünkü açabileceği hiçbir kapı yoktu.
En azından…
şimdilik.
“Bunu denemeliyiz.”
Aurelion anahtara baktı.
“Ne açacağını bile bilmiyoruz.”
“Yaşlı adam biliyordu.”
“Bize sadece kapının henüz yaratılmadığını söyledi.”
Rowan hafifçe gülümsedi.
“Demek ki yaratılması gerekiyordu.”
Aurelion ona baktı.
“Nasıl?”
Rowan cevap vermedi.
Çünkü o anda şehirde bir şey değişti.
Çok küçük bir değişiklikti.
Ama ikisi de fark etti.
Koridorun sonundaki duvar…
dün orada değildi.
Rowan birkaç adım attı.
Aurelion da arkasından geldi.
Duvarın ortasında siyah bir kapı vardı.
Ne kulp vardı üzerinde ne pencere.
Sadece siyah, eski görünümlü bir yüzey.
Ve kapının tam ortasında küçük bir anahtar deliği.
Rowan durdu.
Aurelion'un sesi neredeyse fısıltıydı.
“Dün burada yoktu.”
“Biliyorum.”
Rowan siyah anahtarı kaldırdı.
Anahtar deliğine yaklaştırdı.
Fakat çevirmedi.
Bir an bekledi.
“Hazır mısın?”
Aurelion kapıya baktı.
“Hayır.”
Rowan gülümsedi.
“Ben de.”
Anahtarı çevirdi.
Klik.
Kapı açılmadı.
Önce hiçbir şey olmadı.
Sonra kapının yüzeyinde ince bir ışık belirdi.
Işık genişledi.
Kapı artık bir kapı değildi.
Sanki siyah yüzeyin arkasında başka bir dünya açılmıştı.
Rowan nefesini tuttu.
Karşılarında bir oda yoktu.
Bir koridor da değildi.
Anlar vardı.
Sayısız an.
Gökyüzünde asılı duran görüntüler…
yaşanmamış hayatlar…
henüz verilmemiş kararlar…
henüz söylenmemiş sözler…
Rowan bir adım attı.
Aurelion kolundan tuttu.
“Dur.”
Rowan ona baktı.
“Ne oldu?”
Aurelion’un gözleri karşıdaki görüntülerden birine kilitlenmişti.
“Şuna bak.”
Rowan döndü.
Uzakta bir saray vardı.
Eski dünyadaki saraya benziyordu.
Ama aynı değildi.
Daha aydınlıktı.
Daha sakindi.
Ve sarayın taş merdivenlerinde biri duruyordu.
Siyah saçları rüzgârda hareket ediyordu.
Aurelion’un yüzündeki ifade değişti.
“Vaelis…”
Rowan’ın kalbi hızlandı.
Görüntü yaklaştı.
Vaelis sarayın merdivenlerinden aşağı iniyordu.
Ama üzerinde eski zırhı yoktu.
Kılıcı yoktu.
Yüzündeki o soğuk ifade de yoktu.
Sadece…
sakindi.
Sanki hiçbir şey yaşanmamış gibiydi.
Rowan görüntüye doğru bir adım attı.
Ve o anda Vaelis başını kaldırdı.
Doğrudan ona baktı.
Rowan dondu.
Bu bir an değildi.
Bu bir hatıra değildi.
Çünkü görüntüdeki Vaelis…
onu görmüştü.
Aurelion da bunu fark etmişti.
“Rowan.”
Vaelis birkaç saniye boyunca gözlerini ondan ayırmadı.
Sonra dudakları hareket etti.
Ses duyulmuyordu.
Ama Rowan ne söylediğini anlayabiliyordu.
“Beni neden bıraktın?”
Rowan'ın nefesi kesildi.
“Ben…”
Görüntü aniden kayboldu.
Başka bir görüntü açıldı.
Bu kez Rowan vardı.
Fakat farklıydı.
Farklı bir şehir.
Farklı kıyafetler.
Farklı bir hayat.
Sonra başka bir Rowan.
Ve başka biri.
Ve bir başkası…
Her görüntüde yüz aynı değildi.
Ama gözlerde aynı şey vardı.
Aynı yalnızlık.
Aynı arayış.
Aynı tanıdıklık.
Aurelion sessizce konuştu.
“Bunlar…”
“Benim hayatlarım mı?”
Aurelion cevap vermedi.
Rowan görüntülere bakmaya devam etti.
“Yoksa olabilecek hayatlarım mı?”
Tam o sırada kapının içinden bir ses geldi.
Çok uzaktan.
Çok tanıdık.
“Henüz karar verilmedi.”
Rowan ve Aurelion aynı anda döndüler.
Kimse yoktu.
Ses tekrar geldi.
“Bazı hayatlar yaşanır.”
Kısa bir sessizlik.
“Bazıları yazılır.”
Bir başka görüntü ortaya çıktı.
Vaelis.
Bu kez bir odada oturuyordu.
Önünde açık bir kitap vardı.
Kitabın karşısında biri duruyordu.
Rowan o kişiyi görünce dondu.
Çünkü kişi…
ona benziyordu.
Ama Rowan değildi.
Aurelion bir adım geri çekildi.
“Bu kim?”
Rowan başını salladı.
“Bilmiyorum.”
Görüntüdeki kişi Vaelis'e yaklaştı.
Vaelis başını kaldırdı.
İkisi konuşuyordu.
Fakat ses yine duyulmuyordu.
Sonra Vaelis ayağa kalktı.
Ve görüntü karardı.
Kapının ardındaki dünya yeniden değişti.
Bu kez yalnızca tek bir görüntü vardı.
Bir şehir.
Bembeyaz gökyüzü.
Boş sokaklar.
Ve ortasında tek başına yürüyen Aurelion.
Rowan ona baktı.
Aurelion'un yüzü değişti.
“Bu…”
Görüntüdeki Aurelion durdu.
Etrafına baktı.
Kimse yoktu.
Sonra yere oturdu.
Elindeki defteri açtı.
Bir şey yazmaya çalıştı.
Ama sayfa tamamen boştu.
Aurelion görüntüye yaklaşmak istedi.
Rowan onu tuttu.
“Bekle.”
“Bu gelecek mi?”
“Bilmiyorum.”
Görüntüdeki Aurelion başını kaldırdı.
Gözlerinde korku vardı.
Sonra defter kendi kendine açıldı.
Tek bir cümle yazıldı.
“ROWAN YOK.”
Aurelion bir anda kapıya yaklaştı.
“Hayır.”
Görüntü silindi.
Rowan onun omzuna dokundu.
“Aurelion.”
“Hayır.”
“Bu sadece bir ihtimal.”
“Ya değilse?”
Rowan cevap veremedi.
Çünkü o da aynı şeyi düşünüyordu.
Bu dünya onların hareketleriyle şekilleniyorsa…
gördükleri geleceklerden biri gerçekten gerçekleşebilir miydi?
Tam o sırada siyah anahtar Rowan'ın elinde ısındı.
Kapının içindeki bütün görüntüler bir anda kayboldu.
Geriye sadece karanlık kaldı.
Sonra karanlığın içinde tek bir cümle belirdi.
“GELECEK TEK DEĞİLDİR.”
Ardından:
“AMA BAZI SONLAR BİRBİRİNİ ARAR.”
Rowan gözlerini kıstı.
“Ne demek bu?”
Cevap gelmedi.
Kapının içindeki karanlıkta bir siluet belirdi.
Siyah saç.
Keskin bakışlar.
Tanıdık yüz.
Vaelis.
Ama bu kez görüntü değildi.
Siluet yavaşça onlara doğru yürüdü.
Bir adım.
Sonra bir adım daha.
Aurelion Rowan'ın önüne geçti.
“Yaklaşma.”
Vaelis durdu.
Bakışları önce Aurelion'a, sonra Rowan'a çevrildi.
Ve ilk kez sesi duyuldu.
Sakin.
Soğuk.
Ama tuhaf biçimde kırgın.
“Beni hâlâ onun yanında mı arıyorsun?”
Aurelion'un yüzü gerildi.
“Sen gerçek değilsin.”
Vaelis hafifçe gülümsedi.
“Bunu söyleyen ilk kişi sen değilsin.”
Sonra Rowan'a baktı.
“Ve son kişi de olmayacaksın.”
Rowan bir adım öne çıktı.
“Sen kimsin?”
Vaelis'in gözlerinde garip bir ifade belirdi.
“Bunu gerçekten bilmiyor musun?”
Rowan cevap veremedi.
Vaelis başını hafifçe eğdi.
“Öyleyse…”
Kapının karanlığı yeniden dalgalandı.
“Beni hatırlamaya başladığında görüşürüz.”
Kapı aniden kapandı.
Tak.
Koridor eski hâline döndü.
Sanki siyah kapı hiç var olmamıştı.
Ama Rowan'ın elinde hâlâ siyah anahtar vardı.
Aurelion uzun süre hiçbir şey söylemedi.
Sonunda fısıldadı:
“Bu dünya…”
Rowan ona baktı.
Aurelion'un gözleri kapının kaybolduğu yerdeydi.
“Bizi geleceğe götürmüyor.”
Rowan sustu.
Aurelion devam etti:
“Bizi… hangi geleceği seçmemiz gerektiğini bulmaya zorluyor.”
Rowan anahtara baktı.
Anahtarın üzerinde daha önce olmayan tek bir kelime vardı.
“İKİNCİ.”
Rowan'ın yüzündeki ifade değişti.
Çünkü ikisi de aynı anda anladı.
Mavi Kapı'daki yaşlı adam onlara yalnızca bir anahtar vermemişti.
Bir yolun ilk adımını vermişti.
Bölüm etkileşimi
