42. bölüm / 66
⟡ İ K İ D Ü N Y A A R A S I N D A ⟡39.bolum
Bölümler 66Şu an: 39.bolum
- 1 Bölüm 11.441 kelime
- 2 Bölüm 21.095 kelime
- 3 Bölüm 31.282 kelime
- 4 Bölüm 41.270 kelime
- 5 5.bolum Karanlığın içindeki gerçek.1.075 kelime
- 6 6.bölüm-Sınamanın Başlangıcı914 kelime
- 7 7.bolum Tahtın Gölgesinde1.023 kelime
- 8 8.Bölüm740 kelime
- 9 9.bölüm859 kelime
- 10 10.bölüm1.117 kelime
- 11 11.bölüm1.045 kelime
- 12 12.bölüm978 kelime
- 13 13.bolum1.083 kelime
- 14 14.bolüm865 kelime
- 15 15.bölüm834 kelime
- 16 16.bolum928 kelime
- 17 17.bölüm901 kelime
- 18 18.bolum1.000 kelime
- 19 19.bölüm1.008 kelime
- 20 20.bolum888 kelime
- 21 21.bölüm921 kelime
- 22 22.bölüm884 kelime
- 23 23.bolum1.008 kelime
- 24 24.bölüm746 kelime
- 25 25.bolum871 kelime
- 26 26.bölüm751 kelime
- 27 27.bölüm882 kelime
- 28 28.bolum569 kelime
- 29 29.bolum875 kelime
- 30 30.bolum908 kelime
- 31 31.bolum1.107 kelime
- 32 32.bolum882 kelime
- 33 33.bolum861 kelime
- 34 KARAKTERLER
- 35 34.bolu.1.007 kelime
- 36 35.bolum589 kelime
- 37 36.bolum919 kelime
- 38 37.bolum694 kelime
- 39 38.bolum1.088 kelime
- 40 38.5319 kelime
- 41 38.6569 kelime
- 42 39.bolum1.124 kelime · Okuduğun bölüm
- 43 40.bolum1.182 kelime
- 44 41.bolum1.088 kelime
- 45 42.bolum1.133 kelime
- 46 43.bolum1.044 kelime
- 47 44.bolum1.013 kelime
- 48 45.bolum923 kelime
- 49 46.bolum final.1.386 kelime
- 50 Yan hikaye 1.bolum869 kelime
- 51 Yan hikaye bölüm 2966 kelime
- 52 Yan hikaye bölüm 31.020 kelime
- 53 Yan hikaye bölüm 4946 kelime
- 54 Yan hikaye bölüm 5811 kelime
- 55 Yan hikaye bölüm 6755 kelime
- 56 Yan hikaye bölüm 7894 kelime
- 57 Yan hikaye bölüm 8866 kelime
- 58 Yan hikaye bölüm 8.5799 kelime
- 59 Yan hikaye 9.bolum1.138 kelime
- 60 Yan hikaye 10.bolum974 kelime
- 61 Yan hikaye bölüm 11701 kelime
- 62 Yan hikaye bölüm 12536 kelime
- 63 Yan hikaye bölüm 13822 kelime
- 64 Yan hikaye bölüm 14768 kelime
- 65 Özel bölüm888 kelime
- 66 Vaelis & Aurelion Özel sahneleri..
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gerçek Dünyanın Sessizliği
Dönüş aniden olmadı.
Ne bir çarpma oldu.
Ne gözlerini kör edecek kadar güçlü bir ışık patladı.
Ne de bedenini bir yerden başka bir yere savuran görünmez bir güç hissetti.
Sadece…
durdu.
Sanki uzun zamandır hiç durmadan akan bir nehir, bir anda önünde hiçbir engel olmadan kendi kendine kesilmişti.
Rowan gözlerini açtığında ilk fark ettiği şey sessizlik oldu.
Ama bu, kitabın içindeki sessizlik değildi.
Orada sessizlik bile bir şey anlatırdı. Koridorlarda yankılanan ayak sesleri, uzaklarda kapanan kapılar, rüzgârın taş duvarlara çarpışı… Her şey görünmeyen bir cümlenin parçasıydı. Her şeyin bir anlamı, bir amacı, hatta çoğu zaman bir sonu vardı.
Şimdi ise…
Sadece sabah vardı.
Rowan yavaşça nefes aldı.
Ciğerleri havayla doldu.
Göğsündeki sıkışma hâlâ tamamen geçmemişti fakat artık nefes alabiliyordu.
Başını çevirdi.
Burası hastane odası değildi.
Taş duvarlar yoktu.
Demir parmaklıklar yoktu.
Kitap kokusu, eski mürekkep, mumların ağır dumanı…
Hiçbiri yoktu.
Küçük bir apartman dairesiydi.
Sade mobilyalar, duvara yaslanmış birkaç kitap, küçük bir masa ve pencerenin önündeki ince perdeler…
Perdeler aralıktı.
Sabah güneşi, odanın içine yumuşak bir ışık bırakıyordu.
Dışarıdan araba sesleri geliyordu.
Birinin aceleyle yürüdüğünü duydu.
Sonra uzakta bir siren sesi yükseldi ve birkaç saniye sonra kayboldu.
Rowan bir süre hiçbir şey söylemeden dinledi.
Bu seslerin hepsi ona yabancıydı.
Ama aynı zamanda…
tanıdıktı.
Sanki yıllar önce bildiği bir hayatın uzaktan gelen yankıları gibiydi.
Yanında birinin olduğunu fark etti.
Başını çevirdi.
Aurelion.
Modern kıyafetler içindeydi.
Üzerindeki kıyafetler ona aitmiş gibi görünüyordu ama Aurelion'un üzerinde garip bir şekilde yabancı duruyordu. Sanki başka birinin hayatına ait kıyafetleri giymişti.
Pencerenin önünde durmuştu.
Dışarı bakıyordu.
İnsanları izliyordu.
Arabaları.
Binaları.
Şehrin hiç durmayan hareketini.
Yüzünde şaşkınlıktan çok daha farklı bir ifade vardı.
Sanki yirmi yıl boyunca unutmuş olduğu bir dünyanın kapısından yeniden içeri girmişti.
“Bu…” dedi yavaşça.
Sesi neredeyse fısıltıydı.
“Bu dünya çok gürültülü.”
Rowan istemsizce gülümsedi.
“Alışırsın.”
Aurelion ona döndü.
Bakışları birkaç saniye Rowan'ın üzerinde kaldı.
Sonra hafifçe kaşlarını çattı.
“Sen de alışmış gibi durmuyorsun.”
Rowan'ın gülümsemesi yavaşça kayboldu.
Cevap vermedi.
Çünkü Aurelion haklıydı.
Bir şey yanlıştı.
Ama ne olduğunu hemen anlayamıyordu.
Rowan gözlerini tavana dikti.
Sonra kendi göğsüne baktı.
Eskiden orada hissettiği o ağırlık yoktu.
Gözlemci olmanın getirdiği sürekli tetikte olma hâli…
kaybolmuştu.
Artık her köşede yeni bir kapı aramıyordu.
Her cümlede gizlenmiş başka bir anlam aramıyordu.
Birinin söylediği sözün arkasında kitabın ne yazdığını düşünmüyordu.
Dünya ilk kez…
sadece dünyaydı.
Rowan elini kaldırdı.
Parmaklarına baktı.
Kitabın içindeyken parmak uçlarında her zaman hafif bir sıcaklık hissederdi.
Sanki görünmeyen kelimeler derisinin altında dolaşırdı.
Sanki her dokunuşuyla dünyanın bir parçasına ulaşabilirdi.
Şimdi ise hiçbir şey yoktu.
Elini kapattı.
Açtı.
Yine baktı.
Hiçbir şey.
“Aurelion…”
Sesi bu kez daha ciddiydi.
Aurelion ona döndü.
“Sen… hâlâ yazabiliyor musun?”
Aurelion'un yüzündeki ifade değişti.
“Ne demek istiyorsun?”
Rowan cevap vermek yerine masanın üzerindeki defteri aldı.
Defteri ona uzattı.
“Dene.”
Aurelion deftere baktı.
Sonra kaleme.
Bir süre hiçbir şey söylemedi.
Sanki elindeki basit nesne, önündeki dünyadan daha tehlikeliymiş gibi davranıyordu.
Kalemi aldı.
Parmaklarının arasında tuttu.
Bir an tereddüt etti.
Sonra ucunu kâğıda bastırdı.
Kalem hareket etti.
Ama…
hiçbir şey olmadı.
Aurelion kaşlarını çattı.
Kalemi biraz daha bastırdı.
Yine hiçbir iz oluşmadı.
Ne mürekkep.
Ne harf.
Ne tek bir çizgi.
Bembeyaz kâğıt, bütün ısrarlarına rağmen boş kaldı.
Aurelion'un nefesi kesildi.
“Hayır…”
Bir kez daha denedi.
Bu defa daha sert.
Kalem kâğıdın üzerinde hareket etti fakat arkasında hiçbir iz bırakmadı.
Aurelion birkaç saniye öylece kaldı.
Sonra kalemi yavaşça bıraktı.
“Ben…”
Sesi çatallandı.
“Ben yazamıyorum.”
Rowan ona baktı.
İçinde garip bir acı yükseldi.
Çünkü Aurelion'un yazamaması yalnızca bir yeteneğin kaybolması değildi.
Bu, yıllarca onu esir tutan şeyin artık elinden alınmış olmasıydı.
Bir zamanlar kelimelerle dünya yaratmıştı.
Sonra o kelimelerin içinde kaybolmuştu.
Şimdi ise elinde yalnızca boş bir kâğıt vardı.
Belki de ilk kez…
kendi hayatını yazmak zorunda kalacaktı.
“Demek ki bedel buydu,” dedi Rowan.
Aurelion başını kaldırdı.
“Peki ya sen?”
Rowan cevap vermeden önce uzun bir süre düşündü.
“Ben de artık göremiyorum.”
Aurelion kaşlarını çattı.
“Neyi?”
Rowan pencereye baktı.
Güneş ışığı odanın zeminine vuruyordu.
“İhtimalleri.”
Sonra odanın diğer tarafına baktı.
“Kapıları.”
Bir an durdu.
“Hikâyenin çatlaklarını.”
Bu sözlerin ardından odada ağır bir sessizlik oluştu.
İkisi de artık anlıyordu.
Zaman onları gerçekten serbest bırakmıştı.
Ama özgürlük…
bedelsiz gelmemişti.
Aurelion yavaşça pencereye döndü.
“Yani artık ne yazarım…”
Sesi giderek kısıldı.
“Ne de hatırlanan bir kaderim var.”
Rowan onun yanına geldi.
“Ve ben de artık kimsenin sonunu izlemiyorum.”
Aurelion'un dudaklarında küçük bir gülümseme belirdi.
“Belki de…”
Dışarı baktı.
“Bu iyi bir şeydir.”
Rowan başını salladı.
“Belki.”
Sonra Aurelion'a baktı.
“Ama kolay olmayacak.”
Aurelion derin bir nefes aldı.
“Peki kitap?”
Bu soru ikisinin de yüzündeki ifadeyi değiştirdi.
Rowan odanın köşesine baktı.
Orada hiçbir şey olmaması gerekiyordu.
Ama vardı.
İnce, neredeyse görünmez bir kül izi.
Sanki bir zamanlar orada bir şey yanmıştı.
Ama tamamen yok olmamıştı.
Rowan birkaç adım attı.
Çömeldi.
Parmaklarını külün üzerine yaklaştırdı.
Dokunmadı.
Çünkü artık kelimelerin altında saklanan şeyleri göremiyordu.
Yine de içgüdüleri ona bunun sıradan bir kül olmadığını söylüyordu.
“Bitti sanıyordum.”
Aurelion arkasından sordu:
“Sen de mi?”
Rowan yavaşça ayağa kalktı.
“Ama sanırım…”
Gözlerini kül izinden ayırmadı.
“Hiçbir hikâye tamamen ölmez.”
Aurelion gözlerini kapattı.
Yüzünde yorgun ama kararlı bir ifade vardı.
“Yazamasam bile…”
Bir an durdu.
“Eğer geri dönerse…”
Rowan ona döndü.
“Bu sefer…”
Sesi sakindi.
Ama kararlıydı.
“Onu birlikte durdururuz.”
Aurelion gözlerini açtı.
Bakışları Rowan'ın bakışlarıyla buluştu.
Uzun bir süre hiçbir şey söylemediler.
İkisinin de bilmediği bir şey vardı.
Bu dünyada birbirlerini ilk kez görmüyorlardı.
Sadece ilk kez…
hatırlamaya başlıyorlardı.
Çünkü Aurelion'un kalbinin derinliklerinde, henüz kelimelere dönüşmemiş bir anı vardı.
Yirmi yıl öncesinden kalan bir yüz.
Bir ses.
Bir isim.
Ve kaybettiği birinin ardından yazılmış yüzlerce sayfa.
Rowan ise nedenini bilmeden Aurelion'a baktığında göğsünde tuhaf bir sızı hissediyordu.
Onu yeni tanıyormuş gibi değildi.
Tam tersine…
sanki çok uzun zamandır kaybettiği birini yeniden bulmuş gibiydi.
Ama ikisi de henüz bunun ne anlama geldiğini bilmiyordu.
Henüz bilmiyorlardı ki kitap yalnızca onları başka bir dünyaya taşımamıştı.
Aralarındaki geçmişi de parçalamıştı.
Henüz bilmiyorlardı ki Vaelis'in taşıdığı yüzün ardında Rowan'ın izleri vardı.
Henüz bilmiyorlardı ki Aurelion'un yıllar önce yazdığı o acımasız karakter, aslında kaybettiği kişiye duyduğu kırgınlığın ve sevgisinin çarpık bir yansımasıydı.
Ve henüz bilmiyorlardı ki Rowan'ın ruhu, başka bir bedende yeniden doğmuş olsa bile…
bazı bağlar bedenden daha uzun yaşardı.
O anda—
duvarın köşesinden çok hafif bir ses geldi.
Çıt.
İkisi de aynı anda döndü.
Kül izinin üzerinde küçücük bir harf belirmişti.
Tek bir kelime.
“Hatırla.”
Rowan'ın yüzü gerildi.
Aurelion ise olduğu yerde dondu.
Çünkü o kelimeyi görür görmez…
yıllardır kapalı duran bir kapının ardında bir şey kıpırdadı.
Bir çocukluk anısı.
Bir bahçe.
Taş merdivenler.
Güneş altında gülen iki çocuk.
Ve sonra…
yirmi yıl boyunca unutulmuş bir ses.
“Ben de seni koruyacağım.”
Aurelion'un nefesi kesildi.
Elini göğsüne götürdü.
“Rowan…”
İlk kez bu ismi söylerken sesinde yalnızca şaşkınlık yoktu.
Sanki kalbi…
bir şeyi hatırlamaya başlamıştı.
Ve külün üzerindeki kelime, yavaşça değişti.
“HATIRLADIKÇA, GERÇEK DÖNECEK.”
O anda ikisi de anladı.
Kitap tamamen yok olmamıştı.
Sadece…
onları hatırlayabilecekleri son yere kadar takip etmişti.
Bölüm etkileşimi
