47. bölüm / 66
⟡ İ K İ D Ü N Y A A R A S I N D A ⟡44.bolum
Bölümler 66Şu an: 44.bolum
- 1 Bölüm 11.441 kelime
- 2 Bölüm 21.095 kelime
- 3 Bölüm 31.282 kelime
- 4 Bölüm 41.270 kelime
- 5 5.bolum Karanlığın içindeki gerçek.1.075 kelime
- 6 6.bölüm-Sınamanın Başlangıcı914 kelime
- 7 7.bolum Tahtın Gölgesinde1.023 kelime
- 8 8.Bölüm740 kelime
- 9 9.bölüm859 kelime
- 10 10.bölüm1.117 kelime
- 11 11.bölüm1.045 kelime
- 12 12.bölüm978 kelime
- 13 13.bolum1.083 kelime
- 14 14.bolüm865 kelime
- 15 15.bölüm834 kelime
- 16 16.bolum928 kelime
- 17 17.bölüm901 kelime
- 18 18.bolum1.000 kelime
- 19 19.bölüm1.008 kelime
- 20 20.bolum888 kelime
- 21 21.bölüm921 kelime
- 22 22.bölüm884 kelime
- 23 23.bolum1.008 kelime
- 24 24.bölüm746 kelime
- 25 25.bolum871 kelime
- 26 26.bölüm751 kelime
- 27 27.bölüm882 kelime
- 28 28.bolum569 kelime
- 29 29.bolum875 kelime
- 30 30.bolum908 kelime
- 31 31.bolum1.107 kelime
- 32 32.bolum882 kelime
- 33 33.bolum861 kelime
- 34 KARAKTERLER
- 35 34.bolu.1.007 kelime
- 36 35.bolum589 kelime
- 37 36.bolum919 kelime
- 38 37.bolum694 kelime
- 39 38.bolum1.088 kelime
- 40 38.5319 kelime
- 41 38.6569 kelime
- 42 39.bolum1.124 kelime
- 43 40.bolum1.182 kelime
- 44 41.bolum1.088 kelime
- 45 42.bolum1.133 kelime
- 46 43.bolum1.044 kelime
- 47 44.bolum1.013 kelime · Okuduğun bölüm
- 48 45.bolum923 kelime
- 49 46.bolum final.1.386 kelime
- 50 Yan hikaye 1.bolum869 kelime
- 51 Yan hikaye bölüm 2966 kelime
- 52 Yan hikaye bölüm 31.020 kelime
- 53 Yan hikaye bölüm 4946 kelime
- 54 Yan hikaye bölüm 5811 kelime
- 55 Yan hikaye bölüm 6755 kelime
- 56 Yan hikaye bölüm 7894 kelime
- 57 Yan hikaye bölüm 8866 kelime
- 58 Yan hikaye bölüm 8.5799 kelime
- 59 Yan hikaye 9.bolum1.138 kelime
- 60 Yan hikaye 10.bolum974 kelime
- 61 Yan hikaye bölüm 11701 kelime
- 62 Yan hikaye bölüm 12536 kelime
- 63 Yan hikaye bölüm 13822 kelime
- 64 Yan hikaye bölüm 14768 kelime
- 65 Özel bölüm888 kelime
- 66 Vaelis & Aurelion Özel sahneleri..
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Geçmişin İlk Yüzü
Kafede kahve kokusu vardı.
Taze çekilmiş kahvenin ağır ama sıcak kokusu havaya yayılıyor, fincanlardan yükselen buhar camların üzerinde belli belirsiz izler bırakıyordu.
Rowan için bu koku her zaman güven demekti.
Belki de bu yüzden, son birkaç gündür yaşadıkları bütün garipliklere rağmen burada oturmak ona biraz olsun normal bir hayatın içindeymiş gibi hissettiriyordu.
Aurelion ise pencere kenarında oturuyordu.
Dirseğini masaya dayamış, dışarıdaki insanları izliyordu.
İnsanların telaşını hâlâ anlayamıyordu.
Kimi telefonuyla konuşuyor, kimi elindeki kahveyi aceleyle içiyor, kimi karşıdan karşıya geçerken bir an bile durmadan yürüyordu.
Herkes hareket hâlindeydi.
Ama neredeyse hiç kimse birbirine bakmıyordu.
Aurelion bunu uzun zamandır gözlemliyordu.
“Burası…”
dedi alçak sesle.
“Çok gürültülü.”
Rowan ona baktı.
Aurelion’un bakışları hâlâ dışarıdaydı.
“Ama kimse kimseye bakmıyor.”
Rowan hafifçe gülümsedi.
“Modern dünya böyle.”
Aurelion başını ona çevirdi.
“Garip.”
“Alışırsın.”
Aurelion kahvesinden küçük bir yudum aldı.
“Belki.”
Sonra gözleri yeniden pencereye döndü.
“Belki de alışmak zorunda değilim.”
Rowan cevap verecekti.
Ama o anda—
“Rowan?”
Ses.
Tek bir kelime.
Ama Rowan’ın yüzündeki ifade bir anda değişti.
Elindeki fincan havada kaldı.
O sesi tanıyordu.
Birkaç saniye boyunca hareket etmedi.
Sonra yavaşça başını çevirdi.
Karşılarında bir adam duruyordu.
Elias.
Ama bu kez farklıydı.
Daha olgun görünüyordu.
Yüzünde yaşın bıraktığı belli belirsiz değişiklikler vardı.
Fakat duruşu…
Bakışları…
O sakin ifade…
Hepsi aynıydı.
Rowan’ın zihninde birkaç saniye önceki hastane koridoru canlandı.
Beyaz önlük.
Soğuk oda.
Aynı gözler.
Sonra kafenin kapısında duran bu adam.
Rowan’ın ağzından istemsizce tek bir kelime çıktı.
“Elias?”
Adam şaşırmış gibi kaşlarını kaldırdı.
Sonra gülümsedi.
“Vay canına…”
Sandalyelerden birinin arkasına elini koydu.
“Beni hâlâ hatırlıyorsun.”
Aurelion’un içi sıkıştı.
Bir şeylerin yanlış olduğunu artık hissediyordu.
Sadece Elias’ın ortaya çıkması değildi.
Onun Rowan’a bakışında…
fazla fazla tanıdık bir şey vardı.
Sanki Rowan’ı ilk kez görmüyordu.
Sanki onu uzun zamandır tanıyordu.
Aurelion bunu belli etmemeye çalışarak sordu:
“Eski bir arkadaş mı?”
Sesi kontrollüydü.
Ama gerginliği gizleyemiyordu.
Rowan başını salladı.
“Üniversiteden.”
Kısa bir duraksama.
“Aynı bölümdeydik.”
Elias sandalyeyi çekti.
İzin istemeden oturdu.
“Yıllar oldu.”
Bakışları Rowan’dan ayrılmadı.
“Kazayı duydum.”
Ses tonu sakindi.
“Geçmiş olsun.”
Rowan’ın yüzü gerildi.
“Teşekkür ederim.”
Aurelion sessizce Elias’ı izliyordu.
Bir süre sonra eli farkında olmadan Rowan’ın bileğine dokundu.
Sadece kısa bir temas.
Ama Elias bunu fark etti.
Bakışları önce Aurelion’un eline indi.
Sonra yeniden Rowan’a çıktı.
Ve o anda…
gözlerindeki sıcaklık kayboldu.
Çok kısa sürdü.
Bir saniye bile değil.
Ama Aurelion gördü.
O bakışta tanıdığı bir şey vardı.
Sahiplenmek değil.
Daha çok…
bir şeyin kendi düzeninden çıktığını fark eden birinin huzursuzluğu.
Elias yeniden gülümsedi.
“Tanıştırmayacak mısın?”
Rowan birkaç saniye tereddüt etti.
“Bu…”
Aurelion’a baktı.
“Aurelion.”
Elias’ın kaşları hafifçe kalktı.
“İlginç bir isim.”
Aurelion başını hafifçe eğdi.
“Ben de seninkini ilginç buldum.”
Elias ona baktı.
İkisi birkaç saniye boyunca birbirlerini sessizce süzdü.
Sanki masanın üzerinde görünmeyen bir mücadele vardı.
Rowan ise aralarındaki havayı hissedebiliyordu.
“Bir sorun mu var?”
Elias gülümsedi.
“Hayır.”
Sonra kahvesinden bir yudum aldı.
“Henüz.”
Aurelion’un yüzü sertleşti.
“Henüz?”
Elias cevap vermedi.
Bunun yerine Rowan’a döndü.
“Rowan…”
Sesi değişmişti.
Daha yumuşak.
Daha kişisel.
“Hiç yazmayı düşündün mü?”
Rowan irkildi.
“Ne?”
Elias omuz silkti.
“Yazmayı.”
“Ben yazar değilim.”
“Belki değilsin.”
Elias fincanını masaya bıraktı.
“Belki sadece hikâyeleri taşıyorsundur.”
Rowan’ın yüzündeki ifade değişti.
“Ne demek istiyorsun?”
Elias bir süre sustu.
“Bazı insanlar hikâyeleri taşır…”
Bakışları Aurelion’a kaydı.
“…ama fark etmez.”
Aurelion’un eli masanın altında yumruk hâline geldi.
Artık emindi.
Bu adamın söylediği hiçbir şey tesadüf değildi.
Elias onların ne yaşadığını biliyordu.
Belki tamamını değil.
Ama yeterince biliyordu.
Aurelion ayağa kalktı.
“Biz gitmeliyiz.”
Rowan ona baktı.
“Ama—”
Aurelion’un bakışı kararlıydı.
“Şimdi.”
Elias birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra hafifçe güldü.
“Ne kadar tanıdık bir sahne.”
Rowan’ın kalbi hızlandı.
Bu cümle…
sanki daha önce söylenmişti.
Başka bir yerde.
Başka bir zamanda.
Belki bir sarayda.
Belki bir kitapta.
Belki de…
yirmi yıl önce.
Rowan ayağa kalktı.
“Elias.”
Adam ona baktı.
“Gerçekten seni tanıyor muyum?”
Elias da ayağa kalktı.
Bu kez aralarındaki mesafeyi kapattı.
Ama Rowan geri çekilmedi.
Elias’ın sesi yalnızca Rowan’ın duyabileceği kadar alçaldı.
“Beni en başından beri tanıyorsun.”
Rowan’ın nefesi kesildi.
Elias devam etti.
“Sadece…”
Bir an durdu.
“Hangi rolde olduğumu hatırlamıyorsun.”
Dünya bir anlığına Rowan’ın çevresinde döndü.
Kafenin sesleri uzaklaştı.
İnsanların konuşmaları boğuklaştı.
Kahve kokusu kayboldu.
Ve zihninin içinde görüntüler belirdi.
Zindan.
Taş duvarlar.
Zincirlerin sesi.
Karanlık.
Bir gölge.
Sonra bir kitap.
Ve bir ses:
“Okuyucu fark etmeye başladı.”
Rowan sendeledi.
Aurelion hemen araya girdi.
“Rowan.”
Elini onun omzuna koydu.
“Bana bak.”
Rowan nefes almaya çalıştı.
“Aurelion…”
“Bana bak.”
Rowan gözlerini ona çevirdi.
Aurelion’un yüzünü gördü.
Kafenin ışıklarını gördü.
Masayı gördü.
Gerçekliği yeniden yakaladı.
Elias ise birkaç adım geri çekilmişti.
Yüzünde yine o sakin ifade vardı.
“Henüz zamanı değil.”
Rowan ona baktı.
“Neyin zamanı?”
Elias cevap vermedi.
Sadece geriye doğru yürüdü.
Kapıya ulaştığında durdu.
“Unutmayın…”
Bakışları ikisinin üzerinde gezindi.
“Geçmiş…”
Kısa bir sessizlik.
“Her zaman kapıyı ilk çalar.”
Sonra çıktı.
Kapı kapandı.
Kafenin gürültüsü yeniden yükseldi.
Ama hiçbir şey artık eskisi gibi değildi.
Rowan bir süre kapıya baktı.
Aurelion onun ellerini tuttu.
“Bu adam…”
Sesi kesin ve kararlıydı.
“Kitabın kendisi.”
Rowan yutkundu.
“Ve bu sefer…”
Gözlerini kapıya dikti.
“Beni tanıyor.”
Aurelion başını salladı.
“Hayır.”
Rowan ona baktı.
Aurelion’un gözlerinde korkudan çok başka bir şey vardı.
“Bence daha kötüsü.”
“Neymiş?”
“Kitap seni yalnızca tanımıyor.”
Bir an durdu.
“Seni hatırlıyor.”
O sırada Rowan’ın çantası yere düştü.
İçindeki eşyalar etrafa saçıldı.
Defter de yere düştü.
Kapağı kendiliğinden açıldı.
Sayfalar hızla çevrildi.
Sonunda boş bir sayfada durdu.
Kalem ortada yoktu.
Ama harfler ortaya çıkmaya başladı.
Birer birer.
“Yazar, kahramanı tanıdığında…”
Aurelion’un nefesi kesildi.
Cümle tamamlandı.
“Oyun kişisel hâle gelir.”
Kafedeki sesler bir anda Rowan’a çok uzak gelmeye başladı.
Aurelion deftere baktı.
“Rowan…”
Sesi fısıltıya dönüştü.
“Bu hikâye artık sadece bir kaçış değil.”
Rowan defteri eline aldı.
Sayfaya baktı.
Sonra Aurelion’a.
Bakışlarında ilk kez korkunun yanında kararlılık vardı.
“Hayır.”
Defteri kapattı.
“Bu sefer…”
Aurelion onun ne söyleyeceğini bekledi.
Rowan’ın sesi sakindi.
Ama kesin.
“Biz yazacağız.”
Ve defterin kapağı kapalı olmasına rağmen…
içeriden tek bir sayfa çevirme sesi geldi.
Sonra bir tane daha.
Ve bir tane daha.
Sanki görünmeyen bir şey…
onların kararını dinliyordu.
Ama ilk kez korkmuyordu.
Çünkü bu kez karşısında yalnızca kaçmaya çalışan iki insan yoktu.
Karşısında, geçmişlerini yavaş yavaş hatırlayan iki kişi vardı.
Ve yirmi yıl önce yarım bırakılmış hikâyenin en büyük sırrı…
artık sayfaların arasında değil,
Rowan’ın kendi geçmişinde saklıydı.
Bölüm etkileşimi
