20. bölüm / 66
⟡ İ K İ D Ü N Y A A R A S I N D A ⟡20.bolum
Bölümler 66Şu an: 20.bolum
- 1 Bölüm 11.441 kelime
- 2 Bölüm 21.095 kelime
- 3 Bölüm 31.282 kelime
- 4 Bölüm 41.270 kelime
- 5 5.bolum Karanlığın içindeki gerçek.1.075 kelime
- 6 6.bölüm-Sınamanın Başlangıcı914 kelime
- 7 7.bolum Tahtın Gölgesinde1.023 kelime
- 8 8.Bölüm740 kelime
- 9 9.bölüm859 kelime
- 10 10.bölüm1.117 kelime
- 11 11.bölüm1.045 kelime
- 12 12.bölüm978 kelime
- 13 13.bolum1.083 kelime
- 14 14.bolüm865 kelime
- 15 15.bölüm834 kelime
- 16 16.bolum928 kelime
- 17 17.bölüm901 kelime
- 18 18.bolum1.000 kelime
- 19 19.bölüm1.008 kelime
- 20 20.bolum888 kelime · Okuduğun bölüm
- 21 21.bölüm921 kelime
- 22 22.bölüm884 kelime
- 23 23.bolum1.008 kelime
- 24 24.bölüm746 kelime
- 25 25.bolum871 kelime
- 26 26.bölüm751 kelime
- 27 27.bölüm882 kelime
- 28 28.bolum569 kelime
- 29 29.bolum875 kelime
- 30 30.bolum908 kelime
- 31 31.bolum1.107 kelime
- 32 32.bolum882 kelime
- 33 33.bolum861 kelime
- 34 KARAKTERLER
- 35 34.bolu.1.007 kelime
- 36 35.bolum589 kelime
- 37 36.bolum919 kelime
- 38 37.bolum694 kelime
- 39 38.bolum1.088 kelime
- 40 38.5319 kelime
- 41 38.6569 kelime
- 42 39.bolum1.124 kelime
- 43 40.bolum1.182 kelime
- 44 41.bolum1.088 kelime
- 45 42.bolum1.133 kelime
- 46 43.bolum1.044 kelime
- 47 44.bolum1.013 kelime
- 48 45.bolum923 kelime
- 49 46.bolum final.1.386 kelime
- 50 Yan hikaye 1.bolum869 kelime
- 51 Yan hikaye bölüm 2966 kelime
- 52 Yan hikaye bölüm 31.020 kelime
- 53 Yan hikaye bölüm 4946 kelime
- 54 Yan hikaye bölüm 5811 kelime
- 55 Yan hikaye bölüm 6755 kelime
- 56 Yan hikaye bölüm 7894 kelime
- 57 Yan hikaye bölüm 8866 kelime
- 58 Yan hikaye bölüm 8.5799 kelime
- 59 Yan hikaye 9.bolum1.138 kelime
- 60 Yan hikaye 10.bolum974 kelime
- 61 Yan hikaye bölüm 11701 kelime
- 62 Yan hikaye bölüm 12536 kelime
- 63 Yan hikaye bölüm 13822 kelime
- 64 Yan hikaye bölüm 14768 kelime
- 65 Özel bölüm888 kelime
- 66 Vaelis & Aurelion Özel sahneleri..
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kırmızı Yol
Düşüş bu sefer farklıydı.
Rowan, bedeninin bir yerden başka bir yere savrulduğunu hissetmedi. Ne daha önceki geçişlerde olduğu gibi göğsünü sıkıştıran o ağır basınç vardı ne de kemiklerine kadar işleyen bir çarpma hissi… Yalnızca karanlığın içinde uzayıp giden, zamanın anlamını kaybettiği birkaç saniyenin ardından yavaş yavaş yükselen bir uğultu vardı.
Önce uzaktan geliyormuş gibiydi.
Sonra yaklaştı.
Sesler birbirine karıştı.
Metal.
Bağırışlar.
Uzaklardan gelen koşu sesleri.
Ve ardından sıcaklık…
Hava sıcak, ağır ve kesifti. Rowan nefes aldığında ciğerlerine dolan havanın normalden farklı olduğunu hissetti; içinde dumanın, yanmış taşın ve eski kan kokusunun ağır bir izi vardı.
Gözlerini açtı.
İlk hissettiği şey acı olmadı.
Soğuk oldu.
Avuçlarının altında taş zeminin sertliğini hissettiğinde birkaç saniye boyunca hiçbir şey anlamadı. Tavana baktı. Gözleri karanlığa alışmaya çalışırken zihnindeki parçalar yavaş yavaş birleşmeye başladı.
Saray.
Rowan doğrulmaya çalıştı.
Etrafına baktığında kalbi bir anda hızlandı.
Sarayın ana salonundaydılar.
Ama bu, hatırladığı saray değildi.
Duvarlarda asılı olan büyük kraliyet bayrakları yırtılmıştı. Bir zamanlar ışığı yansıtan altın işlemeler kararmış, bazı taş sütunların yüzeylerinde derin çatlaklar oluşmuştu. Yerde kırılmış mızraklar, devrilmiş sandalyeler ve aceleyle bırakılmış silahlar vardı.
Salonun görkemli sessizliğinin yerini kaos almıştı.
Rowan birkaç saniye boyunca yalnızca etrafına baktı.
Sonra bakışları Aurelion’u buldu.
“Aurelion…”
Sesi nefes nefese çıkmıştı.
Prens birkaç adım ötesinde ayakta duruyordu.
Yaşıyordu.
Bu gerçek, Rowan’ın içinde kısa süreli bir rahatlama oluşturdu.
Fakat o rahatlama çok uzun sürmedi.
Çünkü Aurelion’un yüzüne baktığında bir şeylerin değiştiğini gördü.
Çok şey değişmişti.
Gözleri uykusuzdu.
Yüzündeki ifade, daha önce taşıdığı o kontrollü soğukluktan tamamen farklıydı. Omuzları çökmüş, saçları dağılmıştı. Üzerindeki zırh yeni değildi; sanki savaşın ortasında eline ne geçtiyse onu aceleyle üzerine geçirmiş gibiydi.
Başında taç yoktu.
Ama buna rağmen üzerinde ağır bir şey taşıyordu.
Rowan bunu hemen fark etti.
Bu, bir hükümdarın ağırlığı değildi.
Bu…
hayatta kalanın ağırlığıydı.
Aurelion başını yavaşça kaldırdı.
Gözleri Rowan’ın gözleriyle buluştu.
“Rowan…”
Sesi kısıktı.
Sanki uzun zamandır konuşmamış gibiydi.
“Bir şeyler… yanlış.”
Rowan ona baktı.
İçinden yükselen cevap, boğazına kadar gelip orada düğümlendi.
Çünkü Aurelion haklıydı.
Bir şeyler yanlıştı.
Fakat aynı zamanda…
hiçbir şey yanlış değildi.
Rowan’ın zihninde kitabın sayfası yeniden açıldı.
Kırmızı daire.
Mürekkebin o daireye doğru ilerleyişi.
Ve ardından gelen cümleler.
“Prens yaşar.”
“Dünya yanar.”
Rowan yavaşça başını salladı.
“Hayır,” dedi.
Aurelion’un kaşları hafifçe çatıldı.
Rowan’ın sesi bu kez daha kararlı çıktı.
“Her şey doğru.”
Tam o sırada sarayın devasa kapıları büyük bir gürültüyle açıldı.
İkisinin de bakışları kapıya çevrildi.
İçeri bir asker koşarak girdi.
Nefesi kesilmişti. Üzerindeki kıyafetler toz ve kül içindeydi. Salonun ortasına ulaştığında dizlerinin üzerine çöktü.
“Majesteleri…”
Aurelion ona baktı.
“Konuş.”
Asker birkaç saniye nefesini toparlamaya çalıştı.
“Doğu kanadı düştü.”
Aurelion’un yüzü değişmedi.
Fakat ellerinin yavaşça sıkıldığını Rowan gördü.
Asker devam etti.
“Halk ayakta. Lordlar bölünmüş durumda. Bazı birlikler emir beklemiyor. Sarayın dışındaki kalabalık giderek büyüyor.”
Aurelion’un çenesi gerildi.
“Babam?”
Tek kelime.
Fakat salondaki bütün hava o kelimenin ardından ağırlaştı.
Asker sustu.
Başını kaldırmakta zorlanıyormuş gibi bir süre yere baktı.
Sonra başını eğdi.
“Kral…”
Sesi titredi.
“Öldü.”
O anda dünya durmadı.
Tam tersine…
hızlandı.
Rowan’ın kulaklarında uğultu yükseldi.
Kitabın sesi zihninin içinde yankılandı.
“Prens yaşar.”
Ardından ikinci cümle geldi.
“Dünya yanar.”
Rowan gözlerini kapattı.
Her şey yerine oturuyordu.
Aurelion’un hayatta kalması…
Kralın ölümü…
Saraydaki isyan…
Bölünen lordlar…
Dışarıdaki halk…
Hiçbiri tesadüf değildi.
Kitap yalnızca bir sonuç seçmemişti.
O sonuca götürecek yolu da yazmıştı.
Aurelion gözlerini kapattı.
Sanki babasının öldüğünü duyduğunda şaşırmamıştı.
Sanki bir yerlerde, bunun gerçekleşeceğini zaten biliyordu.
“Nasıl?”
Sesi çok daha kısıktı.
Asker tereddüt etti.
“Asiler.”
Bir an durdu.
“Bazıları… sizin adınızı haykırıyordu.”
Aurelion’un gözleri açıldı.
Rowan’ın içi buz kesti.
Çünkü bu ayrıntı her şeyi daha da korkunç hâle getiriyordu.
İsyan yalnızca krala karşı değildi.
Aurelion’un adı artık isyanın merkezine yerleşmişti.
Kitap, onu yaşatmıştı.
Ama onu yaşatırken bütün krallığın kaderini onun üzerine bağlamıştı.
Asker başını eğerek salondan çıktı.
Kapılar yeniden kapandı.
Ve bir anda büyük salon, birkaç dakika önceki kalabalığından tamamen arındı.
Geriye yalnızca Rowan ve Aurelion kaldı.
Dışarıdan uzaktan gelen bağırışlar duyuluyordu.
Bir yerlerde insanlar koşuyor, başka bir yerde metal sesleri yükseliyor, sarayın dışındaki gökyüzünü koyu bir duman kaplıyordu.
Aurelion yavaşça Rowan’a döndü.
“Bu…”
Sesi çatallandı.
“Senin gördüğün gelecek miydi?”
Rowan cevap vermedi.
Çünkü artık verebileceği hiçbir cevap yoktu.
Eğer “evet” derse, Aurelion’a kitabın onu nasıl bir sona sürüklediğini anlatmak zorunda kalacaktı.
Eğer “hayır” derse, ikisinin de gözlerinin önünde gerçekleşen gerçeği inkâr etmiş olacaktı.
Bu yüzden sustu.
Ve bazen susmak, söylenebilecek en korkunç cevaptı.
Aurelion bunu anladı.
Bakışlarını Rowan’dan ayırmadan başını hafifçe eğdi.
“Anladım…”
Dışarıdan yeni bir çığlık yükseldi.
Ardından uzaktan bir şeyin yıkıldığı duyuldu.
Aurelion’un yüzündeki ifade sertleşti.
“Ben bunu istemedim.”
Rowan birkaç saniye ona baktı.
Sonra yavaşça bir adım attı.
“Ama hayattasın.”
Aurelion acı bir şekilde gülümsedi.
“Ve?”
Rowan’ın gözleri dışarıdaki karanlığa kaydı.
“Ve bu…”
Bir an durdu.
“...kitabın istediği şey.”
Aurelion’un gülümsemesi kayboldu.
“Babam öldü.”
Sesi bu kez çok daha ağırdı.
“Krallık yanıyor.”
Sonra gözlerini Rowan’a çevirdi.
“Bunun adı yaşamak mı?”
Rowan cevap veremedi.
Çünkü o anda, ilk kez gerçeğin korkunç tarafını gördü.
Başından beri kurtarmaya çalıştığı kişi hâlâ hayattaydı.
Aurelion ölmemişti.
Birinci yol gerçekleşmemişti.
Fakat bunun yerine ikinci yol açılmıştı.
Ve ikinci yolun kapısının ardında yalnızca savaş, yıkım ve kayıp vardı.
Rowan’ın içindeki umut sessizce sarsıldı.
Belki de kaderi değiştirmek, onu düzeltmek anlamına gelmiyordu.
Belki bir kaderi değiştirdiğinde, yalnızca başka bir kaderin kapısını açıyordun.
Ve şimdi…
o kapı sonuna kadar açılmıştı.
Rowan, sarayın dışındaki dumanlara bakarken zihninde tek bir düşünce yankılandı:
Kitap Aurelion’u kurtarmamıştı.
Onu yalnızca başka bir sona taşımıştı.
Ve çok daha kötüsü…
Bu, kırmızı yolun sonu değil, başlangıcıydı.
Bölüm etkileşimi
