29. bölüm / 66
⟡ İ K İ D Ü N Y A A R A S I N D A ⟡29.bolum
Bölümler 66Şu an: 29.bolum
- 1 Bölüm 11.441 kelime
- 2 Bölüm 21.095 kelime
- 3 Bölüm 31.282 kelime
- 4 Bölüm 41.270 kelime
- 5 5.bolum Karanlığın içindeki gerçek.1.075 kelime
- 6 6.bölüm-Sınamanın Başlangıcı914 kelime
- 7 7.bolum Tahtın Gölgesinde1.023 kelime
- 8 8.Bölüm740 kelime
- 9 9.bölüm859 kelime
- 10 10.bölüm1.117 kelime
- 11 11.bölüm1.045 kelime
- 12 12.bölüm978 kelime
- 13 13.bolum1.083 kelime
- 14 14.bolüm865 kelime
- 15 15.bölüm834 kelime
- 16 16.bolum928 kelime
- 17 17.bölüm901 kelime
- 18 18.bolum1.000 kelime
- 19 19.bölüm1.008 kelime
- 20 20.bolum888 kelime
- 21 21.bölüm921 kelime
- 22 22.bölüm884 kelime
- 23 23.bolum1.008 kelime
- 24 24.bölüm746 kelime
- 25 25.bolum871 kelime
- 26 26.bölüm751 kelime
- 27 27.bölüm882 kelime
- 28 28.bolum569 kelime
- 29 29.bolum875 kelime · Okuduğun bölüm
- 30 30.bolum908 kelime
- 31 31.bolum1.107 kelime
- 32 32.bolum882 kelime
- 33 33.bolum861 kelime
- 34 KARAKTERLER
- 35 34.bolu.1.007 kelime
- 36 35.bolum589 kelime
- 37 36.bolum919 kelime
- 38 37.bolum694 kelime
- 39 38.bolum1.088 kelime
- 40 38.5319 kelime
- 41 38.6569 kelime
- 42 39.bolum1.124 kelime
- 43 40.bolum1.182 kelime
- 44 41.bolum1.088 kelime
- 45 42.bolum1.133 kelime
- 46 43.bolum1.044 kelime
- 47 44.bolum1.013 kelime
- 48 45.bolum923 kelime
- 49 46.bolum final.1.386 kelime
- 50 Yan hikaye 1.bolum869 kelime
- 51 Yan hikaye bölüm 2966 kelime
- 52 Yan hikaye bölüm 31.020 kelime
- 53 Yan hikaye bölüm 4946 kelime
- 54 Yan hikaye bölüm 5811 kelime
- 55 Yan hikaye bölüm 6755 kelime
- 56 Yan hikaye bölüm 7894 kelime
- 57 Yan hikaye bölüm 8866 kelime
- 58 Yan hikaye bölüm 8.5799 kelime
- 59 Yan hikaye 9.bolum1.138 kelime
- 60 Yan hikaye 10.bolum974 kelime
- 61 Yan hikaye bölüm 11701 kelime
- 62 Yan hikaye bölüm 12536 kelime
- 63 Yan hikaye bölüm 13822 kelime
- 64 Yan hikaye bölüm 14768 kelime
- 65 Özel bölüm888 kelime
- 66 Vaelis & Aurelion Özel sahneleri..
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Zindandaki Gölge
Zindan karanlıktı.
Öyle bir karanlıktı ki, duvarlara asılmış birkaç meşalenin titrek ışığı bile bulunduğu yeri aydınlatmaya yetmiyor, ışık yalnızca taşların üzerindeki nemli yüzeyleri kısa süreliğine görünür kılıyor, sonra yeniden karanlığın içine çekiliyordu. Hava soğuk ve ağırdı; nemli taşların kokusu, paslanmış metalin keskinliğiyle birbirine karışmıştı.
Rowan ve Aurelion, zindanın iki yanında birbirlerine yakın bir noktada oturuyordu.
Ellerindeki bağlar hâlâ duruyordu.
Yorgundular.
Yaşadıkları her şeyin ağırlığı üzerlerine çökmüştü.
Fakat ikisinin de bakışlarında hâlâ aynı şey vardı:
Pes etmeme kararlılığı.
Rowan başını kaldırıp Aurelion’a baktı.
Aurelion da ona bakıyordu.
Konuşmuyorlardı.
Çünkü bu zindanda kelimelerden çok sessizlik vardı.
Ta ki…
koridorun derinliklerinden farklı bir ses gelene kadar.
Bir adım.
Sonra bir tane daha.
Ama bu, muhafızların ağır ve düzenli yürüyüşlerine benzemiyordu.
Daha sessizdi.
Neredeyse duyulmuyordu.
Rowan’ın bakışları kapıya çevrildi.
Aurelion da doğruldu.
Zindanın karanlığında bir gölge hareket etti.
Meşalenin ışığı önce yalnızca siluetini ortaya çıkardı.
Sonra yabancı birkaç adım daha attı ve yüzü ışığın altında belirginleşmeye başladı.
Sessizdi.
Rahat görünüyordu.
Fakat bu rahatlığın altında, uzun süre savaşmış birinin dikkatli soğukkanlılığı vardı.
Bakışları önce Rowan’a, sonra Aurelion’a çevrildi.
Kısa.
Keskin.
Ölçen bir bakıştı.
Sanki karşısındaki iki kişinin kim olduğunu zaten biliyordu.
Gölge durdu.
“Beni bekliyordunuz.”
Sesi derindi.
Güven verici bir yanı vardı.
Fakat aynı zamanda tehlikeyi hissettiren bir tarafı da bulunuyordu.
Rowan istemsizce gerildi.
“Kim… sen kimsin?”
Yabancı cevap vermeden önce birkaç saniye bekledi.
Rowan devam etti:
“Ve nasıl buraya girdin?”
Gölgenin dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
“Buraya girmek zor değildi.”
Aurelion kaşlarını çattı.
“Burası kraliyet zindanı.”
“Biliyorum.”
“Öyleyse muhafızlar seni nasıl görmedi?”
Yabancının bakışları kısa bir süre koridora kaydı.
“Çünkü onların baktığı yerde değildim.”
Bu cevap ikisini de susturdu.
Yabancı yeniden onlara döndü.
“Ben buraya dışarıdan geldim.”
Rowan’ın yüzündeki ifade değişti.
“Dışarıdan?”
“Evet.”
Yabancı birkaç adım daha yaklaştı.
“Ve sizin de benimle birlikte buradan çıkmanız gerekiyor.”
Aurelion şaşkınlıkla ona baktı.
“Sen… bu oyunu biliyor musun?”
Yabancı başını hafifçe eğdi.
“Evet.”
Bu tek kelime, zindanın havasını değiştirmeye yetti.
Çünkü Rowan ve Aurelion uzun zamandır ilk kez karşılarında kitabın kurallarını bilen birini görüyordu.
Yabancı devam etti:
“Ama önce bazı şeyleri anlamanız gerekiyor.”
Bakışları zindanın duvarlarında gezindi.
“Bu dünya düşündüğünüzden çok daha karmaşık.”
Rowan öne doğru eğildi.
“Kitap mı?”
Yabancının yüzündeki ifade ciddileşti.
“Kitap.”
Bir an sessizlik oldu.
“Size yalnızca kader yazmıyor. Nerede olduğunuzu, ne gördüğünüzü ve hangi seçimi yapacağınızı da etkiliyor.”
Aurelion’un bakışları karardı.
“Bunu zaten biliyoruz.”
“Hayır.”
Yabancı başını iki yana salladı.
“Bildiklerinizi bildiğinizi sanıyorsunuz.”
Bu söz Rowan’ın dikkatini çekti.
Yabancı devam etti:
“Kitap her adımınızı izliyor. Sadece yaptıklarınızı değil, yapmak üzere olduklarınızı da.”
Rowan’ın yüzü gerildi.
“Peki neden bize yardım ediyorsun?”
Bu kez yabancı hemen cevap vermedi.
Zindanın içinde yalnızca meşalenin çıtırtısı duyuldu.
Sonunda konuştu.
“Çünkü sizin kaderiniz yalnızca kitabın kaderi değil.”
Rowan sessizce dinledi.
“Bu dünyadan nasıl çıktığınız…”
Yabancının bakışları Aurelion’a çevrildi.
“Sonraki hikâyeyi etkileyecek.”
Aurelion’un kaşları çatıldı.
“Sonraki hikâye?”
“Eğer bu dünyayı yanlış şekilde bırakırsanız, yalnızca kendinizi kurtarmış olmazsınız.”
Bir an durdu.
“Başka bir dünyanın geleceğini de değiştirirsiniz.”
Rowan’ın zihni hızla çalışmaya başladı.
“Bir sonraki kitap…”
Yabancı başını salladı.
“Evet.”
Aurelion’un yüzündeki şaşkınlık yerini endişeye bıraktı.
“Ve sen bunu engellemek istiyorsun.”
“İstiyorum.”
“Neden?”
Yabancı bu kez doğrudan Aurelion’a baktı.
“Çünkü bazı hikâyeler başladığında, onların sonucu yalnızca karakterlerini etkilemez.”
Sesi daha ciddi bir hâl aldı.
“Bazen bir dünyanın sonu, başka bir dünyanın başlangıcını belirler.”
Aurelion birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra yavaşça sordu:
“Peki ne yapmamız gerekiyor?”
Yabancı arkasını döndü.
Zindanın duvarının karanlık bölümüne doğru yürüdü.
İlk bakışta orada yalnızca taş duvar vardı.
Fakat yabancı elini belirli bir noktaya koydu.
Taşın içinde hafif bir titreşim oluştu.
Ardından duvarın bir bölümü sessizce geri çekildi.
Gizli bir geçit ortaya çıktı.
Aurelion’un gözleri büyüdü.
“Burada böyle bir kapı olduğunu bilmiyordum.”
“Bilmeniz gerekmiyordu.”
Yabancı geçidin içine baktı.
“Önce buradan çıkacağız.”
Sonra başını çevirip ikisine baktı.
“Fakat dikkatli olun.”
Rowan ayağa kalkmaya çalıştı.
“Ne için?”
“Kitap.”
Yabancının sesi bu kez daha alçaktı.
“Her adımınızı izliyor.”
Rowan’ın bakışları karanlık koridora çevrildi.
“Öyleyse bizi burada bulmasına izin vermeyeceğiz.”
Aurelion da doğruldu.
İkisi birbirine baktı.
Aralarında sessiz bir anlaşma oluştu.
Zincirlerini aynı anda çektiler.
Metal taş duvarlara çarptı.
Bir kez.
Sonra yeniden.
Yabancı onları izledi.
“Birlikte.”
Rowan başını salladı.
“Birlikte.”
Aurelion da zincirine asıldı.
Bir süre sonra bağların gerildiği noktada küçük bir boşluk oluştu.
İkisi yeniden denedi.
Bu kez daha uyumlu hareket ettiler.
Zincirlerin sesi zindanın içinde yankılandı.
Sonunda bağlardan biri gevşedi.
Rowan derin bir nefes aldı.
Aurelion ona baktı.
İlk kez zindana girdiklerinden beri karşılarında gerçek bir çıkış ihtimali vardı.
Fakat geçidin karanlığına baktıklarında ikisi de bunun bir kurtuluş olmadığını biliyordu.
Bu sadece yeni bir sınavın başlangıcıydı.
Yabancı önden ilerledi.
Rowan ve Aurelion onun arkasından geldi.
Koridorun gölgeleri hareket ediyordu.
Bazen bir duvarın üzerinde şekiller beliriyor, bazen ayak sesleri duyuluyor, bazen de karanlığın içinden onları izleyen bir şey varmış hissine kapılıyorlardı.
Rowan birkaç kez arkasına baktı.
Hiç kimse yoktu.
Ama kitap…
onları hâlâ izliyordu.
Yine de bu kez farklıydı.
Çünkü ilk defa yalnız değillerdi.
İlk defa kitabın kurallarını bilen biri yanlarındaydı.
Ve belki de en önemlisi…
İlk defa kaderin önlerine koyduğu yolu takip etmek yerine, kendi yollarını çizebileceklerine dair gerçek bir umutları vardı.
Zindanın gerisinde karanlık kalırken, önlerinde bilinmeyen bir geçit uzanıyordu.
Yabancı sessizce yürümeye devam etti.
Rowan, Aurelion’un yanında ilerledi.
Aurelion ona baktı.
Rowan da karşılık verdi.
Hiçbir şey söylemediler.
Çünkü ikisinin de zihninde aynı düşünce vardı:
Kitap onların hikâyesini yazmaya devam edebilirdi.
Ama bundan sonra…
hikâyenin nasıl ilerleyeceğine kendileri karar verecekti.
Bölüm etkileşimi
