9. bölüm / 66
⟡ İ K İ D Ü N Y A A R A S I N D A ⟡9.bölüm
Bölümler 66Şu an: 9.bölüm
- 1 Bölüm 11.441 kelime
- 2 Bölüm 21.095 kelime
- 3 Bölüm 31.282 kelime
- 4 Bölüm 41.270 kelime
- 5 5.bolum Karanlığın içindeki gerçek.1.075 kelime
- 6 6.bölüm-Sınamanın Başlangıcı914 kelime
- 7 7.bolum Tahtın Gölgesinde1.023 kelime
- 8 8.Bölüm740 kelime
- 9 9.bölüm859 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 10.bölüm1.117 kelime
- 11 11.bölüm1.045 kelime
- 12 12.bölüm978 kelime
- 13 13.bolum1.083 kelime
- 14 14.bolüm865 kelime
- 15 15.bölüm834 kelime
- 16 16.bolum928 kelime
- 17 17.bölüm901 kelime
- 18 18.bolum1.000 kelime
- 19 19.bölüm1.008 kelime
- 20 20.bolum888 kelime
- 21 21.bölüm921 kelime
- 22 22.bölüm884 kelime
- 23 23.bolum1.008 kelime
- 24 24.bölüm746 kelime
- 25 25.bolum871 kelime
- 26 26.bölüm751 kelime
- 27 27.bölüm882 kelime
- 28 28.bolum569 kelime
- 29 29.bolum875 kelime
- 30 30.bolum908 kelime
- 31 31.bolum1.107 kelime
- 32 32.bolum882 kelime
- 33 33.bolum861 kelime
- 34 KARAKTERLER
- 35 34.bolu.1.007 kelime
- 36 35.bolum589 kelime
- 37 36.bolum919 kelime
- 38 37.bolum694 kelime
- 39 38.bolum1.088 kelime
- 40 38.5319 kelime
- 41 38.6569 kelime
- 42 39.bolum1.124 kelime
- 43 40.bolum1.182 kelime
- 44 41.bolum1.088 kelime
- 45 42.bolum1.133 kelime
- 46 43.bolum1.044 kelime
- 47 44.bolum1.013 kelime
- 48 45.bolum923 kelime
- 49 46.bolum final.1.386 kelime
- 50 Yan hikaye 1.bolum869 kelime
- 51 Yan hikaye bölüm 2966 kelime
- 52 Yan hikaye bölüm 31.020 kelime
- 53 Yan hikaye bölüm 4946 kelime
- 54 Yan hikaye bölüm 5811 kelime
- 55 Yan hikaye bölüm 6755 kelime
- 56 Yan hikaye bölüm 7894 kelime
- 57 Yan hikaye bölüm 8866 kelime
- 58 Yan hikaye bölüm 8.5799 kelime
- 59 Yan hikaye 9.bolum1.138 kelime
- 60 Yan hikaye 10.bolum974 kelime
- 61 Yan hikaye bölüm 11701 kelime
- 62 Yan hikaye bölüm 12536 kelime
- 63 Yan hikaye bölüm 13822 kelime
- 64 Yan hikaye bölüm 14768 kelime
- 65 Özel bölüm888 kelime
- 66 Vaelis & Aurelion Özel sahneleri..
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Vaelis içeri girdikten sonra önce kapıyı sessizce kapatmış, ardından odanın duvarlarında yanan meşalelere yönelmişti. Alevlerin oluşturduğu parlaklığın bu oda için gereğinden fazla olduğunu düşünüyordu; hem Aurelion’un yaralarının daha fazla dikkat çekmesini istemiyor hem de koridorlardan sızabilecek ışığın içeride birinin bulunduğunu belli etmesinden çekiniyordu.
Bu yüzden meşaleleri birer birer söndürdü.
Sonunda odada yalnızca birkaç mumun titrek ışığı kaldı.
Karanlık, duvarların köşelerine kadar yayılmıştı. Mum alevleri zaman zaman hafifçe titreşiyor, odanın içindeki eşyaların gölgelerini duvarlarda hareket ettiriyordu. Sarayın geri kalanındaki gösterişli ışıklardan eser yoktu burada; yalnızca sessizlik, taş duvarların soğukluğu ve gecenin ağır havası vardı.
Vaelis yatağın yanında durdu.
Aurelion hâlâ kendinde değildi.
Vaelis bir süre onun nefesini kontrol ettikten sonra gerekli malzemeleri hazırlamaya başladı. Hareketleri her zamanki gibi düzenliydi; fakat ellerinin içinde, kendisinin bile tam olarak anlamlandıramadığı bir gerginlik vardı.
Aurelion kendine geldiğinde ilk hissettiği şey acı oldu.
Ardından odanın sıcaklığını fark etti.
Sonra da üzerinde duran elleri.
Gözlerini tam olarak açmadan önce bedeninin nerede olduğunu anlamaya çalıştı. Birkaç saniye sonra bulunduğu yeri fark ettiğinde bakışları hemen sertleşti.
“Dokunma.”
Sesi zayıftı, fakat kelimenin taşıdığı sertlik hâlâ kaybolmamıştı.
Vaelis hemen durdu.
Ancak geri çekilmedi.
“Sırtınız açık,” dedi sakin ve kontrollü bir sesle. “Yaralar iltihaplanırsa durumunuz daha da kötüleşebilir. En azından temizlenip kapatılmaları gerekiyor.”
Aurelion yüzünü diğer tarafa çevirdi.
“Bırak.”
Bu kez sesi daha keskin çıkmıştı.
“Beni bu hâlde görmen zaten yeterince aşağılayıcı.”
Vaelis birkaç saniye boyunca sessiz kaldı.
Sonra derin bir nefes aldı.
“Bunu istemedim,” dedi sonunda.
Aurelion’un gözleri hafifçe aralandı.
Vaelis sözlerine devam etti.
“Yaşananların hiçbirini istemedim ve sizi buraya getirmiş olmam da kendime yazabileceğim bir zafer değil.”
Aurelion acıyla karışık kısa bir gülüş çıkardı.
“Yalan.”
Tek kelime odanın sessizliğinde uzun süre asılı kaldı.
“Kral beni her cezalandırdığında sen oradaydın,” dedi Aurelion. “Her seferinde aynı yerde durdun. Sessizdin, hareketsizdin ve hiçbir şey olmuyormuş gibi izledin.”
Vaelis’in eli olduğu yerde durdu.
O cümle, yıllardır hiç kimsenin kendisine yöneltmediği bir suçlamayı bütün çıplaklığıyla önüne koymuştu.
Çünkü Aurelion haklıydı.
Vaelis geçmişte gerçekten de oradaydı.
Kralın emirlerinin yanında durmuş, sorgulamadan verilen görevleri yerine getirmiş ve gördüğü şeyleri yalnızca görevin bir parçası olarak kabul etmişti.
Ama şimdi o geçmişin karşısında dururken, eskiden kendisine doğal gelen şeylerin neden bu kadar ağır göründüğünü anlamaya çalışıyordu.
“Çünkü o zaman ben…”
Vaelis’in sesi ilk kez kararsızlaştı.
Bir an sustu.
“Ben değildim.”
Aurelion kaşlarını hafifçe çattı.
Vaelis gözlerini ondan kaçırmadan devam etti.
“Şimdi de kim olduğumu tam olarak bildiğimi söyleyemem. Belki hâlâ eski Vaelis’in taşıdığı bütün yüklerden kurtulmuş değilim. Belki hâlâ bazı şeyleri sorgulamak için çok geç kaldım.”
Sesi giderek alçaldı.
“Ama farklı olduğumu biliyorum.”
Aurelion başını yavaşça ona çevirdi.
Gözlerinde öfkenin yanında artık başka bir şey daha vardı.
“Ne oldun sen?”
Sorusu bu kez alaydan çok gerçek bir merak taşıyordu.
“Bir gecede mi vicdan kazandın?”
Vaelis cevap vermedi.
Bunun yerine yeniden bandaja yöneldi.
Aurelion’un yaralarını dikkatlice sardı. Her hareketi ölçülü ve kontrollüydü; acele etmiyor, Aurelion’un nefesindeki değişimleri takip ederek gerektiğinde birkaç saniye bekliyordu.
Eskiden yalnızca emri yerine getirmek için hareket eden elleri, şimdi ilk kez birinin acısını azaltmak için ne kadar dikkatli olması gerektiğini düşünüyordu.
“Bilmiyorum,” dedi Vaelis sonunda.
Sesinde herhangi bir savunma yoktu.
“Gerçekten bilmiyorum.”
Kısa bir sessizlikten sonra ekledi:
“Ama seni orada bırakmayacağımı biliyordum.”
Aurelion sustu.
Bu kez verecek bir cevabı yoktu.
Odanın içinde bir süre yalnızca mumun hafif çıtırtısı duyuldu. Dışarıdaki saray sessizdi; koridorlardan herhangi bir ayak sesi gelmiyor, gecenin ağır sessizliği kapının ardında bütün dünyayı uzaklaştırmış gibi duruyordu.
Aurelion tavana baktı.
Sonra sesi yeniden duyuldu.
Bu kez önceki sözlerinden çok daha yorgun, çok daha savunmasızdı.
“Eğer biri bunu öğrenirse…”
Bir an durdu.
“İkimizi de yakarlar.”
Vaelis başını eğmeden cevap verdi.
“Biliyorum.”
Aurelion gözlerini ona çevirdi.
“Pişman mısın?”
Vaelis’in elleri bir anlığına durdu.
Bu soru, beklediğinden daha ağırdı.
Çünkü vereceği cevap yalnızca o geceyle ilgili değildi. Verdiği kararın, kralın emrine karşı gelmesinin ve Aurelion’u saray kapısının önünde bırakmayı reddetmesinin arkasında gerçekten ne olduğunu kendisi de ilk kez düşünüyordu.
Birkaç saniye sonra başını kaldırdı.
Gözlerinde hiçbir tereddüt kalmamıştı.
“Hayır.”
Aurelion ona baktı.
Uzun süre hiçbir şey söylemedi.
İlk kez Vaelis’i yalnızca geçmişteki hâliyle görmüyordu. Karşısındaki adam, yıllardır tanıdığını sandığı Vaelis’e benziyordu ama aynı zamanda ondan tamamen farklıydı.
Nefret yoktu bakışlarında.
Güven de henüz yoktu.
Fakat bunun yerine açıklayamadığı bir merak vardı.
Vaelis neden değişmişti?
Neden onu kurtarmıştı?
Ve daha önemlisi, neden şimdiye kadar hiç sorgulamadığı şeyleri sorgulamaya başlamıştı?
Aurelion bu soruların hiçbirinin cevabını bilmiyordu.
Belki de bu yüzden ilk kez, karşısındaki adamın değişiminden korktu.
Çünkü insanın düşmanının ne yapacağını bilmesi kolaydı.
Asıl korkutucu olan, artık onu tanıyamamaktı.
Vaelis son bandajı dikkatlice bağladı ve ellerini yavaşça geri çekti.
“Uyumalısınız,” dedi. “Sabah olduğunda durumunuzu yeniden kontrol ederim.”
Aurelion cevap vermedi.
Vaelis yatağın yanından uzaklaşmak için döndü.
Bir adım attı.
Sonra—
“Gitme.”
Kelime odanın sessizliğinde beklenmedik
bir şekilde yankılandı.
Vaelis olduğu yerde durdu.
Aurelion da söylediği sözün ardından sessizleşmişti.
Çünkü bu, bir emir değildi.
Bir prensin emri gibi söylenmemişti.
Tahtın varisinin otoritesiyle verilmiş bir karar da değildi.
Daha çok, uzun zamandır kimseye söylemediği bir şeyi istemeden dışarı bırakmış gibiydi.
Vaelis yavaşça arkasını döndü.
Aurelion bakışlarını ondan kaçırdı.
İkisi de konuşmadı.
Mum alevi hafifçe titredi.
Ve o küçücük kelime, aralarındaki yılların sessizliğinde ilk kez gerçek bir çatlak oluşturdu.
Çünkü bazen büyük değişimler büyük sözlerle başlamazdı.
Bazen yalnızca iki kelime yeterdi.
“Gitme.”
Ve o gece, hikâyenin yönü ilk kez sessizce değişti.
_______
Bölüm etkileşimi
