40.bolum

Vaveyla Yazarı: 𝑹𝒆𝒊𝒂𝒏𝒂 ⭐

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 66Şu an: 40.bolum
  1. 1 Bölüm 11.441 kelime
  2. 2 Bölüm 21.095 kelime
  3. 3 Bölüm 31.282 kelime
  4. 4 Bölüm 41.270 kelime
  5. 5 5.bolum Karanlığın içindeki gerçek.1.075 kelime
  6. 6 6.bölüm-Sınamanın Başlangıcı914 kelime
  7. 7 7.bolum Tahtın Gölgesinde1.023 kelime
  8. 8 8.Bölüm740 kelime
  9. 9 9.bölüm859 kelime
  10. 10 10.bölüm1.117 kelime
  11. 11 11.bölüm1.045 kelime
  12. 12 12.bölüm978 kelime
  13. 13 13.bolum1.083 kelime
  14. 14 14.bolüm865 kelime
  15. 15 15.bölüm834 kelime
  16. 16 16.bolum928 kelime
  17. 17 17.bölüm901 kelime
  18. 18 18.bolum1.000 kelime
  19. 19 19.bölüm1.008 kelime
  20. 20 20.bolum888 kelime
  21. 21 21.bölüm921 kelime
  22. 22 22.bölüm884 kelime
  23. 23 23.bolum1.008 kelime
  24. 24 24.bölüm746 kelime
  25. 25 25.bolum871 kelime
  26. 26 26.bölüm751 kelime
  27. 27 27.bölüm882 kelime
  28. 28 28.bolum569 kelime
  29. 29 29.bolum875 kelime
  30. 30 30.bolum908 kelime
  31. 31 31.bolum1.107 kelime
  32. 32 32.bolum882 kelime
  33. 33 33.bolum861 kelime
  34. 34 KARAKTERLER
  35. 35 34.bolu.1.007 kelime
  36. 36 35.bolum589 kelime
  37. 37 36.bolum919 kelime
  38. 38 37.bolum694 kelime
  39. 39 38.bolum1.088 kelime
  40. 40 38.5319 kelime
  41. 41 38.6569 kelime
  42. 42 39.bolum1.124 kelime
  43. 43 40.bolum1.182 kelime · Okuduğun bölüm
  44. 44 41.bolum1.088 kelime
  45. 45 42.bolum1.133 kelime
  46. 46 43.bolum1.044 kelime
  47. 47 44.bolum1.013 kelime
  48. 48 45.bolum923 kelime
  49. 49 46.bolum final.1.386 kelime
  50. 50 Yan hikaye 1.bolum869 kelime
  51. 51 Yan hikaye bölüm 2966 kelime
  52. 52 Yan hikaye bölüm 31.020 kelime
  53. 53 Yan hikaye bölüm 4946 kelime
  54. 54 Yan hikaye bölüm 5811 kelime
  55. 55 Yan hikaye bölüm 6755 kelime
  56. 56 Yan hikaye bölüm 7894 kelime
  57. 57 Yan hikaye bölüm 8866 kelime
  58. 58 Yan hikaye bölüm 8.5799 kelime
  59. 59 Yan hikaye 9.bolum1.138 kelime
  60. 60 Yan hikaye 10.bolum974 kelime
  61. 61 Yan hikaye bölüm 11701 kelime
  62. 62 Yan hikaye bölüm 12536 kelime
  63. 63 Yan hikaye bölüm 13822 kelime
  64. 64 Yan hikaye bölüm 14768 kelime
  65. 65 Özel bölüm888 kelime
  66. 66 Vaelis & Aurelion Özel sahneleri..

Gerçek Dünyanın Küçük Mucizeleri

Aurelion’un teknolojiyle ilk teması…
Travmatik olmuştu.
En azından Rowan için eğlenceliydi.
Sabahın ilk ışıkları perdelerin arasından süzülürken küçük apartman dairesinin mutfağına kahve kokusu yayılıyordu. Rowan tezgâhın başında kahvesini hazırlıyor, bir yandan da dışarıdan gelen şehir seslerini dinliyordu.
Arkasından gelen sessizlik, kısa süre sonra bozuldu.
“ROWAN.”
Rowan elindeki kaşığı durdurdu.
Sesindeki ciddiyet, ortada önemli bir mesele olduğunu düşündürecek kadar ağırdı.
Yavaşça arkasını döndü.
Aurelion mutfak masasının başında duruyordu.
Elinde Rowan’ın telefonu vardı.
Ama telefonu tutuş şekli…
Rowan’ın yüzünde istemsiz bir gülümseme oluşturdu.
Aurelion telefonu iki parmağıyla tutuyordu.
Sanki biraz fazla yaklaştırırsa kendisini ısıracakmış gibi.
“Bu…” dedi Aurelion.
Gözlerini telefondan ayırmadan devam etti.
“Şey… bana bakıyor.”
Rowan birkaç saniye ona baktı.
Sonra telefonu işaret etti.
“Telefon o.”
“Biliyorum.”
“Ekran kapalı.”
“Fark ettim.”
“Bir şey yapmaz.”
Aurelion şüpheyle ekrana baktı.
“Bundan emin misin?”
“Evet.”
Tam o anda ekran aydınlandı.
Aurelion geriye doğru sıçradı.
Telefon neredeyse elinden düşüyordu.
“YEMİN EDERİM HAREKET ETTİ!”
Rowan kendini tutmaya çalıştı.
“Bu sadece kilit ekranı.”
Aurelion telefonla Rowan arasında bakışlarını gezdirdi.
“Kilit ekranı mı?”
“Evet.”
“Kilitlemek mi?”
“Evet.”
Aurelion’un yüzündeki ciddiyet daha da arttı.
“Neden kilitliyorsun?”
Rowan kahvesinden bir yudum aldı.
“Kaçmasın diye.”
Aurelion birkaç saniye düşündü.
Sonra telefonun kendisine gerçekten canlı bir varlıkmış gibi baktı.
“Bu açıklama hiç güven vermedi.”
Rowan kahkahasını artık tutamadı.
Aurelion telefonu dikkatlice masaya bıraktı.
“Bu dünyada her şey çok…”
Kelimeyi aradı.
“...aceleci.”
“Telefon mu?”
“Telefon, arabalar, ışıklar, insanlar…”
Pencereye baktı.
“Kimsenin durmaya vakti yok gibi.”
Rowan’ın gülümsemesi biraz yumuşadı.
“Buna alışacaksın.”
Aurelion cevap vermedi.
Sadece telefonu masanın üzerinden biraz daha uzağa itti.
Sanki onunla arasına güvenli bir mesafe koymuştu.

Rowan hazırladığı kahveyi Aurelion’a uzattığında Aurelion bardağa baktı.
“Bu nedir?”
“Kahve.”
Aurelion bardağı iki eliyle aldı.
İçindeki koyu sıvıyı inceledi.
“İnsanlar bunu gerçekten isteyerek mi içiyor?”
“Evet.”
Aurelion şüpheyle Rowan’a baktı.
Sonra küçük bir yudum aldı.
Yüzü anında değişti.
Kaşları çatıldı.
Dudakları büzüldü.
“Bu…”
Bir süre doğru kelimeyi bulmaya çalıştı.
“Acı.”
Rowan güldü.
“Kahve.”
Aurelion bardağa yeniden baktı.
“Zehir mi?”
Rowan kahkahayı bıraktı.
“Hayır.”
“Emin misin?”
“Eminim.”
Aurelion yine küçük bir yudum aldı.
Bu kez daha dikkatliydi.
Bir süre düşündü.
Sonra istemeden başını salladı.
“…Ama güzel.”
Rowan kaşını kaldırdı.
“Az önce zehir olduğunu düşünüyordun.”
“Fikrimi değiştirdim.”
“Bu kadar hızlı mı?”
Aurelion ciddi bir ifadeyle bardağı masaya bıraktı.
“İnsanların neden sabahları bunu içtiğini şimdi anlıyorum.”
Rowan gülümsedi.
“Ne anladın?”
“Hayatta kalabilmek için.”

Öğleye doğru Rowan bilgisayarını açtı.
Aurelion, ekranın ışığı yüzüne vurduğu anda olduğu yerde durdu.
Gözleri büyüdü.
“Bu…”
Yavaşça bilgisayara yaklaştı.
“Bir yazı masası mı?”
Rowan sandalyesini çekti.
“Hayır.”
Ekranı ona çevirdi.
“Her şey burada.”
Aurelion şaşkınlıkla baktı.
“Her şey mi?”
“Bilgi. Haberler. Kitaplar. Haritalar. İnsanlar…”
Aurelion’un yüzündeki şaşkınlık giderek arttı.
“İnsanlar da mı?”
“Bir bakıma.”
Aurelion yavaşça sandalyeye oturdu.
Ekrana bakarken yüzünde tuhaf bir ifade vardı.
“Bu dünyada kütüphaneler…”
Kısa bir sessizlik oldu.
“...çok tehlikeli.”
Rowan güldü.
“Daha tehlikelisini görmedin.”
Arama çubuğunu gösterdi.
“Buraya ne istersen yazıyorsun.”
Aurelion parmaklarını klavyenin üzerinde gezdirdi.
Tuşlara ilk kez dokunuyordu.
“Bunların her biri bir harf mi?”
“Evet.”
“Ve hepsi aynı anda çalışıyor?”
“Genellikle.”
Aurelion derin bir nefes aldı.
Sonra son derece ciddi bir ifadeyle arama çubuğuna yazdı:
Bir dünyadan diğerine geçmek mümkün mü
Sonuçlar birkaç saniye içinde ekrana doldu.
Aurelion eğildi.
Birinci sonucu okudu.
Sonra ikincisini.
Sonra üçüncüsünü.
Yüzündeki ifade giderek değişti.
“…Bunlar birbirleriyle çelişiyor.”
Rowan omuz silkti.
“Hoş geldin.”
Aurelion ekrana bakmaya devam etti.
“Peki hangisi doğru?”
“Bilmiyorum.”
Aurelion yavaşça Rowan’a döndü.
“Bu dünyada insanlar bilmedikleri şeyler hakkında da yazıyor.”
“Evet.”
“Ve insanlar onları okuyor.”
“Evet.”
Aurelion birkaç saniye düşündü.
“Burası düşündüğümden daha tehlikeli.”

Apartmandan çıkmak için kapıyı kapattıklarında Rowan koridora yöneldi.
Aurelion arkasından geldi.
Bir süre sonra Rowan duvardaki düğmeye bastı.
Bir zil sesi duyuldu.
Kapılar açıldı.
Aurelion durdu.
İçeri bakmadı bile.
“Bu bir tuzak.”
Rowan arkasını döndü.
“Asansör.”
“Kapıları kendi kendine açılıyor.”
“Evet.”
“Ve seni içine alıyor.”
“Evet.”
Aurelion gözlerini kıstı.
“Sonra?”
“Yukarı veya aşağı götürüyor.”
Aurelion birkaç saniye sessiz kaldı.
“…Bu dünyada neden herkes bu kadar güvensiz şeyleri normal buluyor?”
Rowan gülerek içeri girdi.
“Çünkü alışıyoruz.”
Aurelion hâlâ kapının önündeydi.
Rowan elini uzattı.
“Gel.”
Aurelion tereddüt etti.
Sonra Rowan’ın elini tuttu ve içeri adım attı.
Kapılar kapandı.
Aurelion hemen duvara tutundu.
Asansör hareket etti.
“Düşüyoruz mu?”
“Hayır.”
“Emin misin?”
“Evet.”
Aurelion birkaç saniye daha bekledi.
Sonra yavaşça doğruldu.
“Bu dünya…”
Bir iç çekti.
“Yaşamak için cesaret istiyor.”
Rowan gülümsedi.
“Daha trafik ışığını görmedin.”
Aurelion’un yüzü düştü.
“Başka ne var?”
Rowan cevap vermeden güldü.

Akşam olduğunda hava kararmıştı.
Aurelion pencerenin önünde duruyor, gökyüzüne bakıyordu.
Rowan odanın lambasını açtı.
Bir anda oda aydınlandı.
Aurelion gözlerini kırptı.
Sonra tavana baktı.
“Güneşi yakıyorsun.”
“Lamba.”
“Daha önce kapalıydı.”
“Evet.”
Aurelion lambaya uzun uzun baktı.
“Peki güneş nerede?”
“Dışarıda.”
“Ve bunu içeride kullanabiliyorsunuz.”
“Evet.”
Aurelion başını yavaşça salladı.
“Geceleri yıldızlara ihtiyacınız kalmamış.”
Bu kez sesi alaycı değildi.
Bir süre tavandaki ışığa baktı.
Sonra pencereye döndü.
“Biraz üzücü.”
Rowan onun ne demek istediğini anladı.
Çünkü Aurelion’un dünyasında gece, yıldızlarla doluydu.
Sarayın taş duvarlarından görünen gökyüzü…
sessizliğin içinde parlayan birkaç küçük ışık…
Ve belki de çocukluğundan kalan en temiz anılarından bazıları.
Rowan lambayı biraz kıstı.
“Yıldızlar hâlâ burada.”
Aurelion ona baktı.
“Biliyorum.”
Sonra hafifçe gülümsedi.
“Ama artık onları görmek için başımı kaldırmam gerekiyor.”
Gece ilerlediğinde Aurelion yatağın kenarında oturuyordu.
Rowan elindeki battaniyeyi ona uzattı.
“Al.”
Aurelion battaniyeye baktı.
Sonra Rowan’a.
“Bu da ne?”
“Battaniye.”
“Biliyorum.”
Bir an durdu.
“Bugün çok fazla şey öğrendim.”
Rowan güldü.
“Daha ilk gün.”
Aurelion battaniyeyi aldı.
Omuzlarına örttü.
“Yarın ne olacak?”
“Yarın dışarı çıkacağız.”
Aurelion’un kaşları kalktı.
“Daha da mı gürültülü?”
“Evet.”
Aurelion derin bir nefes aldı.
Sanki büyük bir savaşa hazırlanıyormuş gibi ciddi bir şekilde başını salladı.
“…Tamam.”
Sonra birkaç saniye sessiz kaldı.
“Rowan…”
“Efendim?”
Aurelion gözlerini yere indirdi.
“Bu dünya beni reddederse ne yaparım?”
Sorunun altında yalnızca yeni bir dünyaya ait olamama korkusu yoktu.
Daha derin bir şey vardı.
Aurelion bir zamanlar bir dünyayı yaratmıştı.
Sonra o dünya onu yutmuştu.
Şimdi ilk kez kendi yazmadığı bir yerdeydi.
Ve belki de içinde hâlâ aynı korku vardı:
Ya hiçbir yere ait değilsem?
Rowan onun yanına oturdu.
Omzuna hafifçe dokundu.
“O zaman…”
Bir an düşündü.
“Biz ona alışırız.”
Aurelion başını kaldırdı.
“Biz?”
“Evet.”
Rowan gülümsedi.
“Her şeyi tek başına öğrenmek zorunda değilsin.”
Aurelion birkaç saniye ona baktı.
Sonra…
ilk kez gerçekten güldü.
Sessiz, kısa ama içten bir gülüştü.
Rowan da gülümsedi.
Ve o küçük apartman dairesinde, kitapların, kaderin ve yazılmış sonların olmadığı bir gecede…
ikisi ilk kez gerçekten sıradan bir hayatın nasıl bir şey olabileceğini düşündüler.
Birlikte kahve içmek.
Bir telefondan korkmak.
Asansöre binmek.
İnternette saçma sorular aramak.
Gece lambasını açmak.
Ertesi gün nereye gideceklerini düşünmek.
Belki de hayatın en büyük mucizesi buydu.
Bir dünyanın sonundan sonra başka bir dünyada yeniden başlayabilmek.
Fakat Rowan’ın bilmediği bir şey vardı.
Aurelion uyumadan önce masanın üzerindeki boş deftere son kez baktı.
Defter hâlâ bembeyazdı.
Kalem hâlâ yazmıyordu.
Ama sayfanın tam ortasında…
çok hafif bir gölge oluşmuştu.
Aurelion gözlerini kıstı.
Gölge birkaç saniye sonra kayboldu.
Yerine yalnızca küçücük bir iz kaldı.
Bir harf.
R.
Aurelion’un kalbi bir anlığına hızlandı.
Nedenini bilmiyordu.
Ama o harfe bakarken içinde yıllardır açıklayamadığı bir özlem uyandı.
Sanki bu harf…
bir kitabın başlangıcı değil,
çok uzun zaman önce kaybettiği birinin adının ilk parçasıydı.
Ve o gece, ikisi uykuya daldığında, masanın üzerindeki defter sessizce kapandı.
Fakat ilk kez…
kitap onların kaderini yazmıyordu.
Sadece geçmişlerini hatırlatmaya çalışıyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

3okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.