8. bölüm / 66
⟡ İ K İ D Ü N Y A A R A S I N D A ⟡8.Bölüm
Bölümler 66Şu an: 8.Bölüm
- 1 Bölüm 11.441 kelime
- 2 Bölüm 21.095 kelime
- 3 Bölüm 31.282 kelime
- 4 Bölüm 41.270 kelime
- 5 5.bolum Karanlığın içindeki gerçek.1.075 kelime
- 6 6.bölüm-Sınamanın Başlangıcı914 kelime
- 7 7.bolum Tahtın Gölgesinde1.023 kelime
- 8 8.Bölüm740 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 9.bölüm859 kelime
- 10 10.bölüm1.117 kelime
- 11 11.bölüm1.045 kelime
- 12 12.bölüm978 kelime
- 13 13.bolum1.083 kelime
- 14 14.bolüm865 kelime
- 15 15.bölüm834 kelime
- 16 16.bolum928 kelime
- 17 17.bölüm901 kelime
- 18 18.bolum1.000 kelime
- 19 19.bölüm1.008 kelime
- 20 20.bolum888 kelime
- 21 21.bölüm921 kelime
- 22 22.bölüm884 kelime
- 23 23.bolum1.008 kelime
- 24 24.bölüm746 kelime
- 25 25.bolum871 kelime
- 26 26.bölüm751 kelime
- 27 27.bölüm882 kelime
- 28 28.bolum569 kelime
- 29 29.bolum875 kelime
- 30 30.bolum908 kelime
- 31 31.bolum1.107 kelime
- 32 32.bolum882 kelime
- 33 33.bolum861 kelime
- 34 KARAKTERLER
- 35 34.bolu.1.007 kelime
- 36 35.bolum589 kelime
- 37 36.bolum919 kelime
- 38 37.bolum694 kelime
- 39 38.bolum1.088 kelime
- 40 38.5319 kelime
- 41 38.6569 kelime
- 42 39.bolum1.124 kelime
- 43 40.bolum1.182 kelime
- 44 41.bolum1.088 kelime
- 45 42.bolum1.133 kelime
- 46 43.bolum1.044 kelime
- 47 44.bolum1.013 kelime
- 48 45.bolum923 kelime
- 49 46.bolum final.1.386 kelime
- 50 Yan hikaye 1.bolum869 kelime
- 51 Yan hikaye bölüm 2966 kelime
- 52 Yan hikaye bölüm 31.020 kelime
- 53 Yan hikaye bölüm 4946 kelime
- 54 Yan hikaye bölüm 5811 kelime
- 55 Yan hikaye bölüm 6755 kelime
- 56 Yan hikaye bölüm 7894 kelime
- 57 Yan hikaye bölüm 8866 kelime
- 58 Yan hikaye bölüm 8.5799 kelime
- 59 Yan hikaye 9.bolum1.138 kelime
- 60 Yan hikaye 10.bolum974 kelime
- 61 Yan hikaye bölüm 11701 kelime
- 62 Yan hikaye bölüm 12536 kelime
- 63 Yan hikaye bölüm 13822 kelime
- 64 Yan hikaye bölüm 14768 kelime
- 65 Özel bölüm888 kelime
- 66 Vaelis & Aurelion Özel sahneleri..
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kontrolün Çatladığı An
Aurelion’un nefesi giderek düzensizleşmeye başladığında, bunu ilk fark eden Vaelis oldu. Başta yalnızca yorgunluktan kaynaklandığını düşündü; sonuçta prensin yaşadığı gecenin ağırlığı, yalnızca bedenini değil, zihnini de tüketmiş olmalıydı. Fakat birkaç saniye içinde bunun sıradan bir yorgunluk olmadığını anladı.
Aurelion’un omuzları hafifçe titriyordu.
Bu titreme öfkeden kaynaklanmıyordu.
Bu, bedenin artık daha fazla dayanamayacağını sessizce ilan eden çaresiz bir işaretti.
Vaelis’in bakışları hemen prensin yüzüne kaydı. Aurelion’un tenindeki solgunluk, kapalı gözleri ve giderek zayıflayan nefesi, birkaç dakika önceki görüntüden çok daha ciddi bir tablo ortaya koyuyordu. Sırtındaki yaralardan gelen kanama büyük ölçüde durmuştu; fakat bu, tehlikenin geçtiği anlamına gelmiyordu. Asıl korkutucu olan, acının artık dışarıdan görünen bir şey olmaktan çıkıp bedenin derinliklerine çekilmiş olmasıydı.
“Majesteleri,” dedi Vaelis alçak ve dikkatli bir sesle.
Cevap gelmedi.
Vaelis biraz daha yaklaştı.
“Majesteleri, beni duyuyor musunuz?”
Yine sessizlik.
Aurelion’un başı yavaşça yana düştü ve gözleri tamamen kapandı.
O anda Rowan’ın zihnindeki bütün alarm zilleri aynı anda çalmaya başladı.
Şok.
Kan kaybı.
Soğuk taş zemin.
Uzun süre yardım edilmemesi.
Bütün bu düşünceler birkaç saniyenin içinde zihninden geçerken Rowan, Vaelis’in bedeninin de aynı sonuca vardığını hissedebiliyordu. Mantıkla içgüdü, ilk kez birbirine karşı çıkmıyor; ikisi de aynı şeyi söylüyordu.
Aurelion’un burada kalmaması gerekiyor.
Vaelis bir an başını kaldırarak çevresine baktı.
Saray kapısının önünde iki muhafız hâlâ görevlerinin başındaydı. Ancak ikisi de başlarını çevirmiş, prensin bulunduğu yere bakmaktan özellikle kaçınıyordu. Onlar için verilen emir tamamlanmıştı. Aurelion artık korunması gereken bir prens değil, tahtın öfkesinin sonucunu gösteren bir örnekti.
Bir ders.
Bir uyarı.
Bir “ibret”.
Vaelis’in bakışları sertleşti.
Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.
Ardından kararını verdi.
Eğildi ve Aurelion’u dikkatlice kollarının arasına aldı.
Prensin bedenini kaldırdığı anda, beklediğinden çok daha ağır olduğunu fark etti. Bunun yalnızca fiziksel bir ağırlık olmadığını düşündü; sanki Aurelion bütün gururunu, bütün öfkesini ve yıllardır kimseye göstermediği kırgınlığını da beraberinde taşıyordu.
Bir zamanlar sarayın koridorlarında herkesin karşısında dimdik yürüyen prens, şimdi Vaelis’in kollarında neredeyse tamamen hareketsizdi.
Ve bu görüntü, Rowan’ın içinde beklemediği bir duygunun ortaya çıkmasına neden oldu.
Bir prens böyle görünmemeliydi.
Vaelis onu kaldırırken Aurelion’un sırtındaki yaralar yeniden açıldı ve koyu renkli kumaşın üzerinde kanın yayıldığını gördü.
Vaelis’in nefesi bir anlığına kesildi.
“Dayan,” dedi istemsizce.
Bu kelimenin kime söylendiğini kendisi de bilmiyordu.
Belki Aurelion’a.
Belki Rowan’ın içinde hâlâ olup biteni anlamaya çalışan tarafına.
Belki de yıllardır yalnızca emirleri yerine getirmek üzerine kurduğu hayatına.
Aurelion’un başı Vaelis’in omzuna düştü.
Nefesi boynuna hafifçe değiyordu.
Sıcaktı.
Gerçekti.
Ve tam da bu yüzden Rowan’ın zihnindeki bütün düşünceler bir anda daha karmaşık hâle geldi.
Bu bir düşman.
Vaelis’in yıllarca karşısında durduğu, hakkında emirler verdiği ve saray düzeninin bir parçası olarak gördüğü kişi buydu.
Ama şu anda Rowan için bütün unvanlar anlamsızlaşmıştı.
Prens.
Hükümdarın oğlu.
Tahtın varisi.
Düşman.
Bunların hiçbiri o anda önem taşımıyordu.
Şu anda Vaelis’in kollarında yalnızca yaralı bir insan vardı.
Vaelis bunu kabul etmek istemese bile, bedeni çoktan kararını vermişti.
Aurelion’u orada bırakamazdı.
Bu yüzden sarayın ana koridorlarına çıkmadı.
Arka kapılara yöneldi.
Gözlerden uzak hizmet geçitlerinden ilerlemeye başladı. Sarayın ihtişamlı salonlarının aksine bu koridorlarda altın işlemeler, büyük tablolar ya da gösterişli avizeler yoktu. Yalnızca eski taş duvarlar, dar geçitler ve gecenin karanlığını taşıyan loş ışıklar vardı.
Vaelis her adımını dikkatle atıyor, kollarındaki prensin sarsılmaması için hareketlerini mümkün olduğunca kontrollü tutuyordu.
Fakat zihninin içinde tek bir düşünce dönüp duruyordu.
Kimse görmemeli.
Bunu neden bu kadar önemsediğini kendisi de bilmiyordu.
Belki Aurelion’un onurunu korumak istiyordu.
Belki sarayın bunu görmesini istemiyordu.
Belki de birilerinin gelip Aurelion’u yeniden yalnızca bir emir nesnesi hâline getirmesinden korkuyordu.
Koridorların sonunda kendi odasına ulaştığında kapıyı açtı ve içeri girer girmez arkasından kapattı.
Ardından kilidi çevirdi.
O küçük ses, dış dünyayla arasındaki son bağı da kapatmış gibiydi.
Vaelis derin bir nefes aldı.
Aurelion’u yatağa mümkün olduğunca dikkatli bir şekilde yatırdı. Prensin başını yastığa yerleştirdikten sonra birkaç saniye boyunca olduğu yerde kaldı ve onun nefes alışını izledi.
Nefes alıyordu.
Zayıf da olsa hâlâ nefes alıyordu.
Vaelis eldivenlerini çıkarmak için ellerini kaldırdı.
Tam o sırada durdu.
Ellerinin titrediğini fark etmişti.
Uzun yıllar boyunca elleri hiç titrememişti.
Ne savaş meydanlarında.
Ne ölüm kalım kararlarında.
Ne de kralın verdiği emirleri yerine getirirken.
Fakat şimdi, yalnızca birkaç adım uzağında bilinci kapalı şekilde yatan Aurelion’a bakarken ellerinin kontrolünü kaybettiğini hissediyordu.
Vaelis parmaklarını yavaşça sıktı.
Başını eğdi.
“Hayır,” diye fısıldadı kendi kendine.
Sesindeki kararlılık, titreyen ellerini susturmaya yetmiyordu.
“Kontrol sende.”
Fakat bu kez kendi söylediği sözlere inanmak eskisi kadar kolay değildi.
Çünkü ilk defa, kontrol altında tuttuğunu sandığı şeyin aslında yıllardır yalnızca bastırılmış bir tarafı olduğunu fark etmeye başlıyordu.
Ve yatağın üzerinde sessizce yatan Aurelion, o bastırılmış tarafın kapısını çoktan aralamıştı.
Bölüm etkileşimi
