37. bölüm / 66
⟡ İ K İ D Ü N Y A A R A S I N D A ⟡36.bolum
Bölümler 66Şu an: 36.bolum
- 1 Bölüm 11.441 kelime
- 2 Bölüm 21.095 kelime
- 3 Bölüm 31.282 kelime
- 4 Bölüm 41.270 kelime
- 5 5.bolum Karanlığın içindeki gerçek.1.075 kelime
- 6 6.bölüm-Sınamanın Başlangıcı914 kelime
- 7 7.bolum Tahtın Gölgesinde1.023 kelime
- 8 8.Bölüm740 kelime
- 9 9.bölüm859 kelime
- 10 10.bölüm1.117 kelime
- 11 11.bölüm1.045 kelime
- 12 12.bölüm978 kelime
- 13 13.bolum1.083 kelime
- 14 14.bolüm865 kelime
- 15 15.bölüm834 kelime
- 16 16.bolum928 kelime
- 17 17.bölüm901 kelime
- 18 18.bolum1.000 kelime
- 19 19.bölüm1.008 kelime
- 20 20.bolum888 kelime
- 21 21.bölüm921 kelime
- 22 22.bölüm884 kelime
- 23 23.bolum1.008 kelime
- 24 24.bölüm746 kelime
- 25 25.bolum871 kelime
- 26 26.bölüm751 kelime
- 27 27.bölüm882 kelime
- 28 28.bolum569 kelime
- 29 29.bolum875 kelime
- 30 30.bolum908 kelime
- 31 31.bolum1.107 kelime
- 32 32.bolum882 kelime
- 33 33.bolum861 kelime
- 34 KARAKTERLER
- 35 34.bolu.1.007 kelime
- 36 35.bolum589 kelime
- 37 36.bolum919 kelime · Okuduğun bölüm
- 38 37.bolum694 kelime
- 39 38.bolum1.088 kelime
- 40 38.5319 kelime
- 41 38.6569 kelime
- 42 39.bolum1.124 kelime
- 43 40.bolum1.182 kelime
- 44 41.bolum1.088 kelime
- 45 42.bolum1.133 kelime
- 46 43.bolum1.044 kelime
- 47 44.bolum1.013 kelime
- 48 45.bolum923 kelime
- 49 46.bolum final.1.386 kelime
- 50 Yan hikaye 1.bolum869 kelime
- 51 Yan hikaye bölüm 2966 kelime
- 52 Yan hikaye bölüm 31.020 kelime
- 53 Yan hikaye bölüm 4946 kelime
- 54 Yan hikaye bölüm 5811 kelime
- 55 Yan hikaye bölüm 6755 kelime
- 56 Yan hikaye bölüm 7894 kelime
- 57 Yan hikaye bölüm 8866 kelime
- 58 Yan hikaye bölüm 8.5799 kelime
- 59 Yan hikaye 9.bolum1.138 kelime
- 60 Yan hikaye 10.bolum974 kelime
- 61 Yan hikaye bölüm 11701 kelime
- 62 Yan hikaye bölüm 12536 kelime
- 63 Yan hikaye bölüm 13822 kelime
- 64 Yan hikaye bölüm 14768 kelime
- 65 Özel bölüm888 kelime
- 66 Vaelis & Aurelion Özel sahneleri..
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Hatırlıyorum
Rowan
Işık.
Keskin, beyaz ve gözlerini açmasına bile izin vermeyecek kadar güçlü bir ışık…
Rowan gözlerini istemsizce kapattı. Birkaç saniye boyunca hiçbir şey düşünmeden, yalnızca nefes almaya çalıştı. Fakat burnuna dolan keskin antiseptik kokusu, kulağında düzenli aralıklarla tekrarlanan elektronik ses ve bedeninin altında hissettiği sert yatak, zihnindeki bütün karanlığın üzerine bir anda gerçekliğin soğukluğunu bıraktı.
Bip…
Bip…
Bip…
Rowan gözlerini yeniden açtı.
Beyaz bir tavan.
Soluk ışıklar.
Perdeler.
Tıbbi cihazlar.
Hastane.
Bir süre yalnızca tavana baktı.
Buradaydı.
Gerçek dünyadaydı.
Parmaklarını yavaşça hareket ettirdi. Önce birini, sonra diğerini… Elini kaldırmaya çalıştı. Kolunda ağır bir güçsüzlük vardı ama hareket edebiliyordu.
Gerçekti.
Bedeni buradaydı.
Nefes alıyordu.
Kalbi atıyordu.
Fakat zihni hâlâ başka bir yerdeydi.
Taş duvarlar…
Sonsuz boşluk…
Havada dağılan sayfalar…
Mürekkep…
Ve kapının önünde duran Aurelion.
Rowan’ın nefesi bir anda değişti.
Gözlerinin önünde son an yeniden canlandı.
Aurelion’un elini tuttuğu an.
Kitabın parçalanışı.
Açılan kapı.
Ve o yarım kalmış cümle…
“Ve…”
Rowan bir anda doğrulmaya çalıştı.
Göğsünde keskin bir baskı hissetti.
“Aurelion!”
Sesi zayıf çıkmıştı.
Ama odadaki hemşire hemen ona doğru yaklaştı.
“Sakin olun. Lütfen sakin olun. Kazadan sonra yeni kendinize geliyorsunuz.”
Rowan onu neredeyse duymadı.
“Aurelion nerede?”
Hemşire şaşkınlıkla ona baktı.
“Kim?”
Rowan sustu.
Bir an için cevap veremedi.
Çünkü o isim, bu dünyanın içinde hiçbir anlam taşımıyordu.
Aurelion…
Bir prens.
Bir yazar.
Bir karakter.
Bir insan.
Ve belki de artık yalnızca Rowan’ın zihninde var olan biri.
“Kaza…” dedi Rowan yavaşça.
Kelime ağzından çıktığında yüzündeki ifade değişti.
“Evet.”
Hatırladı.
Yağmur.
Yol.
Farların gözlerini alan ışığı.
Ardından gelen çarpışma.
Sonra…
Kitap.
Rowan gözlerini kapattı.
Ama bu kez karanlık gelmedi.
Aksine her şey daha netti.
Zindanları hatırlıyordu.
Gölgeyi.
İlk gözlemciyi.
Kitabın insan suretini.
Çekirdekleri.
Kapıyı.
Aurelion’un elini.
Ve kitabın karşısında birlikte verdikleri son kararı…
Hiçbir şey silinmemişti.
Rowan yavaşça fısıldadı:
“Buradayım.”
Gözlerini açtı.
“Hatırlıyorum.”
Tam o anda yatağın kenarında duran bir şey dikkatini çekti.
Bir kitap.
Rowan kaşlarını çattı.
Kitap, hastane odasındaki diğer hiçbir şeye benzemiyordu.
Eskiydi.
Ama yıpranmış değildi.
Kapağı tamamen boştu.
Üzerinde isim yoktu.
Yazar yoktu.
Başlık yoktu.
Sadece koyu renkli, pürüzsüz bir kapak…
Rowan elini kitaba doğru uzattı.
Parmakları kapağa değdiği anda içinde tanımlayamadığı bir ürperti dolaştı.
Sanki kitap onu bekliyordu.
Sanki hastane odasında bulunan sıradan bir eşya değil de başka bir dünyanın son parçasıydı.
Rowan kapağı açmadı.
Henüz değil.
Çünkü bir şeyden korkuyordu.
Eğer kitap gerçekten oradaysa…
Aurelion da bir yerde olabilirdi.
Ve eğer Aurelion bir yerdeyse…
hikâye henüz bitmemişti.
Aurelion
Mum ışığı titredi.
Aurelion gözlerini yavaşça açtı.
İlk gördüğü şey tavandı.
Eski taşlar.
Karanlık ahşap.
Mumların sarı ışığı.
Pencereden içeri giren gece…
Bir süre hareketsiz kaldı.
Sonra elini kaldırdı.
Parmaklarının arasında hâlâ kalem vardı.
Aurelion kaleme baktı.
Elinin neden titrediğini anlayamıyordu.
Kalbini yokladı.
Atıyordu.
Bir kez.
Sonra bir kez daha.
Gerçekten atıyordu.
Yavaşça ayağa kalktı.
Bacakları kısa bir an dengesini kaybetti.
Masaya tutundu.
Pencereye doğru ilerledi.
Perdeyi araladı.
Ve dışarı baktığında nefesi kesildi.
Şehir.
Aynı kuleler.
Aynı sokaklar.
Aynı saray.
Aynı dünya…
Fakat bir şey farklıydı.
Her şey daha genç görünüyordu.
Daha canlı.
Daha az yıpranmış.
Aurelion’un bakışları masanın üzerindeki takvime kaydı.
Gözleri büyüdü.
Tarih…
Yirmi yıl öncesini gösteriyordu.
Aurelion birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.
Sonra dudaklarından yalnızca tek bir cümle döküldü:
“Demek gerçekten…”
Sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı.
“Geri döndüm.”
Fakat bunun ne anlama geldiğini anlaması uzun sürmedi.
Hatıralar bir anda zihnine doldu.
Rowan.
Kızıl saçları.
Kehribar gözleri.
Sorgulayan bakışları.
Sesi.
Kitabın karşısında gösterdiği kararlılık.
Ve son kapının önünde söyledikleri…
“Ve.”
Aurelion gözlerini kapattı.
O anı unutmak mümkün değildi.
Çünkü ilk kez biri onun yazdığı dünyanın kurallarına boyun eğmemişti.
İlk kez biri kitabın karşısında onunla birlikte durmuştu.
Ve ilk kez…
Aurelion kendisini yalnız hissetmemişti.
Masaya geri döndü.
Önündeki deftere baktı.
Sayfalar doluydu.
Karakterler.
Dünyalar.
Olaylar.
Kaderler.
Yıllar önce kendi elleriyle yazdığı her şey…
Fakat son sayfa boştu.
Tamamen boş.
Aurelion uzun süre o sayfaya baktı.
Eskiden bu boşluk onu korkuturdu.
Çünkü boş bir sayfa, ne yazacağını bilmemek demekti.
Şimdi ise başka bir anlam taşıyordu.
Bir ihtimal.
Bir seçim.
Bir başlangıç.
Kalemi kâğıdın üzerine getirdi.
Durdu.
Yıllar önce yaptığı hatayı düşündü.
Bir hikâye yaratmıştı.
Sonra hikâye onu içine almıştı.
Karakterlerine kader vermişti.
Ama onların kaderlerini değiştirmelerine izin vermemişti.
Şimdi aynı şeyi tekrar yapmayacaktı.
Kalem kâğıda dokundu.
Fakat ilk yazdığı şey bir olay değildi.
Bir şehir değildi.
Bir karakter değildi.
Bir son hiç değildi.
Sadece bir isimdi.
Rowan.
Aurelion o isme uzun süre baktı.
Sonra gözlerini kapattı.
“Hatırlıyorum.”
Sesi bu kez daha kararlıydı.
“Ve seni bu sefer yalnız bırakmayacağım.”
Kalem yeniden hareket etti.
Mum alevi bir anda yükseldi.
Defterin sayfaları hafifçe dalgalandı.
Sanki dünya, yıllardır beklediği bir şeyi sonunda duymuştu.
Aynı Anda
Uzakta…
Başka bir dünyada…
Bir hastane odasında Rowan hâlâ boş kapaklı kitaba bakıyordu.
Kitabı eline aldı.
Kapağını yavaşça açtı.
İlk sayfa boştu.
İkinci sayfa da.
Üçüncü sayfada ise…
tek bir kelime belirdi.
Mürekkep, kâğıdın üzerinde kendi kendine ilerliyordu.
Rowan’ın nefesi kesildi.
Kalemi kimse tutmuyordu.
Ama kelime yazılıyordu.
Rowan.
Rowan kitabı elinden düşürmedi.
Gözlerini sayfadan ayırmadan fısıldadı:
“Sen misin?”
Cevap gelmedi.
Sadece bir kelime daha ortaya çıktı.
Hatırlıyorum.
Rowan’ın gözleri büyüdü.
Aynı anda, yirmi yıl önceki bir odada Aurelion’un kalemi de aynı kelimeyi yazıyordu.
İki farklı dünya.
İki farklı zaman.
İki farklı hayat.
Ama aynı isim.
Aynı hatıra.
Aynı bağ.
Ve belki de aynı hikâye…
Rowan kitabın sayfasına dokundu.
Aurelion ise kendi defterindeki isme baktı.
İkisi de birbirlerini göremiyordu.
Ama ikisi de aynı şeyi biliyordu.
Kitap onları ayırmıştı.
Dünyalar onları ayırmıştı.
Zaman bile aralarına girmişti.
Fakat unutmak…
bunu başaramamıştı.
Çünkü bazı hikâyeler sona erdiğinde yok olmaz.
Bazıları yalnızca başka bir sayfada yeniden başlar.
Ve o gece, iki ayrı dünyada aynı anda iki kişi aynı kelimeyi hatırladı:
“Rowan.”
Böylece hikâyenin sonu değil…
gerçek başlangıcı yazılmış oldu.
Bölüm etkileşimi
