12. bölüm / 66
⟡ İ K İ D Ü N Y A A R A S I N D A ⟡12.bölüm
Bölümler 66Şu an: 12.bölüm
- 1 Bölüm 11.441 kelime
- 2 Bölüm 21.095 kelime
- 3 Bölüm 31.282 kelime
- 4 Bölüm 41.270 kelime
- 5 5.bolum Karanlığın içindeki gerçek.1.075 kelime
- 6 6.bölüm-Sınamanın Başlangıcı914 kelime
- 7 7.bolum Tahtın Gölgesinde1.023 kelime
- 8 8.Bölüm740 kelime
- 9 9.bölüm859 kelime
- 10 10.bölüm1.117 kelime
- 11 11.bölüm1.045 kelime
- 12 12.bölüm978 kelime · Okuduğun bölüm
- 13 13.bolum1.083 kelime
- 14 14.bolüm865 kelime
- 15 15.bölüm834 kelime
- 16 16.bolum928 kelime
- 17 17.bölüm901 kelime
- 18 18.bolum1.000 kelime
- 19 19.bölüm1.008 kelime
- 20 20.bolum888 kelime
- 21 21.bölüm921 kelime
- 22 22.bölüm884 kelime
- 23 23.bolum1.008 kelime
- 24 24.bölüm746 kelime
- 25 25.bolum871 kelime
- 26 26.bölüm751 kelime
- 27 27.bölüm882 kelime
- 28 28.bolum569 kelime
- 29 29.bolum875 kelime
- 30 30.bolum908 kelime
- 31 31.bolum1.107 kelime
- 32 32.bolum882 kelime
- 33 33.bolum861 kelime
- 34 KARAKTERLER
- 35 34.bolu.1.007 kelime
- 36 35.bolum589 kelime
- 37 36.bolum919 kelime
- 38 37.bolum694 kelime
- 39 38.bolum1.088 kelime
- 40 38.5319 kelime
- 41 38.6569 kelime
- 42 39.bolum1.124 kelime
- 43 40.bolum1.182 kelime
- 44 41.bolum1.088 kelime
- 45 42.bolum1.133 kelime
- 46 43.bolum1.044 kelime
- 47 44.bolum1.013 kelime
- 48 45.bolum923 kelime
- 49 46.bolum final.1.386 kelime
- 50 Yan hikaye 1.bolum869 kelime
- 51 Yan hikaye bölüm 2966 kelime
- 52 Yan hikaye bölüm 31.020 kelime
- 53 Yan hikaye bölüm 4946 kelime
- 54 Yan hikaye bölüm 5811 kelime
- 55 Yan hikaye bölüm 6755 kelime
- 56 Yan hikaye bölüm 7894 kelime
- 57 Yan hikaye bölüm 8866 kelime
- 58 Yan hikaye bölüm 8.5799 kelime
- 59 Yan hikaye 9.bolum1.138 kelime
- 60 Yan hikaye 10.bolum974 kelime
- 61 Yan hikaye bölüm 11701 kelime
- 62 Yan hikaye bölüm 12536 kelime
- 63 Yan hikaye bölüm 13822 kelime
- 64 Yan hikaye bölüm 14768 kelime
- 65 Özel bölüm888 kelime
- 66 Vaelis & Aurelion Özel sahneleri..
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Geçişin Bedeli
Odanın içinde yalnızca mum alevinin duvarlara vuran titrek ışığı ve Aurelion’un düzenli olmaya çalışan nefesi vardı. Prens nihayet uykuya dalmıştı. Ateşi düşmüştü; ancak yüzündeki gerginlik hâlâ tamamen kaybolmamıştı. Bilincinin derinliklerinde bile kaşları hafifçe çatılıydı, sanki uykunun içinde dahi sarayın ağırlığından kurtulamıyor, zihni dinlenmesine izin vermiyordu.
Rowan onu izlerken, istemeden geçmişten bir görüntü zihninin içinde belirdi.
Çocukken de böyle uyurdu.
Bu düşünce nereden geldiğini bilmediği bir yakınlıkla zihnine yerleşti.
Fakat artık bazı şeyleri sorgulamıyordu.
Çünkü artık biliyordu.
Her şeyi değil belki, ama yeterince.
Aurelion’un çocukluğunu, Vaelis’in nasıl değiştirildiğini, kralın emirlerinin arkasında saklanan düzeni ve bütün bunların aslında yıllar önce başlamış çok daha büyük bir planın parçaları olduğunu artık görebiliyordu.
Vaelis yavaşça ayağa kalktı.
Aurelion’un uyanmaması için adımlarını mümkün olduğunca sessiz attıktan sonra odadan çıktı ve kapıyı arkasından kapattı.
Koridorlar gecenin en derin saatlerine gömülmüştü. Nöbet tutan muhafızların hareketleri bile yavaşlamış, sarayın gündüzleri hiç bitmeyecekmiş gibi görünen gürültüsü yerini ağır ve neredeyse boğucu bir sessizliğe bırakmıştı.
Vaelis koridor boyunca ilerlerken ilk kez yürüyüşünün bir askerin yürüyüşüne benzemediğini fark etti.
Adımları hâlâ ölçülüydü.
Sırtı hâlâ dikti.
Bakışları hâlâ dikkatliydi.
Ama içinde başka bir şey vardı.
Bu kez bir emri yerine getirmek için yürümüyordu.
İlk kez, bulunduğu yerden kaçmak isteyen biri gibi yürüyordu.
Nereye gideceğini tam olarak bilmese de bir cevabın onu beklediğini hissediyordu.
Kraliyet kütüphanesinin en arka bölümüne indi.
Burası sarayın diğer bölümlerinden farklıydı. Raflarda duran kitapların çoğu yıllardır açılmamış, kalın bir toz tabakasıyla kaplanmıştı. Kraliyet arşivlerinin en eski kayıtları, yasaklı belgeler ve tarihin resmi anlatısına hiçbir zaman dahil edilmeyen sayfalar burada saklanıyordu.
Geçmişin üstü burada örtülmüştü.
Ama örtülen hiçbir gerçek gerçekten yok olmazdı.
Sadece doğru kişinin onu aramasını beklerdi.
Vaelis küçük bir mum yaktı.
Alevin ışığı rafların arasındaki karanlığı biraz olsun dağıttığında ilk kitaba uzandı.
Kalındı.
Eskiydi.
Kapağında herhangi bir isim bulunmuyordu.
Yalnızca tek bir tarih yazılıydı.
Vaelis kitabı dikkatlice açtı.
İlk sayfayı gördüğü anda Rowan’ın nefesi kesildi.
“Prens Aurelion – Eğitim ve Güvenlik Protokolleri.”
Bir süre sayfaya bakakaldı.
Sonra okumaya devam etti.
İlk satırlar sıradan bir prensin eğitimiyle ilgiliymiş gibi görünüyordu. Fakat sayfalar ilerledikçe kullanılan dil değişmeye başladı. Eğitimden söz eden ifadelerin yerini, Aurelion’un hayatını ve çevresindeki insanları kontrol etmeye yönelik soğuk talimatlar aldı.
“Prens yalnız bırakılacak.”
Bir sonraki satır:
“Duygusal bağlar zayıflık yaratır.”
Vaelis’in parmakları kitabın kenarında sıkılaştı.
Bir başka satır daha vardı.
“Koruyucu figür, prensin karşısına yerleştirilecek.”
Vaelis durdu.
Koruyucu figür…
Bu ifade zihninde yankılandı.
Sayfayı çevirdi.
Ve sonraki kitapta ilk kez isim açıkça yazılmıştı.
Vaelis.
Rowan’ın içi ürperdi.
Sayfanın ortasında, herhangi bir duygudan arındırılmış birkaç satır duruyordu:
“Vaelis, prensin güvenini kazanacak.”
“Sonrasında sistematik olarak uzaklaştırılacak.”
“Bağ kırılacak.”
“Güç korunacak.”
Vaelis uzun süre hiçbir şey yapmadan o satırlara baktı.
Sonra ellerinin titrediğini fark etti.
Demek bütün bunlar tesadüf değildi.
Çocukluğunda Aurelion’un yanında bulunması…
Onu koruması…
Aralarındaki bağın güçlenmesi…
Sonrasında Vaelis’in bir anda değişmesi…
Gülümsemeyi bırakması.
Soru sormamayı öğrenmesi.
Aurelion’dan uzaklaşması.
Bütün bunlar yalnızca zamanın onları değiştirmesi değildi.
Birileri bunu planlamıştı.
Birileri, iki çocuğun arasındaki bağı önce oluşturmuş, ardından o bağı bilinçli olarak parçalamıştı.
Vaelis bir başka kayıt çıkardı.
Bu kez kitabın üzerinde tek bir kelime vardı:
İsyan.
Aurelion’un anlattığı o gece.
Vaelis sayfaları çevirdikçe gerçek, geçmişte hatırladığı hâlinden tamamen farklı bir şekle bürünüyordu.
“Prensin göreceği şekilde düzenlendi.”
Vaelis’in bakışları satırda dondu.
Bir sonraki kayıt:
“Bağ tamamen kopmalı.”
Ve hemen altında:
“Nefret, itaatten daha kalıcıdır.”
Vaelis’in gözleri yavaşça kapandı.
Şimdi anlıyordu.
O gece yalnızca bir isyan bastırılmamıştı.
Bir çocuğun başka bir çocuğa duyduğu güven, özellikle hedef alınmıştı.
Aurelion’un kalbini kırmak için Vaelis bir silaha dönüştürülmüştü.
Onların arasındaki bağın yerini nefret alsın diye her şey adım adım hazırlanmıştı.
Vaelis başını kaldırdı.
Mum alevi hafifçe titredi.
Ve o an, yıllardır kendisine ait sandığı hayatın ne kadarının aslında başkaları tarafından yazıldığını düşündü.
Fakat kitaplar burada bitmiyordu.
Rafların en arkasında, diğerlerinden farklı görünen ince bir kitap daha vardı.
Kapağı yoktu.
Başlığı yoktu.
Kim tarafından yazıldığı belli değildi.
Vaelis onu açtığında karşısına kelimelerden çok çizimler çıktı.
Daireler.
Semboller.
Birbirine bağlanan çizgiler.
Ve sayfaların farklı yerlerinde tekrar tekrar yazılmış tek bir kelime:
“Geçiş.”
Vaelis’in nefesi hızlandı.
Sayfayı çevirdi.
“İki evren arasında bilinç kayması mümkündür.”
Bir başka sayfa.
“Beden, ruhu çağırır.”
Ve ardından:
“Ancak dönüş… bedel ister.”
Rowan’ın zihni bir anda bütün parçaları birleştirmeye başladı.
Demek geri dönebilirdi.
Buraya nasıl geldiğini açıklayabilecek bir şey vardı.
Bir çıkış gerçekten mümkündü.
Fakat son sayfaya ulaştığında umut yerini başka bir duyguya bıraktı.
Sayfada yalnızca birkaç cümle vardı.
“Eğer geçiş yarım kalırsa…”
Vaelis’in gözleri satırların üzerinde ilerledi.
“Bu dünya kaosa sürüklenir.”
Ve son satır:
“Prens ya tahta kanla çıkar… ya da hiç çıkamaz.”
Vaelis’in zihninde görüntüler belirdi.
Sarayın karanlık koridorları.
Alevlerin yükseldiği bir şehir.
Aurelion’un yalnız kalmış yüzü.
Ve bütün o karmaşanın ortasında duran Vaelis.
Bir anda kitabı kapattı.
Eğer ben gidersem…
Düşüncesini tamamlayamadı.
Çünkü cevabı zaten biliyordu.
Bu dünya yalnızca kendisinin kurtulmasını beklemiyordu.
Aurelion’u da içine alan bir kaderin parçasıydı.
Ama burada kalırsa başka bir tehlike vardı.
Ya ben?
Yıllardır başkalarının emirleriyle şekillendirilmiş bir hayatın içinde, kendi benliğini yeniden bulmaya çalışıyordu.
Burada kalmak, belki de sonunda kendisinden geriye hiçbir şey bırakmamak anlamına gelecekti.
Vaelis kitabı yavaşça kapattı.
İlk kez önünde iki yol olduğunu düşündü.
Biri kendisini kurtarabilirdi.
Diğeri ise Aurelion’u.
Fakat ikisini birden kurtaracak üçüncü bir yol olup olmadığını henüz bilmiyordu.
Kitabı yerine bıraktı ve sessizce odasına döndü.
Aurelion hâlâ uyuyordu.
Vaelis yatağın kenarına oturdu.
Prensin yüzüne baktı.
Bir zamanlar kendisine güvenen o çocuğu hatırladı.
Taş merdivenlerde birlikte geçirdikleri günleri.
Geceleri edilen küçük sözleri.
“Ben de seni koruyacağım.”
Vaelis elini uzattı.
Fakat Aurelion’a dokunmadı.
Parmakları havada bir an bekledikten sonra yavaşça geri çekildi.
“Bunu sana söyleyemem,” diye fısıldadı.
Sesinde ilk kez korkuya benzeyen bir şey vardı.
“Çünkü kaderin… henüz buna hazır değil.”
Aurelion uykusunda hafifçe kıpırdandı.
Vaelis ayağa kalktı.
Son kez ona baktı.
Ardından kapıya yöneldi.
Gölgelere karışmadan önce bir an durdu.
Çünkü artık ne yapması gerektiğini biliyordu.
Geçişi başlatacaktı.
Ama bu kez amacı yalnızca kendi dünyasına dönmek değildi.
Vaelis, ilk defa bir emir için değil, kendi seçtiği bir karar için karanlığa doğru yürüdü.
Ve arkasında bıraktığı odada, kaderinin henüz farkında olmayan Aurelion uyumaya devam etti.
Bölüm etkileşimi
