23. bölüm / 66
⟡ İ K İ D Ü N Y A A R A S I N D A ⟡23.bolum
Bölümler 66Şu an: 23.bolum
- 1 Bölüm 11.441 kelime
- 2 Bölüm 21.095 kelime
- 3 Bölüm 31.282 kelime
- 4 Bölüm 41.270 kelime
- 5 5.bolum Karanlığın içindeki gerçek.1.075 kelime
- 6 6.bölüm-Sınamanın Başlangıcı914 kelime
- 7 7.bolum Tahtın Gölgesinde1.023 kelime
- 8 8.Bölüm740 kelime
- 9 9.bölüm859 kelime
- 10 10.bölüm1.117 kelime
- 11 11.bölüm1.045 kelime
- 12 12.bölüm978 kelime
- 13 13.bolum1.083 kelime
- 14 14.bolüm865 kelime
- 15 15.bölüm834 kelime
- 16 16.bolum928 kelime
- 17 17.bölüm901 kelime
- 18 18.bolum1.000 kelime
- 19 19.bölüm1.008 kelime
- 20 20.bolum888 kelime
- 21 21.bölüm921 kelime
- 22 22.bölüm884 kelime
- 23 23.bolum1.008 kelime · Okuduğun bölüm
- 24 24.bölüm746 kelime
- 25 25.bolum871 kelime
- 26 26.bölüm751 kelime
- 27 27.bölüm882 kelime
- 28 28.bolum569 kelime
- 29 29.bolum875 kelime
- 30 30.bolum908 kelime
- 31 31.bolum1.107 kelime
- 32 32.bolum882 kelime
- 33 33.bolum861 kelime
- 34 KARAKTERLER
- 35 34.bolu.1.007 kelime
- 36 35.bolum589 kelime
- 37 36.bolum919 kelime
- 38 37.bolum694 kelime
- 39 38.bolum1.088 kelime
- 40 38.5319 kelime
- 41 38.6569 kelime
- 42 39.bolum1.124 kelime
- 43 40.bolum1.182 kelime
- 44 41.bolum1.088 kelime
- 45 42.bolum1.133 kelime
- 46 43.bolum1.044 kelime
- 47 44.bolum1.013 kelime
- 48 45.bolum923 kelime
- 49 46.bolum final.1.386 kelime
- 50 Yan hikaye 1.bolum869 kelime
- 51 Yan hikaye bölüm 2966 kelime
- 52 Yan hikaye bölüm 31.020 kelime
- 53 Yan hikaye bölüm 4946 kelime
- 54 Yan hikaye bölüm 5811 kelime
- 55 Yan hikaye bölüm 6755 kelime
- 56 Yan hikaye bölüm 7894 kelime
- 57 Yan hikaye bölüm 8866 kelime
- 58 Yan hikaye bölüm 8.5799 kelime
- 59 Yan hikaye 9.bolum1.138 kelime
- 60 Yan hikaye 10.bolum974 kelime
- 61 Yan hikaye bölüm 11701 kelime
- 62 Yan hikaye bölüm 12536 kelime
- 63 Yan hikaye bölüm 13822 kelime
- 64 Yan hikaye bölüm 14768 kelime
- 65 Özel bölüm888 kelime
- 66 Vaelis & Aurelion Özel sahneleri..
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yazarın Hikâyesi
Kitap ilk kez…
anlatmaya başladı.
Bu kez sayfaların açılmasında hiçbir acele yoktu. Ne önceki geçişlerde olduğu gibi mürekkep taş yüzeyin üzerinde öfkeyle hareket ediyor ne de kelimeler bir kehanet gibi birbiri ardına ortaya çıkıyordu. Kitap yalnızca sessizce açıldı ve karşılarındaki taş sayfalar, sanki uzun zamandır içinde sakladığı bir sırrı artık daha fazla taşıyamıyormuş gibi ağır ağır birbirinden ayrıldı.
Rowan ve Aurelion karşısında duruyordu.
Fakat Aurelion’un yüzünde bir şey değişmişti.
Sanki yıllardır içinde taşıdığı bir parçayı biri çekip almış ve geriye yalnızca boş bir kabuk bırakmıştı.
Bakışları sayfalara sabitlenmişti.
Nefesi düzensizdi.
Rowan ise kitabın ilk cümlesini gördüğünde birkaç saniye boyunca okumaya cesaret edemedi.
Sonunda gözlerini satırların üzerinde gezdirdi.
“Bu kitap yirmi yıl önce yazıldı.”
Aurelion irkildi.
Rowan başını kaldırıp ona baktı.
Ardından ikinci satırı okudu.
“Yazarı, kraliyet kanı taşıyordu.”
Salon sessizliğe gömüldü.
Aurelion’un nefesi daha da düzensizleşti.
Yüzündeki renk çekilmiş gibiydi.
Rowan’ın zihninde geçmişten kalan bütün parçalar birbirine bağlanmaya başladı.
Aurelion’un kitapla olan garip bağı…
Kaderi diğer insanlardan farklı biçimde hissetmesi…
Bazı olayları açıklayamadığı hâlde tanıması…
Ve kitabın ona karşı gösterdiği o anlaşılmaz tutum…
Rowan yavaşça başını kaldırdı.
“Bu sensin.”
Aurelion’un gözleri karardı.
“Hayır,” dedi hemen.
Sesi sert çıkmıştı.
“Ben—”
Cümlesini tamamlayamadı.
Çünkü kitap bir sayfa daha çevirdi.
“Yazar, kitabı bitirdiği gece kayboldu.”
Ve salonun ortasında görüntüler oluştu.
Bir masa.
Üzerinde açık duran eski bir kitap.
Yanında mürekkep şişesi.
Dağılmış kâğıtlar.
Titreyen bir el.
Sonra genç bir adam…
Daha farklı görünüyordu.
Yüzünde henüz yılların yorgunluğu yoktu.
Bakışlarında sarayın soğukluğu oluşmamıştı.
Daha yumuşak…
Daha savunmasız…
Daha gençti.
Aurelion.
Rowan’ın boğazı düğümlendi.
Görüntüdeki genç prens kitabın son satırlarını yazıyordu.
Son noktayı koyduğunda odadaki mum alevleri aynı anda titredi.
Kitabın sayfaları kendi kendine hareket etti.
Ve genç Aurelion’un önündeki dünya bir anda karanlığa gömüldü.
Görüntü sona erdi.
Taş sayfalarda yeni kelimeler belirdi.
“Kitap tamamlandığında, yazar içeri çekildi.”
Aurelion iki elini başına götürdü.
“Ben…”
Sesi güçlükle çıktı.
“Ben hatırlamıyorum.”
Rowan ona doğru bir adım attı fakat durdu.
Çünkü Aurelion’un yüzündeki ifade, yalnızca şaşkınlık değildi.
Yıllardır cevap bulamadığı bir sorunun aniden karşısına çıkmasının yarattığı korkuydu.
Rowan kitabın satırlarına baktı.
“Çünkü…”
Bir an durdu.
Sonra çok daha yumuşak bir sesle devam etti:
“Kitap seni korudu.”
Aurelion başını kaldırdı.
“Beni korumak için mi?”
Kitap cevap vermedi.
Bunun yerine sayfalar hızla çevrildi.
Birbirini takip eden görüntüler ortaya çıktı.
Genç Aurelion’un yazdığı cümleler…
Kraliyet sarayı…
Kralın sert yüzü…
Taht…
İhanet…
Ve yaklaşan bir son.
Sonunda tek bir başlık belirdi:
“Yazar kendi sonunu yazmıştı.”
Altında üç satır vardı.
“Kralın elinde ölümü.”
“İhaneti.”
“Sonu.”
Aurelion geriye doğru bir adım attı.
“Hayır…”
Başını iki yana salladı.
“Ben asla…”
Rowan onun sözünü tamamlamasına izin vermedi.
“Yazdın.”
Aurelion sustu.
Rowan’ın sesi sakindi.
Ama söylediklerinin ağırlığı ikisinin de üzerine çökmüştü.
“Sen yazdın. Ve yazdığın şey gerçekleşecekti.”
Aurelion kitabın sayfalarına baktı.
Uzun süre konuşamadı.
Çünkü hatırlamıyordu.
Ama hatırlamıyor olması, yaşanmadığı anlamına gelmiyordu.
Kitap bunun için vardı.
Kendi yazarının yazdığı kaderden onu korumak için…
hikâyenin kendisini değiştirmişti.
Yeni satırlar ortaya çıktı.
“Kitap, yazarını korumak için kendi hikâyesini kırdı.”
Rowan’ın gözleri büyüdü.
Bir anda bütün parçalar yerine oturdu.
Kitabın neden kendi kaderini değiştirdiğini…
Neden bazı olayların sürekli farklılaştığını…
Neden Aurelion’un ölümünün tekrar tekrar ertelendiğini…
Neden dünya, yazılmış olan hikâyenin dışına çıkmaya çalıştığında kitabın müdahale ettiğini…
Hepsinin tek bir nedeni vardı.
Aurelion.
Aurelion’un sesi çatladı.
“Yani…”
Gözleri kitaptan ayrılmadı.
“Bu dünya…”
Rowan onun cümlesini tamamladı.
“Senin yazdığın bir dünya.”
Aurelion’un yüzündeki ifade dondu.
Rowan devam etti.
“Ve seni öldüren kaderden kaçabilmen için seni içine saklayan bir dünya.”
Aurelion’un dizlerinin bağı çözüldü.
Yavaşça yere çöktü.
Bakışları boşluğa çevrildi.
“Yirmi yıl…”
Sesi neredeyse duyulmuyordu.
“Yirmi yıldır buradayım.”
Rowan hiçbir şey söylemedi.
Çünkü bu cümlenin ne kadar ağır olduğunu biliyordu.
Aurelion yirmi yıl boyunca kendi yarattığı dünyanın içinde yaşamıştı.
Kendi yazdığı karakterlerle karşılaşmış…
Kendi yazdığı olayları yaşamış…
Kendi yazdığı kaderden kaçmaya çalışırken, farkında olmadan yine kendi hikâyesinin içinde hapsolmuştu.
Ve en acı tarafı…
Bütün bunları hatırlamıyordu.
Rowan kitabın son bölümüne ulaştığında elleri durdu.
Sayfanın üzerinde tek bir kelime vardı.
“Gözlemci.”
Rowan dondu.
Aurelion başını kaldırdı.
“Rowan…”
Fakat Rowan okumaya devam etti.
“Yazar, kaderini tek başına kıramaz.”
Altında yeni bir satır oluştu.
“Bir dış bilinç gerekir.”
Bir sonraki satır:
“Bu dünya dışından biri.”
Rowan’ın nefesi ağırlaştı.
Artık kitabın onu neden buraya getirdiğini de anlamaya başlıyordu.
O bir tesadüf değildi.
Kazası bir tesadüf olmayabilirdi.
Bu dünyaya gelişi, kitabın yıllardır beklediği eksik parçanın tamamlanmasıydı.
Aurelion ayağa kalktı.
“Sen…”
Sesi titriyordu.
“Senin buraya gelmen…”
Rowan başını kaldırdı.
Kitap yeni bir cümle yazdı.
“O kişi yazara ait olmayacak.”
Bir başka satır.
“Bu dünyaya ait olmayacak.”
Ve son olarak:
“Ama yazarı seçecek.”
Sessizlik.
Rowan’ın gözleri satırlarda kaldı.
Kitap ilk kez tehdit etmiyordu.
İlk kez bir yol göstermiyordu.
Sanki yıllardır sakladığı sırrı itiraf ediyordu.
Ve ardından son cümle belirdi.
“Bu yüzden Rowan seçildi.”
Aurelion’un gözleri doldu.
“Yani…”
Rowan’a baktı.
“Sen sadece bir gözlemci değildin.”
Rowan acı bir gülümsemeyle başını salladı.
“Hayır.”
Bir an durdu.
“Ben senin yazdığın hikâyedeki tek gerçek yabancıydım.”
Aurelion’un bakışları değişti.
Çünkü artık Rowan’ın bu dünyadaki yerini anlamıştı.
Rowan bu hikâyeye ait değildi.
Bu yüzden kitabın kurallarına tamamen bağlı değildi.
Ve tam da bu nedenle…
kitap onu kullanabilirdi.
Son sayfada yeni bir cümle belirdi.
“Yazar kurtulursa, dünya silinir.”
Aurelion’un yüzündeki ifade dondu.
Ardından ikinci satır geldi.
“Gözlemci kalırsa, dünya yaşar.”
İkisi de sustu.
Artık seçimlerin anlamını biliyorlardı.
Kitap onları düşmanlaştırmaya çalışmıyordu.
Onları birbirine karşı kullanarak kendi varlığını korumaya çalışıyordu.
Çünkü kitap için Aurelion yalnızca bir yazar değildi.
O, korunması gereken kişiydi.
Ve Rowan yalnızca bir yabancı değildi.
O, Aurelion’un kaderini değiştirebilecek tek kişiydi.
Bir süre sonra Aurelion kitabın karşısında fısıldadı:
“Sen…”
Sesi titredi.
“Bütün bunları beni korumak için mi yaptın?”
Kitap cevap vermedi.
Fakat taş sayfaların üzerinde tek bir kelime belirdi.
“Evet.”
Rowan’ın gözleri o kelimede kaldı.
Ve o anda ikisi de aynı gerçeği anladı.
Bu kitap kötü değildi.
Canavar değildi.
Düşman değildi.
Bu kitap, kendi yaratıcısını korumaya çalışan bir iradeydi.
Belki de ilk kez bir kaderi değiştirmek istemesinin nedeni güç değildi.
İntikam değildi.
Kontrol değildi.
Bağlılıktı.
Kitap, yazarını kaybetmek istememişti.
Ve onu korumak için bütün dünyayı kendi kurallarına hapsetmişti.
Fakat artık o korumanın kendisi bir hapishaneye dönüşmüştü.
Rowan yavaşça kitabın kapağına baktı.
Sonra Aurelion’a.
Ve ikisi de aynı şeyi anladı:
Birini kurtarmak için yaratılmış olan dünya, sonunda kurtarılması gereken şeyin kendisi olmuştu.
Bölüm etkileşimi
