6. bölüm / 66
⟡ İ K İ D Ü N Y A A R A S I N D A ⟡6.bölüm-Sınamanın Başlangıcı
Bölümler 66Şu an: 6.bölüm-Sınamanın Başlangıcı
- 1 Bölüm 11.441 kelime
- 2 Bölüm 21.095 kelime
- 3 Bölüm 31.282 kelime
- 4 Bölüm 41.270 kelime
- 5 5.bolum Karanlığın içindeki gerçek.1.075 kelime
- 6 6.bölüm-Sınamanın Başlangıcı914 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 7.bolum Tahtın Gölgesinde1.023 kelime
- 8 8.Bölüm740 kelime
- 9 9.bölüm859 kelime
- 10 10.bölüm1.117 kelime
- 11 11.bölüm1.045 kelime
- 12 12.bölüm978 kelime
- 13 13.bolum1.083 kelime
- 14 14.bolüm865 kelime
- 15 15.bölüm834 kelime
- 16 16.bolum928 kelime
- 17 17.bölüm901 kelime
- 18 18.bolum1.000 kelime
- 19 19.bölüm1.008 kelime
- 20 20.bolum888 kelime
- 21 21.bölüm921 kelime
- 22 22.bölüm884 kelime
- 23 23.bolum1.008 kelime
- 24 24.bölüm746 kelime
- 25 25.bolum871 kelime
- 26 26.bölüm751 kelime
- 27 27.bölüm882 kelime
- 28 28.bolum569 kelime
- 29 29.bolum875 kelime
- 30 30.bolum908 kelime
- 31 31.bolum1.107 kelime
- 32 32.bolum882 kelime
- 33 33.bolum861 kelime
- 34 KARAKTERLER
- 35 34.bolu.1.007 kelime
- 36 35.bolum589 kelime
- 37 36.bolum919 kelime
- 38 37.bolum694 kelime
- 39 38.bolum1.088 kelime
- 40 38.5319 kelime
- 41 38.6569 kelime
- 42 39.bolum1.124 kelime
- 43 40.bolum1.182 kelime
- 44 41.bolum1.088 kelime
- 45 42.bolum1.133 kelime
- 46 43.bolum1.044 kelime
- 47 44.bolum1.013 kelime
- 48 45.bolum923 kelime
- 49 46.bolum final.1.386 kelime
- 50 Yan hikaye 1.bolum869 kelime
- 51 Yan hikaye bölüm 2966 kelime
- 52 Yan hikaye bölüm 31.020 kelime
- 53 Yan hikaye bölüm 4946 kelime
- 54 Yan hikaye bölüm 5811 kelime
- 55 Yan hikaye bölüm 6755 kelime
- 56 Yan hikaye bölüm 7894 kelime
- 57 Yan hikaye bölüm 8866 kelime
- 58 Yan hikaye bölüm 8.5799 kelime
- 59 Yan hikaye 9.bolum1.138 kelime
- 60 Yan hikaye 10.bolum974 kelime
- 61 Yan hikaye bölüm 11701 kelime
- 62 Yan hikaye bölüm 12536 kelime
- 63 Yan hikaye bölüm 13822 kelime
- 64 Yan hikaye bölüm 14768 kelime
- 65 Özel bölüm888 kelime
- 66 Vaelis & Aurelion Özel sahneleri..
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Aurelion yalnızdı.
Prensin odasında yalnızlık bile sıradan değildi; her şey gibi o da disiplinli, ölçülü ve sessizdi. Pencere sonuna kadar açıktı. Gece rüzgârı aralıklarla içeri giriyor, ince perdeleri hafifçe hareket ettiriyor ve sarayın yüksek taş duvarlarında yankılanan sessizliği kısa süreliğine bozuyordu.
Dışarıda krallık uyuyordu.
Fakat Aurelion uyumuyordu.
Masasının başında durmuş, önündeki rapora uzun zamandır dokunmadan bakıyordu.
Raporda yalnızca birkaç sayfa vardı.
Birkaç isim.
Birkaç tarih.
Ve tek bir isim diğerlerinin arasında fazlasıyla tanıdık görünüyordu.
Vaelis.
Aurelion’un parmakları masanın üzerinde yavaşça hareket etti. Kalemi eline aldı ve düşünceli bir şekilde parmaklarının arasında çevirmeye başladı.
“Değişmiş.”
Bu kelime zihninde tekrar tekrar yankılandı.
Vaelis gerçekten değişmişti.
Aurelion bunu ilk karşılaşmalarında fark etmişti. Yüz aynıydı. Beden aynıydı. Ses bile büyük ölçüde aynıydı.
Ama bakışlar...
Bakışlar farklıydı.
Eskiden Vaelis’in gözlerinde hiçbir şey göremezdiniz. Keskinlik vardı, dikkat vardı, tehlike vardı; fakat insanı insan yapan o küçük tereddütlerden eser yoktu. Bir emir verildiğinde düşünmezdi. Bir hedef gösterildiğinde sorgulamazdı. Önüne konulan görevi yerine getirir ve ardından arkasına bakmadan yoluna devam ederdi.
Sanki emir ile hareket arasında hiçbir düşünceye yer yoktu.
Şimdi ise...
Aurelion gözlerini rapordan ayırdı.
“Fazla farkında.”
Bu değişiklik onu rahatlatmıyordu.
Tam tersine, huzursuz ediyordu.
Çünkü Vaelis’in değişmesi, yalnızca hafızasını kaybetmesiyle açıklanabilecek bir şey değildi.
Bir şey öğrenmişti.
Bir şey fark etmişti.
Ya da...
İçindeki bir şey uyanmıştı.
Aurelion başını hafifçe kaldırdı.
Odanın diğer ucunda, karanlığın içinde bir gölge bekliyordu.
“Onu izleyin.”
Ses sakin ve alçaktı.
“Fark ettirmeden.”
Gölge öne çıktı ve diz çöktü.
“Nasıl bir sınama istersiniz, majesteleri?”
Aurelion birkaç saniye cevap vermedi.
Sonra gözlerini yeniden rapora çevirdi.
“Geçmişi.”
Adamın başı hafifçe kalktı.
“Majesteleri... o görev—”
“Bitmedi.”
Aurelion’un sesi bu kez daha sertti.
“Sadece üzeri örtüldü.”
Odanın içinde kısa bir sessizlik oluştu.
Aurelion masanın üzerinde duran kraliyet mührünü eline aldı. Balmumunu yavaşça ısıttı ve mührü üzerine bastırdı.
“Vaelis’e bir emir verilecek.”
Bir an durdu.
“Resmî olmayacak.”
Mührü kaldırdı.
“Kayıtlara geçmeyecek.”
Gölgedeki adam başını eğdi.
Aurelion’un bakışları sertleşti.
“Ve eğer hâlâ eskisi gibiyse...”
Cümlesinin devamını söylemesine gerek yoktu.
Adam anladı.
“Tereddüt etmeden yerine getirecek.”
Aurelion başını hafifçe salladı.
“Tam olarak bunu görmek istiyorum.”
---
Vaelis emri ertesi sabah aldı.
Onu getiren kişi bir asker değildi.
Bir haberciydi.
Elinde ne mühürlü bir belge vardı ne de kralın imzasını taşıyan bir ferman.
Yalnızca ezberlenmesi gereken kısa bir cümle.
“Güney kanadındaki eski isyan artığını temizle.”
Haberci bir an durdu.
“Emir sessiz olacak.”
Sonra daha da alçak bir sesle ekledi:
“Tanıksız.”
Vaelis’in yüzünde hiçbir değişiklik olmadı.
Başını eğdi.
“Anlaşıldı.”
Haberci ayrıldığında koridor yeniden sessizliğe gömüldü.
Fakat Rowan’ın zihni çoktan alarma geçmişti.
“Bu bir test.”
Bundan artık neredeyse emindi.
Emrin belirsizliği tesadüf değildi.
“İsyan artığı.”
Bu ifade özellikle seçilmişti.
Bir grup asker olabilir.
Bir kaçak olabilir.
Bir sivil olabilir.
Belki yalnızca bir kişi...
Ve “temizle” kelimesi, geçmişteki kayıtlarda gördüğü o soğuk ifadeleri yeniden karşısına çıkarıyordu.
“Eğer hiç soru sormadan gidersem...”
Rowan düşündü.
“Aurelion aradığı şeyi bulmuş olacak.”
Ama soru sorarsa?
Şüphe çekecekti.
Vaelis’in yıllardır yapmadığı bir şeyi yapmış olacaktı.
Emri sorgulamak.
Rowan derin bir nefes aldı.
Sonunda kararını verdi.
Yüzünü değiştirmeyecekti.
Emri reddetmeyecekti.
Ama emrin ne anlama geldiğini kendi başına öğrenecekti.
Vaelis koridorda ilerledi.
Adımları sakindi.
Her zamanki gibi.
Fakat güney kanadına gitmeden önce yönünü değiştirdi.
Kayıt odasına girdi.
Kapıyı arkasından kapattı.
Eski belgeleri tek tek çıkarmaya başladı.
Saatler boyunca aynı kelimeler karşısına çıktı.
“Temizlendi.”
“Ortadan kaldırıldı.”
“Tehdit sona erdirildi.”
Fakat sonra Rowan’ın bakışları başka bir ayrıntıya takıldı.
İsimler yoktu.
Buna karşılık yaşlar vardı.
Bazı kayıtlarda yirmi.
On sekiz.
On altı.
Daha küçük yaşlar bile...
Rowan’ın parmakları sayfanın üzerinde dondu.
“Hayır...”
Nefesini tuttu.
Bu bir askerî operasyon değildi.
En azından yalnızca öyle değildi.
Bu, birilerinin sesini tamamen susturmak için kullanılan bir yöntemdi.
Ve Vaelis yıllarca bunun bir parçası olmuştu.
Belki isteyerek.
Belki istemeden.
Belki de artık hangisinin doğru olduğunu kendisi bile hatırlamıyordu.
Akşam olduğunda Vaelis güney kanadına doğru yola çıktı.
Fakat bu kez yalnız değildi.
Yanına iki asker aldı.
Kayıtlarda isimleri geçmeyecek, emrin resmî olmadığını bilen fakat yaşanacaklara şahit olabilecek iki asker...
Rowan bunun riskli olduğunu biliyordu.
Ama başka bir seçeneği de yoktu.
Hedefe ulaştıklarında karşılarında bir ordu bulmadılar.
Bir kamp yoktu.
Bir savaş hazırlığı yoktu.
Sadece tek bir adam vardı.
Zincirlerle tutulmuş, yorgun ve yaralı görünen bir adam...
Adam başını kaldırdı.
Vaelis’i gördüğü anda yüzündeki ifade değişti.
Dudaklarında acı bir gülümseme belirdi.
“Vaelis...”
Ses kısıktı.
Ama tanıdıktı.
Beden bir anlığına tepki verdi.
Rowan bunu hissetti.
Bu sesi Vaelis tanıyordu.
Ama Rowan tanımıyordu.
Adam gözlerini ondan ayırmadan konuştu.
“Sonunda geldin.”
Vaelis’in yüzü taş gibiydi.
“Emir verildi.”
Adam güldü.
Bu, eğlenceden doğan bir gülüş değildi.
İçinde yılların kırgınlığı vardı.
“Demek prens seni yine gönderdi.”
Rowan’ın kalbi hızlandı.
Adam devam etti.
“Bakalım... bu sefer de gereğinden fazlasını yapacak mısın?”
Sessizlik.
Vaelis’in eli kılıcının kabzasına doğru gitti.
Askerler bekliyordu.
Adam bekliyordu.
Ve belki de çok uzaklarda bir yerde Aurelion da cevabı bekliyordu.
Rowan’ın zihninde tek bir düşünce vardı.
İşte bu.
Aurelion’un görmek istediği an tam olarak buydu.
Vaelis’in geçmişteki refleksleriyle bugünkü iradesinin karşı karşıya geldiği an...
Kılıcın kabzası hâlâ elinin altındaydı.
Ama Vaelis çekmedi.
İlk kez...
Emir ile vicdan arasındaki o küçücük boşlukta durdu.
Ve o küçücük tereddüt, geçmişte hiçbir zaman var olmayan bir şeydi.
Vaelis başını kaldırdı.
Adamın gözlerinin içine baktı.
“Ne yaptığımı anlat.”
Adamın yüzündeki acı gülümseme kayboldu.
Çünkü Vaelis’in sorusu, onun beklediği hiçbir şeye benzemiyordu.
Ve Rowan o anda anladı:
Bu yalnızca Aurelion’un Vaelis’i sınadığı bir gece değildi.
Aynı zamanda Vaelis’in kendi geçmişiyle ilk kez yüzleştiği geceydi.
Uzaklarda, sarayın yüksek kulelerinden birinde bir başka çift göz karanlığın içinden güney kanadına bakıyordu.
Aurelion henüz cevabı bilmiyordu.
Ama artık bir şeyden emindi.
Vaelis gerçekten değişmişti.
Ve bu değişimin nereye varacağını öğrenmek için, onun geçmişini biraz daha zorlaması gerekecekti.
Bölüm etkileşimi
