48. bölüm / 66
⟡ İ K İ D Ü N Y A A R A S I N D A ⟡45.bolum
Bölümler 66Şu an: 45.bolum
- 1 Bölüm 11.441 kelime
- 2 Bölüm 21.095 kelime
- 3 Bölüm 31.282 kelime
- 4 Bölüm 41.270 kelime
- 5 5.bolum Karanlığın içindeki gerçek.1.075 kelime
- 6 6.bölüm-Sınamanın Başlangıcı914 kelime
- 7 7.bolum Tahtın Gölgesinde1.023 kelime
- 8 8.Bölüm740 kelime
- 9 9.bölüm859 kelime
- 10 10.bölüm1.117 kelime
- 11 11.bölüm1.045 kelime
- 12 12.bölüm978 kelime
- 13 13.bolum1.083 kelime
- 14 14.bolüm865 kelime
- 15 15.bölüm834 kelime
- 16 16.bolum928 kelime
- 17 17.bölüm901 kelime
- 18 18.bolum1.000 kelime
- 19 19.bölüm1.008 kelime
- 20 20.bolum888 kelime
- 21 21.bölüm921 kelime
- 22 22.bölüm884 kelime
- 23 23.bolum1.008 kelime
- 24 24.bölüm746 kelime
- 25 25.bolum871 kelime
- 26 26.bölüm751 kelime
- 27 27.bölüm882 kelime
- 28 28.bolum569 kelime
- 29 29.bolum875 kelime
- 30 30.bolum908 kelime
- 31 31.bolum1.107 kelime
- 32 32.bolum882 kelime
- 33 33.bolum861 kelime
- 34 KARAKTERLER
- 35 34.bolu.1.007 kelime
- 36 35.bolum589 kelime
- 37 36.bolum919 kelime
- 38 37.bolum694 kelime
- 39 38.bolum1.088 kelime
- 40 38.5319 kelime
- 41 38.6569 kelime
- 42 39.bolum1.124 kelime
- 43 40.bolum1.182 kelime
- 44 41.bolum1.088 kelime
- 45 42.bolum1.133 kelime
- 46 43.bolum1.044 kelime
- 47 44.bolum1.013 kelime
- 48 45.bolum923 kelime · Okuduğun bölüm
- 49 46.bolum final.1.386 kelime
- 50 Yan hikaye 1.bolum869 kelime
- 51 Yan hikaye bölüm 2966 kelime
- 52 Yan hikaye bölüm 31.020 kelime
- 53 Yan hikaye bölüm 4946 kelime
- 54 Yan hikaye bölüm 5811 kelime
- 55 Yan hikaye bölüm 6755 kelime
- 56 Yan hikaye bölüm 7894 kelime
- 57 Yan hikaye bölüm 8866 kelime
- 58 Yan hikaye bölüm 8.5799 kelime
- 59 Yan hikaye 9.bolum1.138 kelime
- 60 Yan hikaye 10.bolum974 kelime
- 61 Yan hikaye bölüm 11701 kelime
- 62 Yan hikaye bölüm 12536 kelime
- 63 Yan hikaye bölüm 13822 kelime
- 64 Yan hikaye bölüm 14768 kelime
- 65 Özel bölüm888 kelime
- 66 Vaelis & Aurelion Özel sahneleri..
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İki Kişilik Dünya
Gece yarısıydı.
Şehir uyuyordu.
Pencerelerin çoğundaki ışıklar sönmüş, sokaklar gündüzün telaşından geriye kalan sessizliğe bırakılmıştı. Arada bir uzaklardan geçen bir arabanın sesi duyuluyor, sonra o ses de binaların arasında kayboluyordu.
Ama Rowan uyanıktı.
Masanın başında oturmuş, önündeki boş sayfaya bakıyordu.
Defter masanın üzerinde açıktı.
Artık sıradan bir defter değildi.
Rowan bunu biliyordu.
Sayfalar hareketsizdi ama yine de canlıymış gibi görünüyordu. Bazen kâğıdın yüzeyinde belli belirsiz dalgalanmalar oluşuyor, bazen boş satırlar sanki birazdan ortaya çıkacak kelimeleri bekliyormuş gibi kararıyordu.
Mürekkep yoktu.
Ama kelimeler vardı.
Henüz yazılmamışlardı.
Yine de oradaydılar.
Aurelion karşısında duruyordu.
Sessizdi.
Fakat gözleri her şeyi söylüyordu.
Korku vardı.
Kaygı vardı.
Ve bütün bunların altında, Rowan’a duyduğu güven vardı.
“Bunu yazarsan…”
dedi sonunda.
Sesi oldukça sakindi.
“Geri dönüş olmayacak.”
Rowan gözlerini sayfadan kaldırmadı.
“Biliyorum.”
Bu iki kelime odanın içinde uzun süre yankılanmış gibi oldu.
Çünkü ikisi de bunun ne anlama geldiğini biliyordu.
Bir kez yazmaya başladıklarında geri dönmeleri mümkün olmayacaktı.
Eski dünyanın kapısı kapanacaktı.
Kitabın kuralları bitecekti.
Ama beraberinde gerçek dünyanın bildikleri hayatı da sona erecekti.
Rowan elini defterin kapağına koydu.
Bir an bekledi.
Sonra açtı.
Bu kez kitap direnmedi.
Sayfalar kendi kendine çevrilmedi.
Karanlık bir güç ortaya çıkmadı.
Hiçbir ses onları durdurmaya çalışmadı.
Sanki kitap…
ilk kez sonucu kabul etmişti.
Rowan yavaşça konuşmaya başladı.
“Bu dünya…”
Parmakları sayfanın kenarında gezindi.
“Oyun oynuyor.”
Aurelion başını kaldırdı.
“Biliyorum.”
“Yeni yüzlerle.”
Rowan devam etti.
“Yeni rollerle. Yeni isimlerle.”
Elias geldi aklına.
Sonra Elian.
Aynı gözler.
Farklı yüzler.
Farklı roller.
Ama aynı hikâyenin parçaları.
“Bizi sürekli içine çekiyor.”
Rowan’ın sesi sertleşti.
“Elias…”
Bir an durdu.
“O kitap…”
Sonra Aurelion’a baktı.
“Bizi bırakmayacak.”
Aurelion ona doğru bir adım attı.
“Peki ya yazacağın dünya?”
Rowan derin bir nefes aldı.
Bakışları boş sayfaya döndü.
“Gerçek olmayacak.”
Aurelion sessiz kaldı.
Rowan devam etti.
“Ama bize ait olacak.”
Bu cümleyle birlikte odadaki hava değişti.
Rowan kalemi eline aldı.
Kalemin ağırlığını parmaklarının arasında hissetti.
Daha önce bu ağırlığın ne anlama geldiğini bilmiyordu.
Şimdi biliyordu.
Kalem yalnızca yazmak için değildi.
Bir kararın başlangıcıydı.
“Eğer yeni bir kader yazarsam…”
Sesi hafifçe titredi.
“İki kitabın kuralları çarpışacak.”
Aurelion’un gözleri büyüdü.
“Eski kitap…”
Rowan başını salladı.
“Yok olacak.”
Aurelion birkaç saniye boyunca ona baktı.
Sonra en zor soruyu sordu.
“Ve biz?”
Rowan kalemi sayfanın üzerinde tuttu.
Başını kaldırdı.
Bu kez gözlerinde korku yoktu.
“Biz…”
Kısa bir sessizlik oldu.
“O dünyanın içinde kalacağız.”
Aurelion’un yüzünde yavaşça bir gülümseme oluştu.
Yorgun bir gülümsemeydi.
Ama kararlıydı.
“Yani…”
dedi.
“İlk kez başkasının yazdığı bir hikâyede değil…”
Rowan’a baktı.
“Kendi yazdığımız bir kaderde yaşayacağız.”
Rowan başını salladı.
“Evet.”
Aurelion elini uzattı.
Rowan’ın elinin üzerine koydu.
“Öyleyse yaz.”
Rowan kalemi sayfaya değdirdi.
İlk harf ortaya çıktı.
Sonra ikinci.
Ve üçüncü.
“Bu dünya iki kişilik olacak.”
Mürekkep sayfanın üzerinde yayılırken oda hafifçe titredi.
Rowan durmadı.
“Ne okuyucusu olacak…”
Duvarlarda ince çatlaklar oluşmaya başladı.
“…ne yazarı.”
Aurelion çevresine baktı.
Odanın renkleri soluyordu.
“Zaman dışarıda akacak…”
Pencereden görünen şehir bulanıklaşmaya başladı.
Arabaların ışıkları uzadı.
Binaların kenarları silinmeye başladı.
“…ama içeride duracak.”
Aurelion Rowan’ın elini daha sıkı tuttu.
Rowan devam etti.
“Bu dünyaya girenler hatırlayacak.”
Bir an durdu.
Sonra son satırı yazdı.
“Diğer tüm kitaplar unutacak.”
Mürekkep sayfanın sonuna ulaştığı anda—
Oda sarsıldı.
Bu kez daha güçlü.
Masanın kenarındaki eşyalar yere düştü.
Duvarların rengi çekildi.
Perdeler soldu.
Sokaktan gelen sesler birer birer kayboldu.
Önce arabaların sesi.
Sonra insanların sesleri.
Sonra rüzgâr.
En sonunda…
sessizlik.
Aurelion’un eli Rowan’ın omzuna gitti.
“Başladı.”
Rowan başını salladı.
“Biliyorum.”
Defterin sayfaları kendiliğinden çevrilmeye başladı.
Birinci sayfa.
İkinci.
Üçüncü.
Sayfalar hızlandıkça odanın çevresindeki dünya da çözülüyordu.
Duvarlar artık duvar gibi görünmüyordu.
Masanın kenarları ışığa dönüşüyordu.
Pencere ortadan kayboluyordu.
Ve sonra defterin içinden bir cümle yükseldi.
“Bu kaderden kaçış yok.”
Rowan gözlerini kapattı.
Bir başka satır ortaya çıktı.
“Ama pişmanlık da yok.”
Tam o anda…
uzaktan bir çığlık duyuldu.
Ama bu bir insanın çığlığı değildi.
Bir sesin…
bir varlığın…
bir dünyanın sonunu anlamasının çıkardığı ses gibiydi.
Elias’ın sesi.
Sayfaların arasından geldi.
“Beni—”
Söz yarım kaldı.
Ses parçalandı.
Sonra sessizlik.
Defter kapandı.
Son kelime sayfada belirdi.
“Bitti.”
Ve o anda…
her şey silinmeye başladı.
Önce masa.
Sonra sandalyeler.
Sonra duvarlar.
Sonra pencere.
Sonra bütün şehir.
Dünya, sanki hiçbir zaman var olmamış gibi yavaşça geriye çekiliyordu.
Ama Rowan ve Aurelion hâlâ oradaydı.
Artık çevrelerinde hiçbir şey yoktu.
Ne zemin.
Ne gökyüzü.
Ne duvar.
Ne zaman.
Sadece sonsuz bir boşluk.
Ve o boşluğun içinde…
ikisi.
Aurelion Rowan’a döndü.
Yüzünde korku yoktu.
“Hatırlayacağız…”
dedi.
Sesi boşlukta yankılandı.
“Değil mi?”
Rowan ona baktı.
Gözlerinden birkaç damla yaş süzüldü.
Ama gülümsüyordu.
“Evet.”
Elini Aurelion’un eline uzattı.
“Unutulacağız…”
Parmakları birbirine kenetlendi.
“Ama birbirimizi değil.”
Aurelion başını eğdi.
Bir süre konuşmadı.
Sonra çok hafif bir sesle:
“Bu kez…”
dedi.
“Kimse bizim yerimize karar vermeyecek.”
Rowan başını salladı.
“Kimse.”
Tam o anda boşluğun altında bir şey oluşmaya başladı.
Önce küçük bir çizgi.
Sonra ikinci bir çizgi.
Çizgiler birleşti.
Bir zemin oluştu.
Ardından uzaklarda bir gökyüzü belirdi.
Henüz tamamlanmamıştı.
Rengi belirgin değildi.
Ama vardı.
Yeni bir dünya…
henüz doğuyordu.
Aurelion hayranlıkla ona baktı.
“Sen mi yazdın bunu?”
Rowan başını salladı.
“Hayır.”
Sonra ona baktı.
“Biz yazdık.”
Defter yeniden açıldı.
Bu kez sayfalar eskisi gibi ürkütücü değildi.
Sessizdi.
Sakin bir şekilde önlerinde duruyordu.
Son sayfanın ortasında yalnızca tek bir cümle vardı:
“Başlangıç.”
Defterin sayfaları etraflarında dönmeye başladı.
Hafif bir ışık onları sardı.
Rowan Aurelion’un elini bırakmadı.
Aurelion da onun elini.
İkisi birlikte sayfalara doğru çekildiler.
Ama bu kez korkmuyorlardı.
Çünkü bu bir tuzak değildi.
Bir hapishane değildi.
Bir kader değildi.
Bu…
kendi seçtikleri dünyaydı.
Son anda Rowan deftere baktı.
Ve sayfanın üzerinde yeni bir cümle belirdi.
“Bu kez hikâye sizi yazmayacak.”
Bir an sonra ikisi de sayfanın içinde kayboldu.
Defter kapandı.
Ve dünya sustu.
Bu sefer…
okunmak için değil.
Yaşanmak için.
Bölüm etkileşimi
