39. bölüm / 66
⟡ İ K İ D Ü N Y A A R A S I N D A ⟡38.bolum
Bölümler 66Şu an: 38.bolum
- 1 Bölüm 11.441 kelime
- 2 Bölüm 21.095 kelime
- 3 Bölüm 31.282 kelime
- 4 Bölüm 41.270 kelime
- 5 5.bolum Karanlığın içindeki gerçek.1.075 kelime
- 6 6.bölüm-Sınamanın Başlangıcı914 kelime
- 7 7.bolum Tahtın Gölgesinde1.023 kelime
- 8 8.Bölüm740 kelime
- 9 9.bölüm859 kelime
- 10 10.bölüm1.117 kelime
- 11 11.bölüm1.045 kelime
- 12 12.bölüm978 kelime
- 13 13.bolum1.083 kelime
- 14 14.bolüm865 kelime
- 15 15.bölüm834 kelime
- 16 16.bolum928 kelime
- 17 17.bölüm901 kelime
- 18 18.bolum1.000 kelime
- 19 19.bölüm1.008 kelime
- 20 20.bolum888 kelime
- 21 21.bölüm921 kelime
- 22 22.bölüm884 kelime
- 23 23.bolum1.008 kelime
- 24 24.bölüm746 kelime
- 25 25.bolum871 kelime
- 26 26.bölüm751 kelime
- 27 27.bölüm882 kelime
- 28 28.bolum569 kelime
- 29 29.bolum875 kelime
- 30 30.bolum908 kelime
- 31 31.bolum1.107 kelime
- 32 32.bolum882 kelime
- 33 33.bolum861 kelime
- 34 KARAKTERLER
- 35 34.bolu.1.007 kelime
- 36 35.bolum589 kelime
- 37 36.bolum919 kelime
- 38 37.bolum694 kelime
- 39 38.bolum1.088 kelime · Okuduğun bölüm
- 40 38.5319 kelime
- 41 38.6569 kelime
- 42 39.bolum1.124 kelime
- 43 40.bolum1.182 kelime
- 44 41.bolum1.088 kelime
- 45 42.bolum1.133 kelime
- 46 43.bolum1.044 kelime
- 47 44.bolum1.013 kelime
- 48 45.bolum923 kelime
- 49 46.bolum final.1.386 kelime
- 50 Yan hikaye 1.bolum869 kelime
- 51 Yan hikaye bölüm 2966 kelime
- 52 Yan hikaye bölüm 31.020 kelime
- 53 Yan hikaye bölüm 4946 kelime
- 54 Yan hikaye bölüm 5811 kelime
- 55 Yan hikaye bölüm 6755 kelime
- 56 Yan hikaye bölüm 7894 kelime
- 57 Yan hikaye bölüm 8866 kelime
- 58 Yan hikaye bölüm 8.5799 kelime
- 59 Yan hikaye 9.bolum1.138 kelime
- 60 Yan hikaye 10.bolum974 kelime
- 61 Yan hikaye bölüm 11701 kelime
- 62 Yan hikaye bölüm 12536 kelime
- 63 Yan hikaye bölüm 13822 kelime
- 64 Yan hikaye bölüm 14768 kelime
- 65 Özel bölüm888 kelime
- 66 Vaelis & Aurelion Özel sahneleri..
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Zamanın Ötesinde
Gece yarısıydı.
Hastane neredeyse tamamen sessizliğe gömülmüştü. Gündüz boyunca hiç durmayan koridorlar boşalmış, hemşirelerin ayak sesleri seyrekleşmiş, kapıların ardında devam eden hayat bile gecenin ağırlığı altında yavaşlamıştı. Rowan’ın odasında ise yalnızca monitörün düzenli sesi duyuluyordu.
Bip…
Bip…
Bip…
Rowan yatağında oturuyordu.
Dizlerinin üzerinde, birkaç saat önce kendisini yeniden geçmişe bağlayan o boş kapaklı kitap duruyordu.
Artık korkmuyordu.
En azından korkusunun karar vermesine izin vermiyordu.
Parmaklarını kapağın üzerinde gezdirdi. Kitabın yüzeyi soğuktu. Fakat Rowan onun içinde hâlâ bir şeylerin hareket ettiğini hissedebiliyordu.
Bir dünya.
Bir zaman.
Bir insan.
Aurelion.
Rowan gözlerini kapattı.
Onu son gördüğü anı düşündü.
Kapının önünde birbirlerine uzanan ellerini…
Parçalanan sayfaları…
Kitabın kayboluşunu…
Ve ardından gelen ayrılığı.
Yirmi yıl.
Aurelion’un dünyasında yirmi yıl geçmişti.
Rowan’ın dünyasında ise belki yalnızca birkaç saat.
Ama zamanın iki insan arasında böyle bir uçurum oluşturabileceğini artık biliyordu.
Kitabın kapağını açtı.
Sayfalar bu kez kendiliğinden çevrilmedi.
Sessizlik vardı.
Rowan birkaç saniye bekledi.
Sonra kitabın üzerine eğildi.
“Beni götür.”
Sesi sakin ama kesindi.
“Yazıldığı yere.”
Hiçbir şey olmadı.
Rowan geri çekilmedi.
“Beni duyuyorsan…”
Elini sayfanın üzerine koydu.
“Bu kez beni seçmek zorunda değilsin. Ben seçiyorum.”
Sayfanın ortasında küçük bir mürekkep lekesi oluştu.
Leke genişledi.
İnce çizgiler hâlinde kâğıdın üzerine yayıldı.
Sonra tek bir tarih ortaya çıktı.
YİRMİ YIL ÖNCE.
Rowan’ın gözleri tarihte kaldı.
“Demek gerçekten…”
Cümlesini tamamlayamadı.
Çünkü oda değişmeye başlamıştı.
Duvarların rengi soldu.
Tavan bulanıklaştı.
Hastane yatağı sanki uzaklaşıyor, odadaki bütün eşyalar bir anlığına saydamlaşıyordu.
Pencereden görünen şehir ışıkları geriye doğru akmaya başladı.
Sanki dünya bir film değildi de biri filmi tersine oynatıyordu.
Zaman…
geri dönüyordu.
Rowan gözlerini kapatmadı.
Bu kez kaçmayacaktı.
Etrafındaki dünya tamamen silindiğinde ayağının altında hissettiği zemin bir taş zemin değildi.
Bir anıydı.
Yirmi Yıl Önce
Mum ışığı.
Eski ahşap masa.
Dağınık kâğıtlar.
Duvar boyunca uzanan kitaplıklar.
Yarım bırakılmış cümlelerle dolu sayfalar…
Rowan yavaşça etrafına baktı.
Burası ona yabancıydı.
Ama aynı zamanda fazlasıyla tanıdıktı.
Çünkü bu oda, yıllar sonra bütün dünyanın kaderini değiştirecek hikâyenin başladığı yerdi.
Ve masanın başında biri oturuyordu.
Gençti.
Omuzları daha dikti.
Yüzünde henüz yılların bıraktığı o yorgunluk yoktu.
Ama gözler…
Gözler aynıydı.
Aurelion.
Rowan’ın göğsü sıkıştı.
“Aurelion…”
Kelime dudaklarından yalnızca bir fısıltı olarak çıktı.
Aurelion’un kalemi durdu.
Başını kaldırdı.
Önce Rowan’a baktı.
Sonra tekrar baktı.
Sanki gözlerinin gördüğü şeyle zihninin kabul ettiği şey birbirinden tamamen farklıydı.
Kalemi elinden düştü.
Tahta zemine çarptığında çıkan ses, odadaki sessizliği parçaladı.
“Bu…”
Aurelion ayağa kalktı.
“Bu mümkün değil.”
Rowan ona doğru bir adım attı.
Aurelion geri çekilmedi.
Fakat yüzündeki şaşkınlık giderek büyüdü.
“Sen…”
Sesi titredi.
“Sen gerçek değilsin.”
Rowan’ın gözleri doldu ama gülümsedi.
“Gerçeğim.”
Bir adım daha attı.
“Ve her şeyi hatırlıyorum.”
Aurelion’un bakışları Rowan’ın yüzünde gezindi.
Sanki onu ilk kez görüyormuş gibi değil…
Sanki yıllardır kaybettiği bir şeyi yeniden bulmuş gibi bakıyordu.
“Demek…”
Nefesi kesildi.
“Kapı çalıştı.”
Rowan başını salladı.
“Evet.”
Aurelion birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.
Sonra gözlerini kaçırdı.
“Beni durdurmaya mı geldin?”
Rowan’ın cevabı gecikmedi.
“Hayır.”
Aurelion tekrar ona baktı.
“Seni geri almaya geldim.”
Bu söz odada uzun süre asılı kaldı.
Aurelion’un yüzündeki ifade değişti.
Çünkü yirmi yıl boyunca beklediği şey belki de tam olarak buydu.
Ama aynı zamanda en çok korktuğu şey de buydu.
Tam o anda odanın ortasında bir ışık belirdi.
Kitap ortaya çıktı.
Fakat bu kez eski hâlinde değildi.
Bir kitap gibi görünmüyordu.
Sayfaları havada asılıydı.
Kelimeler çevresinde dönüyor, satırlar birbirlerinin üzerine yazılıyor, harfler bir sistemin parçaları gibi hareket ediyordu.
Sanki kitap artık bir nesne değil…
bir iradeydi.
Sayfanın ortasında tek bir kural belirdi.
YAZAR KENDİ ZAMANINI TERK EDEMEZ.
Aurelion acı bir tebessümle Rowan’a baktı.
“Görüyorsun.”
Rowan gözlerini sayfadan ayırmadı.
“Görüyorum.”
“Bu yüzden yalnız kalmak zorundayım.”
“Hayır.”
Rowan kitabın önüne geçti.
“Bu yüzden kitap senin yalnız kalacağına inanmanı istiyor.”
Kitap bir anda titredi.
Yeni kelimeler belirdi.
HER KURALIN BİR BEDELİ VARDIR.
Rowan’ın bakışları sertleşti.
“Ne bedeli?”
Sayfa karardı.
Mürekkep, kâğıdın üzerinde ağır ağır yayıldı.
Sonunda cevap ortaya çıktı.
YAZAR, YAZMAYI BIRAKMALIDIR.
Odanın içindeki bütün sesler kesildi.
Aurelion’un yüzündeki ifade dondu.
“Hayır.”
Rowan ona baktı.
Aurelion başını iki yana salladı.
“Eğer yazmazsam…”
Cümlesini tamamlayamadı.
Rowan tamamladı.
“Kitap da var olamaz.”
Aurelion’un bakışları kitaba çevrildi.
“Ve seni burada tutamaz.”
İlk kez kitabın karşısında sessizlik oluştu.
Çünkü kuralın içinde bir açık vardı.
Kitap Aurelion’u yazar olarak kullanıyordu.
Ama Aurelion yazmayı bıraktığı anda kitap onu kontrol ettiği temel şeyi kaybedecekti.
Aurelion ellerine baktı.
Yirmi yıl boyunca tuttuğu kaleme…
O kalemle yarattığı dünyalara…
Yazdığı karakterlere…
Verdiği kaderlere…
Ve sonunda kendi kaderini de yazdığına inandığı o sayfalara.
“Peki ya sen?”
Sorusu Rowan’a yönelmişti.
Rowan bir süre cevap vermedi.
Sonra sakince konuştu.
“Ben zaten bedelimi ödedim.”
Aurelion’un kaşları çatıldı.
“Ne demek istiyorsun?”
“Beni buraya getiren dünya benden çok şey aldı.”
Rowan kitabın sayfalarına baktı.
“Zamanımı aldı. Korkularımı aldı. Gerçekle kurgu arasındaki sınırı kaybettirdi.”
Sonra Aurelion’a döndü.
“Ama seni bırakmayacağım.”
Aurelion’un gözleri doldu.
“Bütün hikâyelerimi…”
Rowan yavaşça başını salladı.
“Bitti.”
Aurelion kaleme baktı.
Uzun süre eline almak istemedi.
Çünkü o kalem onun için yalnızca bir yazı aracı değildi.
Bir zamanlar dünyayı yaratmıştı.
Sonra o dünya onu yutmuştu.
Şimdi ise aynı kalemden vazgeçmek, belki de ilk kez gerçekten özgür olabilmek demekti.
Aurelion elini uzattı.
Kalemi aldı.
Kâğıdın üzerine getirdi.
Rowan onu sessizce izledi.
Aurelion son bir kez boş sayfaya baktı.
Yıllar önce burada başladığı hikâyeyi düşündü.
Sonra kalemi kâğıttan uzaklaştırdı.
Ve bıraktı.
Kalem masanın üzerine düştü.
O anda kitap çatladı.
Çatlaklar sayfanın tamamına yayıldı.
Fakat bu kez içinden karanlık çıkmadı.
Işık yayıldı.
Sayfalar tek tek çözülmeye başladı.
Kelimeler havaya yükseldi.
Sonra ışığın içinde eriyip kayboldular.
Aurelion şaşkınlıkla geri çekildi.
“Bitti mi?”
Rowan cevap vermeden önlerindeki ışığa baktı.
Kitabın tam ortasında bir kapı oluşuyordu.
Kapının ardında ne saray vardı…
ne zindan…
ne de kitap tarafından yazılmış bir dünya.
Yalnızca beyaz bir ışık.
Ve bilinmeyen bir yol.
Aurelion, Rowan’ın yanına geldi.
“Bu kapı…”
“Tek yönlü.”
Aurelion bunu duyduğunda bir an durdu.
Sonra Rowan’a baktı.
“Geri dönemeyiz.”
Rowan başını salladı.
“Biliyorum.”
Aurelion gözlerini kapıya çevirdi.
Yirmi yıl boyunca yaşadığı dünyayı arkasında bırakacaktı.
Ama ilk kez…
bunu bir kayıp olarak görmüyordu.
Çünkü artık o dünyanın yazarı olarak değil, kendi hayatının sahibi olarak ilerliyordu.
Rowan elini uzattı.
“Şimdi.”
Aurelion tereddüt etmedi.
Elini Rowan’ın eline bıraktı.
Parmakları birbirine kenetlendi.
Ve birlikte kapıya doğru yürüdüler.
İlk adımı Rowan attı.
İkinci adımı Aurelion.
Işık etraflarını sardı.
Arkalarında kalan oda yavaşça silindi.
Masa…
mumlar…
kitaplar…
yarım kalmış sayfalar…
hepsi geçmişin içinde kayboldu.
Fakat bu kez geçmiş onları takip edemedi.
Zaman ilk kez onların peşinden gelmiyordu.
Onları geride bırakıyordu.
Rowan son kez arkasına baktı.
Aurelion da baktı.
İkisi aynı şeyi gördü.
Boş bir oda.
Boş bir masa.
Ve üzerinde artık yazılmayacak olan bir hikâyenin son sayfası.
Kapı kapandı.
Ve o anda…
yirmi yıldır birbirinden ayrı duran iki zaman çizgisi ilk kez birleşti.
Zaman, ilk kez iki kişiyi birden bıraktı.
Bölüm etkileşimi
